Kriter > Siyaset |

AK Parti ve Siyasal Değişimi Yönetmek


AK Parti’nin bundan sonraki süreçte başarısını devam ettirebilmesi için mevcut çıtanın altına düşmemesi gerekir. Ancak bu yeterli değildir. Aynı zamanda siyasal değişimi de yönetmesi gerekmektedir.

AK Parti ve Siyasal Değişimi Yönetmek
Kuruluşundan Bugüne AK Parti Sempozyumunda Başkan Erdoğan’a SETA Mütevelli Heyet Başkanı Serhat Albayrak tarafından hediye verildi. (14 Ağustos 2018)

14 Ağustos 2018 itibarıyla AK Parti kuruluşunun 17. yılını kutladı. AK Parti 14 Ağustos 2001’de kurulmuş, 3 Kasım 2002’de de yüzde 34,28 oy oranı ile iktidara gelmiştir. Bu sonuçlarla 550 üyeli Parlamentonun 363 milletvekiline sahip olmuştur. AK Parti’nin girdiği ilk seçimlerde 19 parti yarışmış ve sadece iki parti yüzde 10’luk seçim barajını geçerek Meclise girmiştir. O dönemde erken seçim kararını alan ve iktidarda olan DSP-ANAP ve MHP’den hiçbiri parlamentoya girememiştir. CHP ise oyların sadece yüzde 19,39’unu almıştır.

AK Parti’nin kurulduğu dönemde, Türkiye uzun dönemdir ağır bir ekonomik ve siyasi krizin içindeydi. Askeri darbelerin sonucunda siyasi yapılar parçalanmış, siyasi alan güçsüz siyasi partilerle kırılganlaşmış, bunun sonucunda da rüşvet, yolsuzluk, siyasal baskı, politik dışlanmışlık artmış, ekonomik darboğaz gittikçe derinleşmişti. Böyle bir siyasi atmosferde 2001’de yapılan bir ankette deneklerin yüzde 70,7’si Türkiye’de yeni bir siyasal partiye ihtiyaç duyulduğunu belirtmişti.

Dolayısıyla da AK Parti oluşan bu siyasi boşluğu görerek kurulmuştu. Kurulduğunda kurucu lideri olan Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı olduğu için ilk seçimlere bile girememişti. AK Parti kuruluşunun hemen ardından iktidara geldiği için daha kendi kimliğini ve ideolojik konumlanmasını bile tam olarak tanımlamamıştı. Parti iktidara geldikten sonra önceliğini ülkenin acil sorunlarının çözümüne hasrettiği için kendi kimliğini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlaması ancak 2004’ten sonra gerçekleşecekti.

AK Parti Türkiye’nin 14 Mayıs 1950’de demokrasiye geçmesinden bu yana kesintisiz en fazla iktidarda kalan parti olma özelliği gösteriyor. Şu an itibarıyla 16 yıldır kesintisiz iktidarda. Bir sonraki seçim normal süresinde yapıldığı taktirde 21 yıldır iktidarda olacak. AK Parti şu ana kadar bu 16 yıllık dönemde 14 seçim kazanmış, seçimlerde elde ettiği oy oranı ilk seçim başarısının altına hiç düşmemiştir. Aynı zamanda hemen hemen bütün seçimlerde en yakın rakibi olan ana muhalefet partisinden iki kat fazla oy alabilmiştir. En son 24 Haziran seçimlerinde de partinin lideri Erdoğan seçmenlerden her iki kişiden birinin oyunu almıştır.

Bütün bu açılardan bakıldığında AK Parti Türkiye siyasi hayatı bakımından istisnai bir konuma sahiptir.

Dünyada “Hakim Parti”ler

Dünyada demokratik ülkelerdeki uzun dönem iktidarda kalan partilerle karşılaştırıldığında AK Parti’nin benzeri oldukça azdır. AK Parti “hakim parti” özelliği göstermekte, Türkiye’nin mevcut siyasi yapısı da “hakim partili” bir siyasal sisteme evrilmiş bulunmaktadır. Bir partinin siyasal sistemde hakim parti olarak tanımlanması için serbest rekabete dayalı seçimlerde parlamentoda mutlak çoğunluğu en az dört seçim arka arkaya ve kesintisiz sağlaması ve yirmi yıl civarında da iktidarını sürdürmesi gerekmektedir.

Dünyada demokratik ülkelerde AK Parti benzeri hakim partiler kendi ülkelerinin siyasal sistemini domine etmişlerdir. Ancak bu partilerden bazıları iktidarlarının belirli dönemlerinde sistemde hakim olsalar da iktidar ortağı olarak diğer partilere ihtiyaç duymuşlardır. Öte yandan bu tip siyasi partilerin iktidar süreçlerinde aynı karizmatik liderlikle yollarına uzun süre devam edememesi de Türkiye örneğinden farklılaşmaktadır. Dünya’da AK Parti’nin iktidar tecrübesine benzer şekilde Japonya’da Liberal Demokrat Partisi 1955-2009, İtalya’da Hristiyan Demokrat Parti 1945-1982, Hindistan’da Kongre Partisi 1947-1977 arasında, Meksika’da Kurumsal Devrimci Parti 1946’dan 2000’lere ve İsveç’te Sosyal Demokrat Parti 1932’den sonra 70 yıllık dönemde iktidarda kalan hakim partilerdir.

Dünyada uzun dönem iktidarda kalmış partilerin ilk iktidara gelme süreçlerine bakıldığında siyasal parti literatüründe ortaklaşan özellikler bulunmaktadır. Genellikle uzun süredir siyasal sistem bir kriz içerisinde olduğu için, sistemde var olan mevcut siyasi partiler parçalanarak toplumsal meşruiyetlerini kaybetmişlerdir. Bazı siyasi sistemlerde ise devrim, büyük savaşlar, sömürgecilikten kurtulma gibi tarihsel dönüm noktaları bu tip partilerin ilk iktidar olma pratiğinde bir fırsatı ortaya çıkarmıştır.

Uzun dönem iktidarda kalan hakim partilerin hakimiyetlerini devam ettirmelerinin de bazı ortak özellikleri mevcuttur. Ülkenin toplumsal, etnik ve dini yapılarının oransal dağılımları hakimiyete etki etmektedir. Farklı grup çıkarlarını uzlaştırarak geniş toplum kesimlerinin desteğini alan, başarılı sosyal ve ekonomik politikaları sürekli hale getiren, kamu kaynaklarını gerektiğinde toplumun dezavantajlı kesimleri için kullanarak sosyal politikaları devreye sokan, zamanın ve dönemin gereğine uygun olarak ekonomik ve sosyal politikalarını değiştirip güncelleyen, muhalefet partilerinden her koşulda toplum önüne daha iyi alternatif politikalar koyabilen parti hakimiyetini sürdürmektedir. Ayrıca medyada azımsanamayacak bir desteğe sahip olma ve karizmatik liderlikle yoluna devam etmeyi de bu şartlara eklemek gerekiyor.

AK Parti Siyasal Değişimi De Yönetmeli

Bu açılardan bakıldığında AK Parti’nin bu hususlarda başarılı olduğu gerçeği ortadadır. Türkiye’nin değişen sosyolojisine göre siyaset anlayışını güncelleyebilmektedir. Bir taraftan seçmenin taban eğilimlerini saptayarak onların siyasetten beklentisine göre siyasal söylem ve pratiklerini dönüştürürken diğer taraftan toplumsal dönüşümün seyrini de yönetmektedir. AK Parti seçimlere ilk girdiğinde Türkiye’nin toplam seçmen sayısı 41.407.027 iken 24 Haziran’da seçmen sayısı ise 59.369.960’tır. Yani son 16 yıllık dönemde 17.962.933 yeni seçmen sisteme dahil olmuştur. AK Parti’nin 2002’de aldığı oy sayısının 10.808.229 olduğu göz önünde bulundurulduğunda sisteme sonradan dahil olan seçmen kitlesi oldukça dikkat çekicidir. 24 Haziran’da cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın aldığı oyun sayısı 26.325.188’dir.

AK Parti’nin giderek oyunu artırması toplumun her türlü kimlik grubu ve sosyal sınıflarından oy alarak farklı grup çıkarlarını uzlaştırmasıyla doğrudan ilgilidir. Toplumun gelir ve yaşam standardı olarak dezavantajlı kesimlerine sosyal yardımları belirli bir sisteme bağlayarak sürekli hale getirmiştir. Bu sosyal yardım konusu gıda ve yakacak yardımı olarak anlaşılmamalıdır. Öğrencilere eğitim yardımından sağlık sistemine, çocuk yardımından yaşlı bakım yardımlarına kadar devletin her türlü sosyal yardım bu konunun içinde değerlendirilmelidir. AK Parti diğer bütün muhalefet partilerinden daha sahici ve inandırıcı politikaları her seçim döneminde toplumun önüne koyabildiği için toplumsal desteği dramatik bir düşüş göstermemektedir.

AK Parti’nin bundan sonraki süreçte hakimiyetini devam ettirebilmesi için burada sıralanan hususlarda başarısını sürdürmek zorundadır. Ancak bunlar yeterli değildir. Aynı zamanda siyasal değişimi yönetmesi gerekmektedir. Türkiye siyasal sistemini değiştirmiştir. Bu sistemin değişmesi sadece devletin yönetim şeklinin değişmesi ve yine bu yeni yönetim sistemine göre devletin yeniden yapılandırılması anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda siyasal partilerin de bu yeni sisteme göre kendi yapılarını ve siyaset yapma pratiklerini de dönüştürmeleri gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin siyasal kültüründe seçmen beklentileri belirli dinamikler üzerinden şekillenmiştir. Bir örnek vermek gerekirse iktidar partisinin yürütme organları ve partideki önemli kadrolarının kendi bölgesinden olmasını seçmen önemser. Ama yeni sistemde bakanlar genellikle siyaset dışından (bürokrasi ve özel sektör) geldiği için seçmenin beklentileri karşılanamayacaktır. Bu açıdan bakıldığında siyasal kültür dönüşünceye kadar seçmen beklentileri yönetilmek zorundadır.

Türkiye’de siyasi partilerin uzun ömürlü olamamalarının en önemli nedenlerinden biri kendi iç elitleri ve siyasi seçkinlerinin dönüşümünü sağlayamamalarıdır. Örneğin CHP’nin parti içi hizipleşmeleri ve sürekli kongrelere gitmesinin en önemli nedeni siyasi seçkinlerinin dönüşümünü yönetememesidir. Böyle olunca da parti kendi iç mikro iktidar mücadelesine odaklandığı için Türkiye’de genel makro iktidarı hedefleyen uzun dönemli siyasal bir programı ve tutarlı bir siyaset anlayışını devreye sokamamaktadır. Bu açıdan bakıldığında AK Parti’nin elit dönüşümünü parti içi sorunlar, hizipleşmeler ve parti içi iktidar mücadelelerine yol açmadan yönetmesi uzun dönemli hakimiyeti için gereklidir.

Ayrıca taban eğilimlerine karşı duyarlılığını yitirmemesi, kuruluş misyonuna uygun olarak ideolojik konumlanmasını güncellemesi, uluslararası alanda yaşanan dönüşümlere ve siyasetin yeni gereklerine karşı hazırlıklı olması, karizmatik liderlik sonrası partinin kurumsal yapısının zafiyet göstermemesi, ekonomik ve siyasi istikrarı sürekli kılması ve muhalefet partilerinin kendisine karşı birleşmesini önleyecek ittifak yapılarının devreye sokulması gerekmektedir. AK Parti bu konulara ilişkin politikalarından taviz vermediğinde daha uzun dönem Türkiye siyasetinde iktidarını ve hakimiyetini sürdürecektir.


Etiketler »