İstanbul Şehir Hatları Boğaz Turu
Kriter > Siyaset |

Almanya PKK’ya Mahkum mu?


Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin kent merkezini kuşatmasıyla birlikte Avrupa ve bilhassa Almanya’da Türklere ait cami, iş yeri ve kuruluşları hedef alan kundaklama eylemleri meydana gelmiştir.

Almanya PKK ya Mahkum mu

Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin kent merkezini kuşatmasıyla birlikte Avrupa ve bilhassa Almanya’da Türklere ait cami, iş yeri ve kuruluşları hedef alan kundaklama eylemleri meydana gelmiştir. 2018’in başından bu yana Almanya’da camilere ve Türk derneklerine yönelik toplamda 37 saldırının gerçekleştirildiği, bunlardan 18’inin DİTİB kuruluşlarının olduğu federal kurumlarca açıklanmıştır. DİTİB Almanya’daki en büyük dini kuruluştur ve kamuoyunda Türklerin kurumu olarak takdim edilmektedir.

Yaşanan bu olayların ardından her ne kadar bazı yerel Alman siyasiler camilerin kundaklanmasına ilişkin kınayıcı açıklamalar yapmışsa da saldırıların ardından hiçbir federal hükümet yetkilisinden konuya dair pozisyon alıcı bir açıklama gelmemiştir. Federal düzeydeki ilk resmi kınama mesajı Berlin Koca Sinan Camii’nin kundaklanmasından altı gün sonra yalnızca federal hükümet ve federal içişleri “sözcüleri” tarafından yapılmıştır.

İbadethane ve kuruluşlara yapılan saldırıların yanı sıra PKK’ya yakın dernek ve sempatizanların yoğun bir dezenformasyon kampanyası yürüttüğüne, Afrin operasyonuna yönelik protesto gösterileri adı altında PKK’nın Almanya’da da yasaklı flama ve bayraklarının dalgalandırıldığına, üstüne üstlük Türk bayraklarının ateşe verildiğine de şahit olunmuştur. Alman iç istihbarat teşkilatının son verilerine göre ülkede yaklaşık 14 bin doğrudan PKK’lı bulunurken bu sayı giderek artmaktadır. Örgütün Almanya’da topladığı yıllık bağış (haraç) miktarı ise 13 milyon avroyu aşmaktadır.

Siyasiler ve Güvenlik Makamlarının Saldırılara Duyarsızlığı

Alman makamlarının saldırıları PKK’lı çevrelerin yapmış olabileceği üzerinde durdukları ancak bunu teyit edemeyecekleri yönündeki açıklamaları öne çıkmaktadır. Halbuki PKK sempatizanlarının gerçekleştirdiği tüm gösterilerde Türkleri hedef alan açıklamalar yapıyor olmaları ve internet üzerinden Türklere ait kuruluşlara yönelik saldırı çağrılarında bulunmaları Alman yetkililer ve istihbarat kurumlarınca da takip edilmektedir. Bazı saldırıların gerçekleştiği yerlerde “Afrin” içerikli mesajların duvarlara yazıldığı da saptanmış ve emniyet yetkilileri tarafından kamuoyuyla paylaşılmıştır.

PKK’nın Afrin operasyonunu bahane ederek Almanya’da 1990’lardaki eylemlerine benzer bir şekilde harekete geçmeleri Alman siyasiler tarafından adeta görmezden gelinmektedir. Bu çerçevede Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert’in gündemdeki önemli olaylara sık sık sosyal medya hesabından temas etmesine rağmen Almanya’daki iç barışı ve ülkede yaşayan yaklaşık beş milyon Müslüman ve üç milyon Türk’ü ilgilendiren saldırılarla ilgili herhangi bir şey söylememesi dikkat çekmiştir. Aynı şekilde Türk ve Müslüman düşmanlığı gibi hususlar İsrail karşıtı eylemlerde bazı eylemcilerin İsrail bayraklarını ateşe vermesi sonrası günlerce ele alınmasıyla kıyaslanmayacak şekilde gündemde yer bulmamıştır. Alman kamuoyunda sürdürülen ve ülkedeki Müslümanları sorunsallaştırarak ele alınan –üzerine gidilmesi gereken ve Almanya’da ciddi bir sorun teşkil eden– antisemitizm meselesi Türk bayraklarının PKK’lılar tarafından yakın zamandaki gösterilerde yakılması sonrası konu dahi edilmemiştir.

Federal Alman hükümeti cephesinden saldırılara ilişkin açıklama ancak altı gün sonra yapılmıştır. Bu durum karşısında da yine Alman medyasından ciddi bir tepki gelmemiş, yalnızca bazı istisnai isimler konuya dair tepkisel bir pozisyon almışlardır. Örneğin Berlin merkezli Tagesspiegel gazetesinden Malte Lehming saldırılara tepkisini şu ifadelerle dile getirmiştir:

Üç kilisenin veya üç sinagogun yandığını düşünün. Muhtemelen özel yayınlar, büyük röportajlar yapılırdı ve baş yazılar kaleme alınırdı. Ayrıca bu eylemleri haklı çıkarma girişimleri sert bir şekilde reddedilirdi.

Genel eğilim ise Alman kamu kanalı ZDF’nin sosyal medyada paylaştığı bir haberde kullandığı dile benzer bir şekilde gerçekleşmiştir. ZDF, cami kundaklamalarını adeta meşrulaştıran bir yaklaşım ile “Birçok Kürt DİTİB’e kızgın çünkü Türk çatı kuruluşu camilerde savaş propagandası yapıyor. Bunun için mi DİTİB camileri yanıyor?” dilini tercih etmiştir. DİTİB camilerinde savaş propagandasının yapılmadığı aksine Türk askerine terörle mücadelede dua edildiği gerçeği ise söz konusu manipülatif ve Türk karşıtı haber dilinde elbette dikkate alınmamaktadır. Ayrıca saldırıya uğrayan diğer camiler arasında Türk hükümetine mesafeli duran Milli Görüş ve Almanya’daki diğer Müslüman Türk kuruluşları da yer almaktadır. Kaldı ki DİTİB camilerine gelen Müslüman Türklerin ne kadarının Türk hükümetini desteklediği de tartışmalı bir husustur.

Türkiye ve İslam’ın Farklı Bir Bağlamda Gündeme Getirilmesi

Diğer taraftan ilginç bir şekilde Türk camilerine saldırıların gerçekleştiği günlerde Alman kamuoyunda Türkiye ve İslam konularının farklı bağlamlarda farklı siyasetçiler tarafından olumsuz bir şekilde yeniden ele alınması da dikkat çekmiştir.

Örneğin 14 Mart’ta göreve başlayan Şansölye Merkel’in dördüncü hükümetinde Federal İçişleri Bakanı olarak görev alan Horst Seehofer, Bild gazetesine verdiği bir röportajda “İslam’ın Almanya’ya ait olmadığı” söylemini yeniden gündeme getirmiştir. Seehofer göreve gelir gelmez aşırı sağcı çevrelere “güven mesajı” vermiştir. Şansölye Merkel, Federal İçişleri Bakanı veya herhangi bir federal hükümet yetkilisi camilere yapılan saldırılara ilişkin bir açıklama yapmamış diğer taraftan Almanya’da camiler ateşe verilirken İslam konusu yeniden popülist bir zeminde ve dışlayıcı bir hedefle tartışmaya açılmıştır.

Benzer bir yaklaşımı camilere saldırıların gerçekleştiği günlerde DİTİB’in Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile yakınlığını sorunsallaştıran ve böylelikle dışlayıcı ve popülist bir zemine taşıyan siyasilerde de görmek mümkündür. Böyle bir tartışmayı son yıllarda HDP çizgisiyle yakın hareket eden Sol Parti ve Yeşiller Partisi’nde görmek mümkünken bazı sosyal demokrat siyasilerde de gözlemlemek olağan hale gelmiştir. Son olarak Rheinland-Pfalz eyaleti başbakanı SPD’li Malu Dreyer camilerin kundaklandığı günlerde Türk devletine bağlı yapılanmaya son vermediği sürece DİTİB’e “Almanya’da dini bir topluluk” olarak resmi bir statü verilmesinin mümkün olmadığını dile getirebilmiştir.

Diğer yandan PKK yasağının Almanya’da kaldırılması gerektiğini seçim programlarında alenen talep eden Sol Parti’nin federal ve eyalet siyasetçileri örgütün Suriye uzantısı YPG ile açık bir dayanışma göstermekten de kaçınmamaktadır. Örneğin Thüringen eyaleti başbakanı Sol Parti’li Bodo Ramelow, Hamburg eyaletinin Sol Parti meclis grup başkanı Cansu Özdemir’in 10 Mart gecesi sosyal medya hesabından Türkiye’nin Afrin operasyonunu eleştiren paylaşımlarına destek vermiştir. Eyalet başbakanı Ramelow, Özdemir’in “Almanya’nın Thüringen Eyaleti Başbakanımız @bodoramelow candır can. Her Biji” paylaşımına “YPG, YPG, YPG, YPG, YPG” cevabıyla karşılık vermiştir.

Kısaca federal hükümet, eyalet temsilcileri, federal kurumlar, önde gelen siyasiler ve ana akım medya temsilcileri –açık bir şekilde dile getirilmese de– saldırıya uğrayan Türklere ait cami ya da kurumların hedef olmalarını doğal kabul eden bir tavra meyillidirler. Genel olarak başvurulan mantık ve satır aralarındaki söylem “Türk ordusu Kuzey Suriye’de PKK/PYD/YPG’ye müdahale etmeseydi bunlar da yaşanmazdı” gibi saldırıları meşrulaştırmaya çalışan bir yaklaşımdır ki bu durum hem medyada hem de başta radikal sol olmak üzere siyasi elitlerde bariz olarak öne çıkmaktadır.

Bununla birlikte PKK’lıların sosyal medyada Türklere ait kurumları hedef alacaklarını belirtmesine rağmen Alman emniyet teşkilatı saldırıların PKK çevreleri tarafından gerçekleştirildiğinden emin olunmadığını açıklamakla yetinmiştir. Diğer taraftan “Türkler ve Kürtler arasında oluşacak gerginlikler”e işaret etmekten de kaçınılmamıştır. Aynı şekilde Alman Emniyeti radikal solcu Alman çevrelerin de söz konusu şiddet olaylarına karışmış olabileceği üzerinde durulduğunu açıklamakla yetinmiştir.

Sonuç olarak PKK faaliyetlerine Alman devleti tarafından göz yumulurken şiddete varan bu örgütsel eylemlerle yeterince mücadele edilmemektedir. PKK’nın paravan dernek ve kuruluşlar tarafından yürüttüğü faaliyetlere federal ve eyaletlerdeki yürütme erki tarafından daha kararlı bir şekilde müdahale edilmemesi 1993’ten bu yana yasaklı olan PKK’nın 2018’de hala rahat hareket edebilmesinin başlıca sebebidir ve örgütü daha da cesaretlendirmektedir. Kaldı ki Alman devleti ve güvenlik bürokrasisi PKK ile mücadeleyi –daha doğrusu terör örgütüne yönelik fiili pozisyonunu– Türkiye ile ikili ilişkilerin seyrine göre neredeyse keyfi bir enstrümana dönüştürmüştür. İlişkilerde kısmi bir yumuşama/ iyileşme sürecine girilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından ciddi bir baskının oluşturulması sonrası PKK yanlısı gösterilerde Öcalan’ın yer aldığı bayrak ve flamaların toplanması, toplanamıyorsa da ilgili gösterilerin dağıtılmasına son zamanlarda daha sık rastlanmaktadır. İlişkilerin dip noktada olduğu geçtiğimiz yıl ise bu durum maalesef hayata geçirilmemekteydi.

Rasyonel ve sorumlu davranması gereken devlet aklı PKK eylemleri ve bizatihi varlığının üzerine gitmesi gerektiğini idrak etmek mecburiyetindedir. Bugün yalnızca “Türkiye’nin Afrin operasyonu” gerekçesiyle “Almanya’daki iç barış ve huzuru” terörize eden PKK/ PYD yanlıları ileride benzer saldırıları ülke güvenliğini ilgilendiren konulara da yayma potansiyelini taşımaktadır. Almanya bu güvenlik tehdidinin ciddiyetinin farkına vararak ve bir hukuk devletinin gereği olarak gündelik ve küçük hesaplardan uzak durmalıdır. Almanya’da çoğunlukla Türklerin tercih ettiği camilerin yalnızca Türklerle ilişkilendirilmesi de oldukça sorunludur. Zira söz konusu camiler Alman hukukunun güvencesi altındadır ve doğal olarak Alman vatandaşı Müslümanların da ibadethaneleridir. Türk diasporası ise tüm provokasyon ve saldırılar karşısında sükunetini koruyarak hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde haklı mücadelesini sürdürmektedir.

Son olarak saldırıları bir nevi PKK’nın çaresizliği olarak okumak da mümkündür. Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte Marksist terör örgütü PKK’nın Suriye’deki özerklik ütopyasının en çok filizlendiği –örgütün sosyalist damarının en güçlü olduğu– yer Avrupa’dır. Türk devleti ve Türk ordusunun kararlı müdahalesi doğal olarak bilhassa Avrupa’daki PKK’lıları büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır.


Etiketler »