Kriter > Dış Politika |

Basra Olayları: Irak’ta ABD-İran Rekabeti


ABD’nin İran’ı tamamen devre dışı bırakması zor görünüyor. Çünkü Haşdi Şabi içinde güçlü müttefikleri, Fetih gibi etkin bir siyasi müttefiki bulunuyor.

Basra Olayları Irak ta ABD-İran Rekabeti
Basra’da İran Başkonsolosluğu göstericiler tarafından ateşe verildi, 7 Eylül 2018

Irak’ın güneydeki kenti Basra’da göstericilerin İran bayrağını yakmasıyla Türkiye ve dünyada bir kez daha gündem olan Irak’ta, ABD-İran rekabeti –özellikle yeni hükümetin kurulmaya çalışıldığı bu dönemde– çok daha derinden hissediliyor. Basra olayları yerel, bölgesel ve küresel birçok parametrenin etkisinde meydana gelen çok önemli bir gelişme olarak Irak’ın ve bölgenin geleceğine ilişkin birçok veri içeriyor.

2014’te DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkması sonucu Bağdat yönetiminin, Irak eyaletlerinin bütçelerini keserek terörle mücadeleye aktarması, petrol fiyatlarındaki düşüşle birleşince Irak ekonomisi ciddi bir sarsıntı yaşadı. Irak genelinde özellikle halka hizmet götürülmesi noktasında ciddi sıkıntılar baş gösterdi. Basra özelinde elektrik ve su kesintileri, son yıllarda yaşanan kuraklığın çiftçiler üzerindeki olumsuz etkileri ve Basra valiliğine ilişkin yolsuzluk iddialarının had safhaya ulaşması iki ay önce halkın sokaklara çıkmasına neden oldu. İki aydır inişli çıkışlı devam eden gösterilerde yer yer yükselen tansiyon, Bağdat’taki hükümet kurma çalışmalarının neden olduğu gergin havayla karşılıklı etkileşime geçerek İran’ın Basra Başkonsolosluğu’nun yakılmasına kadar vardı.

Basra’nın Önemi

Basra, Irak’ın denize açılan tek kapısı olması, ülkedeki en büyük petrol rafinerilerine sahip olması, İran ve Kuveyt sınırlarının kesişim noktasında bulunması gibi birçok açıdan önemli bir kent. Irak’taki petrol rezervlerinin yüzde 59’unun (65 milyar varil) Basra’da bulunduğu ve Irak’ın petrol üretiminde merkezi bir öneme sahip olduğu kaydedilmektedir. Bunun yanında nüfusunun büyük bölümünün Şii olduğu kent, Haşdi Şabi tabanın oldukça güçlü olduğu ve Fetih Koalisyonu’nun birçok kentinden birinci olarak çıktığı bölgede yer alıyor. Ayrıca kentte çok sayıda ABD’li ve Avrupalı petrol şirketi dünyaya petrol akışının sağlandığı bir kavşakta yer alıyor. Bu nedenle Irak siyasetinin, İran’ın stratejisinin, dünya enerjisi piyasası ve petrol ticaretinin merkezi noktalarından biri olarak nitelenebilir.

İfade edilen hususlar dikkate alındığında Basra olayları çok farklı açılardan tartışılarak olayların arkasında kimin olduğu sorusu çokça soruldu. Toplumsal hareketlerin doğası gereği bütün toplumsal kesimlerden ve aynı kentin farklı bölgelerinde bu kadar çok insanın, bu kadar organize ve sürekli gösteriler yapmasını dış yönlendirmelerle açıklamak mümkün değil. Irak’ın ABD tarafından işgalinin hemen arkasından başlayan ABD-İran rekabetinin bütün faturasının Irak halkı tarafından ödenmesi ve terör örgütlerinin bir kanser gibi ülkenin her yerini sararken halkın çocuklarının ülkesini savunmak için eline silah almak zorunda kalması bu rekabetin sonuçlarındadır. Daha da dramatik olanı başlangıçta ülkesini korumak için eline silah alan bazı Iraklıların (Haşdi Şabi) büyük bir kısmının zamanla İran’ın doğrudan tesirine girmesi ve adının sivillere yönelik şiddet olaylarıyla anılması olmuştur. Bu süreçte Irak’taki Sünnilere yönelik şiddet uygulamalarından dolayı Türkiye’de de Haşdi Şabi’ye yönelik ciddi bir kamuoyu öfkesi oluşmuştur. Öte yandan Haşdi Şabi’nin DEAŞ terör örgütüyle mücadelede gösterdiği başarı ve verdiği kayıpları seçim malzemesi olarak kullanan Fetih Koalisyonu seçimlerde ciddi bir başarı elde etmiştir. Irak halkının insan sermayesi işletilerek üretilen silah ve siyaset ABD-İran rekabetinin aracına dönüşmüş, Basra’dan Bağdat’a kadar halkın olağan yaşamını sürdürmesine imkan verecek yaşam koşulları sağlanamamıştır. Bağdat’tan Musul’a kadar Sünni bölgeler yerle bir edilmiş, halk Basra’daki gibi hak talep edecek gösteri yapmaktan daha da çekinir hale getirilmiştir.

Halkın İsyanı

Basra olayları iki dış aktörün rekabetinin geriliminden harabeye dönen Irak halkının olağan isyanı iken gene dramatik bir şekilde iki ülkenin rekabet aracına dönüştürülmüştür. İran Başkonsolosluğunun yakılması üzerinden İran “başkonsolosluğunu korumak” gayesiyle kendisine yakın Haşdi Şabi birliklerini Basra’ya doğru mobilize etmenin planlarını yapmaya başlamıştır. Irak’ın ve bölgenin en çok petrol üreten kenti olan Basra, ABD ve bölgesel müttefiklerinin Tahran’a uygulanan petrol ambargosunun başarılı olması durumunda İran petrolünü ikame etme aracı olarak düşünülürken Tahran fiilen “İran’da petrol üretimi durursa, Basra’da petrol üretimi, Körfez’de petrol ticareti durur” mesajları vermeye başlamıştır. ABD’nin güçlü siyasi müttefiki olan İbadi, Basra’da yaşanan taşkınlıklarda “silahlı kanadı olan siyasi partileri” Haşdi Şabi’yi sorumlu tutarken Fetih Koalisyonu ve Sadr olayların bu noktaya gelmesinden İbadi yönetimini suçlayarak topu İbadi’nin ceza sahasına taşımıştır.

Basra olayları Bağdat’ta devam eden hükümet kurma çalışmalarıyla doğrudan ilişkilidir. Mayıs’ta gerçekleştirilen seçimlerin ardından Ağustos’ta kesin seçim sonuçlarının açıklanmasına rağmen halen hükümet kurulamaması Irak genelindeki toplumsal huzursuzluğu beslemektedir. Toplumsal huzursuzluğun Basra örneğinde görüldüğü üzere patlamalara yol açması –dış güçlerin müdahaleleriyle birlikte– Bağdat’taki hükümet kurma süreçlerini olumsuz etkilemektedir. Özellikle başbakanın isminin belirlenmesi, Irak’taki ABD-İran rekabetinin etkisinin en çok hissedildiği alan olmuştur. 2006’da İbrahim Caferi’nin görevden uzaklaştırılması üç ay sürmüş, 2010’da İyad Allavi ile Nuri Maliki arasındaki çekişme dokuz ay devam etmiş ve 2014’te Maliki’nin yerine İbadi’nin gelmesi de beş ay gecikmiştir.

Etnik ve Mezhebi Paylaşım

Irak’ta anayasal olmasa da örfi olarak önemli makamlara ilişkin etnik ve mezhebi bir paylaşım bulunmaktadır. Bu paylaşıma ilişkin olarak bir etnik ve mezhebi grup önce kendi içinde sonrasında birbirleri arasında anlaşmalıdır. Bunu yaparken de başta ABD ve İran olmak üzere dış aktörlerin onayını almalıdır. Bu denklemde meclis başkanı Sünni, iki yardımcısından biri Sünni diğeri Şii olmaktadır. Cumhurbaşkanı Sünni, iki yardımcısından biri Sünni diğeri Şii olmaktadır. Başbakan ise Şiilerden hatta şimdiye kadar da Dava Partisi’nden seçilmekte ve bunun yanında Necef’teki dini otoritenin onayı gerekmektedir.

Ancak şu ana kadar Irak’taki etnik ve mezhebi gruplar arasında tam bir birlik sağlanamadı. Sünni grupların tamamının katılımıyla Vatan grubu oluşturuldu fakat meclis başkanı ismi üzerine anlaşamadılar. Tahran’ın baskılarıyla İran’a daha yakın olan Mahmud Halbusi’nin meclis başkanlığı üzerinde nispi bir uzlaşma sağlandı. İbadi’nin liderlik ettiği Zafer Koalisyonu, Milli Güvenlik Müsteşarı Faleh Feyyad’ı görevden almasının ardından çatırdadı. Mukteda Sadr’ın liderlik ettiği Sairun Koalisyonu büyük oranda Irak halkının değişim taleplerini temsil ediyor aynı zamanda askeri açıdan da oldukça etkin destekçileri bulunuyor. Fetih ise İran’ın da güçlü desteği sayesinde silah ve siyasi güce sahip bir aktör olarak Irak siyasetinde kendisini gösteriyor.

İfade edilen dengeler dikkate alındığında ABD’nin İran’ı tamamen devre dışı bırakması zor görünüyor. Çünkü Haşdi Şabi içinde güçlü müttefikleri, Fetih gibi etkin bir siyasi müttefiki vardır. İran’ın ABD’yi tamamen saf dışı bırakması mümkün görünmüyor çünkü İbadi ve Allavi gibi güçlü siyasi müttefikleri, Kuzey Irak’ta derin etkisi, özellikle DEAŞ’la mücadele sürecinde artan askeri etkisi belirgindir. Sadr gibi Irak halkının taleplerine öncelik veren, silaha söz geçirebilen ve siyaset yapabilen ve her iki dış aktörün varlığından rahatsız bir Iraklı siyasetçinin bu dengeleri tamamıyla kendi lehine dönüştürmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle gerginliğin devam ederek Basra gibi depremlere yol açmaya devam edeceğini ve hükümet kurulmasının çok da kolay olmayacağını öngörmek zor değil.


Etiketler »