Ugetam
Kriter > Siyaset |

CHP İttifakında Saadet’in Misyonu


Milli Görüş Hareketi, “kurucu aklı”nı kaybetmesiyle beraber önce pusulasını kaybetti, sonra da rotasını şaşırdı.

CHP İttifakında Saadet in Misyonu

24 Haziran seçimleri yaklaşırken CHP öncülüğünde kurulan ittifak özellikle bileşenlerinin programları, tarihi birikimleri ve ideolojileri arasındaki derin farklılıklar açısından dikkat çekti. Kamuoyunda “dört benzemezler” şeklinde tanımlanan yapı kendine “Millet İttifakı” adını uygun gördü. Öne çıkan farklılık sadece varoluşsal değil. İttifak aynı zamanda partiler tarafından daha önce yapılan açıklamaların da pragmatizm çerçevesinde hemen unutulmuş olmasını akla getirdi. Mesela “CHP ile ittifak yapmayız” diyen Meral Akşener önce CHP’nin 15 milletvekilini ödünç aldı ardından da ittifaka dahil oldu. 27 Mayıs Darbesi’ne zemin hazırlayan CHP’yle, darbeye lideri Adnan Menderes ve iki bakanını kurban veren Demokrat Parti’nin aynı şemsiye altında buluşması da önemli bir çelişkidir.

Bu tablonun içinde CHP ile Saadet Partisi’nin (SP) buluşmuş olması ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü iki parti arasında tabanlar ve düşünceler açısından belirgin farklar bulunduğu görülmektedir. Erbakan’ın ortaya koymuş olduğu Milli Görüş Hareketi ve onun politik ufkunun, CHP gibi seküler ve Batılı değerleri savunan bir parti tarafından kabul edilmesi siyaseten mümkün gözükmemektedir.

Bu açıdan bakınca 24 Haziran seçimleri olumsuz zeminde de olsa ezber bozuyor. Neden olumsuz zemin? SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yıllarca başörtüsü yasağının, imam hatip okullarının önündeki engellerin ve İslami camiaya yapılan zulümlerin arkasında saf tutan CHP ile ittifak yapma kararı SP’nin çizgisi dikkate alındığında kimsenin tahmin edemeyeceği bir sapmadır. İslami kesimin karşılaştığı ve yaşadığı zulümlerin her daim destekleyicisi durumundaki CHP ile ittifak sapması üzerinde konuşmayı fazlasıyla hak ediyor.

SP, Yerli ve Milli Olma Vasfını Kaybetti

Öncelikle Erbakan’ın vefatı ile beraber Milli Görüş Hareketi yön değiştirmeye, yerli ve milli olma vasfını kaybetmeye başladı. Milli Görüş Hareketi “kurucu aklı”nı kaybetmesiyle beraber önce pusulasını kaybetti sonra da rotasını şaşırdı. Çünkü Erbakan tarafından teorisi kurulan Milli Görüş Hareketi’nin düşüncesi, milli mefkureler etrafında “önce ahlak ve maneviyat” ve “ağır sanayi hamlesi” gibi fikirler etrafında “kökü mazide olan ati”yi inşa etme çabasıydı. Bu hareketin en temel özellikleri millilik, yerlilik ile antiemperyalizm ve antisiyonizme dayanıyordu. Ancak siyasal ufkunu kaybeden SP, siyasetin gidişatına ayak uyduramamış, meseleleri doğru değerlendirememiştir. Türkiye karşıtı güç odaklarının hizasına savrulmuş ve temel özelliklerini hızlıca kaybetmeye başlamıştır. Mesela Türkiye’nin bağımsızlığını ve bekasını korumayı esas alan Afrin operasyonu sürecinde yaşananlar bu dönüşümü ele verir niteliktedir. Zeytin Dalı Harekatı başlayınca Mehmetçik’e “katliam yapmayın” şeklinde bir ifade kullanan Karamollaoğlu’nun “Afrin Harekatı konusunda endişelerim var” diyerek kullandığı ifadeler yerli siyasetten kopuşun göstergeleri arasındadır. Bu bağlamda Karamollaoğlu tarafından kullanılan ifadelerden bazılarını hatırlamak gerekirse bunların arasında; “Taktiksel bir operasyondur ve bölgedeki sorunlara köklü çözümler getirmez”, “Federasyon ve otonom bölge gibi çözümler de masada olmalı”, “PKK’nın Suriye Federasyonunun bir parçası olması bizi rahatsız etmez”, “ABD kafaya koyarsa koridoru önleme girişimleri boşa düşer” gibi açıklamalar ilk akla gelendir. Bu yüzden Saadet Partisi’nin mevcut politikasıyla millilik ve yerlilik düsturunu kaybettiği ve Türkiye’nin bağımsızlığını ve geleceğini ipotek altına almaya çalışanların değirmenine su taşıdığı söylenebilir.

CHP İttifakında Saadet'in Misyonu
SP kendisine biçilen misyonu oynuyor. Erdoğan ve millet karşıtı bir söylem ile kendi rüştünü ispat etmeye çalışıyor. Salt çıkarlar uğruna ayarlanmış bu gidiş SP açısından hayra alamet değil.

CHP “Bir Nevi Mühürlüdür”

Meselenin burasında rahmetli Erbakan Hoca’ya kulak kesilelim. O dönem gazeteci Ruşen Çakır’a konuşan Erbakan Hoca, “Partide şu anda yer almayan ama dışarıda kalmış başka birtakım kişilerle, çevrelerle birlikte mi seçime gireceksiniz, yoksa kendi başınıza mı girmeyi düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği cevap bugünkü SP yöneticileri tarafından iyi okunması gerekir. Erbakan o dönemde “Saadet Partisi elbette programda kendi başına seçime girme kararındadır, yani programındadır. Önümüzde altı aylık vakit var. Biz Türkiye’nin aslıyız, özüyüz. Bu seçime birtakım partiler giriyor gibi gözüküyorsa da aslında bu seçimde hadise şudur: Bir, (Cumhuriyet) Halk Partisi bu milletten yüzde 20-25’ten fazla oy alamaz. Çünkü mazide yapmış olduklarından dolayı bir nevi mühürlüdür. Bunu bizzat Baykal söylemiştir. Demiştir ki; siz benim işimi kolay mı zannediyorsunuz? Karadeniz’de seksen yaşında nine abdest aldıktan sonra su döken çocuğa sordu: ‘Hangi partidensin?’ Halk Parti’den deyince, ‘Öyleyse abdestim sayılmaz, yeniden almak lazım gerekir’ dedi. Ben böyle bir partiyi iktidara getiremem. Siz ne zannediyorsunuz beni dedi.” Baykal haksız mı?

Bu durumda Erbakan’ın ifadesi ile millet tarafından “bir nevi mühürlü” olan CHP ile Saadet’in ittifak yapması ne anlama geliyor? Bu ittifak, CHP ile arası mühürlü olan muhafazakar seçmenin oyunu devşirmeye yönelik değilse hangi amaca hizmet ediyor? Dolayısıyla bir nevi SP’ye biçilmiş bir rol var ve o tamamlanınca herkes kendi yoluna gidecek. CHP tarafından böyle olması bekleniyor.

Erbakan’dan sonra Mustafa Kamalak ve Temel Karamollaoğlu döneminde Milli Görüş Hareketi’nin anlam dünyası büyük oranda değiştirilmiştir. SP yönetimin CHP ile sıkı fıkı ilişkisine bakılırsa Erbakan’ın Saadet Partisi, CHP’nin rotasında yol almaya başlamıştır.

SP, Stockholm Sendromu mu Yaşıyor?

SP’nin ikinci paradoksu ise solseküler partilerle yapılan ittifakın “politik bir şizofreni” içeriyor olmasıdır. Geleneksel Toplumlarda Kültürel Şizofreni kitabının yazarı Daryush Shayegan “Biz periferi insanları, farklı bilgi blokları arasındaki çelişkilerin zamanında yaşıyoruz. Birbirlerini iten ve karşılıklı olarak biçimsizleştiren bağdaşmaz dünyalar arasındaki çatlağa düşmüşüz” der. Saadet Partisi, işte böylesi bir çatlağın içine düşmüştür. Çünkü şu anda 28 Şubat zihniyetini temsil eden “Burası, devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz” sözünde şahsiyete bürünen faşizan zihniyetin periferisinde politika üretenlerle beraber pozisyon almıştır. Bu pozisyon iktidar partisini yıllarca ahlak, ilke ve etik diyerek suçlayan SP’nin hangi değerler etrafında siyaset ürettiğini ve aslında bunun sadece söylemden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede SP’nin CHP ile ittifak yapması, kurbanın celladına aşık olma hali olan Stockholm Sendromu’nu hatırlatmaktadır. Kendi siyasal varlığına düşman olan, 28 Şubat zihniyetini parti politikası olarak benimseyen ve yer yer devam ettiren bir parti ile ittifak yapılması, post-modern darbe sürecinde İslami kesime reva görülen zulmün siyasi aktörü konumundaki aktörlerle birlikte hareket edilmesi hep bu sendromun göstergeleridir. “Siyasal çürüme” olarak da okunabilecek olan bu politikanın SP’yi muhafazakar ve dindar siyasal merkezin dışına itmesi kaçınılmazdır.

SP’nin Ayarlarını, Erdoğan Nefreti Bozdu

SP’nin bir diğer açmazı da Erdoğan nefretinin doğurmuş olduğu akıl tutulmasıdır. Uzun zamandan beri Kamalak ile Karamollaoğlu’nun siyaset biçimini, Erdoğan düşmanlığı tayin etmektedir. İçine düştükleri Erdoğan nefreti, SP’yi kendi ilkelerine aykırı partilerle ve toplum kesimleriyle müttefik olma hatasına sürüklemektedir. SP liderlerinin 17-25 Aralık döneminde FETÖ mensuplarına göz kırpması veya kendi varlığına düşman olan ve hatta belediye başkanlığı yaptığı dönemde Karamollaoğlu’nu katil olmakla suçlayan CHP ile ittifakı hep bu açmazın ve yanlış stratejinin ürünüdür.

Ayrıca bir önceki Genel Başkan Mustafa Kamalak’ın ortaya koymuş olduğu politik duruşu hatırlamak gerekir. 17-25 Aralık sürecinde SP genel başkanlık koltuğunda bulunan ve sıklıkla FETÖ’nün yayın organı Zaman gazetesinin manşetinde boy gösteren Mustafa Kamalak, FETÖ’ye ve mensuplarına övgüler düzüyor, hükümeti eleştiriyordu. Oysa Erbakan’a karşı askeri açıkça desteklemekten çekinmeyen Fetullah Gülen “Erbakan bu işi (başbakanlığı) beceremedi. Eline, yüzüne bulaştırdı; emaneti hemen vermelidir, millet adına yapmalıdır bunu…” demiş ve “Erbakan hükümeti bırakmalı, ülkeyi daha fazla germemeli” ifadeleriyle darbecilere destek mesajı vermişti.

Şimdi de millet benzeri bir siyaset mühendisliği ile karşı karşıya. Dün nasıl ki Kamalak FETÖ’nün yayın organlarında boy gösterdiyse bugün de Karamollaoğlu olmaması gereken bir dairenin içinde boy gösteriyor. Sadece sahne biraz daha değişti. Bu kez muhafazakar ve İslami camianın oylarını CHP’ye taşımak maksadıyla Erdoğan karşıtı söylemin bayraktarlığını yapıyor ve medyanın ekranlarını süslüyor. Kendisine biçilen misyonu oynuyor. Erdoğan ve millet karşıtı bir söylem ile kendi rüştünü ispat etmeye çalışıyor. Salt çıkarlar uğruna ayarlanmış ve kendine kimliğine yabancı bu gidiş SP açısından hayra alamet değil.


Etiketler »