İstanbul Şehir Hatları
Kriter > Dosya |

Diasporada “FETÖ Algısı” ile Mücadele


Batılı ülkelerin FETÖ’ye yönelik korumacı bir ilişki benimsemesi sadece ülkeler arasındaki ikili ilişkileri olumsuz etkilemiyor aynı zamanda kendileri için de sorun olacak bir örgütün güçlenmesine hizmet ediyor.

Diasporada FETÖ Algısı ile Mücadele

15 Temmuz kanlı darbe girişiminin ardından Türkiye’nin kendini FETÖ’den arındırma politikalarındaki başarısı örgütün içerideki gücünü kırmıştır. Türkiye’de eski gücüne ulaşamayacağının farkında olan FETÖ diasporada etkin bir güç olmayı hedeflemektedir. 90’ların başında ülke dışına açılmaya başlayan örgüt üyelerinin bulundukları ülkelerde eğitim kurumları ile başlayan faaliyetleri zaman içerisinde sivil toplum kuruluşu görünümlü yapılarla etkinlik alanını genişletmiştir. Bu açıdan bakıldığında 15 Temmuz’dan sonra FETÖ ile ilgili Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almayan Batı ülkeleri örgüt açısından daha fazla stratejik bir öneme sahiptir. Bu nedenle sadece Türkiye için değil dünya için de bir tehdit olan FETÖ’nün hem iç hem de dış kamuoyuna anlatılması gelecek açısından hayati önem taşımaktadır. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünya liderlerine “FETÖ’yle mücadele etmezseniz yarın çok geç olabilir” şeklindeki uyarıları örgütün küresel alandaki potansiyel tehdidine işaret etmektedir.

Batı’da FETÖ Algısı ve Türkiye Karşıtlığı Örgütün Batı’da sivil toplum görünümlü bir eğitim hareketi olarak algılanması 140 ülkede eğitim, ticaret ve sosyal ağlarla oluşturduğu networkler ve kamuoyu oluşturma gücüyle mümkün olabilmektedir. FETÖ’nün Batı’da ürettiği bu imaj örgütle mücadeleyi zorlaştıran en büyük etmendir. Nitekim özellikle 15 Temmuz’un ardından Batı dünyası bütün çıplaklığıyla ortada olan darbe girişimini görmezden gelmiş ve bu durumu Türkiye’nin aleyhine araçsallaştırmak istemiştir. Darbenin ilk anlarından itibaren görece bekle-gör politikası izleyen medya kuruluşları ilk aşamada bir vaka analizi yapmayı tercih etmişlerdir. Darbe girişiminin başarılı bir şekilde atlatılmasının ardından ise söz konusu medya organları ve siyasiler Türkiye’yi itidalli olmaya davet etmiş ve olası bir durumda Ankara’nın özgürlükleri sınırlandırıcı girişimlerden uzak durması gerektiği yönünde uyarılarda bulunmuşlardır.

17-25 Aralık darbe girişimlerinde başarılı olamayan örgüt 15 Temmuz sonrasında diasporada daha aktif bir güç olmayı hedefleyerek Türkiye karşıtlığını yeni bir evreye taşımıştır. Örgüt bu anlamda Batı’da var olan söylemlere hem destek vermekte hem de söz konusu söylemleri yeniden üretmektedir. İngiliz Muhafazakar Parti milletvekili Edward Garnier’in Gülen diasporasından aldığı maddi destekle 2015 yılında kaleme aldığı “Report on The Rule of Law and Respect for Human Rights in Turkey since December” isimli “sipariş rapor” bu konuda önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Öte yandan Türkiye’nin özellikle Afrika ve Balkanlardaki örgüt unsurlarını etkisiz hale getirmek için yaptığı operasyonlar örgütle mücadele adına önemli bir göstergedir. Balkanlar ve Afrika’daki yapılanma ile mücadelede etkin ve kararlı bir tutum benimseyen Türkiye’nin aynı kararlılığı Batı ülkeleri için de söz konusu olmasına rağmen bahse konu ülkelerin Ankara’nın FETÖ ile mücadelesine yaklaşımı oldukça sorunludur. Örgüt üyeleri başta ABD olmak üzere Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde kendilerine korunaklı bir alan bulmakta ve Türkiye karşıtlığını hem görsel hem de yazılı medya imkanlarıyla sürdürmektedir. Batılı ülkelerin kendileri için yakın gelecekte bir tehdit olacağı açık olan FETÖ’ye yönelik korumacı bir ilişki benimsemesi sadece ülkeler arasındaki ikili ilişkileri olumsuz etkilememektedir. Aynı zamanda kendileri için de sorun olacak bir örgütün güçlenmesine hizmet etmektedir.

Örgütle Mücadelede Neler Yapılmalı?

Sosyal ve ekonomik sermayeleri göz önünde bulundurulduğunda örgütün diaspora ayağıyla mücadelenin uzun vadeli olacağı açıktır. Türkiye’nin örgütle mücadele edilmesi konusunda Batılı siyasetçi ve kurumlarla uyuşmazlığı FETÖ ile mücadelenin öncelikle kamuoyu nezdinde yapılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda Batı’da eğitim dünyasında etkin dini görünümlü (ılımlı İslam) bir sivil toplum kuruluşu olarak kabul edilen örgütün şeffaf olmayan yanlarının Batı kamuoyuna anlatılması büyük önem arz etmektedir. Örgütün Batı için bir tehdit ve dini görünümlü kült bir yapı olduğu gerçeği üzerinden bir söylem oluşturulması ve Batı dünyasının deneyimlediği kült hareketlere atıf yapılarak anlatılması önemli bir noktadır. Örneğin Batı için tehlike oluşturmuş Cizvit ve Opus Dei’nin yanı sıra yeni dini hareketlerle karşılaştırmalı örnekler FETÖ tehdidini daha açık biçimde ortaya koyacaktır.

Batılı uzmanların ve küresel medyanın Türkiye temsilcilerine FETÖ ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmesi ve örgüt hakkında periyodik toplantılar yapılması bir gereklilik olarak görülmelidir. Örgütün Batı dünyası için bir tehdit olabileceği yönündeki Batı’nın kendi içerisindeki değerlendirme, rapor, meclis araştırması gibi sözlü ve yazılı materyaller ele alınmalı bu konuda iş birliği için ortak bir zemin oluşturulmalıdır. Örneğin Hollanda’da saygın kabul edilen haber ve yorum programı olan Nova’nın 2008 yılında FETÖ’yü ele aldığı kapsamlı programda örgütün okul, eğitim merkezi, yurt ve başka kuruluşlarının, şüpheli amaçlar için çalışan “karanlık bir hareketin organları” olduğu yönünde ifadeler kullanılmıştır.

Yine Hollanda yerel partisi Leefbaar Rotterdam’ın (Yaşanabilir Rotterdam) bir meclis üyesi “Fetullah Gülen” dosyası hazırlamıştır. Bu dosyada Gülen hareketinin entegrasyon, özgürlük, eğitim ve güvenliğe karşı bir tehdit oluşturduğunu söylemiştir. Benzer biçimde Almanya’daki FETÖ yapılanmasına ilişkin özellikle Die Linke’nin (Sol Parti) meclis önergeleri olmuş. Parti tarafından örgütün Almanya için tehdit oluşturduğuna yönelik çalışmalar yapılmıştır. 15 Nisan 2013’te “Der Lange Arm des Imam” (İmamın Uzun Kolu) adlı belgeselin Almanya’da yayımlanması da somut etkileri olması açısından önemlidir. Belgeselin yayımlanmasının ardından örgüte ilişkin farkındalık artmış ve kamuoyunda artan baskı sonucunda Alman siyasetçi Rita Süssmuth FETÖ’nün Kültürlerarası Diyalog Forumu mütevelli heyetindeki görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin Batı kamuoyunda istediği yönde bir algı oluşturabilmesi söz konusu araştırmalara destek vermesi ve adı geçen kurum ve kişilerle ortak çalışmalar yapmasıyla mümkün olabilecektir. Öte yandan küresel alanda örgütle mücadelede beklenen başarının sağlanması Türkiye’deki mücadelenin aynı kararlılıkla sürdürülmesi ile yakından ilişkilidir. Diasporadaki sipariş rapor ve kamuoyu oluşturma gücünü maddi imkanlar ile mümkün kılan örgüte yönelik Türkiye’den sağlanan finansmanın kesilmesi de örgütün gücünü kıracaktır. Nitekim finansman problemi yaşadığı ortaya çıkan örgüt mensuplarının kendi içlerindeki tartışmaları bu konunun önemini işaret etmektedir. Nihai kertede Türkiye’nin gücüne paralel olarak ilerleyen FETÖ ile mücadelenin Batı ayağında etkili ve bütüncül bir strateji izlenmesi Balkanlar ve Afrika’da sağlanan başarının Batı dünyasında da mümkün olabileceğini göstermektedir.


Etiketler »