Kriter > Dosya > Dosya / Dolar Sistemi |

Dolara Karşı Yeni Yön Arayışı


ABD kendi Merkez Bankasında istediği ölçüde dolar basma yetkisine sahipken dünyanın geri kalanı bu dolarlara sahip olabilmek için yeni ürün üretme ve bu ürünü dolar karşılığında pazara ulaştırma arayışı içerisindedir.

Dolara Karşı Yeni Yön Arayışı

Para kavramının ne anlam ifade ettiğinin kripto paralar ve sanal varlıklarla yeniden tartışılmaya başlandığı günümüz konjonktüründe, para politikalarının ve hatta küresel ekonomik düzenin işlevselliğinin tartışmaya açıldığını görmekteyiz. Özellikle son dönemde yayılan ticaret savaşları söylemi peşi sıra kur savaşlarını da akıllara getirirken merkez bankalarının aldıkları faiz kararlarından jeopolitik risklere karşı birçok konu ilgililerin daha çok dikkatini çekmektedir.

Dolarizasyon –iktisat literatürüne girişi çok eski olmadığı halde– bugün politik ekonomide edindiği yer genişliği ve derinliğiyle birçok kavramı geride bırakmıştır. Doların ekonomik tarihi elbette ABD’nin siyasi tarihi ile beraber okunmalıdır. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’nın galibi olan ABD hem siyaset hem de ekonomik anlamda kendi lehine işleyecek bir düzen kurmak için kolları sıvadı. Savaşın yaralarını sarmak için hem uluslararası kurumların temeli atıldı hem de küresel ekonomik büyümenin mihenk taşı olan dünya ticaretinin etkin işlemesi için Bretton Woods sistemi 44 ülkenin katılımıyla onaylandı.

Bretton Woods Sistemi

Bu sistemle dolara politik-ekonomi baskısıyla kredibilite kazandırılırken bir taraftan küresel ödemeler dengesinin ABD lehine işlemesini sağlayacak bir düzen kurulmuş oldu. Doların hem kullanım alanı hem de kullanıcı sayısı artarken diğer taraftan da dünya para birimlerinin ABD dolarına endekslenmesi doların da belli bir miktar altına endekslenmesi ile sağlanmış oldu. Dolaylı yoldan tüm dünya para birimleri altına endekslenmiş olacaktı. Böylece dünya ticareti savaşın kaybettirdiklerini kazandırmak ve hatta yeni siyasi yapılanmalara da kaynak sunacak kadar gelişecekti. 44 ülkenin Bretton Woods’u kabul etmesinin ardında yatan küresel amaç buydu.

İyi dizayn edilmiş Bretton Woods sisteminin ömrü ne yazık ki vadettiği kadar uzun olmadı. 1960’ların sonu dolar-altın endeksinin çatırdamaya başladığı zaman dilimi oldu. ABD ekonomisinde artan bütçe açıkları ve zayıflayan sanayi sektörü diğer ülkelerin ABD’den daha fazla altın talep etmesine sebep oluyordu. ABD, kurucu olarak girdiği bu ekonomik sistemde üstüne düşen yükümlülüğü yerine getirememesiyle birlikte yeni bir çözüm arayışına gitmişti. ABD Başkanı Nixon 1971’de Bretton Woods anlaşmasını yok sayarak doların altın karşılığını da ilga etti. Nixon’un ilanı küresel ekonomide şok etkisi yaratırken emtia cephesinden ikinci bir şok dalgası yayılıyordu. 1973’te yaşanan petrol krizi hem emtia fiyatlarını ve üretim maliyetlerini etkiledi hem de yeni bir ekonomik çöküş ihtimalini akıllara getirtti. Bretton Woods’un terk edilmesiyle kredibilite kaybeden ABD ve talebi düşen dolar için çare Ortadoğu’dan gelmişti. Suudi Arabistan ile ABD arasında petrolün dolar ile satılmasını kararlaştıran görüşmeler gerçekleşti.

Zaten ABD dolarının altın standardından çıkıp dalgalanmaya bırakılması bu süreci yaşayan her ülke gibi ABD için de ekonomik anlamda yıpratıcı olmuştu. Artan ticaret açıkları da ABD’ye dünyanın süper gücü olma yolunda engel oluşturuyordu. Başta Vietnam Savaşı olmak üzere güvenlik ve askeri harcamalarındaki artışlarla 1970’ler doların devalüe olduğuna şahitlik etti. Bu gelişmeler ile dolar değer kaybederken Suudi Arabistan ile yaptığı petrolün dolar ile satışı anlaşması doları tekrardan hayata döndürdü.

ABD’nin 1970’lerde petrolün küresel pazarda yalnızca dolarla alınıp satılmasını uygun gören sistemi kurması sonucu ortaya çıkan petro-dolar sistemi, dünyanın en büyük enerji arz eden ülkeleri ile talep eden ülkeler arasındaki ticarete dolar hegemonyasında yeni bir düzen getirmiştir. ABD’nin belirlediği bu düzen çerçevesinde küresel ticaret aslında finans sistemi aracılığıyla tekel bir yapıya bürünmüştür.

Ülkelerin Dolara Mahkumiyeti

ABD’nin kendi rezervleriyle karşılayamadığı enerji talebini ithalatla gidermek üzere çözüm arayışları geliştirerek küresel petrol ticaretini de kendi para birimi olan dolara endekslemesi belki de yarım asırdır kaynak sahibi ülkelerin bu kaynaklara sahip olmanın getirdiği fırsat ve üstünlüğü avantaja çevirememelerine neden oluyor. Çünkü karşılarında rezervlerine karşılık finansal hizmet sunan bir uluslararası para birimi olarak dolar duruyor. Ve buna ulaşmak yalnızca mevcut kaynakların pazara ulaşımını sağlamaktan ibaret.

Peki bu ülkeler için dolar bir mahkumiyet mi? Ya da bugüne kadar enerji ticareti gerçekleştiren ülkelerden hangileri bu sistemin gidişatına dur dedi? Veya üretken, sürdürülebilir, küresel ekonomide yeni bir çağ açacak nitelikte öneriler geliştirildi mi?

Evet bugün hala enerji ve emtiada dolar kullanımına alternatiflerin geliştirilmesini konuşuyorsak yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarındaki ülke isimlerinin oldukça sınırlı olacağını düşünmek zor olmayacak. Çünkü bugün küresel ekonomide enerji ve emtianın yerini alabilecek dünya üzerinde yaygın herhangi alternatif rezerv para birimi bulunmuyor.

Ülkelerin uzun yıllardır petrol ve doğal gaz ticaretinin dolarla gerçekleştirilmesine yönelik tepkileri ara ara ortaya çıkıp bazen bölgesel bazda etki alanı yaratsa da sonrasında yani dolara alternatif rezerv para birimi geliştirme noktasında somut uygulamalar geliştirecek kadar etkili olmadığı görülmüştür.

Günümüzde geldiğimiz noktadan petrolün sıradan bir emtia olmadığı nasıl aşikarsa doların da sıradan bir para birimi olmadığı o kadar aşikardır. Ayrıca dolar yalnızca emtia ticareti için kullanılan bir para birimi değil ve küresel finans sisteminde sahip olduğu üstün bir etki alanı var.

Bugün ABD kendi Merkez Bankasında istediği ölçüde dolar basma yetkisine sahipken dünyanın geri kalanı bu dolarlara sahip olabilmek için yeni ürün üretme ve bu ürünü dolar karşılığında pazara ulaştırma arayışı içerisindedir. Üstelik bu ürünlerin bazılarının üretim aşamasında yer alan dolar maliyetini de unutmamak gerek. Yani ülkeler ulusal para birimlerini küresel finans sistemi içerisinde koruyabilmek, ekonomilerini ayakta tutabilmek, birbirine entegre bir yapıya bürünmüş olan küresel ticaret zincirinin birer halkası olabilmek için ciddi bir mücadele vermektedir. Açıkçası ülkelerin bilhassa kendi para birimlerini korumak adına verdikleri bu mücadele günümüzdeki küresel ekonomik düzenin ta kendisidir.

Ülkeler bu mücadeleyi verirken bir yandan da kendi para birimlerini spekülatif saldırılara karşı korumak ve ekonomiye yönelik dış şoklara maruz kalmamak adına kendi merkez bankalarında belli miktarda döviz tutma çabası içerisindedir.

Küresel finans sisteminin içerisinde yer alan dünya ülkelerinin tüm bu gösterdiği performans karşısında üstelik herhangi bir spekülatif atağa maruz kalmama gibi bir garantisi de bulunmamaktadır. Yani bu ülkeler her an kur şoku yaşayabilir ve ulusal para birimleri yüksek değer kayıplarıyla karşı karşıya kalabilir.

Peki bu durum uluslararası ekonominin güven arayışlarına olumlu cevap veriyor mu? Ne yazık ki hayır. Özellikle son dönemlerde gerek Türkiye ekonomisine yönelik kur üzerinden yapılan saldırılar gerekse ABD’nin, Çin başta olmak üzere dünyanın geri kalanına başlattığı ticaret savaşları ve uyguladığı yaptırımlar uluslararası ekonomide güven olgusunun yıkıldığını göstermektedir.

Küresel ekonomide belirsizliklerin artıyor olması güven arayışına yönelik beklentileri yükseltirken doların hegemon gücünün ABD tarafından siyasi bir araç hatta bir tehdit unsuru olarak kullanılması oldukça endişe vermektedir.

Artık dünya ülkeleri tarafından doların hegemonyası sorgulanıyor ve bu kapsamdaki arayışlarıyla yeni bir düzen kurmak için üstün bir çaba gösteriliyor. Özellikle Rusya ve Çin’in dolara olan bağımlılıklarını azaltma konusundaki stratejik hedeflerine ulaşma konusunda izleyeceği yol son derece önemli. Örneğin küresel ticaret hacminde üstün bir paya sahip olan Çin, dünyanın en büyük petrol talep eden ülkelerinden biri olarak petrol ticaretinde kendi para birimi olan “yuan”ı neden kullanmasın.

Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde Rusya ve Çin’in aralarında sağladıkları anlaşma ile ilk kez ulusal para birimleriyle ticaret gerçekleştirmenin yolunu açması son derece heyecan verici bir gelişme. Böylece iki ülke, Rusya Doğrudan Yatırım Fonu ile Çin Kalkınma Bankasının mevcut değeri 10 milyar dolar olan Çin yuanı tutarında bir fon üzerinde anlaşma sağlayarak 2019’da ilk ulusal para ile ticari işlem gerçekleştireceklerini açıkladı. Bu da uluslararası ticaretin taze kan arayışlarının ilk adımı oldu.

Bugün ABD’nin yaptırımlarına maruz kalan Rusya, İran gibi rezerv sahibi bir ülke, Çin gibi küresel ekonomide lider ve Türkiye gibi bu bölgedeki eko-politik dengelerin oturmasında öncü ülkelerin dolar karşısında geliştirecekleri her hamlenin kritik bir önemi olacaktır.


Etiketler »