Kriter > Medya Kritik |

Dünya Yayıncılık Fuarı İzlenimleri


Türkiye’deki medya tecrübesi gazetecilerin teknolojik gelişmelere inatçı bir biçimde direndiğini gösteriyor. Kimi zaman bu durum matbaanın gelmesine direnen el yazmacılarının direnişinden bile anlamsız çünkü kimsenin işini kaybetmesi tehlikesini içermiyor.

Dünya Yayıncılık Fuarı İzlenimleri

İnternet medyasının yaygınlaşmasından sonra konvansiyonel medyada yer alan gazetelerin yazı işleri ikiye ayrıldı. Tecrübeli ve yaşlı editörler basılı gazete için çalışmaya devam ettiler. İnternet gazeteciliğini süfli bir çaba, belki de geçici bir heves olarak görüyorlardı. Zaten para da kazandırmıyordu. Yıllar boyu çalışıp didinerek ulaştıkları maaş düzeylerini internet sitesi editörlüğü yaparak korumaları mümkün görünmüyordu. Çünkü özellikle başlangıç aşamasında internet medyası hiçbir şekilde karlı değildi.

Onların yerine internet sitelerine haber girmek için gazetecilik tecrübesi çok az olan ya da hiç olmayan gençler işe alındı. Teknoloji okuryazarlığı konusunda kendilerinden önceki kuşaklardan daha ileri durumda olmaları ve zamanın ruhundan –her ne demekse– daha iyi anlamaları bu tercihte etkili oldu. Üstelik hayata yeni atıldıkları için çok düşük ücretlerle çalışmaya hazır ve razıydılar.

Sonuçta basılı gazeteler giderek arkaik hale gelirken internet siteleri temel gazetecilik nosyonlarından yoksun haber mecralarına dönüştü. Basılı gazetelerin tecrübeli editörleri teknolojik dönüşüme karşı mesafeliydi ve çok azı kendisini geliştirmek için çaba sarf etti. Genç internet medyası editörleri ise temel gazetecilik ilkelerini ya da etik kuralları bir yük olarak gördü. Nicelik nitelikten daha önemli hale geldi. Tıklanmak önemliydi, nasıl olduğu değil.

Türkiye’de baskı öncelikli mi dijital öncelikli mi yayın yapılacağı tartışmasını ıskalamamızın sebeplerinden biri de budur. Bu tartışma sıfırdan kurulan internet siteleri için anlamlı değil zaten. Onlar kağıtla hiç temas etmemişler. Öte yandan yayın hayatına matbaada başlayan gazeteler için de anlamını kaybetmiş görünüyor. Berlin’de edindiğim izlenim bu.

Dünya Yayıncılık Fuarı

Bob Dylan bir şarkısında “Rüzgarın ne yönden estiğini anlamak için meteoroloji uzmanı olmaya gerek yok” der. Mesleğimiz mevzubahis olduğunda da öyledir. Elinize bir kağıt alıp rüzgara tutmanız yeterli. Bir gazete kağıdı mesela.

Dünyada gazeteciliğin hangi yöne doğru evrildiğini anlamak için gidilmesi, görülmesi gereken yerler var. Uluslararası Gazeteler ve Haber Yayıncıları Birliği’nin (WAN-IFRA) yılda bir kez düzenlediği Dünya Yayıncılık Fuarı bunlardan biri.

Bu yılki fuar 9-11 Ekim arasında Berlin’de yapıldı. Matbaacılar, yazılımcılar, medya yöneticileri, gazeteciler buluştu. Geçtiğimiz yıllara göre daha dar bir alanda gerçekleştirilen fuar yazılı ve dijital olmak üzere iki ana galeriden oluşuyordu. Bendeniz de oradaydım ve edindiğim bazı izlenimleri sizlerle paylaşmamın yararlı olacağını düşünüyorum.

İçerik Öncelikli Yayıncılık

Az önce de ifade ettiğim gibi baskı öncelikli mi yoksa dijital öncelikli mi yayın yapılacağı tartışması eski cazibesini kaybetmiş görünüyor. Bu ikisinden birine öncelik vermek zorunda olmadığımız, daha doğrusu bu ikisini bir arada yürütmenin daha doğru olduğu düşüncesi giderek yaygınlaşıyor.

Peki, ikisinden birine öncelik vermediğimizde neye öncelik vereceğiz? Elbette ikisini de kapsayan bir şeye. Yani içeriğe. İçerik kraldır anlayışından farklı bir olgu bu. Arşivi ve içeriği merkeze alıp mecraları farklılaştırmayı ifade ediyor. Daha fazla yerleşiyor. İçeriği ön plana aldığınızda “çok kanallı yayıncılık” için önünüzde bir engel kalmıyor. Daha anlaşılır bir şekilde ifade etmek gerekirse... Temel mesele: iş akışı… İş akışının yeniden düzenlenmesi ve yazı işlerinin birleştirilmesi gerekiyor. Bu birleşme zannedilenin aksine bir küçülme değil büyüme anlamına geliyor.

Seri İş Akışı

Biraz daha basitleştirerek ifade edelim. Diyelim ki büyük bir medya kuruluşusunuz. Ya da ana akım bir gazete. Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerine yayılmış yüzlerce muhabiriniz ve onlarca editörünüz, temsilciniz var.

Şu an kullanılan sistemlerde bir haberin gazete sayfasına, oradan da internet sitesine ulaşması için –çoğu zaman kaybı olan– dört, beş farklı aşamadan geçmesi gerekiyor. Oysa bu bir zorunluluk değil. Aksine zaman kaybı… Sadece kullandığınız yazılımı ve sahip olduğunuz mantaliteyi değiştirerek bu süreci tek bir platform üzerinden çok daha kısa bir sürede gerçekleştirmeniz mümkün.

Muhabirin haberi şefine, onun redaktöre, redaktörün yazı işleri müdürüne, yazı işleri müdürünün sayfa editörüne ayrı ayrı göndermesine, web editörlerinin basılı sayfadaki haberi gece yarısı pdf’den çekmesine gerek yok. Yazılar sisteme yüklenirken fotoğraflar ya da videoların e-postayla gönderilmesine gerek yok. Arşivler ve veri merkezlerinin ayrılmasına da gerek yok. Hepsi birleştirilebilir. İş akışı zincirinde yer alan herkes aynı uygulamayı kullanarak birbiriyle haberleşebilir.

Yetkilendirme Sorunu

Herkesin aynı sistemi kullanması halinde farklı yetkilendirme düzeyleri verilerek mesele halledilebilir. Tek bir editör aynı haberi hem basılı gazeteye hem de internet sitesine gönderebilir. Bu haberlerden biri daha kısa diğeri daha uzun olabilir. Birinde tek fotoğraf diğerinde on fotoğraf ve üç video olabilir. İnternet sitesi ve basılı gazete için farklı yayına giriş saatleri belirlenebilir.

Elbette bu sadece başlangıç... Semantikten ölçme ve değerlendirmeye çok geniş bir yelpazede bugün sahip olduğumuz zihniyeti terk edip bambaşka bir anlayışa geçmemiz gerekiyor.

Sitenize gelen bir okurun nereden geldiğini anlamanız mümkün. Sitenizdeki bir haberi okuduktan sonra sitenizde kalıp başka haberler okumaya devam edip etmediğini anlamak da mümkün. Hatta sitenizdeki bir habere sadece baktı mı yoksa zaman harcayıp okudu mu anlamak da mümkün. Bütün bunlar biz gazeteciler için yol gösterici olmalı.

Değinmek istediğim bir diğer konu da bu.

Haberin Kalitesi Artırılmalı

Dünya Yayıncılık Fuarı’nda içerik yönetimiyle alakalı seminer ve tartışmalar da düzenleniyor. Bu yıl öne çıkan konulardan biri “hikaye anlatımının önemi” oldu.

Hikaye anlatma konusundaki beceriniz sizi rakiplerinizin önüne geçirebilir. Aynı konuyu işleyen bir haberi diğerlerinden daha farklı ve zengin bir biçimde yazarak daha çok okunabilirsiniz. Yani haberin kalitesini artırmaya odaklanmamız gerekiyor.

Artık hemen her yerde bulunabilen “şu oldu, bu oldu” haberleri için gazete çıkarmaya gerek yok. Haberi patlatmak kadar en güzel bir biçimde aktarmak da önemli... Bunu yaparsanız okurların sadece baktığı ve çoğu zaman bıkıp bakmaktan vazgeçtiği bir gazete olmaktan çıkıp gerçekten okunan bir gazete haline gelebilirsiniz.

Değişim Bir Mecburiyet

Türkiye’deki medya tecrübesi gazetecilerin teknolojik gelişmelere ayak uydurmak şöyle dursun inatçı bir biçimde direndiğini gösteriyor. Basit bir tasarım programı değişikliği bile büyük huzursuzluklara neden olabiliyor. Kimi zaman bu durum matbaanın gelmesine direnen el yazmacılarının direnişinden bile anlamsız çünkü kimsenin işini kaybetmesi tehlikesini içermiyor.

Şu an içinde olduğumuz iş akışında çok ciddi problemler var. Zaman doğru kullanılmıyor, çok yavaşız, verimlilik çok az ve mütemadiyen yetki karmaşası yaşanıyor. Bu sorunların bir kısmı arşiv ve sistem konusundaki karmaşadan kaynaklanıyor. Bu sorunu çözmek iş akışı sorununu da aşmamızı da yardımcı olur.

Türkiye’de gazetelerin IT departmanları ihtiyaç duyulan uçtan uca çözümleri sıfırdan yazabilecek ya da yazılmış olanları ihtiyaca göre özelleştirebilecek birikim ve yeteneğe sahip fakat bu da ciddi bir maliyet ve zaman gerektiriyor. Üstelik çalışma tamamlandığında yazılan sistem çoktan eskimiş oluyor. Bu yüzden en azından başlangıçta var olan sistemleri alıp uyarlamak daha mantıklı ve hızlı bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Dilerim bir an önce bu konuda dünya ile aramızdaki mesafeyi kapatırız.


Etiketler »