Kriter > Dış Politika |

Dünyadan İran Yaptırımlarına Tepkiler


Türkiye, en yetkili yöneticilerinin açıklamalarıyla kendi çıkarlarını gerekçe göstererek İran’a yönelik tek taraflı Amerikan yaptırımlarına uymayacağını ilan etti.

Dünyadan İran Yaptırımlarına Tepkiler

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik yaptırımları daha da ağırlaştırarak yeniden yürürlüğe koyma kararı kuşkusuz sadece ABD ve İran’ı ilgilendiren bir gelişme değildi. Başta Irak ve Türkiye olmak üzere İran’ın komşularını, bu ülkeyle nükleer anlaşmanın imzalanmasında ciddi rol oynayan Avrupa Birliği ülkelerini ve Tahran ile yoğun ekonomik ve siyasi ilişkilere sahip olan Çin, Rusya ve Hindistan gibi yükselen güçleri de çok yakından ilgilendiren bir karardan bahsediyoruz. Dünyanın ekonomik ve askeri açıdan en güçlü ülkesinin başkanı, başına geçtiği ülkenin bu gücünü kullanarak diğer dünya ülkelerine İran konusunda dayatmalarda bulunuyor. Tahran’a karşı hukuksuz politikasına destek vermemeleri durumunda onlara karşı da yaptırım uygulama tehdidinde bulunan Trump yönetimi bu politikasıyla Obama döneminden ayrışıyor. Zira Obama yönetimi de İran’a karşı ağır yaptırımlar uygulamıştı ancak bunu başta Avrupalı müttefikleri olmak üzere diğer küresel güçlerin onayıyla yapmıştı. Sert bir yaptırım politikasının ardından Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri ve Almanya’nın katılımıyla İran nükleer anlaşması diye bilinen Joint Comprehensive Plan of Action (JCPOA) imzalanarak sorunun diplomatik yollarla barışçı çözümü mümkün olmuştu. Trump yönetimi ise “tarihin en kötü anlaşması” olarak nitelendirdiği bu anlaşmadan tek taraflı olarak çekilip “İran’la iş yapan ülkeler ABD ile iş yapamayacak” diyerek küresel sistemin diğer etkili ülkelerine meydan okuyan bir politikaya yöneldi.

ABD’nin 7 Ağustos 2018’den itibaren yeniden yürürlüğe koyduğu yaptırımlarının birinci aşamasında İran yönetiminin Amerikan dolarına sahip olması, altın ve diğer değerli metallerle ticaret yapması yasaklanırken ülkenin alüminyum, çelik ve otomotiv sektörüne dair kısıtlamalar getirildi. Bu yasaklara uymayan dünyanın bütün ülkelerinin şirketleri ve finans kurumlarına da yaptırım uygulanacağı ifade edildi. İran yaptırımlarının bu ilk aşaması bile özellikle ödemeler trafiğine yönelik yasaklar nedeniyle bu ülkeyle iş yapan şirketlerin işini zorlaştırmaktadır. 5 Kasım’da yürürlüğe girmesi öngörülen ikinci aşamada İran’ın petrol ve doğal gaz satışına getirilmesi planlanan yasakların hem İran’a hem de onunla enerji alanında sıkı ilişkilere sahip ülkelere ciddi zorluklar getireceği tahmin edilmektedir.

Daha yaptırımların ilk safhasında çok sayıda Avrupalı şirketin ABD ile ekonomik ilişkilerinin tehlike altına girmesi endişesiyle İran pazarından çekilme kararı alması Washington’ın yaptırım politikasının özellikle Batılı ülkelerde önemli sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Trump yönetiminin, kendisinden önceki yönetim tarafından imzalanan anlaşmadan çekilerek yaptırım politikasına geri dönmesi nasıl uluslararası hukuka aykırı bir adım ise başka ülkelerin şirketlerinin bu yaptırımlara uymaması durumunda cezalandırılacağı tehdidinde bulunması da açıkça uluslararası hukukun ihlali anlamına geliyor. Başta Dünya Ticaret Örgütü olmak üzere uluslararası ticareti ve ekonomik ilişkileri düzenleyen kuruluşların prensiplerine aykırı bir şekilde Amerikan yönetiminin tek taraflı yaptırımlara ve baskı politikasına yönelmesi, doğal olarak diğer dünya ülkeleri tarafından kendi ekonomik çıkarlarına yönelik saldırı olarak değerlendiriliyor.

Dünyadan İran Yaptırımlarına Tepkiler-Kemal İnatİran Başbakanı Haydar İbadi ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani

Avrupa’nın Tepkisi

AB’nin en sorunlu alanı olan ortak dış ve güvenlik politikası açısından değerlendirildiğinde, İran meselesinde AB ülkelerinin ortak bir çizgide buluşmasının zor olduğunu ifade etmek gerekir. Özellikle güvenlik politikası alanında Berlin-Paris hattından çok Washington hattına yakın durmayı tercih eden Atlantikçi ülkelerin İran sorununda da Trump yönetiminin politikalarına destek vermeleri AB içerisindeki çatlağı bir kez daha ortaya koydu. Rusya karşısında yaşadıkları güvenlik endişesi karşısında ABD’nin desteğini AB’den fazla önemseyen Polonya ve Romanya gibi eski Doğu Bloku ülkeleri Washington’ın yeni İran politikasına destek vermeyi tercih ediyorlar. İran yaptırımları konusunda AB ile ABD arasındaki gerilimin artması durumunda AB içerisindeki diğer Atlantikçi ülkelerin nasıl bir tavır alacakları ise şimdilik cevabı çok belli olmayan bir soru olarak duruyor.

İçindeki bazı Atlantikçi üyelerin bu aykırı pozisyonuna rağmen, başta Almanya, Fransa ve ayrılma sürecindeki Birleşik Krallık olmak üzere önde gelen ülkeleri İran nükleer anlaşmasına bağlı kalacaklarını ve Amerikan yaptırımlarına karşı çıktıklarını açıkladılar. Bu çerçevede AB çatısı altında 1996’da kararlaştırılan “blocking statute” yeniden yürürlüğe konularak, Avrupalı şirketlerin Amerikan yaptırımlarına uyarak İran’la ekonomik ilişkilerini sonlandırmaları yasaklandı. Ancak bu karara rağmen çok sayıda Avrupalı şirketin, çok daha fazla ekonomik faaliyete sahip oldukları ABD’deki işlerinin tehlikeye girmemesi için İran’daki yatırımlarını ve bu ülkeyle ticaretlerini askıya almaları AB başkentlerinin söylemlerine rağmen Tahran’a karşı Amerikan yaptırımlarının fiili olarak etki doğurmaya başladığının ispatı oldu. Avrupa ülkelerinin, keyfi ve hukuksuz Amerikan yaptırımlarına maruz kalacak şirketlerini koruyamayacağına dair yaygın kanaat AB’nin “kağıttan bir kaplan” olduğuna dair yorumları artırdı.

Sonuç olarak AB, ABD’nin İran nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekilip bu ülkeye karşı yaptırım politikasına geri dönmesini uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirip kendisinin anlaşmaya sadık kalacağını açıkladı. AB’nin, Amerikan yaptırımlarına uyulmasını yasaklamasına rağmen Avrupalı şirketlerin birbiri ardına İran’la ilişkilerini dondurduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. ABD baskılarına maruz kalan Avrupa ülkelerinin, İran yaptırımları nedeniyle uğrayacakları zararı engellemek ve Trump yönetiminin keyfi politikalarına karşı çıkmak için daha kararlı hareket etmeleri gerekiyor. AB’nin bu konuda kararlı olabilmesi için, sadece söylem düzeyinde Amerikan yaptırımlarına karşı çıkmakla yetinmeyip bu yaptırımlara uymayan Avrupalı şirketlerin ABD’de sorunla karşılaşmaları durumunda sonuna kadar arkalarında duracağını göstermesi gerekir. Kendi şirketlerine haksız yere yaptırım uygulayan ABD’ye misillemede bulunacağı mesajını güçlü bir şekilde verebilmek ve Beyaz Saray karşısında tek sesle konuşabilmek için içindeki Atlantikçileri AB çizgisine getirmesi, bunun için de onların Rusya tehdidi başta olmak üzere çeşitli konulardaki endişelerini gidermesi gerekiyor.

Ortadoğu’nun Tepkisi

ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının en fazla etkileyeceği ülkeler kuşkusuz Ortadoğu ülkeleri olacaktır. Bu ülkelerin başında ise ABD ile İran arasında hassas bir dengeyi gözetmek zorunda olan Irak geliyor. Mayıs’ta yapılan parlamento seçimlerinin üzerinden yaklaşık dört ay geçmesine rağmen halen hükümetin kurulamadığı ve yakın zamanda kurulacağına dair bir işaretin de olmadığı Irak’ta İran’a karşı Amerikan yaptırımlarına uyulması konusunda ciddi bir tartışma başlamış durumda. Başbakan Haydar İbadi yaptırım kararını “stratejik bir hata ve yanlış” olarak tanımlamakla birlikte “Halkımızın çıkarları için uyacağız” açıklamasını yapmasının ardından İran’a yakın grupların tepkisiyle karşılaştı. Bu tepkiler üzerine İbadi geri adım atıp yaptırımlara uymalarının zor olduğunu ima eden açıklamalar yapsa da Amerikan yaptırımları üzerine Irak’ta yaşanan gerginlik ülkede yeni bir istikrarsızlık dalgasının işareti olarak yorumlanıyor.

Trump yönetiminin, Tahran’ın Irak siyasetindeki nüfuzunu görmezden gelerek bu şekilde Bağdat yönetimini İran ile ABD arasında tercih yapmaya zorlaması ülkeyi bu defa parçalanmaya götüren bir sürece sokabilir. Bu açıdan bakıldığında Washington’ın Bağdat’a yaptığı baskıyı, muhtemel sonuçları itibarıyla Bush’un Irak’a yönelik gayrimeşru saldırısıyla aynı kategoride değerlendirmek gerekir. Ekonomik açıdan hem İran hem de ABD’ye ciddi bağımlılıkları oluşan Irak yönetiminin bu iki ülke arasında tercih yapmakta da kendisini tercih yapmaya zorlayanlara karşı durmakta da çok zorlanacağı görülüyor.

İran’a yönelik yaptırımların bütün Ortadoğu ülkelerinde Irak’takine benzer etkilere sahip olmayacağını ifade etmek gerekir. Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve İsrail gibi ABD’nin yakın müttefiklerinin bu yaptırım kararından memnun oldukları ve hatta bu kararın alınmasına etki ettikleri biliniyor. Bu ülkeler söz konusu yaptırımları İran rejiminin yıkılması yönünde atılmış bir adım olarak değerlendiriyorlar ve bu şekilde Tahran’ın bölgedeki yayılmacı politikalarının sona ereceğini düşünüyorlar. Ancak bu ülkelerin özellikle Trump’ın Kasım’da başlayacağını duyurduğu daha da ağırlaştırılmış yaptırımlar sonucunda kendisini iyice köşeye sıkışmış hissedecek İran’ın, Hamaney ve Ruhani’nin ağzından tehdit ettiği gibi Hürmüz Boğazı’nın petrol geçişine kapatılması da dahil olmak üzere sert önlemlere başvurmasının bölgede oluşturacağı kargaşayı hesap edip etmediklerini bilmek mümkün değil. Çok daha küçük bir ülke olan Irak’ta 2003’te ABD önderliğinde gerçekleştirilen işgal sonrasında yaşanan kaosun boyutları ve yol açtığı etkiler hatırlanırsa, İran’ın böyle bir kaosa sürüklenmesinin Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve İsrail başta olmak üzere bütün Ortadoğu ve hatta dünya siyaseti açısından ciddi sonuçları olacaktır.

Dünyadan İran Yaptırımlarına Tepkiler-Kemal İnatİran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Şangay İşbirliği Örgütü Liderler Zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüştü.

Asya’nın Tepkisi

2017 rakamları İran’ın ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında ilk üç ülkenin Çin, Güney Kore ve Hindistan olduğunu gösteriyor. İlk on sıra içerisinde yer alan Japonya ve Tayvan’ı da eklediğimizde İran’ın ihracatında ilk on ülkeden beşinin Asya ülkesi olduğu görülüyor. Çin Halk Cumhuriyeti’nin tek başına İran’ın toplam ticaretindeki payı 2017’de yaklaşık yüzde 33’e (112 milyar dolar toplam ticaret hacminin 37 milyar doları Çin ile) ulaşmıştır. Bu durumda İran’a yönelik yaptırımların en fazla –başta Çin olmak üzere–e Asya ülkelerini rahatsız ettiğini ifade etmek gerekir.

Pekin yönetimi bu rahatsızlığını açık bir şekilde ifade edip İran nükleer anlaşmasına sadık kalacağını ve Amerikan yaptırımlarını reddettiğini açıklarken Güney Kore ve Hindistan gibi ABD ile yakın güvenlik ilişkilerine sahip ülkeler açısından durum oldukça karmaşıktır. İran’la toplam ticaret hacmi 2017’de 9,6 milyar dolara ulaşan Hindistan hızlı bir şekilde büyüyen enerji ihtiyacının karşılanması için bu ülkeyi çok önemli bir tedarikçi olarak görüyor. Bu yüzden Hindistan Dışişleri Bakanı sadece BM yaptırımlarına uyacaklarını ancak tek taraflı yaptırımları kabul etmediklerini söylese de Tahran’dan petrol ithal eden Hindistan’ın en önemli enerji şirketleri arasında yer alan Reliance Industries’in ABD’den gelecek yaptırım endişesiyle İran’dan petrol alımını durduracaklarını açıkladığı görülüyor. Ancak daha önceki Amerikan yaptırımlarından da hatırlanacağı gibi Hindistan’ın İran yaptırımlarını gayriresmi yollardan delmeye yönelik girişimleri de söz konusu olabilir.

Asya güvenlik yapılanmasında ABD’yi önemli ortaklar olan gören Hindistan, Güney Kore ve Japonya, İran’dan yaptıkları enerji ithalatını sona erdirmekle Washington ile bu güvenlik ortaklığını riske atmak arasında bir tercih yapmaya zorlanıyorlar. Japonya ve Güney Kore gibi güvenlik politikaları açısından ABD’ye daha bağımlı ülkeler için Beyaz Saraydan gelen baskıya karşı koymak daha zor olacak gibi görünüyor. Şimdiden bazı Japon bankalarının İran’dan ithal edilen petrole dair ödeme mekanizmalarının dışında kalacaklarını ilan etmeleri bu baskının sonuç vermeye başladığının açık göstergesi olarak okunuyor.

ABD’nin bölgedeki müttefikleri istemeyerek de olsa Trump yönetiminin İran yaptırımlarına uygun hareket etmeyi tercih edecekler gibi görünürken, Asya’nın en büyük ekonomisi olan Çin’in bu yaptırımlara açık bir şekilde karşı çıkması, bu ülkenin İran’ın enerji ihracatındaki zaten yüksek olan payının çok daha fazla artması anlamına gelecektir. Hatta söz konusu Amerikan yaptırımlarının, Tahran’ı daha fazla Pekin’e yakınlaştırmak suretiyle Washington’ın en büyük rakibi olan Çin’in Ortadoğu’daki nüfuzunu artıracak sonuçlar doğuracağını ileri sürenlerin sayısı da az değildir. Yaptırımlar nedeniyle petrol ve doğal gazını satmakta zorlanacak İran’dan çok daha uygun şartlarda enerji temin etme imkanına kavuşacak olan Çin’in çok yüksek enerji ihtiyacını karşılama konusunda önemli bir avantaj elde etmesi de söz konusu olacaktır. İran’a karşı daha önceki yaptırımlar bu ülkeyi sadece ihracatta değil aynı zamanda ithalatta da en önemli ticaret ortağı yapmış durumda. İran’ın toplam ihracatında yüzde 29, ithalatında ise yüzde 36 paya sahip olan Pekin’in Tahran üzerindeki nüfuzunun yeni Amerikan yaptırımlarıyla birlikte daha da büyümesi söz konusu olacaktır.

Çin ile İran arasında başta enerji olmak üzere ekonominin birçok alanında kurulan bu sıkı ortaklık, Pekin’in Tahran’a yönelik saldırgan tavırlardan rahatsızlık düzeyini artıran bir faktör haline gelmiştir. Bu, ABD’nin 5 Kasım’dan itibaren İran’ın petrol ve doğal gaz ihracatını tamamen kesmek için alacağı tedbirlerin Çin’de yol açacağı rahatsızlığı da artıracak bir faktördür. Bu şekilde İran’a yönelik yaptırımları doğrudan kendi ekonomik çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak görecek Pekin yönetiminin tepkisinin hangi düzeylere ulaşacağı da küresel siyaset üzerinde önemli etkileri olacak bir husustur.

Türkiye’nin Tepkisi

Türkiye de İran’ın en önemli ticaret ortaklarından birisi olarak Amerikan yönetiminin bu ülkeye yönelik keyfi yaptırımlarından en fazla zarar görecek ülkelerin başında geliyor. 2017 rakamlarına göre Türkiye gerek ihracat gerekse ithalat açısından İran’ın dördüncü büyük ticaret ortağı konumundadır. Bu ticarette Türkiye’nin İran’dan enerji ithalatının payı oldukça yüksek olduğu için, Amerikan yaptırımlarının asıl konusunu teşkil eden Tahran’dan petrol ve doğal gaz alımının yasaklanacak olması ve bu ithalatın karşılığında dolar ya da altınla ödeme yollarına getirilen kısıtlamalar Ankara açısından çok olumsuz etkiler ortaya çıkaracaktır.

Kendi kaynaklarının yetersizliği nedeniyle petrol ve doğal gaz açısından yüksek oranda dışa bağımlı olan Türkiye için İran en önemli tedarikçilerden biridir. 2011-2016 arasında Türkiye’nin toplam doğal gaz ithalatında ortalama yüzde 17,7’lik paya sahip olan İran, yüzde 56’lık paya sahip olan Rusya’nın ardından ikinci sıradadır ve Moskova’ya doğal gaz konusunda söz konusu olan bağımlılığın daha da artmaması açısından çok önemli bir tedarikçidir.

Dünyadan İran Yaptırımlarına Tepkiler

2010-2017 arasında Türkiye’nin toplam mineral yakıt ithalatında İran’ın payı yüzde 12,9 ile 20,3 arasında değişmiştir. İran’a yönelik yaptırımların etkisinin zirve yaptığı 2015’te yüzde 12,9’a kadar düşen İran’ın payı yaptırımların kalkmasının ardından 2017’de yüzde 16,4’e kadar yükselmiştir. 2011-2016 dönemi ortalamasına göre İran, Türkiye’nin toplam petrol ithalatında yüzde 32,2’lik payla birinci sırada yer alırken 2011’de bu oranın yüzde 51,3’ten 2015’te yüzde 22,2’ye kadar düşmüş olması yaptırımların etkisini açık bir şekilde göstermektedir.

BM kararları çerçevesindeki İran yaptırımlarına uyan ancak tek taraflı Amerikan yaptırımlarını reddeden Türkiye’nin, özellikle 2013’ten itibaren artan Amerikan baskısı karşısında Tahran’dan petrol ithalatını azaltması bile daha sonradan Halkbank üzerinden Washington’ın düşmanca politikalarına maruz kalmasına engel olmamıştır. Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın ABD’de hukuksuz bir şekilde yargılanıp hapis cezasına çarptırılması, Türkiye’nin ABD’nin tek taraflı ve hukuksuz İran yaptırımlarına kısmen uyması durumunda bile bu ülkeden gelen baskılara maruz kaldığını gösteriyor. Buna göre Trump yönetimi ile ABD’nin daha sert bir şekilde İran yaptırımlarına geri dönmesinin Ankara-Washington ilişkilerinde daha ciddi sorunların habercisi olduğunu ifade etmek gerekir.

Kendisi de haksız bir şekilde Amerikan yaptırımlarına maruz kalan Ankara’nın, Tahran konusunda keyfi yaptırımlar uygulayan ABD’nin İran yaptırımlarına uygun hareket edecek olması yaklaşık 10 milyar dolarlık Türkiye-İran ticaretini tehlikeye sokacaktır. Dolar kuru üzerinden ABD merkezli bir ekonomik saldırıya maruz kaldığı bir dönemde Türkiye’nin kendi ekonomisine ciddi zararlar verecek şekilde İran’a yönelik yaptırımlara uyması elbette beklenemez. İşte bu nedenle Türkiye, en yetkili yöneticilerinin açıklamalarıyla kendi çıkarlarını gerekçe göstererek İran’a yönelik tek taraflı Amerikan yaptırımlarına uymayacağını ilan etti. Bağımsız dış politikanın gereği olarak takınılan bu tavır belki Washington ile sorunların artacağı anlamına geliyor. Ancak baskı, yaptırım ve tehdit eksenli bir politika izlemeyi tercih eden Amerikan yönetimi Türkiye ve diğer ülkelere başka bir tercih bırakmıyor.


Etiketler »