Kiptaş
Kriter > Söyleşi |

Gazeteci Turan Kışlakçı: “Yemen’de ABD Suud’u, İngilizler Husileri Destekliyor”


Türk-Arap Derneği Başkanı, Gazeteci Turan Kışlakçı ile Yemen’de çatışan tarafları, Osmanlı devletinin Yemen’de hayata geçirdiği “Osmanlı barışı”nı ve bundan sonra neler olabileceğini konuştuk.

Gazeteci Turan Kışlakçı Yemen de ABD Suud u İngilizler Husileri
Türk-Arap Derneği Başkanı ve Gazeteci Turan Kışlakçı

Yemen’de insani kriz zirve noktasına ulaşmış durumda. Birleşmiş Milletler (BM) rakamlarına göre ortalama her on dakikada bir çocuk hayatını kaybediyor. Milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşıyor. İlaç yok. Hastanelerin çoğu bombalanmış. Salgın hastalıklar, su ve yiyecek eksikliği kol geziyor. Yemen’den yansıyan görüntülere bakıldığında tam anlamıyla bir felaketle karşılaşmak mümkün. Bu durumun temel nedeni ülkenin iki kuşatma arasında sıkışmış olması. Bir tarafta İran destekli Husi militanları diğer tarafta onunla mücadele edeceği gerekçesiyle ülkeyi bombalayan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) öncülüğündeki koalisyon yer alıyor. Bir vekalet savaşının kurbanı durumunda Yemen. Kuşkusuz bunun en büyük acısını da Yemenliler çekiyor. BM kapsamında barış görüşmeleri devam etmesine ve kısmi düzelmeler olmasına rağmen ülkenin geleceği belirsizliğini koruyor. Bu bağlamda bölgeyi yakından tanıyan bir isim olan Türk-Arap Derneği Başkanı, Gazeteci Turan Kışlakçı ile Yemen’de çatışan tarafları, Osmanlı devletinin Yemen’de hayata geçirdiği “Osmanlı barışı”nı ve bundan sonra neler olabileceğini konuştuk.

Söyleşi: Yusuf Özkır Fotoğraf: Murat Şengül

 

Turan Kışlakçı-Söyleşi

Yemen’in nasıl bir yapısı var?

Yemen aslında tarihi boyunca birleşemedi. Hiçbir zaman tam bir devlet değildi. Genellikle kuzey ve güney diyebileceğimiz bir ayrım içindeydi. Sadece belli dönemler birliktelik yaşadı. Mesela Osmanlı döneminde bile ülkenin kuzeyinde bazı isyanlar görülüyor. Bunu hep yaşadı Yemen. Tarih boyunca sadece Suheyliler ve Resuliler dönemlerinde birliktelik yaşadılar. Bunlar da Eyyubiler dönemine denk gelen Abbasiler sonrası dönemlerdir. Sonra hiçbir zaman bir birliktelik yaşayamadılar. Osmanlı döneminde de kısmen birliktelik yaşadılar ama bazı bölümler hep dışarıda kaldı, özellikle kuzey bölgesi. Zeydiler bazı sebeplerden dolayı ayrı kaldılar ama Osmanlılar onları hep iç içe tuttu ve onlara her türlü desteği verdi bu anlamda.

YEMEN ARAPLIĞIN ÖZÜDÜR

Bu büyük barışı Osmanlı nasıl sağlamış?

Yemen demek Arap Yarımadası demektir. Yemen demek Arap’ın bizzat kendisidir. Kur’an’da bile işaretler vardır. Arap kabilelerinde hangi Arap kabilesi kendisini Yemen’e dayandırıyorsa o gerçek Arap demektir. Arap kavimlerini anlamak istiyorsanız milattan önce Yemen tarihine bakmanız lazım. Suud’a, Katar’a, Bahreyn’e, Irak’a, Suriye’ye, Filistin’e, Fas’a kadar giden bütün kabilelerin kökünde Yemenliler vardır. Endülüs’e hükmedenler de bir zamanlar Yemenlilerdi. Yemen Araplığın özüdür. Bugün kadim Arap topluluklarının Çin’de, Malezya’da, Güney Asya’da varlıklarına baktığımızda mesela Endonezya’da bir milyona yakın Yemenli yaşıyor. Bu çok ciddi bir rakam. Endonezya’da Jakarta’nın şu anki valisi Yemen kökenli birisidir. Aslında Yemenliler dışarıya birçok kabileyi göndermiş bir topluluk. Bu anlamıyla Yemen tarih boyunca çok büyük bir önem arz ediyor. Yemen’de milattan önce büyük barajlar var. İki üç kez bu barajlar yıkılıyor ve kavimler Yemen’den diğer bölgelere göçmek zorunda kalıyor. Kur’an’da da set yıkıldıktan sonra Arap kabilelerinin diğer bölgelere, Arap Yarımadası’nın içlerine doğru göç ettiğinden bahsediliyor. Tabii bu uzun bir mesele fakat burada Yemen’in, Arap halkının ana omurgası olduğunu bilmemiz lazım.

OSMANLI YEMEN’E ÇOK ÖNEM VERİRDİ

Bugün Suud’u, BAE’yi, Katar’ı, Kuveyt’i, Irak’ı ve hatta Suriye’yi anlamak istiyorsanız oradan gelen Arap kabilelerinin kökenlerini bulmanız lazım. Mesela Katar’a hükmeden Temim kabilesi Yemen’den gelmekte ve Irak’ta kökenleri vardır. Irak kolları Şiidir, Suud’da ve Katar’da yaşayan kollar ise Sünnidir. Onun için kökenini Irak’a bağlayan bir kabile ve aşiret kendisini gerçek bir Arap kabilesi olarak takdim eder. Osmanlılar bunu bildikleri için “Araplar necip bir millet” demiştir. Necip milletin ana omurgası da Yemen’dir. Osmanlı necip millet derken Suudları ve o yarımadayla birlikte asıl Yemen’i kastetmiştir. Bundan dolayı Osmanlılar Yemen ile iç içe girdiler. Hep oradaki sorunları çözmek için gittiler, tahakküm için değil. Osmanlı’nın oradaki nüfus varlığının nedeni, Portekizlilerin ve İspanyolların girişini engellemektir. Bugün konuştuğumuz Aden’deki Babü’l Mendep’e İspanyollar ve Portekizliler Afrika Kıtası’nı dolaşıp geldiklerinde oraya nüfuz etmeye çalışmışlardır. Oradaki ilk Batılı nüfusunu engelleyen Osmanlılar olmuştur. Yemenlilerde tarihi iyi bilenler Osmanlıların kendilerini İspanyol ve Portekiz’den kurtarmak için geldiğini bilirler. Eğer Osmanlılar beş yüz yıllık süreçte, ilk Yemen’e girişlerinde Aden’i, Hudeyde’yi, bugün çatışmaların en fazla olduğu Kızıldeniz’in etrafını, İspanyol ve Portekizlilerden kurtarmış olmasalardı beş yüz, altı yüz yıl önce muhtemelen bu bölgeler işgal altına girecekti.

Bizim bildiğimiz hikaye sadece Kuzey Afrika hikayesi. Sinan Paşa’nın, Fuat Paşa’nın, Hayrettin Paşa’nın orada Portekiz ve İspanyollara karşı verdiği mücadele. Fakat bizim iki tarafta, Katar ve Kuveyt’te verdiğimiz bir mücadele var. Bir de asıl mücadeleyi biz Yemen’de Portekiz ve İspanyollara karşı verdik. Aden Körfezi ve Hudeyde bu anlamda önemli. Osmanlı halkı orayı korumak için gitti ve orada bu sebeple durdu, sorunları çözdü. Osmanlı oradayken şunu gördü: Yemen halkının çoğunluğu Şafi ve Zeydi mezhebindendi. Yarısından fazlası Şafi, büyük bir çoğunluğu da Zeydi. Osmanlılar orada sorunu çözmek için hem Şafilerden hem de Zeydilerden seyyar mahkemeler kurdu. Köy köy, mezra mezra, kasaba kasaba dolaşıp halkların arasındaki ihtilafları fıkhi hocalarla çözüyorlardı. O dönemin şartlarında düşünüldüğünde atlar ve develer üzerinde, 1.600-1.700’lerde hocaları köylerdeki sorunları çözmek için gönderiyorlardı. Bu bir tarla sorunu, aşiret sorunu ya da başka bir sorun olabilir. Osmanlı sadece bununla kalmadı, oraya sanayi de götürdü. Cam fabrikasından tut demir fabrikasına kadar birçok şey inşa ettiler. Başkent San’a’nın ismi Osmanlı’nın oraya kurduğu sanayiden geliyor. 18. yüzyılda orada kurulan cam fabrikalarının bugün hala kalıntıları vardır.

Şu anda Yemen’de tren istasyonları ve hatları yok. Fakat Osmanlı döneminde tren hatları ve istasyonları vardı. Osmanlı döneminde Yemen’in fabrikaları vardı, bugün fabrikaları yok. Yemenliler bunu çok iyi biliyor. Sadece mezhebi olarak İmam Yahya ile bir sorun yaşanıyordu. Zeydilerle belli dönemlerde sorunlar oldu. O sorunlar da hükmetmek konusunda belli sıkıntılardı. Yoksa onlar da Osmanlı adaletine hep inandılar. İmam Yahya’nın da birçok mektubuna bakarsanız hiçbir zaman Osmanlı adaletinin aleyhine konuşmuyor. Sadece siyasi meseleler konusunda belli sıkıntılar yaşandı. Abdülhamid döneminde de Yemen’e çok büyük yatırımlar yapıldı.

Gazeteci Turan Kışlakçı: “Yemen’de ABD Suud’u, İngilizler Husileri Destekliyor”
Kriter Dergisi Yayın Koordinatörü Doç. Dr. Yusuf Özkır ve Türk-Arap Derneği Başkanı ve Gazeteci Turan Kışlakçı

BATI HER ZAMAN TAHAKKÜM İÇİN GELDİ

Osmanlı sonrasında nasıl bir tablo karşımıza çıkıyor?

Osmanlı’nın hükmettiği dönemde bir birliktelik, yaşam kalitesi vardı. İnsanların birbirine saygısı, hürmeti, bir devlet olma bilinci vardı. Osmanlı yıkıldığından beri yüz yıldır orada bir birliktelik yaşanamadı. O gün 1918’di, bugün 2018’deyiz. Sadece Yemen değil az önce ifade ettiğim gibi bu coğrafya hala birlikteliği yakalayamadı. Tarih bilinci olan herkes şunu da bilir, Osmanlıyla birlikte bu coğrafyada birliktelik ruhu bitti. Çünkü Batılılar hem mezhebi hem etnik bütün unsurları kurarak bu coğrafyada hep kargaşa üzerinden büyüdü ve tahakkümünü kurdu. İngilizler 1830’larda Yemen’in özellikle güney bölgesine girdi ve ülkeyi işgal etti. Yemen’de katliamlar yaptılar. Özellikle 1900’lerin başlarında, 1967’de güney bağımsızlık kazanana kadar orada İngilizler ciddi katliamlar gerçekleştirdiler. Sokaklarda insanları katlettiler: alimleri, ulemayı, medrese hocalarını, cami imamlarını öldürdüler. Bunların resimlerini bulabilirsiniz. İngilizlerin o dönemde Yemen’in birçok şehrinde yaptıkları katliamların görüntüleri var. Son dönemde İngilizlerin yayımladığı Yemen’de yapılanların videoları da ortaya çıktı.

İç savaş ne zaman başladı?

Yemen tarihindeki önemli olaylara baktığımızda ilk olarak 1918’de Osmanlı sonrası bir Şii devleti kuruldu. Buna Yemen Mütevekkiliye devleti deniyor. İmam Yahya 1960’lara kadar bu devletin liderliğini yaptı. Fakat 1960’ta Yemenliler bağımsızlık, cumhuriyet için mücadele ettiler ve İmamiye devletini 1962’de yıktılar. Bu İmamiye devleti Zeydilerden oluşmuştur. Bugün Husiler de kendilerini onlara dayandırıyor. “Bu yıkılan devleti biz yeniden inşa etmek istiyoruz. Çünkü devletin hakkı Hz. Hasan ve Hüseyin’in soyundan gelenlerin hakkıdır” diye düşünüyorlardı. Yani demokrasiye, cumhuriyete inanmıyor ve bir ailenin hakkı olduğunu söylüyorlardı. İkincisi 1962’de Mütevekkiliye devleti yıkıldı ve Yemen Cumhuriyeti özellikle Yemen’in kuzeyinde kuruldu. 1962’de ilk devlet başkanlığını Abdullah Salih yapıyor. Fakat devlet kurulduktan sonra birileri bundan rahatsız oldu. Bu rahatsızlık aslında bugün Yemen’i okumak için de bu ülkede olup biteni anlamak açısından da önemli. 1962’nin sonu itibarıyla Yemen iç savaşa girdi. Yemenliler bölündü ve büyük bir kavga yaşandı. Bu kavgada bir taraf Mısır diğer taraf da Suudi Arabistan’dı. Cemal Abdülnasır Hür Subaylar denilen gruba ve cumhuriyetçilere destek verdi; askeri, siyasi, maddi, manevi olarak… Eski nizamla yeni nizam arasındaki kavgada yeni nizama Mısırlılar eski nizama da Suudlar destek verdi. Suudlarda destekleyenler de Kral Faysal’ın bizzat kendisiydi. Çünkü Kral Faysal o dönemde onları daha dindar buluyordu. Zeydiler biraz daha Sünniliğe yakın. Kral Faysal ile aralarında bir bağ kurdular. Böylece kuzeyde büyük bir savaş başladı ve sekiz yıl boyunca devam etti. 1967’de ise Yemen’in güneyi bu sefer bağımsızlığını kazandı. Aden de İngilizlerin işgalinden kurtuldu. Çünkü İngilizlerin tarih boyunca hedefi hep Aden’i almaktı. Aden stratejik olarak önemliydi. Tıpkı Portekizlilerin, İspanyolların hedefi olduğu gibi bugün de birçok devletin hedefi Aden’i almaktır aslında.

Bu devleti kim kurdu?

Yemen cumhuriyetçileri, İmamiyeler ve güneydeki kabilelerle birlikte bağımsızlığını kazandı ve cumhuriyet oldu. 1967’de kurulduktan bir müddet sonra –Soğuk Savaş dönemi olduğu için– ülke yeniden ikiye ayrıldı. Ülkenin kuzey tarafını Amerikalılar destekledi yani kapitalist rejim, güney tarafı da sosyalistler tarafından yönetildi yani Rusya’nın etkinliğiyle devam etti. 1990’a kadar böyle devam etti. 1990’da kuzey ve güney birleşti. Kuzey ve güneyin birleşmesinde özellikle ordudan bir ekibin ve kabilelerin tekrar bir araya gelip “Soğuk Savaş’ın bitişinin emareleri artık gözükmüştür. Biz Yemeniz. Soğuk Savaş bizi ilgilendirmiyor” anlayışı etkili olmuştur. Güney ve kuzeyin liderleri Ali Abdullah Salih başkanlığında birleşti. Kuzeyin lideri Ali Abdullah Salih yakın zamanda öldürüldü. Güneyin başındaki Ali Salih Bid hala yaşıyor. Kendisini sosyalist kökenli bir isim olarak kabul ediyoruz. O dönemde Ali Abdullah Salih’le birlikte çalıştılar.

Fakat aradan bir müddet geçince tekrar iki grup birbirine girdi. Ali Abdullah Salih ve Ali Bid arasında dört sene süren çatışma sonucu Ali Bid grubu devre dışı bırakıldı. Ali Abdullah Salih bütün yönetimi ele geçirdi. O dört yıllık süreçte Yemen en cumhuriyetçi ve demokratik dönemini yaşadı. Birçok parti kurulmuştu. Fakat Ali Abdullah Salih iktidarı ele geçirince birçok partiyi devre dışı bırakarak kendi iktidarını kurdu. Ve son olarak da Yemen tarihinde 2011 Arap Baharı sonrası olan süreç kritik. 2011’de Arapların Gençlik Devrimi ya da Yemen Baharı diye adlandırdıkları süreç başladı. Ali Abdullah Salih iktidarı almak için “Ben bu iktidarı benden önceki rejimin adamlarını öldürerek ele geçirdim, eğer tekrar iktidarı ele geçirmek istiyorsanız beni öldürmeden iktidarı ele geçiremezseniz” dedi. Ve bundan dolayı barışçıl gösteri yapan gençlere savaş açtı. Büyük kalabalıklar hakikaten sokağa çıkmıştı ve onları devre dışı bıraktı.

BAE VE SUUDİ ARABİSTAN DESTEĞİ

Arap Baharı’nda sokağa çıkanlar kimlerdi?

Kesinlikle herkes vardı. Sünniler çoğunluktu ama Zeydiler de buna katıldı. Büyük bir kalabalık Ali Abdullah Salih karşıtıydı. Çünkü iktidarı elinde tutan adamdı. Ona, onun yaptığı yolsuzluklara ve bütün olaylara karşı bir isyandı. Tabii bu süreçte iki şey yaşandı: Birincisi 21 Eylül 2014’te Husilerin San’a’ya girerek şehri almasıdır. Husiler San’a’yı alınca Suudiler hazmedemedi. Çünkü Husilerin arkasında İran var ve Tahran’ı devre dışı bırakmak için onlara savaş ilan ettiler. İkinci olarak 2015’te de Suudlar, Husilerden kurtulmak için Mart’ta “Taharifu’l Arabi” Arap İttifakı adı altında Yemen’i bombalamaya başladı. Ve o gün bugündür –İran Husilere zaten tahakküm etmeye çalışıyordu– Suud’un savaş ilanıyla birlikte süreç hala devam ediyor.

Bu süreçte tabii Yemen’de bazı gruplar da var. Bunlar kimlerdir, çatışmayı nasıl tetiklediler?

Tabii burada Selefilerin arkasında Suud’un olduğu bir hakikat. Yemen’de şu anda üç taraf var: Birinci taraf Husiler. Husiler dolaylı ve dolaysız olarak İran tarafından büyük destek görüyor. Çünkü İran orada nüfuz elde etmek için Husileri kullanıyor. Fikri olarak İmamiye mezhebinden, siyasi olarak Hizbullah’a yakın hissediyorlar kendilerini. Hizbullah’ı kendilerine örnek edinmiş durumdalar. Ensarullah hareketi de var Husiler içinde şu anda. Ensarullah hareketi tamamen İran Caferi mezhebine yakınlaşmış fakat Husiler genel olarak hala Zeydiler ve mezhebi koruyorlar, İran’a siyasi olarak çok yakınlar. Tabii siyasi olarak ikisinin de Suud’a karşı projeleri İran’la uyuşuyor bu anlamda. İkinci grup Şeriyye yani meşru yönetim denilen gruptan oluşuyor. Aslında bu da çok enteresan bir gruptur. Farklı taraflardan oluşuyor. Şu anda Suud’un aslında tamamen olmasa da büyük oranda destek verdiği gruptur. Bunlar Mansur Hadi’nin grubu. Yemen devlet başkanının olduğu grup Islah Partisi ve diğer gruplar var bunun içinde. Grup içinde sosyalist, milliyetçi partiler de var ki bunlar asıl Yemen’i yöneten taifeydi. Husiler de bunun içindeydi sonra devre dışı kaldılar. İkinci grubun da kahir ekseriyetini Suud destekliyor. Şu anda Husilere karşı mücadele eden grup bunlar. Üçüncü grup ise “ayrılıkçılar” yani İnfisaliyun denilen grup. Bunlar güneyde ayrı bir devlet isteyen taife. Zayıflar fakat hala etkinlikleri var. Bunlar da kendi içinde ikiye ayrılıyor: Birincisi “Güney Geçiş Hükümeti”, ikincisi de “Güney Devrim Hareketi” denilen gruplar. Bu iki grup iki kavga arasında fazla taraf tutmuyor fakat ayrı bir bölgenin oluşmasından yanalar. Birinci grubu BAE 2016’da kurdu ve ciddi manada destekledi. Dördüncü grup da işte o radikal terör dedikleri DEAŞ ve El-Kaide. Özellikle El-Kaide. DEAŞ’ın varlığı orada çok az, bunu da bilmek lazım. Orada fazla bir etkinliği yok. Özellikle dış istihbaratlar DEAŞ’ı orada kurmaya çalıştılar.

Gazeteci Turan Kışlakçı-Söyleşi
Gazeteci Turan Kışlakçı: “Osmanlı Devleti 16. yüzyılda Yemen’e gelince Portekizliler ve İspanyolların işgalini engelledi. İki ülke Yemen’i sömürgeleştirerek Mekke ve Medine bölgesindeki ticareti de kontrol etmek istiyordu. Fakat Osmanlı bunları püskürttü.”

BAE ve Suudi Arabistan’ın Yemen üzerindeki etkisi, hedefi nedir?

BAE’nin desteklediği “Güney Geçiş Hükümeti” çok önemli çünkü güneyin ayrılmasını isteyen ve Suud’un da kısmen karşı olduğu bir grup. Suud ise güneyin ayrılmasını değil bir bütün olmasını istiyor zira ayrılması her şeyiyle yine Suud’a zarar veriyor. Güney Devrim Hareketini ise kısmen İran ama büyük oranda Umman destekliyor. Fakat 2007’de kurulan bu grup zayıf.

Ana hatlarıyla baktığınızda Yemen’de bu dört grubun vekalet savaşı yürüttüğünü söyleyebilir miyiz? Bunlar kimin vekili ve bunları vekil olarak savaşa katan taraflar Yemen’de ne istiyor?

Husileri İran tarafı destekliyor. Meşruiyye/Şeriyye denilen grubu Suud destekliyor. İnfisaliyun ayrılıkçı denilenler iki taifeden oluşuyor (az önce bahsettim), onların büyük bir kısmını da BAE destekliyor. Dördüncü grup ise ElKaide; DEAŞ’ın fazla etkinliği yok orada. El-Kaide’ye de baktığımızda yine arkasında Suud var. Çünkü El-Kaide’nin ilk kuruluş tarihi 1993’e gidiyor yani Afganistan’da savaşan Yemenliler ülkeye döndüğünde artık Yemen içinde de bir “İslam devleti” kurmak gibi hedefleri var. Bir hadis-i şerifinde Peygamberimiz (s.a.v.) kıyamete yakın bu coğrafyadan büyük bir ordunun çıkacağını ve ümmeti kurtaracağını ifade ediyor. Bu sebeple “Ceyş el Aden el Ebyen” adıyla İslam ordusu kuruyorlar. Kurucusu Ebu Ali Sarrih birkaç yıl önce öldürülmüştü. Ebyen ve Hadramat bölgesini aldılar. Çünkü çok güçlüydüler. Ciddi bir genç desteği vardı.

El-Kaide’ye el altından, istihbarattan Suud desteğini görüyoruz. Abdullah Salih’in bile El-Kaide’yle bazen ittifak yaptığını bazen de ayrıldığını gördük. Mesela Ali Abdullah Salih öldürmek istediği muhalifi bazen El-Kaideciler diye ABD’ye vurdurtuyordu bazen de Islah Partisi taraftarlarını El-Kaidecilere öldürtüyordu. Adam çok taraflı oynuyordu. Ve daha sonra 2005-2006 dönemindeki Suud’daki El-Kaide ile birleştiler. Adını da Arap Yarımadası El-Kaide örgütü olarak değiştirdiler. Hala Suud’daki El-Kaide ile Yemen El-Kaidesi ortak hareket ediyor. Suud’un üzerlerinde hala ciddi etkisi var ve hala ülke içinde güçlüler. Arap Baharı sürecinde o krizden istifadeyle ülkeyi ele geçirdiler. Fakat daha sonra oradan çıkarıldılar. Orada DEAŞ’ın varlığı az fakat Batılı devletler –özellikle belli devlet istihbaratları– her türlü desteği veriyor. Yine de Yemen’de kabilelerin etkinliği ve aynı zamanda oradaki diğer örgütlerin kuvvetliliği onların vücut bulmasını engelliyor.

BATI SAVAŞIN BİTMESİNİ İSTEMİYOR

Peki, bir tarafta BAE ve Suudi Arabistan diğer tarafta da İran var. Bu ülkelerin Yemen’deki stratejik hedefi nedir?

BAE’nin asıl hedefi Aden Limanı’nı ele geçirmek. Babü’l Mendeb’in yönetimini sağlamak. Çünkü eğer Aden Limanı’nı ele geçirerek burayı ölü bırakırsa yani gelişmesini engellerse kendi limanı her zaman için öne çıkmış olur. Çünkü BAE’nin en büyük kaynağı limanlardan oluşuyor. Gemi ticaretinin yük alıp boşaltma yeri de Dubai. Eğer Aden Limanı faaliyete geçerse oranın bütün önemi bitiyor. Dubai bir anda çöker. Zaten Mursi’ye karşı yapılan darbenin sebeplerinden biri de buydu. Mursi özellikle Kızıldeniz’de iki liman açacağını duyurdu. Bu limanları güçlendireceğini ve Mısır halkının buradan ciddi para kazanacağını dile getirmişti. BAE’nin Mursi karşıtı olmasının en büyük nedenlerinden bir tanesi Mursi’nin liman projesiydi. Yine BAE’yi en çok korkutan sebep Yemen’deki Aden Limanı faaliyete geçerse BAE’nin çökmesidir. Bunu iyi bildiği için oranın faaliyete geçmemesi için her türlü mücadeleyi veriyor. Orayı atıl bırakmak istiyor.

İran Yemen’i etki altına almak istiyor fakat fiziksel olarak ele geçirmek, tahakkümü altına almak istemiyor. Ayrıca Yemenlilerin çoğu bunu istemez hatta destek verdiği Husiler, Zeydiler bile bu anlamda İran’ı değil kendi yönetimlerini isterler. İran ile mezhebi olarak belli bir sıkıntılar yaşıyorlar. İran’la birlikte hareket etmelerine rağmen kendi hükümetlerini kurmak istiyorlar. Yemen’i İran burada sadece bir kart olarak iki yönlü kullanmak istiyor: Birincisi Yemen’i burada Suud’a karşı kullanmak istiyor. İkincisi Kızıldeniz’deki o hareketliliğe kendi hükmetmek istiyor. Aslında bu geçmişten gelen bir projedir. Amerikalıların 1960’larda İran şahıyla birlikte hem Somali’de hem de Yemen’de limanlarda kontrolü İran’a vermek gibi bir projeleri vardı. Özellikle 1950-1960’larda Amerikan devlet başkanlarının İran şahıyla yaptıkları bir anlaşma var. O dönemde Kızıldeniz’de İran’ın da bir tahakkümü, bir denge politikası olması amacıyla yapılan bir projeydi. Tıpkı Basra Körfezi’nde olduğu gibi…

Suud şunu çok iyi biliyor: Yemen’e hükmeden Suud’a da hükmeder. Yemen Suud için o kadar önemlidir. Tarih boyunca Portekizliler ve İspanyolların Yemen’i alma hedefleri Mekke ve Medine’ye o bölgeye hükmetmekti, Taif’e, Hicaz’a hükmetmekti; Taif’e, Hicaz’a, Mekke ve Medine’ye yani o bölgeye hükmetmek istiyorsanız Yemen’i almanız lazım. Savaşçı kabilelerin yeri orasıdır. Stratejik olan yer orası çünkü diğer yerler düz alan fakat Yemen dağlık, stratejik yer. Yemen’i alan direkt Suud’a da hükmeder. Bu anlamda Suud yönetimi İran’ın oraya gelmesinin kendisini tamamen zayıflatacağını iyi biliyor.

Yemen’e gittiğimde bana şunu demişlerdi: Yemen’de iki şey bulunur hatta Bush’un Yemen devlet başkanı Salih’e gönderdiği bir mektubu göstermişlerdi. Birincisi petrol rezervleri (Umman, Suudi Arabistan ve Yemen’de bulundu), ikincisi altın rezervleri. Özellikle o kadim medeniyetlerin olduğu Umman sınırlarında ciddi altın rezervleri bulunmuştu. Ayrıca üçüncü olarak da tarım alanları bakımından bereketli topraklara sahip. Tarım alanı olarak Yemen’in ileride çok büyük etkinliği olacağı, büyük bir yatırımın yapılacağı yer olarak düşünüyorlardı. Bush’un gönderdiği mektupta bu üçüne işaret vardı. Yani ticaret yollarının geçiş noktasında olmasından dolayı çok önemli, tarım havzası olmasından dolayı önemli ve sonra petrol ve altın rezervleriyle de önemli. 2006-2007’de bunu diyorlardı. Suud birincisi güvenliği için burayı kontrol etmek istiyor. İkincisi de Suud’da etkinliğini artırmak istiyorsa Suudi Arabistan rejimi oraya tahakküm etmesi lazım. Ve bundan dolayı geçmişten beri Suud hep orayı maddi olarak, Ali Abdullah Salih’in iktidarda olduğu dönemden düştüğü döneme kadar hep finanse eden de Suud’du. Ki Ali Abdullah Salih Zeydi olmasına rağmen bunu yapıyordu.

Gazeteci Turan Kışlakçı-Söyleşi
Gazeteci Turan Kışlakçı: "Yemen’de bir vekalet savaşı devam ediyor. Bir tarafta İran var. Diğer tarafta BAE ve Suudi Arabistan var. Batı da el altından çatışmayı destekliyor. Yani çözüm uzak."

Yemen üzerinden yürüyen çatışmaya baktığımızda taraflardan birinin kazanamadığını fakat sonuçları açısından Yemen’e insani bir felaket olarak yansıdığını görüyoruz. Bu çatışmayı önümüzdeki süreçte herhangi bir taraf kazanabilir mi? Kazanırsa sizce kim kazanır veya kazanamazsa Yemen nereye doğru sürüklenir?

İki tarafın kazanmayacağı da çok açık ortadadır. Bir değişikliğin olabilmesi için iki tarafta güç dengesinin bozulması gerekir. Yani Şeriyye grubuyla Husiler arasında ve arka plana indiğimizde İran ile Suud arasında güç dengesinde belirgin bir bozulma olması gerekir. Veya üçüncü bir güç dengesinin tarafları ikna etmek için devreye girmesi gerekir. Şu anda taraflar arasında zayıflama durumu görülmüyor. İkisinden birinin de öne çıkması çok zor şu anda. İki hal var; ya bu savaş hep böyle devam edecek ya da iki büyük taraftan bir tanesi güç dengesini biraz zayıflattığında diğer taraf kazanacak.

Siz ne görüyorsunuz?

Bu savaşın sürmesi ülkede ciddi bir krize sebep oldu. Ciddi insan kıyımları var ve bunun artık durması lazım. Burada Husilerin tam anlamıyla bir hükümranlık kurması çok zor gözüküyor. Önemli olan şey Şeriyye tarafı dediğimiz, meşru yönetim dediğimiz taraf daha güçlü, güçlü tarafları daha fazla. O halde bunlarla bir ittifaka girmesi gerekiyor ama bir şartla: Husilerin iki taraftan Hudeyde ve Taiz’den özellikle Hudeyde’de yönetimden vazgeçmeleri gerekiyor. Orayı işgalden vazgeçmeleri gerekiyor. Veya Taiz’i kuşatmayı –kuzeyden kuşatmaya almışlardı– kuzeyde kuşatmayı bırakmayı... En azından bir tanesinden vazgeçmeliler. Ya Taiz’i kuşatmayı bırakacaklar ya da Hudeyde’den çekilecekler. Eğer çekilirlerse anlaşmanın önü açılacak ve o silahlı çatışmanın da duracağına inanıyorum. Bunun için de Husilerin buna ikna edilmesi lazım. Zaten Husiler bir tahakküm kurmalarının zor olduğunu anlamışlar. Fakat ilginç olan şey şu –burada unutmamak lazım– Batı savaşın bitmesini istemiyor çünkü Batı’nın da işine geliyor. Biliyorsunuz dünyada hemen hemen Malakka Boğazı birçok boğazın yanı sıra Kızıldeniz gemi ticaretinin en çok yapıldığı yerlerden bir tanesidir. Ondan dolayı Batı da orada birisinin tahakkümünü istemiyor.

Batı derken ABD’yi mi yoksa İngilizleri mi kastediyorsunuz?

İkisini birlikte. Savaşın sürmesi ikisinin de işine geliyor. O halde gayriihtiyari şunu söylüyoruz: yani bu savaş hiç durmayacak ve devam edecek. Evet durmayacak ama gelinen noktada her iki taraf da yılmış durumda. Eğer Husiler geri adım atarsa, Taiz’in kuşatmasını bırakırlarsa ve Hudeyde’den geri çekilirlerse ben bir anlaşma olacağını düşünüyorum. Normal sınırlarına ve tekrar bir ittifaka dönüş olur.

Peki Suudi Arabistan koalisyonu 2015’te Husilere karşı operasyona başladığında üç dört ay içerisinde Husileri püskürteceklerini iddia etmişlerdi. Neden başarısız oldular?

İlginçtir Cemal Kaşıkçı’yı öldürme nedenlerinden bir tanesi de bu sorunun cevabıdır. Çünkü Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan Yemen’e 2015’te savaş açtığında Muhammed bin Selman’a şunu söylemişti: Üç ay içinde veya kısa bir zaman içinde bu savaşı bitir. Eğer bu savaş uzarsa bu hem Yemen’e hem Suud’a, hem de bölgeye büyük zarar verir. Onun için bu savaşı kısa sürede bitirebiliyorsan bitir. Çünkü oradan İran’ın çıkması lazım. İran’ın varlığı Suud’a da zarar vereceği için oradan çıkarılması lazımdı. Suud’a da şunu diyordu: Bunu Müslüman ülkelerle Arap ülkelerle birlikte yap, hiçbir zaman buna tek başına yeltenme. Fakat ilginç bir şekilde Suud bir anda Arap ülkelerinden daha çok yanına Mısır ve BAE’yi alarak, diğer Arap ülkelerini önemsemeyerek tek başına bu savaşa girdi. Her ne kadar buna “Arap İttifakı” ismini veriyor olsa bile… Aslında tek başına yürütüyor bu savaşı. Muhammed bin Selman da Kaşıkçı’yı ilkin hapse attı, birkaç hafta içeride kalmasının sebeplerinden bir tanesi de bu Yemen savaşıydı. Cemal Kaşıkçı “Artık bu savaşı bitir çünkü zarar veriyor ülkeme” dediği için tutuklamıştı.

Baktı ki her ne kadar İran destek veriyorsa da el altından İngilizler de Husiler’e destek veriyor, bunu görmek lazım. İngilizlerin de işine geliyor. ABD’liler Suud’a destek veriyor, İngilizler de Husilere destek veriyor. Suudlar bu savaşın içinden çıkamadılar çünkü Muhammed bin Selman’ın varlığının nedeni oldu artık. Muhammed bin Selman Yemen’deki savaşta eğer başarısız olursa onun sonu olacaktı, başarılı olursa kendi liderliğini tasdik ettirecekti fakat savaş uzadı.

Şu anda BM nezdinde devam eden görüşmeler var. Görüşmeler neden uzuyor?

Neden sonuç çıkmıyor? Batı da bu savaşın bitmesini istemiyor. İran ve Suud da bitmesini istemiyor. Çünkü orada birisinin tahakküm etmesi lazım. Çünkü stratejik bir yerden, jeopolitik önemi olan bir yerden bahsediyoruz. Yemenliler bunun bilincinde veya değildir ama dünya bunun bilincinde. Her ne kadar insani hayır kurumları bir araya gelip bunu bitirmek için çaba sarf ediyorsa da Batı maalesef bununla ilgili çaba sarf etmiyor, sıkıntı burada. Tarihte Yemen’in kıtlık yaşadığı birçok dönem var. Fakat şu anda çok büyük bir insani krizle yüz yüze. Bu savaş bunu artırmış durumda. Bunun bir an önce sona ermesi lazım ki bu insani kriz de çözülsün. Çünkü insani yardım organizasyonları da yardım götüremiyor, tutuklanıyorlar. Onu haber yapan insanlar, gidip orada insani dramları haber yapanlar ya İran ya da Suud tarafından tutuklanıyor.

Gazeteci Turan Kışlakçı-Söyleşi

Kriter Dergisi Yayın Koordinatörü Doç. Dr. Yusuf Özkır ve Türk-Arap Derneği Başkanı ve Gazeteci Turan Kışlakçı

TÜRKİYE YEMEN’İ ÖNEMSİYOR

Türkiye nasıl bakıyor meseleye?

Türkiye tarih boyunca Yemen’i hep kendi parçası olarak gördü. Bunu bizim türkülerde de görebilirsin, bunun tarihi bağı da var. Geçmişten beri “Arap necip millet” dediğimiz yerlerden, ana merkezlerden bir tanesi. İkincisi biz Yemen’den bile kültür kaptık diyebiliriz. Mesela kahve kültürünü biz Yemen’den aldık. Biz kahveyi Yemen’den alıp Moka Limanı üzerinden dünyaya yaydık. Bugün Mocha diye kahve var mesela. Yemen’deki o limandan alıyor ismini. O liman üzerinden Mısır’a, Mısır üzerinden İstanbul’a, İstanbul üzerinden de Avrupa’ya yayıldı kahve. Bizim Yemen savaşı zamanında yazdığımız türküler var: “Ah o Yemen’dir, gülü çimendir. Giden gelmiyor, acep nedendir…” Bu şunu gösteriyor: Biz sosyolojik olarak Yemen’i bizim bir parçamız olarak görüyoruz ama hiçbir zaman siyasi bir tahakkümü düşünmedik, her zaman Yemen’i koruma amaçlı bir şeyler yaptık. Bugün de aynı şeyi yapıyoruz. Türkiye’nin orada ne limanı ele geçirme ne de siyasi tahakküm kurma gibi hedefleri var. Fakat Yemen’i kendisine yakın bulduğu için gönül coğrafyasında bu savaşın bitmesini istiyor.

İlginçtir hem Husilerin hem diğer tarafın da sığınabildiği tek ülke Türkiye. İstanbul’da her iki tarafın da destekçilerini bulabiliyorsunuz. Çünkü hepsi şunu itiraf ediyor: Türkiye orada insani olarak, vicdani olarak, gönül olarak var. Türkiye iki tarafı ikna etmeye, bu savaşı bitirmeye çalışıyor. Onun için Yemenlileri burada eğitiyor, Yemenlilere yönelik eğitim çalışmaları başlattılar; şu anda üniversitelerimizin birçoğunda Yemenlileri bulabilirsiniz. Hayır kurumlarını özellikle teşvik ediyor. Kızılay bununla ilgili ciddi bir bağış kampanyası başlattı. Birçok sivil toplum örgütü Yemen ile ilgili çalışma yapıyor. Ve ayrıca Yemenlilerin kurduğu birçok vakıf var burada. En önde gelenlerinden biri Doktor Salah’ın kurduğu Veysel Karani Vakfı’dır. Bunlar Türkiye’nin desteklediği ve Yemenlilerin kurduğu vakıflar. Bu vakıflar da Türkiye’de Yemen’e yönelik ciddi işler yapıyor. Yemen halkını eğitmeye özellikle bu krizden kurtarmaya yönelik çabalar var. Türkiye oraya gönül coğrafyası olarak bakıyor.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası