Kriter > Dış Politika |

Geleceğin Diplomasisinde Türkiye "Fırsatlar ve Meydan Okuma"


Uluslararası diploması yepyeni bir düzleme taşınmakta ve bu yeni düzlemde daha esnek, daha dinamik ve çok boyutlu bir diplomasi tarzına ihtiyaç duyulacaktır.

Geleceğin Diplomasisinde Türkiye quot Fırsatlar ve Meydan Okuma quot
İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Başkan Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin

Uluslararası diplomasinin işleyişine belirli bir düzenlilik ve öngörülebilirlik kazandıran kurumlar ve normların son dönemde hızla yıprandığı ve ortak değer ile çıkar algısının kabuk değiştirmekte olduğu gözlenmektedir. Başta ABD olmak üzere önemli devletlerin liderlerinin dış politikada alışılmış tarzın haricinde refleksler vermeleri uluslararası diplomasinin işleyişinin yönetilmesini daha zor ve karmaşık hale getirmektedir. Uluslararası aktörlere karanlıkta yön göstermeye yarayan bütün bu unsurların zayıflıyor olması diplomatik etkileşimleri büyük ölçüde dönüştürecek ve ülkelerin dış politika konusundaki çabalarına farklı boyutlar katacaktır. Özellikle uluslararası kurumların ve çok taraflı anlaşmaların göz ardı edilmesi mevcut uluslararası sistemin işleyişinde çok ciddi yapısal boşluklar oluşturmaktadır. Bu boşlukların ne şekilde doldurulacağı veya bu boşlukları doldurmaya yönelik olarak yaşanacak rekabet ise uluslararası ilişkilerde önümüzdeki döneme damgasını vuracak gelişmeler olacaktır.

Esnek ve Dinamik Diplomasi

Uluslararası diplomasi yepyeni bir düzleme taşınmakta ve bu yeni düzlemde daha esnek, daha dinamik ve çok boyutlu bir diplomasi tarzına ihtiyaç duyulacaktır. Bu tarza uyum sağlamakta zorlanan aktörler uluslararası diplomasinin işleyişinde etkinliklerini kademeli olarak yitireceklerdir. Türk dış politikası açısından alışılmış refleks ve uygulamaların benzer şekilde devamı mevcut uluslararası ortamda Türkiye’nin çıkarlarını koruma konusunda aksamalara sebep olacaktır. Türkiye de bütün bu değişim ve dönüşüm içerisinde bir yandan etrafındaki ateş çemberindeki gelişmelerden mümkün olduğunca az zarar görmeye çalışırken diğer yandan dış politikasını değişen şartlara göre yeniden yapılandırmaya çalışmaktadır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken bir yandan da ABD ile Rahip Brunson krizi bağlamında yaşanan gerilimler ve Suriye’de İdlib’e yönelik muhtemel rejim saldırılarının Ankara açısından oluşturacağı güvenlik risklerini yönetme çabası Türkiye açısından çok kritik meydan okumalardır. Türkiye özellikle ABD ile yaşanan kriz bağlamındaki meydan okumasında Rusya, İran, Almanya, Çin ve Fransa gibi aktörlerden beklentilerinin ötesinde destek görmektedir. Öte yandan aynı aktörlerle Suriye rejiminin İdlib’e yönelik olarak yapmayı planladığı saldırı konusunda zorlu müzakereler yürütmektedir. Bütün bu farklı ve birbirleri ile tam örtüşmeyen gündemler eş zamanlı bir şekilde yürütülmeye çalışılmaktadır.

Türkiye’nin yerleşik dış politika refleksleri yaşanmakta olan krizlerin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi konusunda zaman zaman zorlanmaktadır. Müttefik olarak tanımladığı aktörlerle çok kritik konularda çelişki ve gerilimler yaşamakta iken daha önceleri gerilim yaşadığı ve rekabet halinde olduğu bazı ülkelerle ortak tavır belirleyebilmektedir. Türkiye’de dış politikayı takip edenler açısından bu gelişmeler kafa karışıklıklarına neden olmaktadır. Uluslararası diplomasi açısından yeni normal olarak tanımlanabilecek durum tam da bu kafa karışıklığı yaratan vaziyetle özetlenebilir. Türkiye daha önceleri müttefik olarak tanımladığı aktörlerle gerilim yaşamayı garipsemeyi bırakmalı ancak aynı aktörlerle farklı konularda iş birliği yapabiliyor olmayı normal kabul etmelidir.

Türkiye diplomaside alışık olunan işleyişin dışında bir yaklaşıma uyum sağlamak durumundadır. Bu yeni durum statik ve tek boyutlu ilişki ve bağımlılıkların yerine çok daha dinamik ve çok boyutlu bir düşünce tarzını gerektirmektedir. Aynı aktörlerle farklı alanlarda ve farklı coğrafi bölgelerde rekabet halindeyken başka konu ve bölgelerde iş birliklerini yürütme çabası son derece olağan bir hareket halini alabilir. Bu diplomatik adımları hesaplarken ve diplomasinin bütününü tasarlarken tamamen özgün ve yeni durumlara uyum sağlamayı kolaylaştıran düşünce tarzı bir gereksinim olacaktır. Kısa, orta ve uzun vadeli çıkarlar kendi aralarında çelişebilecek hareket tarzlarını gerektirebilmektedir.

Böylesi bir ortamda yapılabilecek en büyük hata bütün yumurtaları korunaklı olur düşüncesi ile aynı sepete koymak olacaktır. Diğer bir hata ise belirli öncelikler uğruna diğer başka hayati konularda gereksiz tavizler vermek olacaktır. Riskleri kendi içerisinde önceliklendirmek ve farklı alanlara yaymak, yeni ortaya çıkan imkanları ve boşlukları tespit ederek bu alanlardan istifade etmeye yönelik yeni adımlar atmaya hazır olmak yeni dönemin gerektirdiği beceriler olacaktır. Adaptasyon kabiliyeti yüksek olan ve yeni durumlarda özgün kararlar almaya açık olan aktörler bu yeni durumda daha güçlü mukavemet göstereceklerdir. Öte yandan belirli konularda sabit fikirli yaklaşıma sahip olan aktörler çözüm üretebilen tepkiler veremedikleri durumlarda diğer uluslararası aktörlerce uygun paydaşlar olarak dikkate alınmamaya başlayacaklardır.

Belirli siyasi değerlere sahip olmak ve siyaset planlama ve gündem belirlemeyi bu değerler etrafında şekillendirmek elbette önemli özelliklerdir. Ancak bu değerlerin hamle yapma konusunda yük oluşturması ve diplomasiyi hantal ve daha az işlevsel hale getirmesi diğer aktörler tarafından istenmeyen bir durum olarak anlaşılacaktır. Belirli bir duruş ve yaklaşıma sahip olacak kadar sabitleri olmak ancak bu yaklaşım ve çıkarları koruyabilmek uğruna esnek bir hareket tarzına sahip olmak yeni dönemin ihtiyacı olacaktır. Bu değer ve çıkarları mümkün olduğunca farklı yöntem ve usul ile gerçekleştirebilme yeteneği gösterebilmek yeni dönemde avantajlı bir durum olacaktır.

İlişkilerde dost sayılabilecek kadar derinlik sağlamak ancak gerektiğinde dostluk sınırlarına çıkmadan kendi değer ve çıkarları konusunda direnç gösterebilmek bir başarı kıstası olacaktır. Türkiye, NATO üyesi olduktan sonra kendi güvenliğini ve devletin bekasını muhtemel Sovyet tehdidi karşısında garanti altına almıştı ve bu durum uzun yıllar Türkiye’ye güvenlik konusundaki büyük tehditlere karşı güçlü bir koruma kalkanı oluşturdu. Ancak bu kalkanın altına girmenin maliyeti terörle mücadele, siyasi yapı ve kurumların şekillenmesi, ekonomik bağımlılığın azaltılması ve Kıbrıs meselesi gibi hayati konularda varoluşsal bazı zaafların oluşmasını engelleyememiştir. Yani bu koruma kalkanı bazı kritik konularda çok ciddi zayıflıkları beraberinde getirmiştir. Bu zayıflıklar Türkiye açısından varoluşsal tehditler oluşturmuş ve Türkiye’yi birçok konuda dışarıdan bağımsız bir şekilde karar alamaz hale getirmiştir. Bu zayıflıkları önleme konusunda destek beklenen muhtemel paydaşlar ile bazı karşıtlıklar ve gerilimler yaşanmıştır. Bütün bu karmaşık tablodaki temel unsurlar ve köşe taşları büyük ölçüde ittifakın ana çerçevesini çizen aktörlerce belirlenmiş ve gerekli durumlarda sonuna kadar da istismar edilmiştir. ABD başta olmak üzere bu aktörler zaman zaman ittifakın çatısı altındaki aktörlerin bağlılıklarını test etmiş ve bu testler neticesinde istedikleri sonuçları alamadıkları durumlarda bu çatı altındaki paydaşlara ceza kesebilmişlerdir. Bu cezalar ise küçük müttefik ve paydaşların farklı alanlarındaki dirençlerinin büyük ölçüde kırılmasına neden olmuştur.

Geleceğin Diplomasisinde Türkiye- Talha KöseDışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg

Türkiye’nin Önündeki Fırsatlar

İç siyasetin ve ekonomik önceliklerin parametreleri, ittifakın öncelikli aktörlerin çıkarları hilafında şekillendiği durumlarda Türkiye’nin çeşitli şekillerde itibarsızlaştırılarak siyaset seçeneklerinin önü kesilmiştir. Büyük aktörler kendi siyasi seçeneklerini artırıp esnekliklerini muhafaza etmek isterken muhataplarının tam tersi şekilde pozisyon almalarını beklemekteler. Türkiye’nin müstakil güvenlik kapasitesi oluşturma çabaları, ekonomik ve siyasi baskılarla önlenmeye çalışılmaktadır. ABD ticari açıdan küresel rekabetçiliğini artırmaya çabalayıp yeni pazarlardaki etkinliğini güçlendirmeye çalışırken müttefiklerinin kendi iç pazarındaki rekabet gücünü sınırlamaya çalışmaktalar. Müttefikleriyle Afrika ve Ortadoğu pazarlarında rekabet ederken bu bölgelerde gelebilecek güvenlik risklerine karşı aynı aktörlerle maliyet paylaşmaya çalışmaktadır. Birbirleri ile çelişik gibi görünen bütün bu adımlar aslında farklı alanlarda çıkarları çelişik gibi görünen aktörlere başka birtakım konularda yeni iş birliği olanaklarını sunmaktadır. Bu karmaşık parametreler diplomasinin eskiye nazaran çok daha dinamik ve esnek olmasını zorunlu kılmaktadır.

Bütün bu değişim ve dönüşümler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin önümüzdeki dönemde diplomasisini şekillendirirken dikkat etmesi ve önem vermesi gereken şu yeni prensipleri ortaya koymaktadır:

  • Savunma, enerji ve gıda güvenliği ve ekonomik istikrar gibi konularda diğer aktörlere tek taraflı bağımlılıkları mümkün olduğunca azaltmak,
  • Bu konulardaki seçeneklerin sayısını artırarak muhtemel riskleri orta ve uzun vadeye yaymak,
  • Siyasi seçenekleri doğru şekilde önceliklendirmek ve bu öncelikleri ise periyodik olarak güncellemek,
  • Eldeki yetişmiş insan kapasitesi ve maddi kaynakları bu öncelikler doğrultusunda doğru bir şekilde tahsis etmek,
  • Maliyet ve fırsat maliyetlerini yani alternatif seçeneklerin sunduğu imkanları somut kriterlere göre iyi hesaplamak ve özellikle atılan adımların alternatif maliyetlerini dikkate almak,
  • Yeni uluslararası ortam ve durumlara adaptasyon kabiliyetini artırmak ve personeli bu konuda periyodik eğitimlerden geçirmek,
  • Toplumsal bütünlüğünü ve dış şoklara karşı direncini artırmak ve iç kırılganlıkları azaltmaya yönelik olarak kuşatıcı çözümler üretmek.

Türkiye’nin yeni geçmiş olduğu Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi özellikle iç siyasetteki kırılganlıkları ve hassasiyetleri gidermek konusunda daha etkin çözümler üretme potansiyeline sahiptir. Ancak böylesi kaygan zeminde etkili diplomasi yapmanın mümkün olabilmesi için bütün siyasi ve toplumsal kesimlerin zaman zaman bu yeni durumun gerektirdiği refleksleri gösterebilmeleri ve kritik konularda alışık oldukları dar gündemlerin ötesinde tavır belirleyebilmeleri gerekmektedir. Özetle uluslararası diplomasi yeni dönemde yepyeni meydan okumaları ve aynı zamanda imkanları beraberinde getirecektir. Türkiye açısından yeni dönem riskler barındırmakla birlikte yeni fırsat pencereleri de sunmaktadır.


Etiketler »