Kriter > Dış Politika |

İdlib’in Dönüşen Siyasi ve Sosyal Yapısı


Savaş öncesi 700 bin civarında olan İdlib bölgesinin nüfusu yaşanan göç Dalgalarıyla 3,3 milyon civarına yükselmiştir.

İdlib in Dönüşen Siyasi ve Sosyal Yapısı
İdlib Vilayeti, Atmeh köyü Suriye-Türkiye sınırında yerlerinden edilmiş Suriyeliler için en büyük kamptaki çadırda Suriyeli küçük kız çocuğu,16 Eylül 2018

Türkiye ve Rusya arasında Soçi’de imzalanan mutabakat ile İdlib bölgesine olası operasyon engellenmiş ve cephe hattı boyunca silahsızlandırılmış bölgenin oluşturulması kararlaştırılmıştır. Türkiye’nin bölgede kararları uygulaması bağlamında İdlib’deki demografik, sosyolojik ve askeri yapı önem arz etmektedi

Demografik ve Sosyolojik Yapı

İdlib savaş başlamadan önce yaklaşık 700 bin nüfusun yaşadığı bir bölgeydi. İdlib eyaletindeki İdlib şehri ise 130 bin civarında bir nüfusu barındırmaktaydı. Bölgenin Halep’e yakın olması hasebiyle genellikle bu bölgeye göç veriyordu. Nitekim İdlibli gençler üniversite okumak için Lazkiye, Şam ve Halep gibi yerleri seçmekteydi. Yine İdlib şehri Lazkiye, Şam ve Halep gibi Suriye’nin diğer bölgelerine göre daha muhafazakardır.

2011’de Suriye’deki halk gösterilerinin başlaması ile İdlib ahalisi de gösteriler düzenlemişti. Suriye’deki gösteriler Esed rejiminin kanlı bastırma girişimi dolayısıyla savaşa evrilince İdlib eyaletinin 2015’te muhaliflerce ele geçirilmesinin ardından Rusya savaşa müdahil olmuştur. Eyaletin Halep, Hama, Lazkiye ve Türkiye sınırı arasındaki stratejik konumu ise askeri anlamda büyük önem arz etmektedir.

Esed rejiminin İran ve Rusya desteği ile gerçekleştirdiği askeri operasyonlar neticesinde birçok sivil İdlib’e göçmüştür. Esed rejiminin abluka altında tuttuğu bölgelerde yaptığı anlaşmalar ile binlerce sivil Suriye’nin birçok bölgesinden İdlib’e tahliye edilmiştir. Guta, Hama, Humus ve Halep bölgelerinden İdlib’e tahliye edilen insanların sayıları yüz binlerle ifade edilmektedir. Ayrıca YPG ve DEAŞ zulmünden kaçan birçok insan İdlib bölgesine sığınmıştır. Savaş öncesi 700 bin civarında olan İdlib bölgesinin nüfusu yaşanan göç dalgaları ile 3,3 milyon civarına yükselmiştir. İdlib bölgesinde yaşayan sivillerin 1,2 milyonu kamplarda yaşamaktadır. 2,1 milyonun üzerinde sivil ise şehirlerde ve köylerde yaşamaktadır. Nüfusun yüzde 59’u kadınlardan oluşmaktadır.

Kamplarda yaşayan insanların yüzde 22’si Hama ve yüzde 21’i Halep’ten gelmektedir. Bu insanların yarısından fazlasının hiçbir maddi geliri bulunmamaktadır. Gıda ihtiyaçları insani yardım dernekleri ve kuruluşlarınca karşılanmaktadır. 1,2 milyon insan arasından 330 bin civarında okul yaşında olan çocuk bulunmaktadır. Kamplarda yaşayan siviller günde dört saatten az bir süre elektriğe erişim sağlayabilmektedirler. İdlib’e yönelik olası saldırıda 500 bin ile 1,5 milyon arasında sivilin Türkiye’ye iltica etmesi beklenmektedir.

Savaş öncesinde İdlib bölgesinde yaşayan insanların genellikle Şafi mezhebinden oldukları ve bölgede tasavvufi grupların yaygınlığı bilinmektedir. Fakat savaş ortamı, Nusra ve DEAŞ gibi radikal grupların varlığıyla İdlib’de selefiliğin yaygınlaştığı da bir gerçektir. İdlib bölgesindeki camilerin silahlı gruplarca kontrol edilmesi, Cuma hutbeleri ve diğer etkinliklerin bu gruplarca düzenlenmesi ile bölgedeki dini algıda değişim yaşanmıştır. Ayrıca bölgeye yurt dışından gelen selefi alimlerin varlığı ve faaliyetleri etkili olmuştur. Ehl-i Sünnet alimlerin rejim, DEAŞ ve Nusra tarafından özellikle hedef alınmasından dolayı birçok alim Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’de Suriye İslam Alimleri Konseyi adı altında tekrar organize olan alimler sahada bulunmasalar da uzaktan Suriye ve İdlib içerisinde etkinliklerini devam ettirmektedirler. Suriye İslam Alimleri Konseyi’nin ÖSO ve diğer ılımlı muhalif gruplar üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Örneğin Ahraru’ş-Şam ile Nusra arasında yaşanan çatışmalarda, Suriye İslam Alimleri Konseyi Nusra’yı “Harici” olarak nitelendirmiştir. Suriye İslam Alimleri Konseyi Türkiye’nin desteklediği Milli Ordu ve Ulusal Özgürleştirme Cephesi yapılanmalarının kurulması için öncü olmuştur.

İdlib'in Dönüşen Siyasi ve Sosyal Yapısı

İdlib'in Dönüşen Siyasi ve Sosyal Yapısı

Askeri Yapı ve Gruplar

İdlib bölgesindeki askeri grupların varlığı ve kendi aralarındaki ilişki son derece komplekstir. Fakat son dönemde yaşanan gelişmeler doğrultusunda İdlib bölgesinde iki ana aktör ön plana çıkmaktadır: Ulusal Özgürleştirme Cephesi (UÖC) ve Heyet Tahriru’ş-Şam (HTŞ). Ayrıca Ceyşu’l-İzze, Hurras ed Din, Türkistan İslam Partisi (TİP) gibi başka irili ufaklı yapılar da bulunmaktadır.

Ulusal Özgürleştirme Cephesi

28 Mayıs 2018’de Türkiye’nin de desteğiyle İdlib ve çevresinde faaliyet gösteren on bir muhalif grubun birleştiklerini duyurmasıyla birlikte “Ulusal Özgürleştirme Cephesi” (UÖC) kurulmuştur. Oluşumun içerisinde başlangıçta yer alan on bir muhalif grup; Feylaku’ş-Şam, Nasr Ordusu, Özgür İdlib Ordusu, 1. Sahil Tümeni, 2. Sahil Tümeni, 1. Piyade Fırkası, 2. Ordu, Ceyşu’l-Nukba, Şuheda el-İslam Dareyya, el-Huriyye Tugayı ve 23. Fırka’dır. 3 Ağustos’ta ise Ahraru’ş-Şam ve Nureddin Zengi Hareketi’nin oluşturduğu Suriye Kurtuluş Cephesi ve Ceyşu’l-Ahrar ve Sukuru’ş-Şam grupları da UÖC’ye dahil olmuştur. Böylelikle Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne katılım sağlayan on beş grup olmuştur. UÖC’nin savaşçı sayısının yaklaşık olarak 55 bin civarında olduğu düşünülmektedir.

Özellikle Ahraru’ş-Şam, Nureddin Zengi ve Sukuru’ş-Şam’ın UÖC’ye katılması İdlib’in iç dinamikleri açısından büyük önem arz etmektedir. Nitekim bu üç grup Heyet Tahriru’ş-Şam ile üç ay süren bir çatışma dönemi yaşamış ve HTŞ‘yi birçok alanda geriletmeyi başarmıştır. UÖC içerisinde yer alan Feylaku’ş-Şam ve Ahraru’ş-Şam Fırat Kalkanı Harekatı’na katılmıştır. Zeytin Dalı Harekatı’na ise UÖC bileşenlerinden Feylaku’ş-Şam, Ahraru’şŞam, Nasr Ordusu, Ceyşu’l-Nukba, 2. Ordu ve 23. Fırka da katılmıştır.

UÖC’nin lideri Feylaku’ş-Şam’dan Fazlullah Haci, Şura meclisi başkanı Nasr Ordusu’ndan Suheyb Leyyuş, birinci yardımcı Sukuru’ş-Şam’dan Ahmed Mustafa Serhan, ikinci yardımcı Ceyşu’l-Ahrar’dan Velid Haşim Meşayil, askeri lider Inad Derviş, sözcü ise Naci Mustafa olmuştur.

Heyet Tahriru’ş-Şam

El-Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi’nin lideri Muhammed Culani 28 Temmuz 2016’da ilk defa yüzünü göstererek kameralar karşısına çıkmış ve Nusra Cephesi’nin El-Kaide ile olan bağlarını kopardığını ve ismini Şam’ın Fethi Cephesi (ŞFC) olarak değiştirdiğini ilan etmiştir. 28 Ocak 2017’de ŞFC, Liva el-Hak, Ceyşu’l-Sünne, Ensaruddin, Ceyşu’l-Ahrar ve Nureddin Zengi Hareketi Heyet Tahriru’ş-Şam’ı kurmuşlardır.

HTŞ’nin tüm İdlib’i kontrol altına almaya yönelik planları doğrultusunda silah zoru kullanmaya çalışmıştır. Fakat Ahraru’şŞam’a ve diğer ılımlı muhaliflere saldırıları sonunda HTŞ’den birçok ayrılma yaşanmıştır. Ensaruddin, Nureddin Zengi Hareketi ve Ceyşu’l-Ahrar HTŞ’den ayrılmıştır. Ayrılma süreçlerinin yarattığı gerilim dolayısıyla Nureddin Zengi Hareketi Ahraru’şŞam’a yakınlaşmış ve Suriye Kurtuluş Cephesi’ni kurmuştur.

Suriye Kurtuluş Cephesi ve HTŞ arasında yaşanan çatışmalarda zayıflayan HTŞ’den yeni bir ayrılma dalgası yaşanmıştır. El-Kaide’den ayrılmayı reddeden eski Nusra içerisindeki gruplar Hurras ed-Din’i kurmuştur. Heyet Tahriru’ş-Şam’ın savaşçı sayısının yaklaşık olarak 13 bin olduğu tahmin edilmektedir.

İdlib'in Dönüşen Siyasi ve Sosyal Yapısı

Hurras ed-Din

27 Şubat 2018’de sosyal medya ağları üzerinde yayımladığı bir açıklamayla kuruluşunu ilan eden Hurras ed-Din (Dinin Muhafızları) grubuna genellikle ufak gruplar olan 14 farklı grup katılmış oldu.

Grubun oluşumunun tarihsel nedeni Nusra Cephesinin El-Kaide’den biatını geri çekmesine kadar gitmektedir. Merkezi El-Kaide lideri Eymen Zevahiri’nin Eymen el Zevahiri’nin HTŞ yönetimine yönelik gerçekleştirdiği “biat” açıklamaları ile HTŞ içerisindeki El-Kaideci kanadın kopuşu hızlanmış ve Hurras ed-Din yapılanmasının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hurras ed-Din’in mevcut savaşçı sayısının bin civarında olduğu belirtilmektedir.

Türkiye Ne Yapmalı?

Türkiye’nin Soçi’de varılan mutabakatı uygulaması için sahadaki aktörlere yönelik geniş çaplı bir politika hazırlaması gerekmektedir. UÖC’yi güçlendirerek İdlib’deki askeri durumu Türkiye lehine değiştirmek mümkün. HTŞ ile öncelikli olarak müzakereler yürütülmesi ve grubun kendisini lağvetmesine yönelik baskıların artırılması düşünülebilir fakat Hurras ed-Din için askeri çözümden başka bir seçeneğin bulunmadığı görülmektedir. Özellikle İdlib’de yaşayan 3,3 milyon sivile yönelik Türkiye’nin insani, ekonomik ve sosyal politikalar belirlemesi gerekmektedir. Kamplarda yaşayan sivillerin durumunun düzeltilmesi Türkiye’nin bölge politikalarını olumlu anlamda etkileyecektir.


Etiketler »