Kriter > Dış Politika |

Irak Siyasetinde Arayış


Irak’ta ABD işgalinin yarattığı yıkım, yine işgalden dolayı aktörlerin birbirlerine düşmanlık beslemesi ve yapısal sorunlar Bağdat’ta güçlü bir merkezi hükümetin oluşturulmasının önündeki engeller olarak duruyor.

Irak Siyasetinde Arayış

Bu sene Irak için seçimler yılı oldu. Önce Irak genel seçimleri, sonra IKBY Parlamentosu ve iki gün sonra ise cumhurbaşkanı seçimleri yapıldı. Bu seçim dönemlerinde Basra merkezli başlayan isyanlar da bu sürecin bir parçası haline geldi. Bütün bu gelişmeler olup biterken dikkat çeken en çarpıcı nokta Irak siyasetinin uluslararası aktörlerin etkisinin altında devam ediyor oluşudur. Seçime katılan Iraklı siyasi parti liderleri ve dini otoriteler kadar ABD’nin DEAŞ’la mücadele özel temsilcisi McGurk ve Kasım Süleymani’nin Bağdat, Süleymaniye ve Erbil’e düzenledikleri ziyaretlerin bu sürecin belirleyici parametresi olarak konuşulması bu durumun en somut göstergesidir. Özellikle seçim sonuçlarının ilan edilmesiyle bu isimlerin hükümetin kurulmasında etki ve pay sahibi olabilecek aktörlerle sürekli görüşmeleri, hükümetin ABD ve İran’dan bağımsız bir şekilde kurulamayacağını gösterdi. Sürekli bağımsızlık vurgusu yapan ve hem ABD hem de İran’ı eleştirmekten kaçınmayan Sadr’ın bağımsız tavrıyla siyaseti peşinden sürükleyebileceğine dair beklentiler de bu ülkelerin sahadaki etkinliği karşısında geçerliliğini yitirdi. Nihayet gelinen noktada hükümeti kurma görevinin teknokrat sayılabilecek Adil Abdülmehdi’ye verilmiş olması siyasi konsensüsün ne kadar zor olduğunu gösterdi. Nitekim seçimler Mayıs’ta gerçekleşmesine rağmen hükümetin hala kurulamamış olması siyasi sistemin açmazları ve dış aktörlerin etki düzeylerine ilişkin ciddi bir işaret.

IKBY Parlamento Seçimleri

Henüz hükümet kurulmadan 30 Eylül’de IKBY Parlamentosu için seçimlerin gerçekleşmesi bu bölge ile merkez arasındaki siyasi ilişkileri birbirine bağımlı hale getirdi. Katılımın beklenenin altında kalması dikkatlerden kaçmadı. Irak genel seçimlerine katılım bu bölgede yüzde 60 olarak gerçekleşirken bölgesel parlamento seçimlerinde ise oran yüzde 55’lerde kalmıştır. Resmi prosedürlerin katılımın düşük kalmasında etkili olduğu dile getirilebilir fakat genel anlamda seçimlerin sönük geçtiğini söylemek de mümkün. Referandumun yarattığı sonuçların katılımı etkilediği yaygın bir kanaat.

Bir önceki dönemde 38 milletvekiline sahip KDP hem oy oranını hem de vekil sayısını artırdı. KDP son seçimde yüzde 43 oy oranına ve 45 vekile sahip oldu. Buna karşın KYB de bir önceki dönem 18 olan vekil sayısını 21’e çıkardı. Bir önceki dönemde 24 vekile sahip Goran ise ciddi bir güç kaybı yaşayarak 12 sandalyede kaldı. Goran’ın kaybettiği oyların bu iki parti ve Yeni Nesil hareketine kaydığı görüldü. Özellikle gençlerin Yeni Nesil’e destek verdiğini söylemek mümkün. İslamcı Partilerin (İhvan çizgisindeki Yekgirtu ve Kürdistan İslami Hareketi) koalisyonu ise beklenilen sıçramayı yapamadı.

Sonuç olarak KDP güç kazandı. Bunun temel sebebi hala kurucu liderinin var olması, parti disiplini ve günlük siyasetin ötesinde bir stratejiye sahip olması. KYB ise liderden yoksun, dağınık ve uluslararası aktörlere fazlasıyla bağımlı bir siyaset yapıyor. Irak seçimlerinde daha çok İran’a angaje iken (hatta İran’ın KYB lehine sandık sonuçlarıyla büyük oranda oynadığı söyleniyor) birkaç ay önce partiden ayrılan Behram Salih’i –ABD’nin etkisiyle– cumhurbaşkanı adayı göstermesi ise bu durumun bir göstergesi.

Referandum sonrasında “Kürt siyaseti”nin popülaritesini genel anlamıyla kaybettiğini söylemek mümkün. Bu durumun temel sebebi referandumun başarısızlıkla sonuçlanması ve KDP ile KYB’nin ayrışması. KYB’nin Behram Salih’i –McGurk’ün baskısıyla– Barzani’ye danışmadan aday göstermesi, buna karşın Barzani’nin ise kendi adayı Fuad Hüseyin’i alternatif bir aday olarak öne sürmesi bu ayrışmanın bir göstergesi olarak okunabilir. Fuad Hüseyin’in yarıştan çekilmesi iki aktör arasında son dakikada bir mutabakata mı varıldığı sorularına neden olmuştur. Eğer bir mutabakat olduysa bile iki parti arasında ihtilaflı bir dönemin başladığı gerçeğini değiştirmiyor. KYB’nin adayı Behram Salih’in cumhurbaşkanı olarak seçilmesine karşın Barzani IKBY siyasetinde buna cevap verebilir. Seçim sonuçlarıyla elde ettiği çoğunluk sayesinde KYB’nin alanını daraltması ve hükümetin dışında bırakması uzak bir ihtimal değil. Bu durum 2005 sonrasında hem Irak’ın genelinde hem de KDP-KYB arasında oluşan siyasi konsensüsün çatlaması anlamına geliyor. Bu çatlak ise Süleymaniye ve Erbil merkezli iki idari yapının ortaya çıkmasına kadar bile gidebilir.

Bu seçimlerde güç kazanan KDP’nin bir yandan söylem düşüreceği öte yandan somut kazanımlar peşinde olacağı söylenebilir. Bir başka deyişle büyük siyasal proje ve söylemleri dile getirmeden pozisyonunu güçlendirmeye çalışacaktır. Özellikle IKBY bölgesinde KYB yerine küçük partilerle iş birliği yaparak hükümeti kurma çabaları bunu göstermektedir.

IKBY’de KDP ile KYB’nin ayrıştığı bir atmosferde bir alternatif olarak İslamcı aktörler yükselme beklentisi içine girmişlerdi. Ancak bekledikleri desteği elde edemediler. Yeniden bir siyasal perspektif değerlendirmesi yapmaları gerektiği açıktır.

Türkiye’nin yakından ilgilendiği Türkmenler ise dağınık bir görüntü veriyorlar. Bu durum yalnızca Türkmenlerin kendileriyle ilgili değil. Kontenjan sayısınca (beş milletvekili) temsil edilme hakkının tanınması ve 2003 sonrasında dışlanmaları esas etkili faktörlerdir. Tarihsel rolleri, nüfusları oranında temsil edilebilmeleri için Türkmenlerin kurumsallaşma ve organizasyon düzeyinde yeniden teşkilatlanmaları gerekmektedir.

Seçimler, IKBY ve Merkezi Hükümet

Referandum sonrasında Irak Merkezi Hükümetinin IKBY’ye karşı güçlendiği ortadadır. En önemli kazanımı ise Kerkük’ün kontrolünü eline almış olmasıdır. Kerkük petrolleriyle ciddi bir gelir elde eden IKBY ekonomik açıdan merkeze daha bağımlı hale gelmiştir. Bağdat siyasi düzeyde toparlandıkça uluslararası aktörler tarafından daha fazla dikkate alınıyor. Ancak Bağdat için sorun tam da burada başlıyor. Irak işgalinin yarattığı siyasi, ekonomik ve sosyal yıkım, yine işgalden dolayı siyasi ve toplumsal aktörlerin birbirlerine düşmanlık beslemesi, altyapı yetersizliği ve rüşvetin yapısal bir sorun haline gelmesi Bağdat’ta güçlü bir merkezi hükümetin oluşturulmasının önünde önemli engeller olarak duruyor. Bu sorunlar aşılmadıkça ne IKBY ile sağlıklı bir ilişki yürütülmesi ne de uluslararası aktörler karşısında kırılganlığın giderilmesi mümkün olacaktır.


Etiketler »