İstanbul Şehir Hatları
Kriter > Dosya |

Karanlık Günlerin Umudu: Anadolu Kadını


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Dünya Kadınlar Günü’ndeki konuşmasında kadınlar üzerinden oluşturulmaya çalışılan negatif gündemi eleştiren açıklamalar yaptı.

Karanlık Günlerin Umudu Anadolu Kadını

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Dünya Kadınlar Günü’ndeki konuşmasında kadınlar üzerinden oluşturulmaya çalışılan negatif gündemi eleştiren açıklamalar yaptı. Bu açıklamalar sonrası gündeme gelen meseleleri AK Parti İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı Kan, Avukat Derya Yanık, KADEM Dış İlişkiler ve Projeler Direktörü Sezen Güngör ve FSM Üniversitesi öğretim üyesi Zeynep K. Şerefoğlu Danış ile konuştuk.

Kadınları İnciten İfadeler Asla İslamiyet’e Mal Edilemez

Ravza Kavakçı Kan/AK Parti İstanbul Milletvekili

Bugün karar alma mekanizmalarına katılım hususunda siyasetten bürokrasiye, özel sektörden sivil topluma kadar her alanda kadınların aktif temsilinin Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış olması; eski Türkiye’ye göre kız çocuklarımızın okullaşma oranının yüzde 99’a çıkması, üniversiteye giden kızlarımızın sayısının dört kat artması ve üniversiteli genç kızlarımızın sayısının erkeklerin sayısını aşmış olması devrim niteliğindeki yeniliklerin en büyük göstergesidir.

Kadınları insanlığın öğretmeni olarak tanımlayan Sayın Cumhurbaşkanımız dünyanın dört bir yanına yardım elini uzatarak sözde kadın hakları savunucusu uygar ülkelerin üç maymunu oynadığı mazlum topraklardaki masum kadınların gözyaşlarına ortak oluyor. Tüm dünyaya insan hakları dersi veriyor.

İnsan haklarının savunucusu olarak bugün sınırlarına sığmayan Türkiye’yi kadınlarımız ile alakalı olumsuz algılar üzerinden toplumu dizayn etmeye yeltenen zihniyete karşı uyaran Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle din adamı olarak ortaya çıkıp temel İslami değerleri çarpıtan kişilere karşı mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizerek büyük bir toplumsal yaraya dikkati çekmişlerdir. İslamiyet kadını insan olarak, birey olarak muhatap kabul etmiştir. Birçok toplumun “Kadının ruhu var mı, insan mı?” tartışmalarını yapmasından yüzyıllar önce İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) kadın hakları ile alakalı prensipleri Veda Hutbesi’nde en güzel şekilde ifade etmiştir.

Bütün bu hassasiyete rağmen toplum tarafından “alim” addedilen kimselerin kadınları aşağılayan, onları inciten ifadeleri İslamiyet’e mal ederek konuşmaları asla kabul edilemez. Bu yanlışı düzeltmek başta ilahiyat camiası ve Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere bütün inananların vazifesidir. Doğru bilgi üretme konusunda üzerine büyük görev düşen demokrasimizin olmazsa olmazı medya temsilcilerine seslenen Sayın Cumhurbaşkanımız içerik ve temsil bakımından kadının metalaştırılmadığı, rencide edilmediği yayınlara özen gösterilmesini rica etmiştir. Medya demokratik toplumların aynasıdır. İletişim araçlarının verimli kullanımı toplumun hassas konularda birlikte hareket etmesinde önemli bir rol oynamaktadır. İnanç ve özgürlükler konusunda bugün hayal bile edilemeyecek bir seviyeye gelen Türkiye’nin ezberlenmiş art niyetli söylemlerle oyalanmasını bekleyenler eski Türkiye’den medet umanlarla aynı taraftadır.

Kadına Yönelik Şiddet Evrensel Bir Problem

Derya Yanık/Avukat

Şiddetin evrensel bir problem olduğunu tespit ederek başlayalım. Çok gelişmiş, refah düzeyi oldukça yüksek ülkelerde de kadına yönelik şiddetin yıkıcı boyutlarda olduğunu görüyoruz. Ama son zamanlarda sanki şiddet sadece Türkiye’nin ve Türkiye’deki kadınların problemiymiş, bu sorun bizim kültürel kodlarımızın ürettiği bir sonuçmuş ve buna karşı sorumluluk makamında olanlar hiçbir şey yapmıyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu doğru değil. Bu sorun insanlığın ortak problemidir ve eğer çözüm bulacaksak da insanlığın ürettiği ortak birikimden yararlanmalıyız.

Üstelik şiddet, sadece şiddete uğrayanı değil onunla birlikte aileyi ve giderek tüm toplumu ifsad eden bir yara. Şu halde şiddetle mücadelemizi mağdurun hakkını korumak yanında toplumsal sıhhatimizi inşa etmek ve geleceğimizi korumak adına da yapmalıyız.

Özellikle son yıllarda ülkemizde kadına yönelik şiddetle mücadelede gerek yasal düzenlemeler ve gerekse uygulamada oldukça ciddi düzenlemeler yapıldı. Hatta bu alanda pek çok gelişmiş ülke mevzuatından ileride olduğumuzu söyleyebilirim. Yasal düzenlemeler anlamında baktığımızda cezaların ağırlaştırıldığını, haksız tahrik ve benzeri adil olmayan indirimlerin ortadan kalktığını görmekteyiz. Çok bilinen bir ifadeyi hatırlatayım burada, geçmişte “namus cinayeti” diye bir kavram vardı. Adeta kadın cinayetlerini meşrulaştıran bir ifadeydi bu. Son yıllarda biz bu ifadeyi terminolojimizden çıkardık. Yine namus cinayetlerinde tahrik indirimleri uygulanırdı. Önemli ölçüde o indirimler de yok artık.

Uygulamadaki iyileştirmelere örnek olarak şiddete uğrayan kadınların başvuracağı Şiddeti Önleme Merkezleri (ŞÖNİM) gibi ilk basamak müracaat birimlerinin artmasını, şiddete uğrayan kadının gerektiğinde (mahkeme kararını bekleyemeyecek kadar acil durumlarda) mülki idare kararıyla koruma altına alınmasını ve maddi destek sağlanmasını sayabiliriz.

Peki halen neden bu sorun ve bağlı şikayetler bu kadar can yakıcı bir biçimde devam ediyor? Burada daha çok mahkeme kararlarının tartışıldığını görmekteyiz. Bu tartışmanın haklı ve haksız kısımları var. Haksız kısmı; hukukun kendi dinamikleri var ve toplumsal algıya göre davranamaz. Tabii burada asıl tartışmaların haklılığını konuşmamız gerekiyor. Yargı mercileri klasik bir yaklaşımla yasaların kendilerine tanıdıkları takdir hakkını çoğunlukla fail lehine kullanıyor: iyi hal indirimi vb… Toplumsal hassasiyetleri ve bir vakanın toplumda uyandırdığı infiali göremeyebiliyor. Mağdurun mağduriyetini yeterince içselleştiremiyor. Oysa ceza teorisi adaleti tesis etmek kadar caydırıcı etki sağlamayı da hedefler.

Kadınlar Tüm Karar Alma Mekanizmalarında Olmalı

Sezen Güngör/KADEM Dış İlişkiler ve Projeler Direktörü

Türkiye’de kadınlar son on iki yılda önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Karar alma mekanizmalarında eskiye oranla daha fazla temsil edilmekte, ev/iş yaşamı dengesinin sağlanması adına hayata geçirilen uygulamalarla hem aile sorumluluklarını daha rahat yerine getirmekte hem de iş yaşamına devam edebilmektedir. Sosyal destekler dezavantajlı durumdaki kadınların hayata tutunmalarına imkan tanırken girişimcilik destekleri de iş sahibi olmaları yolunda değerli bir katkı sağlamaktadır.

Tüm bunlar kadın hakları ve kadınların yaşamlarını iyileştirme adına yadsınamaz bir gelişmeyi işaret ederken toplumda hak ettikleri yerde adil bir şekilde yer alabilmeleri için ulaşılması gereken yeni hedefler ortaya koymaktadır. Demokrasimizin tam olabilmesi için toplumumuzun yarısını oluşturan kadınların temsilinin sadece siyasette değil tüm karar alma mekanizmalarında artması gereklidir. Bunun yanında doğum izinlerinin artması ve çocuk bakım destekleri gibi düzenlemeler esnek iş olanakları, kreşlerin yaygınlaştırılması gibi kadınların yaşamlarını daha da kolaylaştıracak yeni talepleri de getirmektedir.

Kadın Söylemi Sabıkalı

Zeynep K. Şerefoğlu Danış/Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi

Toplumsal yapılar, meseleler, problemler ve öneriler aynıyla kültür sanat verilerine dönüşmezler. İşte bu noktada konu kadına şiddet de olsa eğer kültür sanat bunu dert edinmişse tek bir dilde ve tek bir şekilde söylemez. Hele bunu sıradan bir haberleştirme olarak asla yapmaz, yaparsa sanat olmaz.

Fakat mesele kadına şiddetin önlenmesine dair alınabilecek önlem yahut geliştirilebilecek söylemlerin kültür sanat alanındaki herhangi bir dala giydirilmesi ve ikame edilmesi şeklinde anlaşılırsa orijin kayar ve yanlış sözü çoğaltma ihtimali doğar. Söz sanatkara bırakılmazsa kültür sanat kulvarına dairmiş gibi görünen mecralarda sanatçı ve eser değil de günlük dil konuşursa o zaman örneğin kadın ve şiddet kelimelerinden müteşekkil her bir manzaranın tasviri, duygusal etki ile meseleye dair önemli farkındalıklar oluşturmak yerine “saf zihinleri idlal eden” ve olayı meşrulaştıran bir noktayı işaretler hale gelebilir.

Çünkü kadına dair konuların işlenişinde kullanılan dil alışkanlığı zaten sabıkalı. İkincil, yan, eklemlenmiş, eklenmiş bir birey kabulü ile baktığımız ve kendi başınalığını içselleştirmekte zorlandığımız bir varlığa karşı işlenen kabahatler de kafamızda, vicdanımızda olması gereken yerde olmadığı için dile de hakkaniyetle yansımıyor. Bugüne değin oluşan atasözleri ve deyimler işin bu tarafının en net göstergesi. İsrailiyat kökenli, yoldan çıkarıcı Havva algılanışından mülhem kadın bakışı değişmeyince muhataba ilişkin dil de değişmiyor. Dolayısıyla özne olarak görmeyi başaramadığımız, kafamızda fırsatlardan yararlanma noktasında eşitlemediğiniz bir cinsin şiddet görmüşlüğüne dair yaptığımız haber ve çektiğiniz film de daha temelde nesneleşen bir figür olarak ona baktığı için merhem olmak yerine yarayı derinleştiriyor.

Kültür sanat alanında şiddete karşı duruş, şiddeti dile getirmek ve şiddet sahnelerini birebir yansıtmak demek değildir. Özellikle hızlı bir geçirgenliğe sahip olduğunu fark ettiğimiz televizyon dizileri özelinde bunun yapılışı daha çok olayın normalize olması, kanıksanması, rutine dönüşmesine yol açabilmektedir.

Sanatın dilini kullanmak sanatçının belki de şiddetten hiç bahsetmediği sahnelerde bambaşka dinamikler ve değerler inşa etmesi, başka imkanlar ve kapılar açan noktalarda kurduğu diyaloglarla yahut oluşturduğu tasvirler ya da çektiği karelerle, ortaya konulan bir performansla şiddete yol açan psikolojik davranışları rehabilite edecek tamir ve tadili yapabilmesi demektir.

Şiddete yol açan sesleri duyabilmek, bunu meşrulaştıran alanları tespit edebilmek zihin ve vicdanlardaki kör noktaları tayin edebilme ve adım adım buraları yeniden inşa etme imkanını da sunar sanat. İnce ve estetik bir boyutta manayı ve hakikati fark ederek insan olma sürecimizde elimizden tutan, lezzet alırken insan kalabilme yolculuğumuzu kolaylaştıran bir şey sanat. Ama kültür sanat ve şiddeti birlikte düşündüğümüzde uzun soluklu bir farkındalığın, duygusal inşanın kastedildiğini bilmek ve daha sabırlı bir bekleyişe geçmek, çok kısa sürede büyük aydınlanmalar yaşamayı ummamak, özel dile saygı duymak ve onu araçsallaştırmamak ama sunduğu imkanları da göz ardı etmemek gerekiyor.


Etiketler »