Kriter > Dış Politika |

Kaşıkçı Cinayetinin Türk-Suudi İlişkilerine Etkisi


Muhammed bin Selman ülkenin bir numarası olmaya devam ederse Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri daha gergin bir hale gelebilir.

Kaşıkçı Cinayetinin Türk-Suudi İlişkilerine Etkisi
Suudi Arabistan Konsolosluğu’na 2 Ekim 2018’de giden gazeteci Cemal Kaşıkçı konsoloslukta öldürüldü.

Suudi Arabistanlı gazeteci ve entelektüel Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluk binasında öldürülmesi sadece Türkiye’yi değil dünya kamuoyu ve medyasını da meşgul etmektedir. Olay çok karmaşık olmadığı halde cinayetin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması için çok sayıda sorunun cevaplandırılması gerekir.

Öncelikle cinayetin çok kaba bir şekilde ve pervasızca işlendiği görülmektedir. Sahip olduğu mali imkanları kullanarak Trump yönetiminin desteğini alan Muhammed bin Selman aynı yöntemle konuyu kapatabileceğini düşünmüş olabilir. Ancak uluslararası aktörler ve dünya kamuoyu bu vahşi cinayeti görmezden gelmiyor, dünya medyası da ısrarla konuyu işlemeye devam ediyor. Netice itibarıyla Suudi etkisi altındaki birkaç devlet, kişi ve örgüt hariç (Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Bahreyn, Ürdün, Yemen, Cibuti, Mahmud Abbas ve Arap Birliği) bütün dünya Riyad’dan tatmin edici bir açıklama ve tavır beklemektedir.

Dünya Suud Yönetiminden Açıklama Bekliyor

Suudi yönetimi yaptığı ilk resmi açıklamada Kaşıkçı’nın konsolosluk binasından salimen çıktıktan sonra kaybolduğunu iddia etti. Ancak Suudi yetkililer 19 Ekim’de gazetecinin bina içerisinde çıkan bir arbede sırasında öldürüldüğünü itiraf etti. Bu çok “sıradan bir ölüm” şeklini, ilan edildikten hemen sonra yalanlamak istercesine Riyad 18 kişinin tutuklandığını ve beş üst düzey yetkilinin de görevden alındığını duyurdu. Ayrıca “sıradan bir kavga ve ölüm” iddiası binada bulunan kişilerin sıfat ve unvanlarıyla birlikte düşünüldüğünde Suudi yetkililerin bu tarz açıklamalarının bir hükmü kalmıyor. Riyad yanlısı bazı kesimler dışında Suudi yetkililerin açıklamasına inanan kimse de çıkmadı. Anlaşılan o ki, dünya kamuoyu tatmin edici bir cevap buluncaya kadar konuyu izlemeye, işlemeye ve Suudi rejimini suçlamaya devam edecektir.

Nedeni ne olursa olsun Kaşıkçı cinayeti hem Suudi Arabistan hem de bölge siyasetinde önemli sonuçlar doğuracaktır. Öncelikle Suudi yönetiminin bir süredir özellikle Batı’da inşa ettiği imajı yerle bir olmuştur. Batı’yla ilişkilerinde Suudi rejimini zor günler bekliyor. Zaten yakın zamanda bazı olumsuz gelişmeler de yaşanmıştır. Obama yönetiminin son yılında Amerikan Kongresinden Suudi yetkilileri 11 Eylül terör saldırılarından sorumlu tutan bir yasa geçmiştir. ABD’de devr-i sabık düşüncesiyle siyaset yapan Trump yönetiminin bunu dikkate almadığı veya vaktini beklediği görülmektedir. Ayrıca geçen Ağustos’ta Suudi kökenli ve Kanada vatandaşı bir kişinin Suudi Arabistan’da tutuklanması dolayısıyla iki ülke arasında siyasi bir kriz çıkmıştır. Kaşıkçı hadisesini yakın geçmişte yaşanan bu olumsuzluklarla birlikte konuşmak gerekecektir.

Riyad önümüzdeki günlerde Yemen krizi gibi dış ve siyasi muhaliflere yönelik tutuklama kampanyası gibi iç siyasette yaygın insan hakları ihlalleri dolayısıyla eleştirilere maruz kalacaktır. Muhammed bin Selman’ın muhteris ve revizyonist dış politikasının –Suudi Arabistan başta olmak üzere– bütün bölgesel ülkeler için olumsuz neticeler doğuracak bölgesel bir istikrarsızlığa neden olduğu yönünde ciddi eleştiriler yapılmaktadır. Sonuç olarak Kaşıkçı hadisesi sonrasındaki gelişmelerin sonucunda Suudi yönetimi –ABD dahil– Batılı ülkelerin açık desteğinden mahrum bırakılabilir.

Kaşıkçı Cinayetinin Türk-Suudi İlişkilerine Etkisi-Muhittin AtamanABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Suudi Arabistan’a giderek Cemal Kaşıkçı konusuyla ilgili Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la görüştü, Riyad, 16 Ekim 2018

Türk-Suudi İlişkilerine Muhtemel Etkisi

Kaşıkçı’nın öldürülmesi konusunda hem Türkiye hem de Suudi Arabistan bir soruşturma heyeti oluşturarak konuyu inceleme kararı aldılar. Bu ulusal komisyonların dışında ülkeler arası ortak komisyonlar da oluşturulmuştur. Suudi yetkililerin cinayeti itiraf etmesinden sonra uluslararası bir komisyonun kurulması konuşulmaktadır. Bu komisyonların oluşumu konunun ulusal, bölgesel ve küresel bir soruna dönüştüğünü göstermektedir. Her üç boyut da Ankara-Riyad ilişkilerine doğrudan veya dolaylı bir şekilde tesir edecektir. Cinayetin Türkiye’de işlenmesi iki ülke arasındaki ikili ilişkileri doğrudan etkilerken Suudi Krallığının bölge ve dünya siyasetindeki yerine tesiriyle ikili ilişkileri dolaylı olarak da etkileyecektir.

Kaşıkçı hadisesinin İstanbul’da gerçekleşmiş olması Türkiye’yi doğrudan olayın taraflarından biri haline getirmiş ve böylece iki ülke arasındaki ilişkileri etkilemiştir. En hafif tabiriyle bu cinayetin Türkiye’de işlenmesi Türkiye’ye karşı bir saygısızlıktır.

Yine olayın İstanbul’da gerçekleştirilmiş olması Türkiye’nin bölgesel ve küresel imajına zarar verme amacını taşımış olabilir. Suudi yönetiminin son yıllardaki Türkiye karşıtı pozisyonu ile bu yaklaşım uyuşmaktadır. Bu cinayet ile son yıllarda Suriye ve Mısır başta olmak üzere Arap coğrafyasındaki baskıcı rejimlerden kaçan muhalif kişilerin güvenli bir sığınak olarak gördükleri İstanbul hedef alınarak olumsuz bir intibaa bırakılmak istenmiş olabilir. Fakat Türkiye tüm bu ihtimalleri devre dışı bırakacak şekilde sağlam bir süreç yönetimi takip etmiş ve vicdanları rahatlatacak şekilde şeffaf bir politika izlemiştir. Türkiye doğrudan bir tepki göstermese dahi bizzat bu itinalı yaklaşımın kendisi bile Suudi yönetimini zorda bırakmaktadır. Küresel tepkilerin bu durumu ispatladığını söyleyebiliriz.

Cemal Kaşıkçı’nın kendisi de sık sık İstanbul’a gelip burada yaşayan otoriter yönetim muhalifi liderlerle görüşmeler yapıyordu. En son katıldığı televizyon programlarında ülkesinde ve Arap ülkelerinde Türkiye benzeri bir ortam görmek istediğini dile getiriyordu. Hatta kendi ülkesini eleştirirken Türkiye’yi övmesi ve bölgedeki temel aktör olarak görmesinin de öldürülmesinde etkili olduğu iddia edildi.

Diğer taraftan Türkiye bölgesel dengeleri de dikkate alarak ısrarla sorunu bir Türk-Suudi diplomatik krizine çevirmekten sakındı ancak bu meşum olayın sorumlularının cezalandırılması için gerekli adımları atmaktan da geri durmadı. Bu bağlamda profesyonel bir şekilde soğukkanlı ve sorumlu davranan Türk yetkililer uluslararası kamuoyuyla gerekli tüm delilleri paylaşarak suçun üstünün örtülmesine engel oldu. Pek çok gözlemcinin de isabetle vurguladığı gibi Türk güvenlik ve istihbarat birimlerinin çalışması olmasaydı muhtemelen dünya kamuoyu bu cinayetin sorumlularından haberdar olmayacaktı. Bu cinayetin hukuk yoluyla aydınlığa kavuşturulmasını ve sorumluların yargıya hesap vermesini isteyen Türkiye sorunun uluslararası düzleme taşınmasını ve sorumluluğun dünya kamuoyuyla paylaşılmasını istemektedir. Türkiye’den bakıldığında özellikle BM öncülüğünde kurulacak bir soruşturma komisyonu marifetiyle sorunun çözüme kavuşturulması çok önemlidir.

Son olarak Kral Selman döneminde Türk-Suudi ilişkileri olumlu yönde şekillenmeye başlamıştı ancak devamında yeniden gerildi. Bu durumda Riyad’daki yönetim değişikliği çok etkili oldu. Kral Abdullah döneminde Türkiye karşıtı, Mısır’daki askeri darbeyi destekleyen ve Müslüman Kardeşler hareketini siyasi düşman olarak gören etkili bir grup Kral Selman tarafından tasfiye edildi. Ancak bazı bölgesel ve küresel aktörlerin müdahalesi ve teşvikiyle Suudi Arabistan’da yönetim geleneklere aykırı ve nadir görülebilecek şekilde iki defa veliaht prens değişikliği yapıldı. Kral Selman önce üvey kardeşi Prens Mukrin’i sonra da öz yeğeni Muhammed bin Naif’i görevden aldı ve yerlerine genç oğlu Muhammed bin Selman’ı getirdi. Ülkedeki bütün yetkileri elinde toplayan Muhammed bin Selman Suudi siyasetini yeniden Türkiye karşıtı bir çizgiye getirdi.

Türkiye’nin Muhatabı Kral Selman

Dolayısıyla Kaşıkçı cinayeti sonrasında Türkiye’nin Suudi tarafındaki muhatabı bizzat Selman’dır. Trump yönetiminin aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan sorunu Veliaht Prens Muhammed bin Selman yerine Türkiye’ye yakın duran Kral Selman ile müzakere etmiştir. Son dönemde belirli konularda farklı tutumlar takınan Kral Selman ile oğlu Veliaht Prens bu olaydan sonra bir kez daha farklı düştüler.

Bundan sonra iki ülke ilişkilerinin nasıl bir seyir izleyeceği doğrudan Suudi Arabistan’daki asıl karar merciinin kim olacağıyla ilgilidir. Eğer Kral Selman yetkilerini bizzat kendisi kullanmaya karar verirse Ankara-Riyad ilişkileri daha yapıcı bir seyir alabilir. Süreç içerisinde Türkiye’ye yönelik olumlu açıklamalar yapan da bizzat Kralın kendisi olmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra Kral Selman “kimsenin iki ülke arasındaki sarsılmaz ilişkilere zarar veremeyeceğini” ifade etmiştir. Ancak yaşlı ve hasta olması dikkate alındığında –eğer bir veliaht değişikliği olmazsa– yakın gelecekte Kralın hareket alanının dar kalacağı dolayısıyla Veliaht Prensin ülke yönetimindeki en etkili kişi olarak kalacağı söylenebilir.

Muhammed bin Selman ülkenin bir numarası olmaya devam ederse Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri daha gergin geçebilir. Bundan sonra Muhammed bin Selman’ın eski gücünde ve serbestliğinde olmayacağı muhakkaktır. Son iki-üç yılda topladığı siyasi kredi büyük ölçüde yok oldu. Özellikle Batılı devletlerin veliaht prense yönelik reformist olma beklentisi ortadan kalktı. Diğer bir ifadeyle Muhammed bin Selman kendi bindiği dalı kesti. İki ülke karşılaştırıldığında Türkiye cinayet sonrası süreci ne kadar iyi bir şekilde yönetmişse Suudi Arabistan tam aksine o denli kötü yönetmiştir. Gelen tepkilere bakıldığında Batı’daki Türkiye imajında bir düzelme yaşanırken Suudi imajında ciddi bir hasar oluştuğu görülür. Saygın ve liberal eğilimli bir bakış açısına sahip olan Kaşıkçı’nın Batılı diplomasi, siyaset ve medya çevreleriyle iyi ilişkiler içerisinde olmasının da bu cinayetin bir kırmızı çizgiye dönüşmesinde katkısı şüphesiz büyüktür.


Etiketler »