Kriter > Siyaset |

Konjonktürel Partiler


Demokrasi konjonktürel partilerin değil köklü dünya görüşlerine dayanan, toplumla kültürel/ tarihsel bağlar kuran, toplumsal talepleri siyasi programa, siyasi projeye dönüştüren partilerin güçlü olduğu yerlerde gelişir.

Konjonktürel Partiler

Türk siyasi hayatında demokratik siyasal sürecin istikrar içinde işlediği dönemler oldukça kısadır, sınırlıdır. Demokrasiye ilk adımın atıldığı tarihten itibaren neredeyse periyodik hale gelen on yıllık darbe ve müdahale dönemleri dikkate alındığında, siyasi tarihin en uzun demokratik döneminin bir başka ifadeyle “demokrasinin en uzun baharı”nın son yirmi yılda yaşandığını söylemek mümkündür.

AK Parti iktidarı döneminde kesintisiz bir demokratik istikrarın yaşanmış olması için hangi bedeller ödendiğini anlamak için, 27 Nisan müdahalesini, AK Parti için açılan kapatma davasını, 17-25 Aralık yargı darbesi girişimini ve nihayet faşist cemaat vasıtasıyla teşebbüs edilen 15 Temmuz askeri darbe girişimini hatırlamak gerekir. Türkiye’de demokrat olmak zor olduğu gibi, demokrasi içinde ülkeyi yönetmek de hiç kolay bir iş değildir. Bunu anlamak için yakın siyasi tarihe kısa bir göz atmak dahi yeterli olabilir.

Demokratik sürecin istikrar içinde ilerlemesine yönelik darbe, müdahale veya benzeri teşebbüsler olurken tam da o istikrarsızlık zeminlerinde ortaya çıkan partileşme çabalarına, burada konjonktür partisi diye bahsettiğimiz siyasal yapılara yakından bakmak gerekir.

Kısaca belirlemek gerekirse konjonktür partilerini siyasal sürecin normal akışı içinde ortaya çıkan partiler olarak tanımlanamayacağını söylemek isterim. Bu tür partileşmelerin siyasal sürece yapılan müdahaleler öncesinde, müdahale yapmak isteyenlerin bir aracı olarak sahneye çıktıklarını ya da en azından onlarla iş birliği yapan unsurlar tarafından örgütlendiğini tespit etmek mümkündür.

Bu durum süreç içinde ortaya çıkan partileşme hareketlerinden sadece biridir. Bir diğeri ise müdahalenin siyasette meydana getirdiği belirsizlikten yararlanmak üzere, siyaset sürecine yapılan müdahalenin meydana getirdiği boşluktan kendisi için bir fırsat doğduğunu düşünerek siyaset sahnesinde yer alan partilerdir. Türk siyasal hayatında her iki durumun farklı kombinasyonlarıyla kurulmuş, ortaya çıkmış konjonktür partilerine rastlamak hiç de zor değildir.

Burada hangi partinin konjonktürün eseri, hangisinin siyaset sürecinin bir unsuru olduğunu ayırt etmek kolay olmamakla birlikte mümkün olduğunu, bunu da aşağıdaki parametreler esasında temellendirmenin doğru olacağını düşünüyorum:

Birincisi bir siyasal parti her şeyden önce bir toplumsal grubun belli başlı taleplerini, düşüncelerini siyasal bir görüş, program hatta proje olarak ortay koyup temsil etmek üzere hareket ediyorsa konjonktürün dışında bir mesajı, sözü olan parti olarak tanımlanabilir.

İkinci husus bir siyasal düşünce hareketi, devletle toplum arasındaki ilişkilerde sorun görüp ya da siyaset kurumunun işleyişine muhalif bir tavır alıp ona başka siyasi görüşlerden farklı olan veya olma iddiasını taşıyan bir siyasetle dönüştürmeyi önererek bunu toplumsal bir zeminde kabul ettirip siyasal bir örgütlenmeye taşıyan partiler organik siyasal yapılardır. Konjonktürün dışında da var olmaya devam etmeleri mümkündür.

Üçüncüsü ise bir ideolojinin, belli bir dünya görüşünün bir sınıf ya da bir zümre hareketi olarak oluşturduğu daha disiplinli daha kalın çizgilerle siyaset yapan partileridir. Açıktır ki bunların da konjonktürle ilgisi bulunmamaktadır. Daha başka bir ifadeyle bu yapılar konjonktür değişse de varlığını sürdüren siyasal örgütlerdir.

O halde kalıcı olan siyaset kurumunun yapısal unsurları olan partiler ile konjonktürel partileri birbirinden ayırt etmek için elimizde hiç olmazsa bazı kriterler var diyebiliriz ki bunların dışında demokratikleşme sürecine karşı partilerin aldığı tavır da apayrı bir gösterge olarak ele alınabilir.

Konjonktürel Partiler-Vedat BilginİYİ Parti kurucu üyeleri Yusuf Halaçoğlu, Özcan Yeniçeri ve Nevzat Bor partilerinden istifa etti.

Siyasal Bölünmeler ve Partiler

Burada üzerinde durulması gereken hususlardan biri de Türk siyasal hayatında siyasi bölünmelerle ve buradan yükselen eğilimlerle ilgilidir. Çünkü siyasal partilerin toplumsal temelleri olan organik diyebileceğimiz siyasal varlıklar olması ile devlet içinde örgütlenmiş ya da açık olmayan siyasal unsurlar-aktörler tarafından yapılandırılmış varlıklar olması önemli bir farklılığa işaret etmektedir.

Türk siyasi hayatındaki temel bölünmenin iki kaynağından söz edilebilir: Bunlardan biri devletle toplum arasındaki ilişkilerde siyasi partinin/hareketin nerede durduğu, diğeri de kültürel olarak “yerli kültür” veya “Batılılaşma” ekseninde nasıl bir konuma sahip olduğuyla ilgilidir.

Bilindiği gibi Batı dünyasında siyasete katılım taleplerinin yükselmesi, partileşme süreçleri ve siyasi hareketlerin devlet karşısında varlık göstermeleri modernleşme döneminin olaylarıdır. Bu eğilimlerin ortaya çıkmasının arkasında ise iki önemli toplumsal devrimden bahsedilmektedir. Bunlar sanayi devrimi ve siyasal devrim yani eski rejimin çöküşü ve demokratik sürecin ortaya çıkmasıdır. Basitleştirerek açıklamaya çalışırsak Sanayi Devrimi toplumu kentlileştirmiş, sınıflaşma sürecine taşımış, çoğulculaştırmış dolayısıyla sınıfsal bölünmeler ekseninde yaşanan sorunlar ve ortaya çıkan talepler eski siyasal rejim tarafından karşılanamayacak yeni bir durum meydana getirmiştir. Bu duruma dönüşüme açık zemin diyebiliriz.

Burada çıkarılabilecek ilk sonuç, Batı’da (büyük ölçüde başlangıçta) toplumsal bölünmeler sınıfsal eksende ortaya çıktığı için partilerin sınıf karakteri belirgindir ki burada da siyasal bölünmelerin de sınıfsal zeminde belirdiğini tespit etmek mümkündür. Siyasal devrim bu sınıf temelli siyasetin bütünüyle siyaset kurumunu dönüştürmesi, dönüşen siyasetin toplumsal değişme dalgaları üzerinden sınıfsal eksenden kitleselleşmeye, çoğulculaşmaya doğru değişen yeni bir ivme yaratmaya yönelmesiyle demokratik devrime yol açtığı şeklinde özetlenebilir. İkinci sonuç da kitleselleşme-çoğulculaşma dinamiğidir. Bu partilerin devlet karşısında bugün insan hakları diye bildiğimiz temel haklardan sosyal ve ekonomik hak ve özgürlükler istikametinde genişleyerek çağdaş demokrasilere doğru gelişmeye yöneldiği bir siyaset anlayışı yaratmıştır.

Konjonktürel Partiler-Vedat BilginABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Demokratik Parti Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli.

Partileşme Süreçleri

Yukarıdaki kısa değerlendirme içinden baktığımız zaman Türkiye’de siyasal sürecin işleyişinin neredeyse temelden bazı farklılıklara sahip olduğunu belirlemek mümkündür. Bu konuda yapılması gereken bazı tespitlerden bahsedebiliriz.

Birincisi Türkiye’nin Sanayi Devrimi’ni yaşamamış olmasından dolayı partileşme sürecinde sınıfsal eksende ortaya çıkan toplumsal bölünmelere dayalı siyasal taleplerin oluşumundan ve partileşmesinden bahsetmek oldukça zordur.

İkincisi Türkiye’de tarihsel bürokratik imparatorluk geleneğinden gelen devlet içinde örgütlenmiş siyasal zümre olarak bürokrasi başlangıçta İmparatorluğun kurtuluşu olarak gördüğü Batılılaşma politikalarıyla kendi konumunu güçlendirdiği gibi devleti ele geçirip adeta bir baskı aracı olarak kendi halkına karşı bunu siyasetinin vasıtası haline getirmiştir.

Üçüncüsü Türkiye’de devletle toplum arasındaki farklılaşma “Batıcı aydın bürokratlar” ile yerli kültürü savunan, kendi hayat tarzını yaşamak isteyen “sivil halk” arasında ortaya çıkmıştır. Bu toplumsal bölünmenin siyasete yansıması ise “Batıcı-bürokratik-devletçilik”e karşı “yerli kültür”e dayanan demokratik siyasal hakları talep etmek şeklinde belirginleşmiştir.

Buradan varmak istediğim husus şudur: Türkiye’deki partiler esas olarak devlet/bürokrasi ve bilhassa 27 Mayıs’tan sonra devlet/ militarizm karşısında farklı halk topluluklarının “sivil siyasi talepleri” şeklinde konumlanmıştır. Siyasetin normalleşmesi devletçi parti geleneğini temsil eden Halk Fırkası ve daha sonra CHP’nin topluma yakınlaşma sorunuyla, Demokrat Parti ile başlayan ve bugün AK Parti’ye uzanan çizginin devleti demokratikleştirme talebi etrafında düğümlenmektedir.

İşte bu demokratikleşme taleplerine karşı devlet içinden, bürokrasiden, jüristokrasiden veya militer çevrelerden gelen veya bunların 27 Mayıs’tan sonra birlikte verdikleri tepkiler, siyasetin demokrasinin kuralları içinde işlemesine yapılan müdahalelerle ortaya çıkan istikrarsızlık –demokrasinin kesintiye uğradığı durumlar da dahil– yeni bir konjonktür meydana getirdikçe ortaya bu konjonktürün partileri çıkmıştır.

27 Mayıs sonrasında ortaya çıkan Yeni Türkiye Partisi, 12 Mart sürecinde Adalet Partisi karşısında kurulan Demokratik Parti, 12 Eylül sürecinde doğrudan askeri cuntanın organize ettiği Turgut Sunalp’ın MDP, 28 Şubat sürecinde Şemsiye Partisi diye bilinen DTP, 2000’lerde bu defa İsmail Cem tarafından kurulan YTP’nin adı zikredilebilir. Bunlar ya demokrasiyi kesintiye uğratmak, sürece müdahale etmek isteyen unsurların doğrudan kurdurdukları ya da bu konjonktürü kendileri için fırsat bilen siyasetçilerin girişimleriyle ortaya çıkan partilerdir.

Son on yedi yıl içinde de AK Parti iktidarı yıllarında yukarıda bahsettiğimiz müdahale girişimleri başarısız olmakla beraber bu dönemlerde AK Parti’den ayrılan veya ona yakın çevrelerde bulunan bazı şahısların kurdukları partilerden de bahsedilebilir. Fakat bunların herhangi bir etkisinden söz etmek mümkün değildir.

Türk siyasal hayatında yakın dönemde başkanlık seçimleri sürecinde ortaya çıkan o konjonktürde kurulan bir siyasal parti olarak İYİ Parti’den de bahsedilebilir. Esas itibarıyla MHP içinden kopan bazı şahısların organize ettiği bir parti olarak algılansa ve MHP’nin iç muhalefet meselesi olarak görülse de bu partinin de doğrudan doğruya Türkiye’nin yaşadığı demokratikleşme süreci ve bu süreçte karşılaştığı sorunlarla ilgili olduğunu söylemek mümkündür.

15 Temmuz’a giden konjonktürde kurulan bu partinin girdiği ilk seçimde oluşturulan kamuoyu beklentisinin gerisinde kalmasına rağmen aldığı oy oranı neredeyse seçim barajını aşmaya yaklaşmış bir seviyededir.

Bu partinin bir siyasal anlayış, söylem, dil, projeye sahip olmadan konjonktürel sorunlar ekseninde kendi çapında yaptıkları, Türk siyasal hayatında temel bölünmeler ekseninde toplumsal bakımdan bir tabana dayanmadığını ortaya koymaktadır. Zaten bu konuların tartışıldığı ve ele alındığını gösteren ortada bir siyasal durum analizi, buna dayanan bir siyaset belgesi, yöntemi ve anlayışını yansıtan herhangi bir ciddi doküman olmadığı için ideolojik bir durum tespitine karine olacak sloganların ötesine geçen bir veri bulmak da mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla bu partinin de konjonktürel şartlar dışında varlık göstermesini beklemek gerçekçi olmaz. Unutmayalım ki diğer konjonktür partileri de, mesela Demokratik Parti de zamanında 45 milletvekili çıkarmasına rağmen (73 seçimlerinde yüzde 11,9 oy oranıyla) Türk siyasal hayatının ortaya koyduğu temel soruna dönük bir siyaset olmadığı için konjonktürle beraber kaybolup gitmiştir.

Buraya kadar söylediklerimizden şu sonuca ulaşabiliriz ki belirli toplumsal kesimlerle belirli siyasi bağları ideolojik, siyasal proje düzeyinde ve bir gelecek programı çerçevesinde ortaya koymadan, bir siyasal söylem ve dil oluşturmadan, herhangi bir geleneğe dayanmadan partilerin kalıcı olması mümkün değildir.

Değişim Zorunluluğu

Türkiye demokratikleşme sürecinde ilerledikçe karşılaştığı sorunları krize varmadan çözecek demokratik kurumsal yapılara sahip oldukça partilerle toplumsal talepler, toplumsal kurum ve aktörler arasındaki ilişkiler yapısal-fonksiyonel hale gelecektir. Her şeye rağmen on yedi yıllık kesintisiz demokrasi döneminin yaşanması, partileşme sürecinde de konjonktürel unsurları tasfiye ederek yeni bir dönemin önünü açacaktır.

Toplumsal değişim süreçlerinin hız kazandığı dönemlerde partilerin değişimin gerisinde kalmaması onların hem siyasal söylem hem siyasal proje hem de siyasal dünya görüşü olarak toplumla yeniden bağlar kurmasını gerektirmektedir. Kısaca kendilerini sürekli yenilemelerini zorunlu hale getirmektedir. Bunu başaramayan partilerin zayıflaması, başaranların da yoluna devam etmesi işin tabiatı gereğidir. Demokrasi konjonktürel partilerin değil köklü dünya görüşlerine dayanan, toplumla kültürel/tarihsel bağlar kuran, toplumsal talepleri siyasi program ve projeye dönüştüren partilerin güçlü olduğu yerlerde gelişir.


Etiketler »