Kriter > Ekonomi |

Kurun Doğal Seviyesi ve Doların “İtibarı”


ABD’nin küresel ekonomi içindeki payı 1950’de yüzde 25 idi. Bugün bu pay yüzde 17’lere gerilemiş vaziyette. Gidişat ABD’nin ticari silahını kaybetme eğiliminde olduğunu işaret ediyor.

Kurun Doğal Seviyesi ve Doların İtibarı

Ağustos’un başında Türk lirasının dolar karşısında çok kısa süreler içerisinde inanılmaz düzeyde değer yitirmesi gerek Türkiye’de gerekse de dünyada ciddi bir şoka neden oldu. Peki, oynaklığı çok ciddi düzeylere çıkan kurun “doğal seviyesi” hakkında ne söyleyebiliriz? Ayrıca bu yaşananların doların küresel itibarı üzerinde nasıl bir etkisi olacaktır?

Dolar Kurunun “Doğal Seviyesi” Ne?

Dolar kurunun çok hızlı bir şekilde 4,80 TL düzeylerinden 7,15 TL seviyelerine kadar çıkmasından sonraki süreçte yine oldukça hızlı bir şekilde 5,80-6,10 TL düzeylerine düştüğünü gördük. Bu durum bir taraftan kurdaki yüksek dalgalanmanın arka planında siyasi gerekçelerin olduğunu işaret ederken diğer taraftan da “kurun doğal seviyesinin ne olduğu” sorularına yol açtı. Bu soruya tatmin edici bir cevap verebilmek için geçmişten bu yana reel kurun (yani enflasyondan arındırılmış kurun) nasıl bir seyir izlediğine bakmamız gerekiyor. Alttaki grafikte 1982’den bu yana ay sonları itibarıyla hem Türkiye hem de ABD’deki enflasyondan arındırılmış TL/dolar kurunun “bugünkü fiyatlar” ile seyri görülüyor.

Kurun Doğal Seviyesi ve Doların İtibarı-Mevlüt Tatlıyer

Grafikten üç temel sonuç çıkarıyoruz: İlk olarak TL dolar karşısında zaman içinde “sürekli bir şekilde” değer yitirmiyor. Kur zaman içinde inişli çıkışlı bir grafik izliyor. Nominal kurun (yani enflasyondan arındırılmamış kurun) uzun vadede hep yükselme eğilimi içinde olmasının arka planında ise enflasyonun Türkiye’de daha yüksek olması bulunuyor. Tersi yaşansaydı yani ABD’deki enflasyon istikrarlı bir şekilde Türkiye’dekinden daha yüksek olsaydı, o zaman da kur süreç içinde düşme eğilimi gösterecekti.

İkinci olarak reel kurun 1982’den bu yana üç defa çok sert ve hızlı bir şekilde yükseldiğini görüyoruz. Bunlardan ilk ikisinde yani 1994 ve 2001’de Türkiye ekonomisi kriz içindeydi, kamu maliyesi hiç de iyi durumda değildi ve finansal sistem oldukça zayıf ve kırılgan bir yapıya sahipti. Bu açıdan 1994 ve 2001’de kurda gerçekleşen ciddi sıçrama yaşanan ekonomik ve finansal sıkıntılar neticesinde ortaya çıktı ve bu sıkıntıları daha da şiddetlendirdi.

Bugün ise Türkiye ekonomisinin geçmiş kriz yıllarındaki haliyle karşılaştırılamayacak ölçüde güçlü olduğunu görüyoruz. Aynı durum kamu maliyesi için de geçerli. Böyle olmasaydı Türkiye dünyadaki en az borçlu devletlerden birisi olamazdı. Yine Türk finansal sistemi 1994 ve 2001’deki haliyle karşılaştırılamayacak ölçüde sağlam ve istikrarlı bir yapıya sahip bulunuyor. Bankacılık kesiminin 2008 Küresel Finans Krizi’nden neredeyse hiç etkilenmemesinin nedeni de buydu. Şu halde bugün Türkiye ekonomisi nispeten güçlü bir yapıya sahipken kurda yaşanan keskin ve şiddetli yükselişe benzer durumların geçmişte ancak Türkiye ekonomisi oldukça zayıfken yaşanması epey ilginçtir. Bu durum da kurdaki yükselişin arka planında ekonomik değil siyasi saiklerin olduğu yönündeki kanaati önemli ölçüde pekiştirmektedir.

Üçüncü olarak reel kur “doğal” bir seviyesi bulunmayan, 4 TL’ye çıkabildiği gibi, 7 veya 10 TL’ye de çıkabilecek bir büyüklük değildir. 1982’den günümüze reel kurun ay sonları itibarıyla 2,50-6,50 TL arasında dalgalandığını görüyoruz. Yani 2,50 TL reel kur için alt bandı oluştururken 6,50 TL de üst bandı oluşturuyor. Dahası üst bandın 1994, 2001 ve 2018’deki “uç dönemler” hariç tutulursa 5,50 TL civarında olduğunu görüyoruz.

Peki, kurun “doğal seviyesi” ne? 1982’den bugüne reel kurun ortalaması 4,01 TL. Fakat 2002- 2008 sürecinde Merkez Bankasının oldukça sıkı para politikası uygulaması ve özellikle 2002- 2014 sürecinde küresel ölçekte “dolar bolluğu”nun yaşanması TL’nin dolar karşısında 2003- 2016 sürecinde “aşırı değerli” olması sonucunu doğurdu. Bu süreçte reel kurun ortalama düzeyi 3,1 TL olarak gerçekleşti. (2016 ve 2017’de dolar bütün dünyada değer kazanırken Türkiye’de yaşanan finansal saldırılar TL’nin daha hızlı ve daha şiddetli bir şekilde değer yitirmesine yol açtı.) Bu açıdan 2003-2016 dönemini pek de normal olmayan bir dönem olarak düşünebiliriz. Bu döneme göre birçok açıdan daha normal ve heterojen bir dönem özelliği gösteren 1982-2002 döneminde ise reel kurun ortalama düzeyi 4,60 TL idi. Şu halde 2016 ve sonrası süreç için (bugünün fiyatlarıyla) dolar kurunun doğal ve makul seviyesinin kabaca 4,60 TL civarı olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla dolar kuru için 7 TL veya 6 TL düzeyleri hiç de gerçekçi ve doğal düzeyler değildir ve bu düzeylerin uzun süreler boyunca sürdürülebilmesi pek olanaklı görünmemektedir. Türkiye ekonomisinin büyük sıkıntılar yaşadığı 1994 ve 2001 krizlerinde dahi dolar kuru çok kısa bir süreliğine 6 TL’nin üzerinde kalabilmiş, daha sonra hızla 5,50 TL’nin dahi altına inmiştir. Dolar kurunun bir anda 7 TL’nin bile üzerine çıkmasının hemen akabinde yine benzer bir hızla kurun 5,70-5,80 TL düzeylerine kadar düşmüş olması bu açıdan oldukça doğaldır. Bu durumda denilebilir ki dolar kurunu uzun süreler boyunca 5,20 TL veya 5,50 TL düzeyinin üzerinde tutabilmek hiç kolay değildir.

Kurun Doğal Seviyesi ve Doların İtibarı-Mevlüt Tatlıyer

Yaşananların Doların Küresel İtibarına Etkisi Nasıl Olacak?

Günümüzde ABD dolarının hem finansal hem de ticari açıdan tartışılmaz bir üstünlüğü bulunuyor: İlk olarak ABD’nin dünya ticaretindeki payı yüzde 16 olmasına rağmen dünyada uluslararası ticaretin yaklaşık yarısı ABD doları üzerinden yapılıyor. İkinci olarak dünya ekonomisi için kritik öneme sahip olan petrol ve altının alım-satım işlemleri de dolar üzerinden gerçekleştiriliyor. Üçüncü olarak dünyada merkez bankalarının ellerinde tuttukları yabancı para cinsinden rezervlerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 62,48) ABD doları cinsinden. Dördüncü olarak dünyada yabancı para cinsinden işlemlerin yüzde 80’den fazlasında ABD doları ya alış ya da satış tarafında bulunuyor.

ABD doları her zaman bu kadar güçlü değildi ve sonsuza kadar da bu kadar güçlü kalmayacak. Dolar günümüzdeki konumuna İkinci Dünya Savaşı akabinde ABD’nin mihmandarlığında kurulan küresel finansal/ticari sistemin eksenine yerleşmesiyle ulaştı. Bretton Woods sistemi olarak adlandırılan bu sistemde diğer ülkelerin para birimleri dolara endekslenirken dolar da altına endekslenmişti. Bu sistem 1971’de dolar ile altın arasındaki bağın ABD Başkanı Nixon tarafından fiilen koparılmasıyla birlikte çöktü ve bu sistemin yerini kısa bir süre içerisinde neoliberalizm aldı. Her iki sistem arasında önemli farklılıklar olmasına rağmen birçok şey de değişmeden kaldı. Doların küresel hakimiyeti de değişmeyen faktörlerden birisi oldu. Doların arkasında artık altın yoktu. Fakat bir taraftan doların ekseninde bulunduğu küresel finansal/ticari sistem artık iyice yerleşik hale gelmişti. Dahası ABD askeri ve ekonomik gücüyle dünyanın hegemon gücüydü.

Doların küresel para birimi olmasının ABD ekonomisine çok ciddi bir fayda sağladığına kimse itiraz etmeyecektir. Fakat diğer ülkeler de doların ekseninde bulunduğu bu sistemin “istikrarlı” bir yapıya sahip olmasından kısmi düzeyde bir fayda sağlamaktadır. Yani uzak ara en çok ABD’nin kazandığı bu oyunda diğer ülkeler de finansal/ticari düzenin istikrarlı bir yapıya sahip olmasından dolayı “biraz” kazanmaktadır. Fakat 1980 sonrası neoliberal sistemde yüzlerce finansal krizin yaşanmış olması mevcut neoliberal sisteme dönük şüphelerin artmasına neden oldu. 2008-09 Küresel Finans Krizi ise bu şüpheleri daha da artırdı.

Son olarak ise ABD dolarının tam anlamıyla ve oldukça açık bir şekilde “siyasi silah” olarak kullanıldığına şahitlik ettik. Bu yaşananlar Türkiye’ye kısa vadede bittabi zarar verecektir. Fakat doların bir silah olarak kullanılması asıl büyük zararı orta ve uzun vadede ABD dolarına verecektir. Zira ABD dolarının diğer ülkelere olan faydası ekonomik işlemlerin göreceli olarak istikrarlı bir şekilde gerçekleştirilebildiği bir ticari/finansal ortam sağlıyor olmasıdır ve doların bu şekilde tam anlamıyla siyasi saiklerle ve haydutvari bir şekilde kullanılması bu sistemi ve sistemin sürdürülebilirliğini derin bir şekilde yaralamaktadır. Türkiye’nin, ABD’nin sözünü “dinlemediği” için gazabını üzerine çektiği ve bu yüzden Türk lirasının sadece birkaç gün içinde yüzde 50’den fazla değer yitirdiği şeklindeki imaj kuşkusuz doların küresel ticari/ finansal istikrarını sağlayan para birimi olma imajına ciddi şekilde zarar vermektedir.

TL/dolar kurunda yaşananların küresel piyasaları ciddi şekilde tedirgin etmesi ve ardı ardına birçok ülkenin Türkiye’nin yanında oldukları şeklinde mesajlar vermesi bu açıdan oldukça anlamlıdır. ABD günümüzde halen dünyanın bir numaralı ekonomik/ finansal gücü olsa da bu gücün giderek zayıflamakta olduğu bir gerçek. ABD’nin küresel ekonomi içindeki payı 1950’de yüzde 25 idi. Bugün bu pay yüzde 17’lere gerilemiş vaziyette. Satın alma gücü paritesine göre ise Çin ABD’yi 2011’de geçerek dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi bile. Şu halde ABD’nin dünya ekonomisi içindeki ağırlığının giderek azalması doların gücünün de zaman içinde azalması demek. ABD’nin doları bir silah olarak kullanması ise bu süreci ancak hızlandıracaktır.


Etiketler »