Kriter > Dış Politika |

Libya Krizinde BAE, Suud ve Mısır Gölgesi


Libya krizi, bölgede Arap devrimlerinden sonra yaşanan yeni düzen arayışının bir parçası ve bölgede bir sıyası düzen kurulmadan Libya’da bir çözüme varılması mümkün görülmüyor.

Libya Krizinde BAE Suud ve Mısır Gölgesi

BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame’nin, Libya Siyasi Anlaşması’ndaki (LSA) tıkanıklıkları aşmak için oluşturduğu yol haritası çerçevesinde Libya’da gündem Anayasa referandumuna kilitlendi.

Selame’nin yol haritasına göre Libya’da çatışan tarafların temsilcilerinin katılımıyla Libya Siyasi Anlaşması’nda bazı değişikliklerin yapılması, Ulusal Kongrenin toplanmasıyla yeni icra organlarının oluşturulması, seçimler için altyapının sağlanması, anayasa referandumu ve parlamento seçimlerinin yapılması öngörülmekteydi. Çatışan tarafların siyasi temsilcilerinin çözümsüzlükte ısrarcı olması ihtimaline karşı caydırıcılık amacıyla bütün siyasi yapıların üzerinde bir ulusal kongre toplanması da yol haritasında yer almaktaydı. Ancak şu ana kadar Ulusal Kongreye ilişkin somut bir adım atılmadı. Libya Siyasi Anlaşması’nda değişiklik yapılması için BM öncülüğünde Tunus’ta gerçekleşen toplantılardan bir netice alınamadı. Ülke seçim gündemine kilitlendi.

Gerek ülkede seçimlerin gerçekleştirileceği hukuki zeminin sağlanması gerek seçimler sonrası oluşacak kurumların yetkilerinin belirlenmesi amacıyla seçimlerden önce anayasanın kabul edilmesi gerektiği kaydedildi. Anayasa Meclisi Şubat 2014’te gerçekleştirilen seçimlerle gelmiş ve Temmuz 2017’de de bir anayasa taslağı ortaya koymuştu. Anayasa taslağına ilişkin itirazlar olmakla birlikte hazırlanan anayasa metninin halkın onayına sunulması gerektiği, aksi takdirde seçimler için yasal zeminin oluşmayacağı, seçimlerden sonra yetki karmaşası yaşanacağı ve kötü niyetli aktörlerce suistimal edileceği ifade edildi. Özellikle Trablus’taki Devlet Yüksek Meclisi Başkanı Halid Mişri ve Müslüman Kardeşlere yakın Adalet ve İnşa Partisi başta olmak üzere birçok aktör seçimlerden önce anayasanın onaylanması gerektiği yönünde kesin tavır aldı.

İfade edilen tartışmaların gölgesinde, ülkede anayasa referandumunun gerçekleştirilebilmesi için Temsilciler Meclisinin (TM) referanduma ilişkin kanunu onaylaması gerekiyor ancak bu yazının kaleme alındığı tarihe kadar onaylamadı.

Referandum kanunu gündemiyle TM dört kez toplanmasına rağmen toplantıdan kanuna ilişkin onay çıkmadı. Onay çıksaydı dahi toplantılarda yeter sayıya ulaşılamadığı için karar tartışmalı hale gelebilirdi. Zira 200 kişilik TM’de herhangi bir karar alınabilmesi için 120 vekilin katılımı ön şart olarak görülüyor. Kanuna ilişkin toplantılarda en fazla 104 kişinin toplandığı kaydedildi. Gerçekleştirilen toplantılarda Libya’nın Trablus (batı), Barka (doğu) ve Fizan (güney) olmak üzere üç seçim bölgesine ayrılması yönündeki madde ana gündem konusu oldu.

Siyasi Düzen Kurulmadan Çözüm Mümkün Değil

Libya’nın tek bir seçim bölgesi mi yoksa üç farklı seçim bölgesi mi olacağının ülkedeki iç dengeler açısından farklı bir anlamı bulunuyor. Üç bölge olması ve her bölgede yüzde 51 evet şartı aranmasıyla, özellikle bütün bölgelerin anayasayı sahiplenmesi öngörülüyor. Zira doğu bölgesinde federalizm talep eden ve mevcut anayasadan rahatsız olan kesimler olduğu biliniyor.

Eğer anayasa Libya tek seçim bölgesi olarak kabul edilip üçte ikilik bir evet oyuyla geçerse doğu bölgesindeki rahatsızlığın derinleşeceği iddia ediliyor. Bu sorunun üstesinden gelmek için her bölgede mutlak çoğunluk ve Libya genelinde üçte iki çoğunlukla anayasanın onaylanarak sorunun üstesinden gelinmek isteniyor.

Seçim ve anayasa referandumu konuları, Halife Haftar’ın Şubat 2014’te gerçekleştirdiği darbe girişimiyle krize sürüklenen ülkede şu ana kadar tartışılan gündem maddelerinin sonuncusu.

Ülke 2014’te Haftar’ın darbe girişimi, Libya Şafağı güçlerinin karşı operasyonları ve TM seçimlerini, 2015’te de Fas’ın Suheyrat kentinde devam eden müzakereleri tartıştı. 2015 sonundan itibaren Libya Siyasi Anlaşması’nın uygulanabilirliği ve ondan doğan Başkanlık Konseyinin Trablus’a girip giremeyeceğini ve DEAŞ terör örgütüyle mücadeleyi, 2017’de Trablus’taki milis birliklerinin artan etkisini ve Halife Haftar’ın Bingazi’deki operasyonlarını konuştu. 2018’de ise Gassan Selame’nin hazırladığı yol haritasını, Paris’te düzenlenen zirveleri ve Mısır’da askerlerin Libya ordusunu birleştirmek için gerçekleştirdiği görüşmeleri tartıştıktan sonra, geldiğimiz noktada anayasa referandumu ve seçimler gündemde. Ancak Libya krizine ilişkin bütün bu gündem maddeleri tartışılarak şu ana kadar bir çözüm üretilemedi. Çünkü Libya krizi bölgede Arap devrimlerinden sonra yaşanan yeni düzen arayışının bir parçası ve bölgede bir siyasi düzen kurulmadan Libya’da bir çözüme varılması mümkün görülmüyor. Yerelde tartışılan gündem maddeleri, bölgesel aktörlerin kendi müdahaleleri için zaman kazanmak amacıyla araçsallaştırdığı konulara dönüştü.

İfade edilen gündem maddelerinde sunulan önerilerin tamamı, BAE’nin başını çektiği Suudi Arabistan ve Mısır’ın içinde yer aldığı bölgesel bloğun kendi stratejik hedefleri çerçevesinde Libya’ya müdahalelerinin gölgesinde başarısız olmuştur. Zira TM üzerinde Halife Haftar ve onun bölgesel müttefiklerinin ciddi etkisi var ve mümkün olduğunca mevcut tıkanıklığın devam etmesi için çalışarak kendi ajandalarını uygulamak amacıyla zaman kazanmak istiyorlar. Askeri yöntemlerin terk edileceği muhtemel bir konjonktürde kendi ajandalarını benimseyen siyasi aktörleri siyaseten güçlendirme mücadelesi veriyorlar.

Bölgesel Aktörler Çözüm Alanlarını Tıkayabilir

Olası bir seçim durumunda askerin doğu bölgesini tamamıyla kontrol ettiği bir ortamda bu bölgede siyasi iradenin temsiline ilişkin şüpheler oluşmaktadır. Bunun yanında batı bölgesinde rahat hareket eden bazı siyasi aktörlerin BAE ile ilişkisi bilinmektedir. Ayrıca Trablus başta olmak üzere ülkenin batısındaki kentlerde Suudi Arabistan merkezli Selefiliğin Medhali yorumu gün geçtikçe yayılmakta ve güç kazanmaktadır. Medhaliliği diğer Selefi yorumlardan ayıran iktidara mutlak itaat ve muhalefetin küfürle özleştirilmesidir. Medhali Selefiler, Mısır’da Muhammed Raslan örneğinde görüldüğü üzere darbeyle gelen askeri rejimler de dahil iktidara mutlak bağlıdır, her türlü siyasi hareket ve muhalefete şiddetle karşıdır. Medhalilerin Trablus başta olmak üzere doğu bölgesinde gün geçtikçe zemin kazandığını biliyoruz. Bir diğer ifadeyle BAE liderliğindeki eksen Libya’da Şubat devrimi aktörlerinin altını boşaltmak ve kendileriyle koordineli hareket edecek aktörleri iktidara taşımak için çalışmalarını sürdürmektedir.

Libya’da anayasa referandumunun gerçekleştirilerek seçimlerin yapılmasıyla, halihazırdaki parçalı siyasi yapının aşılarak tek bir yasama kurumu ve yürütme kurumunun oluşturulması hedefleniyor. İfade edilen bütün müdahalelerin aşılarak seçimlerin gerçekleştirilmesi ve yeni bir yasama ve yürütme kurumunun ortaya çıkmasının sorunları çözüp çözmeyeceği ayrı bir yazının konusu olacak kadar karmaşık bir mesele olmakla birlikte çözmesinin oldukça zor olduğunu öngörmek zor değil. Zira ifade edildiği üzere ülkenin doğusunda Haftar’ın derin etkisi ve BAE lobisinin çalışmaları, batı bölgesinde milis grupların derin etkisi ve BAE bloğunun çalışmaları dikkate alındığında ortaya çıkacak siyasi arenanın halk iradesini yansıtıp yansıtmayacağı tartışmalı hale gelmektedir. Bölgesel aktörler yeni siyasi arenada kendileriyle rahat ilişki kuran aktörler üzerinden siyasi çözüm alanlarını tıkayabilirler. Yeni meclisin Trablus’ta mı, Bingazi’de mi yoksa başka bir kentte mi toplanacağı, Halife Haftar’ın konumunun ne olacağı, güvenlik sektörünün parçalı bir yapıdan kurtarılarak yeniden yapılandırılıp yapılandırılamayacağı krizin önemli parametreleri olmaya devam edecektir. Devrim sürecinde dağılan silahların toplanması, silahlı grupların oluşturduğu çıkar odaklarının değişime direnişi, ekonomik kriz, yabancı şirketlerin ülkeye dönme noktasındaki tereddütlerinin ekonomi ve toplum üzerindeki olumsuz etkisi de diğer önemli parametrelerdir. Bütün bu kriz alanları bölgesel müdahalelerle iç içe geçerek çözümü oldukça güç bir tablo oluşturmaktadır.

İfade edilen başlıkların tamamından hareketle Libya krizinin çözümünün güç olduğunu ancak BM’nin meşru aktörleri destekleme noktasında ısrarcı davranması ve dış müdahaleleri engelleme noktasında kesin tavır alması durumunda tedricen başarı elde edebileceğini söyleyebiliriz.


Etiketler »