Kriter > Dış Politika |

Suriye’de İran-İsrail Mücadelesi


ABD ve İsrail tarafından yapılan saldırılar ve yaptırımlar karşısında İran “tehdit veya kınama” düzeyini aşamamaktadır. “Aynıyla karşılık vereceğiz” söylemi göstermelik kalmaktadır.

Suriye de İran-İsrail Mücadelesi

2016’nın sonundan itibaren Türkiye ve Rusya’nın öncülüğünde Suriye’de sağlanan ateşkes süreci aynı aktörlerin İdlib’e yönelik Soçi’de vardıkları anlaşmayla yeni bir dönemece girdi. Rejimin Suriye’de kontrol ettiği alanların miktarının da artmasıyla birlikte bu ülkede şimdiye kadar mevcut olan aktörler arası dengelerin yeni bir düzleme taşınması söz konusu oldu. 2018’in ilk aylarından beri İsrail’in Suriye’de düzenlediği saldırılar ile birlikte İran-İsrail-Rusya ekseninde önemli gelişmeler yaşanmaya başlandı. 2015’te Suriye rejimi ve İran’ın çağrısı üzerine askeri olarak Suriye krizine dahil olan Rusya ile İran arasındaki ittifakın ömrünün uzun olmayacağını tahmin etmek güç değildi. İki aktör bir yerde Suriye’de yaptıkları yatırımların karşılığında bir paylaşıma gitmek durumunda kalacaklardı. Bu bağlamda İsrail’in Suriye’deki İran güçlerine saldırıları Rusya’nın zımni onayını aldı. İran’ın İsrail’e tepkisi de Suriye’deki dengelerin muhafazası için söylemin ötesine uzanamadı. İsrail ve İran arasında artan tansiyonu doğru okuyabilmek için iki ülkenin Suriye stratejilerinin temel parametrelerini kıyaslamak doğru bir yöntem olacaktır.

İran’ın Suriye stratejisi temelde Suriye rejiminin korunması ve Suriye muhalefetine karşı Esed yönetiminin desteklenmesi prensipleri üzerine şekillenmektedir. Zaman zaman İran tarafından “Beşar Esed bizim için olmazsa olmaz değildir” mesajları gelse de İran’ın bu mesajla uyumlu adımlar attığı şimdiye dek müşahede edilmemiştir. Bu stratejinin sebepleri ise muhteliftir. Öncelikle İran, Hafız Esed döneminden beri iyi ilişkilere ve sıkı bağlara sahip olduğu bölgedeki tek müttefikini kaybetmek istememektedir. Suriye’deki rejimin varlığı İran’ın bölgede kendini güvende hissetmesinin koşullarından biridir. Bunun yanında İran, Akdeniz’e açılmak için Suriye bağlantısını kullanmak zorundadır. Bu seçenek kendisine Ortadoğu’nun da ötesine uzanacak bir güvenlik hattı sağlamakla birlikte ticari açıdan da imkanlar sunmaktadır.

Ek olarak Lübnan’da bulunan Hizbullah ile arasındaki karasal bağlantıyı mümkün kılan yine Suriye’dir. Suriye’nin kaybedilmesi, 2003 Irak işgali sonrası görece Tahran’ın nüfuzu altına giren Irak da göz önüne alınırsa Beyrut-Şam-Bağdat-Tahran hattı üzerinden mobilize edebildiği Hizbullah benzeri vekil kuvvetleri İran’ın bölgesel siyasetleri doğrultusunda işlevselleştirilmesini engelleyecektir. Bu da son tahlilde İran’ın “direniş ekseni” söyleminin işaret ettiği bölgesel yapılanmanın tahribatı anlamına gelecektir. İran’ın Suriye siyasetinin İsrail’in Suriye siyaseti ile birlikte düşünülmesi gereken hususların en başında Hizbullah meselesi gelmektedir. Hizbullah üzerinden Lübnan siyasetini şekillendiren Tahran’ın, Tel Aviv’e karşı kendisini güvende hissedebilmesi de İsrail ile sınır teması olan Suriye ve Lübnan’ın kendi yanında kalmasına bağlıdır.

İran kendisinin Suriye’deki askeri varlığını sürekli “danışmanlık düzeyi” olarak nitelese de bütün kanıtlar tam aksini göstermektedir. İran kendi düzenli ordu birlikleri (Arteş) ve Devrim Muhafızları Ordusu (Sipah-i Pasdaran) yoluyla Suriye’de doğrudan askeri varlığını sürdürmektedir. Bu güçlerinin yanında Pakistan’dan gelen Şii savaşçıların oluşturduğu Zeynebiyyun Tugayları ile Afganistan’dan gelen Şii savaşçıların oluşturduğu Fatımiyyun Tugayları da İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’nün koordinasyonuyla savaşan gruplar arasında zikredilebilir. İran’ın sahadaki bir diğer unsuru ise Lübnan’dan gelen Hizbullah güçleridir. Hizbullah, Suriye muhalefetine karşı Esed’in iktidarda tutulmasını sağlama doğrultusunda son derece işlevsel olmuştur. Hizbullah’ın Suriye’deki varlığı İsrail’in Suriye meselesine olan yaklaşımını önemli ölçüde biçimlendirmektedir. Bütün bu vekil güçlere ek olarak Irak’ta faaliyet gösteren ve ağırlıklı olarak Şii savaşçılardan oluşan Haşdi Şabi’ye bağlı bazı grupların da Suriye’de İran’ın yönlendirmesiyle savaştığı bilinmektedir.

İsrail’in Suriye Stratejisi

Öte yandan İsrail’in Suriye’deki temel hedeflerinin başında ise İran’ın bu ülkedeki varlığını sınırlandırmak ve nüfuz alanlarını daraltmak gelmektedir. İsrail’in bir diğer hedefi ise kendisine düşman bellediği ve 2006’da da geniş ölçekli bir savaşa tutuştuğu Lübnan’daki Hizbullah’ın Suriye’de güç kazanmasını önlemektir. Bu perspektiften bakıldığında İsrail’in Suriye muhalefetine destek verebileceği öngörülse de söz konusu stratejinin önünde önemli engeller bulunmaktadır. İsrail’in zaman zaman Suriye’nin güneyindeki bazı muhalif unsurların çatışmalarda yaralanmaları sonrası tedavi görmeleri için yardımcı olduğunu veya muhalefet unsurlarını askeri olarak vurabileceği çoğu durumda bundan kaçındığını tespit etmek mümkündür. Buna rağmen İsrail’in Suriye muhalefetine açık ve kapsamlı bir desteğinden söz edilemez. Bu durumun göze çarpan en önemli sebeplerinden bir tanesi İsrail’in taraflardan biri lehine Suriye iç savaşına doğrudan dahil olmasının getireceği maliyetin yüksekliğidir. Bu maliyetin karşılığında elde edeceği potansiyel kazancının büyüklüğü ise tartışmalıdır. Bir diğer sebep ise muhalif grupların İsrail’den destek görmeleri halinde kendi ideolojik ve stratejik amaçlarıyla ters düşecek olmaları ve tabanlarının bu konuda ikna edilebilmelerinin zorluğudur.

Suriye’de İran-İsrail MücadelesiRusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Moskova, 11 Temmuz 2018

Diğer yandan İsrail’in muhalefete desteği görece dengeli ilişkilere sahip olduğu Rusya’yı karşısına almak anlamına da geleceğinden riskli bir seçenektir. Bunun yerine zaman zaman yaptığı saldırılarla sahada İran’ı terbiye etmek, rejimi kendisine tehdit arz etmeyecek bir güçte tutmak ve Rusya’dan da buna razı olmasını beklemek daha makul bir seçenektir. Özellikle Mayıs’ın sonunda ve Haziran’ın başında İsrailli ve Rus üst düzey yetkililerin görüşmelerinin ardından, iki ülke arasında Suriye’nin güneyindeki İran varlığına son verilmesine dair bir anlaşmaya varıldığı haberleri bu açıdan anlamlıdır. Şarkü’l Avsat’ın haberine göre Suriye rejiminin varlığına halel getirmediği müddetçe Rusya, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki İran güçlerine saldırılarına göz yumacaktı. Asharq al-Awsat’ın İran’ın bölgedeki en önemli rakibi olan Suudi Arabistan tarafından fonlanması, bahsi geçen haber üzerinde soru işaretlerini çoğaltsa da İsrail’in saldırılarına Rusya’nın tepkisiz kalması gerçekten bir anlaşmaya varıldığı ihtimalini düşündürmektedir. Nitekim Rusya’nın Tel Aviv Büyükelçisi Anatoly Viktorov da Temmuz sonundaki bir röportajında “Biz, İsrail hükümeti tarafından güç kullanılmasını onaylamıyoruz ancak İsrail’i de şu ya da bu şekilde hareket etmeye zorlayamayız” diyerek İsrail saldırılarına karşı sessiz kalmalarını gerekçelendirirken ileriki dönemlerde de bu pozisyonlarını muhafaza edeceklerinin mesajını vermiştir.

İsrail’in Saldırıları

İsrail’in sözü edilen yaklaşımının bir parçası olarak 2018’de füze ve hava saldırıları yoluyla Suriye’de bulunan İran varlıklarını hedef aldığı görülmüştür. 8 Nisan’da İsrail jetleri tarafından Suriye’nin Humus kentindeki T-4 Hava Üssü’ne (Tayfur Hava Üssü) düzenlenen füze ve hava saldırıları sonucu yedi İran Devrim Muhafızı askeri hayatını kaybetmiştir. İsrail askeri kuvvetleri 29 Nisan’da bir kez daha Suriye’deki İran güçlerine saldırı düzenlemişlerdir. Halep ve Hama’daki askeri üsleri şiddetli füze saldırılarıyla vuran İsrail bu üslerde bulunan İranlıları ve İran’ın vekil kuvvetlerini hedef almıştır. Saldırının etkisiyle üslerde patlamalar yaşanırken yirmi civarında İran’a bağlı savaşçının öldüğü iddia edilmiştir. İranlı yetkililer ise iddiaları yalanlayarak kayıp vermediklerini söylemişlerdir. İran ve İsrail arasındaki en şiddetli çatışma ise 10 Mayıs’ta yaşanmıştır. Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’nün Golan Tepeleri’ndeki İsrail hedeflerine 20 roket fırlattığını iddia eden İsrail, Suriye’deki onlarca İran hedefine son 45 yılın en yoğun saldırısını düzenlemiştir. İsrail’in 70 füze ve 28 uçakla düzenlediği saldırı sonucu 20’nin üzerinde rejim yanlısı ya da İran destekli yabancı savaşçının hayatını kaybettiği kaydedilmiştir. Saldırı sonrası İranlı yetkililer İsrail’i kınamakla yetinerek Golan Tepeleri’ne roket fırlatmadıklarını söylemişlerdir.

Suriye’de İran-İsrail MücadelesiRusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Tahran, 7 Eylül 2018

İsrail saldırılarının zamanlamasının iki önemli gelişmeyle koşut olarak başladığı ve devam ettiğini kaydetmek gerekmektedir: İlk olarak Suriye muhalefetinin elinde tuttuğu alanların daralması ve muhalefetin yoğunluklu olarak Suriye’nin kuzeybatısına sıkışması, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki İran varlıklarını sıkıştırması için bir fırsat yaratmıştır. İsrail saldırılarının rejimin varlığı için bir tehdit doğurmaması Moskova ile Tel Aviv’in örtük anlaşmasına zemin hazırlamıştır. İkinci olarak ise bahsi geçen saldırıların Trump’ın nükleer anlaşmaya ilişkin kararını açıklayacağı 12 Mayıs’ın hemen öncesinde yoğunlaşması da önemlidir. Bu durum bir anlamda İran’ın hem masada hem de sahada ABD-İsrail ikilisi tarafından sıkıştırılması anlamını taşımaktadır. Buna mukabil İran’ın yanıtının ise genel olarak tehdit veya kınama düzeyini aşmadığını ve aynıyla karşılık vermekten çok göstermelik kaldığını söylemek mümkündür. İranlı yetkililer saldırıların ardından ya kaybedilen kuvvetlerin sayısını ve niteliğini düşük göstermişler ya da hiç kayıp vermediklerini iddia etmişlerdir. Aslında bu durum İran’ın İsrail’e vereceği muhtemel yanıtların sınırlı olacağının ve Rusya’nın onayı olmadan hayata geçemeyeceğinin göstergesidir.

Bundan sonraki süreçte İsrail saldırılarının İran’ın Suriye’deki nüfuzunu ne derecede daraltacağı veya saldırılar devam ettiği takdirde Rusya’nın aynı suskun tavrını sürdürüp sürdürmeyeceği ise tartışmalıdır. İsrail’in İl-20 tipi bir Rus savaş uçağını, içerisinde 15 Rus askeri bulunduğu halde Suriye hava sahasına sürükleyip S-200’lere yem yapması bugüne kadar tasvir edilen tabloda bir dönüşüm yaratabilir. Türkiye ile Rusya’nın İdlib üzerinde mutabakata vardıkları zamana denk düşen bu saldırının sonuçlarının Suriye’deki genel çözüm tablosunu etkileyebileceği de söylenmelidir. Rusya’nın İsrail’in bu saldırganlığına er ya da geç bir cevap vereceği su götürmez bir gerçektir. Rusya’nın cevabı karşısında İsrail’in takınacağı tavır da önümüzdeki süreçte Suriye’de kalıcı barış tesis edilmesine dair Türkiye ve Rusya’nın öncülüğündeki sürece etkide bulunacaktır. Bu noktada İsrail’in tavrının ABD’nin muhtemel bir cevabını harekete geçirip geçirmeyeceği de bir başka soru işaretidir. Her halükarda sözü edilen zincirleme reaksiyonun Türkiye’yi de içine alacak yeni bir denklemi doğuracağı öngörülebilir.


Etiketler »