Kiptaş
Kriter > Ekonomi |

Ticaret Savaşlarında Yeni Dalga


Çin’in ABD’nin vergi artırımlarına cevap vereceğini açıklaması ve ardından da Trump yönetiminin yeni ek gümrük vergileri planıyla ticaret savaşları iddiası gerçeğe dönüşmüş oldu.

Ticaret Savaşlarında Yeni Dalga

2018’i yeni bir ticaret ve kur savaşları dalgasıyla geçirdik. Tüm dünyayı etkileyen bu önemli gelişmelerden ticaret savaşlarının üç yönü dikkati çekiyor. Ticaret savaşları her şeyden önce ulusçular ile küreselciler arasındaki mücadelenin yeni bir halkası gibi. Diğer yandan mevcut finansal sistemin işleyişi ve küresel ödemeler dengesiyle ilgili sorunlar da dikkat çekiyor. Bu mücadele yeni bölgesel ekonomik ve finansal birliklerle yepyeni bir düzene (bölgesel Bretton-Woods’lar gibi) kaçışın da farklı bir ifadesi aslında. Doğrusu bu savaşın ulusçu-küreselci mücadele boyutuyla ilgili yeni bir tarafı yok ancak bölgesel iş birliklerine doğru baskı oluşturması yeni bir gelişmedir.

Korumacılık ve serbest ticaret arasında gidip gelen insanlık tarihi özellikle son birkaç yüzyılda daha korumacı bir duruş ve bunu destekleyen politikaları içeren yeni bir ekonomik yapıya meylediyor. Özellikle de ulus devletlerin kuruluşuyla korumacılık, gümrük vergileri ve kota uygulamalarının uluslararası ticaret üzerindeki olumsuz etkileri arttı. Son birkaç yüzyılda iletişim teknolojilerindeki ilerlemelerle de alternatifler arasında daha sık gidip geldik.

Elbette değişim ve dönüşüm kaçınılmaz. Nitekim tecrübe edilmeyen politikaların sihirli formüller gibi kabullenilmesi de doğru olmaz. Ancak Neoklasik iktisadın önemli temsilcilerinden Arrow’un 1950’lerde ortaya attığı “imkansızlık teoremi”nin de yerinde vurguladığı üzere bireysel tercihlerden kolektif rasyonel tercihlere geçişi sağlayan genelgeçer, her zaman doğru bir sosyal refah mekanizması bulmak da imkansızdır. Her zaman geçerli politikalar arayışı noktasındaki bocalama belki biraz da buradan kaynaklanıyor.

Şüphe yok ki serbest ticaretin egemen olduğu dönemler mikro devrim, teknoloji transferleri ve her dönem artırdığı rekabet ve getirdiği yenilikler aracılığıyla hem küresel ölçekte fiyatları aşağı çekti hem de ürünlerin kalitesini artırdı. Küresel ekonomik büyümeye ivme kazandırdı. Daha kaliteli, daha ucuz üretime ve yeniliklere herkesin ulaşımını kolaylaştırdı. Ancak gelir dağılımı adaletsizliği gibi temel sorunlar halen devam ediyor.

2018’in hemen başında serbest ticarete ABD’nin müdahalesi ise bu tartışmaları yeni bir boyuta taşıdı. ABD hükümetinin çelik ve alüminyum gibi ürünlerin ithalatında gümrük vergilerini artıracağı açıklaması gündemi uzun süre meşgul etti. Çin’in bu vergi artırımlarına cevap vereceğini açıklaması ve ardından da Trump yönetiminin yeni ek gümrük vergileri planı ile ticaret savaşları iddiası gerçeğe dönüşmüş oldu.

Korumacılık ve Serbest Ticaret

Büyük Buhran dönemindeki korumacı ekonomi politikaları ve bu politikaların küresel ekonomide yarattığı tahribata yabancı değiliz. Bu tür yeni tarifeler ve gümrük vergileri gerçeğiyle uzun bir aradan sonra ABD’de Trump’ın 2018’deki uygulamalarıyla tekrar tanıştık. Geçmiş dönemlerden önemli bir farkı şu ki: 1930’larda ticaret yasakları krizi getiren nedenler arasındaydı ancak 2009 sonrasında ticaret yasakları krizden sonra geldi. Ticaret savaşları ve korumacı politikalar ülkelerin birbirlerine karşı gümrük vergileri, kotalar gibi araçlarla karşılıklı ticareti kendi lehlerine engelleme çabasıdır.

Trump bu adımlarla Çin’den AB’ye, Meksika ve Kanada gibi komşu ülkelerden Türkiye gibi uzak ticari ortaklara kadar bir dizi müttefik ülkeyi karşısına alıyor. Çelik ve alüminyum gibi temel ithalat ürünlerine getirilen ek gümrük vergilerine diğer ülkeler de mütekabiliyet esasına göre karşılık verdi. Örneğin Çin de ABD’den aldığı tarım ürünleri, otomobil, uçak vb. endüstriyel ürünlere yüksek vergilerle ticareti kıstı.

Bu adımlar aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan yeni ekonomik düzenin tersi istikamette uygulamalar. 1980’ler sonrasının liberalleşme dalgasıyla yeni kurulan küresel düzenin kalesi haline gelen ABD’de en düşük seviyelerini gören ortalama gümrük vergilerinin (yüzde 1,5 seviyelerinde) tekrar yukarıya çıkarılması çabasının bir sonucu.

Doğrusu Aralık 2018’in başındaki G20 zirvesi sırasında adım adım bir uzlaşıya varılacağı ve hiç kimseye kazandırmayacak bu ticaret savaşlarından çıkış için bir orta yol bulunabileceği umudu vardı. Ancak yine Aralık 2018’de bir Huawei üst düzey yöneticisinin Kanada’da tutuklanması ve ABD’ye iade edilebileceği iddiası birilerinin bu savaşı bitirmeye pek niyetli olmadığını gösteriyor. Bu gibi adımlar Batı’nın elindeki ayrıcalıklı konumu gerektiği yerde ve arzu ettiği gibi kullanabileceğinin bir başka örneği.

Ticaret Savaşlarında Yeni Dalga-Bilal Bağış
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, delegasyon üyeleriyle birlikte, Buenos Aires'teki G20 Liderler Zirvesi sonunda akşam yemeğinde bir araya geldi, 1 Aralık 2018

Ulusçu-Küreselci Mücadelesi mi?

Ticaret savaşları hususunda dikkat çeken konulardan birincisi insanlık tarihi kadar eski ulusçu-küreselci mücadelesidir. 2018’deki ticaret savaşları da bu kadim mücadelenin yeni bir halkası aslında. Yeni dönemin asıl sorusu kimin sesinin daha çok çıkacağıdır. Kesin olan bir şey var ki bu mücadelenin bir ayağı da dünya ekonomisi ve siyasetinin gidişatıyla ilgilidir. Türk kökenli ABD’li ekonomist Rodrik’e göre imkansız üçlü serisinin politik versiyonunda “bağımsız ulus devletler”, “iyi bir ekonomik entegrasyon ve küreselleşme” ile “daha demokratik yönetimler” seçeneklerinden en fazla ikisine aynı anda sahip olabilirsiniz. Küresel Finansal Kriz sonrası dünya ekonomisi ve siyaseti hızla dönüşüyor. Muhtemelen bu üçlü arasındaki tercihler de değişiyor.

Demokratik yönetimleri öne çıkaran Batı’da korumacı, ulusçu bir duruş hep vardı. Daha tutucu olan ulusçu dalganın ABD’de başkanlığı ele geçirmesi de bu korumacı duruşu sadece biraz daha güçlü kıldı. Huawei yöneticisinin Kanada’da alıkonması da ulusçu takımın işi sıkı tutacağını gösteriyor. Diğer yandan son yüzyılın hızlı liberalleşme sürecinin limitlerine de gelmiş olabiliriz. Türkiye gibi ülkeler Batılı büyük ekonomiler kadar korumacı kalamadı, ekonomideki serbestlikte dönemin koşulları doğrultusunda hareket etmek şart.

Batı egemenliğindeki küresel finansal sistem ve ticaret dengesinin rolü de bu yeni mücadelenin dikkat çeken ikinci noktası. Batı, elinde tuttuğu küresel parasal sistemin ve onunla bağlantılı ticaretin kontrolü ayrıcalığının da desteğiyle ticaret savaşlarında yaptırım gücünü elinde bulunduruyor. Uluslararası ticaretin ve bağlantılı finansal sistemin doğası zaman içinde köklü değişimler geçiriyor. Son dönemdeki e-ticaret ve elektronik dönüşümle Batı’nın elindeki küresel finansal sistem üzerindeki hegemonyanın güçlenmesi önemlidir. İran yaptırımlarını deldiği iddia edilen Huawei’nin yöneticisi üzerinden Çin ve Çinli şirketlere gösterilen sopa aslında diğer ülkelere ve büyük şirketlere de bir mesaj niteliğindedir.

Ticaret savaşlarının dikkat çeken üçüncü yönü de Bretton-Woods’u andırabilecek yeni bölgesel ekonomik ve finansal birlikler ve düzene işaretidir. ABD ticaret açığı nedeniyle Çin’i suçluyor. Ancak burada asıl mesele Çin’in artan rekabet gücüdür. Tıpkı 1970’lere doğru Japonya ve Almanya’nın yaptığı gibi bugün de Çin, ABD ile arasındaki rekabet gücü açığını kapatıyor. Yeni Bretton-Woods sisteminin yapısı içinde merkez ülke konumuna doğru ilerliyor. Bugün doların ve Batı’nın uluslararası ticaretteki hegemonyasına kızgın birçok ülkenin yerli ve milli veya bölgesel ortak para birimleriyle ticaret yapma hayalleri bu dönüşümün önemli bir işaretidir.

Evrenselleşebilmek

Son dönemdeki ulusçu, korumacı politikaların yeni dalgasının kazananı muhtemelen olmayacak. Ancak şüphe yok ki öğreteceği çok şey olacak. Yeni gelişmelere kapı aralayabilir. Korumacı politikaların spesifik sektörlerde, henüz gelişme ve olgunlaşma aşamasında katkıları olabilir. Özellikle de yerli üreticilerin korunması noktasında kısa vadede faydaları olsa da uzun vadede zararları daha fazla olabilir. Nitekim Büyük Buhran gibi geçmiş tecrübeler korumacılık uygulamalarının küresel düzeyde kaybettirdiğini gösteriyor. Ekonomik büyümeden teknolojik ve kültürel paylaşıma kadar ülke ekonomilerini olumsuz etkileyebilir. Küresel bir vizyonla dünyayı okumak önemli ancak bunu evrensel bir birikime dönüştürmek ve evrensel olabilmek (hem bugünü hem de geçmişi bilmek) de bir o kadar önemlidir. Geçmişten tamamen kopmadan küreselleşebilmek… Daha özgün, yerli ve milli modeller geliştirmenin yolu da evrenselleşebilmekle olabilir.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası