Kriter > Ekonomi |

Ticari İlişkilerde “Enerji” Sıkışması


Çin’in bir kuşak bir yol projesi kapsamında Asya merkezli yeni bir küresel ekonomik gücün ortaya çıkma ihtimali ABD’nin en fazla rahatsızlık duyduğu konuların başında geliyor.

Ticari İlişkilerde Enerji Sıkışması

Mart ayında gümrük duvarlarını yükseltme kararı alarak ticaret yaptığı ülkelerin ithal ürünlerine ek vergi uygulaması getiren ABD, son zamanlarda sergilediği tavırla dünya ticaretine ve ekonomik sisteme yeni bir düzen getirmek istediğini açık bir şekilde gösteriyor. Bugün ABD’nin yapmak istediği şu: 1990’lardan bugüne dünya ekonomisine yerleşmiş olan ve serbest ticaretin desteklendiği küreselleşme olgusunu yıkıp yeni baştan daha korumacı ve sınırları olan bir ticaret algısı oluşturmak. Peki neden bunu istiyor? Çünkü en önemli rakiplerinden Çin, küreselleşmenin yarattığı o geniş alanda ekonomisiyle var olarak her geçen gün daha geniş bir etki alanına sahip oluyor.

Çin’in gelişmekte olan ülkelere yaptığı yatırımlar malum. Burada özellikle Bir Kuşak Bir Yol projesi kapsamında Asya merkezli ve Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’ya doğru yayılan yeni bir küresel ekonomik gücün ortaya çıkma ihtimali ABD’nin en fazla rahatsızlık duyduğu konuların başında geliyor. Korumacı ticaret yaklaşımıyla Çin’in hem bölgedeki hem de küresel anlamdaki ekonomik gücünü kırmaya çalışıyor. Diğer taraftan bölgedeki enerji politikalarının merkezinde yer alan, Avrupa ve Asya’nın enerji arz güvenliğini sağlayan Rusya, yüksek enerji potansiyeline sahip olan İran ve enerjide ticaret merkezi olma çabasını ortaya koyan Türkiye’nin, ABD’nin hedefinde olduğu açık.

Bir Kuşak Bir Yol

Çin, Bir Kuşak Bir Yol projesi kapsamında tarihi ipek yolunu yeniden canlandırmak, bölgedeki ekonomik iş birliğini ve ticareti geliştirmek istiyor. 2013’ten beri bu proje kapsamında üstün bir performans ortaya koyuyor. Dış politikasında önemli bir araç olarak kullandığı Bir Kuşak Bir Yol projesinin merkezinde Asya, Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’yu hakimiyetine alan küresel ekonomik güç olma hedefi yatıyor.

Ancak dünya ekonomisinin bu iki devi arasında asıl bir mesele var ki tüm bu çatışmaların krizlerin ve rekabetin temelinde o yatıyor. Bu konu tabii ki enerji. Bugün dünya enerji tüketiminde liderliği Çin alırken hemen arkasından da ABD takip ediyor. Çin’in bu yüksek enerji talebini karşılama konusundaki en önemli stratejisi ise bölge ülkeleri üzerinden yürüttüğü iş birlikleri. Tam da bu noktada devreye giren Bir Kuşak Bir Yol Projesi ile bir yandan bölgenin ticari altyapısı yeniden inşa edilirken diğer yandan da enerji kaynaklarına ulaşım sağlanmış oluyor. Dolayısıyla bu projenin Çin’in küresel güç olma stratejisini beslediğini ve daha da güçlü hale getirme hedefi taşıdığını söyleyebiliriz.

ABD’nin ticaret savaşları söyleminin bir numaralı muhatabı Çin gibi gözükse de Washington’ın bölgedeki faaliyetlerinin yalnızca bunlarla sınırlı kalmadığının altını çizmek gerekir. ABD, Rusya ve İran’a yaptırımlar uygulayarak bir yandan da bölgenin diğer aktörlerini domine etmek istiyor. ABD’nin bölgedeki enerji politikalarının merkezinde öncelikle Avrupa ve Asya’nın enerji arz güvenliğinde oldukça önemli bir role sahip olan Rusya, ardından da dünyanın en geniş doğal gaz rezervlerine sahip ülkesi İran yer alıyor. Kaynak bakımından zengin bu iki aktörün enerji paydasında bir araya gelmesi ve bölgede yükselen enerji ittifakını ortaya çıkaracakları her adım, ABD’nin reaksiyonuna sebep oluyor. Rusya ve İran’ın enerji gücünün dev Çin ekonomisiyle bir araya gelmesi ABD için büyük bir tehdit. Dolayısıyla bu süreçte ABD oklarının hedefinde yer almaları oldukça doğal bir durum.

Hazar’da İttifak

Çin’in Bir Kuşak Bir Yol ile bölgede uygulamaya çalıştığı planlarının ABD’nin çıkarlarıyla tamamen ters düştüğü bu dönemde Hazar’da sağlanan anlaşma ise son derece kritik. ABD aldığı ekonomik kararlarla her ne kadar bölge ülkelerini köşeye sıkıştırmaya çalışsa da son zamanlarda görünen o ki bu durum tam tersi bir etki oluşturuyor. Hazar ülkelerinin yirmi yılı aşkın süredir aralarında devam eden statü sorununu böyle bir dönemde çözüme kavuşturması bunun en açık örneklerindendir.

Asya, Avrupa ve Ortadoğu bölgeleri arasındaki tampon görevi ve zengin enerji kaynaklarıyla jeostratejik açıdan son derece önemli bir bölge olan Hazar’da statü sorununun gölgesinde kıyıdaş ülkeler yıllardır mevcut potansiyellerini tam anlamıyla değerlendirememiştir. Bugün Hazar’ın statüsüne kavuşması demek bölgenin zengin rezervlerine sahip kıyıdaş ülkelerinin bu kaynakları verimli bir şekilde kullanması, bölgede enerji ticaret faaliyetlerinin yoğunlaşması ve bölge kaynaklarının dış pazarlara açılması demektir. Bölge ülkelerinin dış pazarlara ulaşmalarının ana ülkesi de Türkiye olacaktır.

Bu anlaşmanın en önemli diğer boyutunu ise Hazar Denizi’nden geçecek herhangi bir boru hattı projesinde ortak karar alınacak olması oluşturuyor. Hazarın doğusunda yer alan ülkelerin kaynaklarını Hazar’ın batısına yani enerji talep pazarına ulaştırma istekleri, bu boru hattıyla gerçekleşecektir. Hazar’ın statüsünün belirsizliğindeki en büyük problemin temelinde de zaten enerji yatıyordu. Eğer bugün bu sorun ortadan kalktıysa bundan sonraki süreçte yoğun enerji faaliyetleriyle karşı karşıya olacağımız kesin.

Öte yandan Hazar’daki statü anlaşması aslında Rusya ve İran arasındaki enerji ittifakının başka bir boyutunu da ortaya koymuş oluyor. Böylece iki ülke arasındaki ittifak Hazar üzerinden de pekişmiştir.

Yeni Bir Ekonomik Sistem Mı?

ABD’nin gerek ek vergi uygulamaları gerekse uluslararası para birimi olan doları siyasi anlaşmazlık yaşadığı ülkeler karşısında bir silah olarak kullanması, Avrasya üzerindeki siyasi etkinlik alanının sınırlarını ekonomik tehditlerle çizmeye çalıştığını gösteriyor. ABD’nin son dönemlerde Türkiye’ye yönelik yaptırımları da tüm bu bölgesel stratejisinin bir parçasıdır. ABD Çin’in İran ve Rusya ile beraber bölgede derin bir ittifak kurmasını engellerken sözde yeni iş birliklerine meydan vermemek adına diğer ülkelere de ekonomik baskı yöntemi uyguluyor.

Ancak şöyle bir gerçek var ki ABD yaptırımlara devam edip küresel ekonomik düzeni kendi kurallarına göre baskı altına almaya çalıştıkça başta gelişmekte olan ülke ekonomilerinden sonra Avrupa ülkelerinden de yoğun tepkilerle karşı karşıya kalacaktır. Uluslararası para birimi olan doların güvenilirliğini yitirdiği, gümrük tarifelerinin Dünya Ticaret Örgütü kuralları hiçe sayılarak yükseltildiği bu süreçte yeni sağlam bir küresel düzenin inşa edilmesi mümkün değil.

Ülkelerin ekonomi güvenliğinin risk altına alındığı bu süreçte enerji kaynaklarına sahip olmak ve bu kaynakların yönetimini stratejik bir şekilde gerçekleştirebilmek ise son derece önemli bir husus. Dolayısıyla bugün Çin, İran, Rusya, Türkiye, Hazar ve Ortadoğu’yu içine alan bu bölgede yeni bir küresel ekonomik düzenin kurulması için hiçbir engel olmadığını özellikle vurgulamak gerek.


Etiketler »