Kriter > Dış Politika |

Türk-Amerikan İlişkilerinde Odadaki Fil: Gülen


Türkiye ile ABD arasındaki sorunlu konu başlıklarının içine bundan sonra “Trump’ın zorlu kişiliği”ni de bir dosya olarak eklemek gerekiyor.

Türk-Amerikan İlişkilerinde Odadaki Fil Gülen
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Erdoğan

Türkiye ve ABD arasında son birkaç yıldır bozulan ilişkilere çare olacağı düşünülen Donald Trump’la ilgili beklentiler kısmen boş çıktı. Fakat henüz her şey bitmiş değil. İki ülkenin bugünlerde anlaşamadığı noktalarla iş birliği yaptığı alanların sayısı hemen hemen birbirine denk gibi görünüyor. Fakat ana mesele şu: ABD’nin hiçbir NATO müttefiki ülkesi, Türkiye’nin karşılaştığı güvenlik riskleriyle sınanmıyor. Dolayısıyla Washington diğer müttefiklerine yaptığı gibi idare-i maslahatla ilişkileri götüremiyor. İlişkilerin düzgün götürülebilmesi için Washington’ın “-mış gibi” yapmayı bırakması lazım. İşte tam da bu yüzden, Trump iktidara geldiğinde, sorunlu olan alanlarda ilerlemeler olabileceği konuşulmuştu.

2016 sonbaharında, henüz daha ABD başkanlık seçimleri gerçekleşmeden konuştuğum üst düzey bir Cumhurbaşkanlığı yetkilisi şöyle demişti: “Hillary Clinton kazanırsa ne olacağını biliyoruz. Başkan Barack Obama’nın devamı olacak. Aynısı olacak. Fakat Trump kazanırsa bir ihtimal işler farklı olabilir.” Öyle ya, Trump o yaz New York Times’a verdiği röportajda 15 Temmuz darbe girişiminin hakiki bir olay olduğunu söylemiş ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın o geceki hamlelerini ve halkın direnişini övmüştü. Trump’ın seçildikten sonra da kendi yakın çevresine Erdoğan ile ilgili övgülerde bulunduğunu artık herkes biliyor. Nisan’daki anayasal referandum sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak tebrik eden ilk Batılı lider de Trump olmuştu.

Trump’la Üç Yeni Kriz

Fakat Trump göreve geldikten sonraki ilk aylarda Ankara’nın istediğini verememişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs’taki resmi ziyaretinden bir hafta önce, PKK’nın Suriye kolu YPG’ye Rakka operasyonu için doğrudan silah verilmesi kararı alınmıştı. Türk yetkililer bunu Trump’ın Obama döneminden kalan danışmanlarına bağlasalar da, Trump’ın Türkiye’nin tüm girişimlerine rağmen bu konuda ısrarcı olması meselenin çok basit olmadığını gösteriyor. YPG krizinin yaşandığı hafta, Washington’daki Sheridan Circle’da yani Türkiye Büyükelçilik Konutu’nun bulunduğu mekanda çıkan kavga başka bir krizin daha kapısını aralıyordu. Washington polisinin yeterli önlem almaması, PKK destekçisi eylemcilerin Erdoğan’a hakaret eden sloganlar atmasıyla birleşince kısa sürede tansiyon artmış ve bir süre sonra da aralarında Cumhurbaşkanlığı korumalarının da olduğu bir arbede yaşanmıştı. O akşam ve ertesi gün ABD kamuoyundaki tartışmalar ve medya baskısı nedeniyle savcılık harekete geçmişti. Daha sonra Türk korumalar hakkında suçlamalar getirildiği görüldü. O sırada Türk asıllı iki ABD vatandaşı da tutuklandı. Yani bir krizin dallanıp budaklandığı hafta ABD ile yeni bir kriz olmuştu.

Türk-Amerikan İlişkilerinde Odadaki Fil: Gülen-Ragıp Soylu2016’dan beri tüm bilgi ve belgelere rağmen FBI tarafından bile sorgulanmayan FETÖ elebaşı Gülen Pennsylvania’daki malikanesinde ikametine devam ediyor.

Elbette o sıralarda henüz kimsenin tartışmaya vakit bulamadığı başka bir olay daha vardı. ABD’ye kredi anlaşması yapmak için gelen Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla, Mart’ta Rıza Sarraf davasıyla bağdaştırılarak New York’ta adeta tuzağa düşürülmek suretiyle tutuklanmıştı. Yani Mayıs’ın sonuna dek halihazırda Trump ve Erdoğan yönetimlerinin kucağında üç adet yeni kriz bulunuyordu.

Türk tarafının tüm bu meselelere sabırla yaklaştığını belirtmek gerekiyor. Bir yandan yasal girişimler, resmi lobi çalışmaları ve gündelik diplomasi devam ederken, Erdoğan da Trump ile ilişkisini derinleştirmeye çalışıyordu. Trump’ın kısa sürede “tek kişilik şov” yaptığı ve herkesi ezip geçebileceği Beyaz Sarayda sürekli işten çıkartmalar yapmasıyla ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla Ankara’nın Trump üzerinden yeni bir politika geliştirmeye çalışması mantıklı gibi görünüyordu. Trump’ın yakın çevresindekilerin büyük çoğunluğu, Türkiye’nin tepki gösterdiği hemen hemen tüm alanlarda hiçbir endişe sahibi değiller. Aksine Türkiye’nin “İslamcı, İsrail karşıtı bir diktatörlük” olduğu gerekçesiyle, Ankara’ya hiçbir konuda taviz verilmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Fakat Trump’ın bunlardan farklı olarak, hem bir iş yatırımının bulunduğu Türkiye’ye hem de Erdoğan’a bakışı farklı gibiydi.

Bu çerçevede Erdoğan ve Trump arasındaki temasın arttığını ve bunun da yönetimdeki üst düzey isimlere baskı olarak geri döndüğünü gördük. İlk olarak Trump Rakka operasyonu bittikten sonra YPG’ye silah verilmeyeceği sözünü verdi. Her ne kadar bu söz hala tutulmamış olsa da daha sonraki aşamalarda bu baskının Menbiç yol haritasına giden süreçte önemli bir rol oynadığı kesindir.

İlerleyen günlerde Türkiye, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın serbest bırakılması için çeşitli girişimlerde bulundu. Fakat Trump’ın ABD içerisinde 2016 seçimleriyle ilgili geçirdiği soruşturma ve Sarraf dosyasına bakan New York Güney Savcılığının Trump karşıtı tutumu böylesine bir anlaşmanın olmasını engelledi. Bu yüzden Atilla’nın tutukluluğu ve daha sonra Sarraf’ın itirafçı haline getirilerek verdiği ifadeler ve dosyadaki FETÖ’cü tanıklar ilişkileri daha da gerdi.

Türk-Amerikan İlişkilerinde Odadaki Fil: GülenTerör örgütlerine destek ve casusluk suçlamalarıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istenen Brunson’ın tutukluluğu sağlık sorunları nedeniyle ev hapsine çevrildi.

Afrin Sonrası Gelen Uzlaşma

2018 başlarına geldiğimizde, Türkiye’nin Afrin operasyonu ve Menbiç’e yönelik yaptığı baskılar ilişkilerdeki gerginliği Pentagon açısından geçiştirilemeyecek bir noktaya getirmişti. Bu, ABD yönetimini Türkiye ile sorunları daha ciddiye almaya itti. Eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Trump’ın da isteği üzerine Ankara’ya yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birebir görüşmesiyle tansiyonda biraz düşüş yaşandığı söylenebilir. Bu görüşmenin ardından iki tarafın da tüm sorunlu alanları çözecek çalışma grupları kurulması konusunda anlaşmaları ve ortak bir açıklama ile ilişkileri düzeltme konusunda irade beyanında bulunmaları oldukça önemliydi.

Türkiye tarafı bu sürecin ilerlemesiyle beraber ABD karşıtı açıklamalarını sınırlarken, Amerikan tarafında da sorun çıkartan taraf olarak görülen Pentagonla ilgili bazı adımlar atılmıştı: Öncelikle Trump yönetimi Washington’daki savcılık üzerinde baskı kurarak, Cumhurbaşkanlığı korumaları hakkındaki suçlamaları düşürmüştü. İkincisi ABD Kongresinde Rahip Andrew Brunson’ın tutukluluğu nedeniyle Türkiye’ye karşı uygulanmak istenen yaptırımlar, yine ABD Dışişlerinin müdahalesiyle tasarılardan çıkartılmıştı.

Aynı günlerde Trump ve Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek ilişkilerdeki ilerlemeyi tescil etmişti. Bu pozitif havadaki tek olumsuz durum kısa süre içerisinde, Mehmet Hakan Atilla davasında, hakimin 32 ay hapis cezası açıklaması oldu. Fakat bu da genel bir sorun haline getirilmedi.

Kongrenin Derdi Brunson

Mevcut krizin görünürdeki ana tetikleyicisinin Rahip Andrew Brunson’ın FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanmasının olduğunu söylemek doğrudur. Brunson’ın tutukluluğunu siyaset malzemesi haline getirmeye karar veren bir grup Demokrat ve Cumhuriyetçi Senatör, F-35 yaptırımlarını işte bu arka planla yaz başında Kongreye sundu. Bu olurken, Pentagon’dan Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400’lerin F-35’lerle ilgili sırları Rusya’ya kaptırabileceği çıkışı yapıldı. Tüm bunların üzerine bir de Rusya savunma endüstrisiyle ticari ilişkiye girenlere yaptırımı zorunlu kılan ABD yasası geldi. Yani Türkiye’ye yaptırım politikası, Kongre tarafından zaten devreye sokulmuştu. Beyaz Saray tarafı hem F-35 hem de S-400 yaptırımlarına karşı Türkiye lehine lobi yapmaya devam ederken, Trump yönetimi sık sık Türkiye’den Brunson’ı istiyordu. Yeni ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu ortamda göreve geldi. Kısa süre içerisinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Washington’ı ziyaret etmesiyle daha önceden hazırlanan ve imzaya bırakılan Menbiç yol haritası ilan edildi. Bu sırada Trump ile Erdoğan arasında da telefon görüşmeleri artarak devam ediyordu. Bu yol haritasının ilan edildiği hafta, Türkiye ile ABD arasında iki ülkede bulunan tutuklu vatandaşlarla ilgili ve Fetullah Gülen’in iadesiyle de ilgili olarak görüşmeler yapılıyordu. Bir de daha sessizce götürülen Halkbank hakkında ABD Hazine Bakanlığının İran yaptırımlarını deldiği iddiasıyla verebileceği cezayla ilgili dosya vardı.

Sonraki haftalarda Trump ve Erdoğan’ın pozitif ilişkilerinin Haziran seçimleri sonrasında gelen tebrik telefonuyla da devam ettiğini hatta iki liderin NATO zirvesinde yumruk tokalaştırdığını gördük.

Türk-Amerikan İlişkilerinde Odadaki Fil: Gülen-Ragıp SoyluTrump 2017’deki İsrail ziyaretinde Ağlama Duvarı’nı ziyaret eden ilk ABD başkanı olmuştu.

Krizi Yanlış Anlama Mı Tetikledi?

İşte tam da o zirve sırasında yaşananlar Trump gibi fevri ve ateşli bir kişilikle politika yapmanın zorluklarını gösteren cinstendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Brüksel’deki zirve sırasında ayaküstü Kudüs’e ziyarete gittiğinde İsrail tarafından tutuklanan Türk vatandaşı Ebru Özkan’ın serbest bırakılması için Trump’ın yardımını istemişti. Fakat bu görüşmeyle ilgili ne ABD tarafında bunun bir pazarlık unsuru olduğunu gösteren bir metin vardı ne de Türk tarafında bu görüşmenin bir kaydı mevcuttu.

Brunson’ın ev hapsine alındığı hafta, Trump’ın kararı sürprizle karşıladığı belirtiliyor. Çünkü Trump, ortada hiçbir kaydı bulunmayan ve ayaküstü bir tercüman tarafından çevrilen bu sohbet sırasında, Özkan karşılığında Brunson’ın serbest kalacağı hayaline kapılmıştı. İşte bu yanlış anlama krizi ateşledi. Mesele yeni değildi. Trump bir buçuk yıldır her görüşmede Brunson’ı gündeme getiriyordu. Türk tarafı da ABD’nin elinde olan tutuklu Türk vatandaşlarını hatırlatıyor ve bu sorunların zaman içerisinde çözülebileceğini belirtiyordu.

Trump, bu kez Türk tarafının “yanlış anlaşıldı” açıklamasını dinlemeyerek, ABD Başkan Yardımcısı Evanjelist Mike Pence’in de teşvikiyle bu meseleyi bir ara seçim malzemesi haline getirmeye karar verdi. Türk yetkililerince yoğun şekilde dile getirilen bu argümanın Washington’daki bazı çevrelerde de kabul gördüğünü söylemek lazım. Yani Washington’daki yaygın kanı da Trump’ın bu meseleyi bir seçim unsuru olarak kullandığı yönünde. Fakat diğer yandan Obama yönetiminden bu yana Türkiye ile ilişkilerin bitirilmesi gerektiğini söyleyen İsrail yanlısı çevreler ile liberaller arasındaki bir grup Türkiye analistinin gidişatı kendileri açılarından oldukça olumlu bulduğunu vurgulamak gerekir. Türkiye, İsrail’le kavga ettikçe, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de dahil olduğu yeni cephe, Ankara’ya bedel ödettirmek için Trump yönetimini zehirlemeye devam ediyor.

Odadaki Fil: Gülen

Türkiye’nin Brunson krizine bakışını 15 Temmuz darbesinin arkasındaki isim olan Fetullah Gülen’in dosyası şekillendiriyor. Her ne kadar Gülen’in karşılığında Brunson’ın alınamayacağı aşikar olsa da, ABD’nin Gülen konusundaki vurdumduymazlığı, Ankara’yı Brunson hakkında da duyarsız hale getiriyor. 2016’dan beri, Gülen’in FBI tarafından bile sorgulanmaması, tüm bilgi ve belgelere rağmen Trump yönetiminin bu olaylara bakışında bir değişikliğe gitmemesi Ankara’nın sabrını taşırmış durumda. Buna FETÖ üyelerinin ABD’de ellerini kollarını sallayarak gezebilmelerini ve iş yapabilmelerini de ekleyelim.

Bundan sonra ilişkilerde yaşanacak her şeyin, Trump’ın kişisel bakış açısıyla şekilleneceğini akılda tutmak gerekiyor. Artık Türkiye ile ABD arasındaki sorunlu konu başlıklarının içinde, Trump’ın zorlu kişiliği de bir dosya olarak yer alacak. Trump gibi figürlerle kısa sürede çok mesafe alınabildiği gibi çok büyük krizler de yaşanabilir. Şu anki sorunun çözümü, Trump ile Erdoğan’ın bir araya gelmesiyle mümkün gibi. Fakat son tahlilde Türk ekonomisinin hedefe alınmasının arkasındaki ana gerilim hattının ekonomik saikler olmadığı açık ve bu mesaj ABD’li yetkililerce de dile getiriliyor. 


Etiketler »