Kriter > Dosya > Dosya / Doğu Akdeniz'de Soğuk Savaş |

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Enerji Faaliyetleri


İsrail gazını Türkiye üzerinden taşımayı hedefleyen güzergah hem güvenilirlik hem de maliyet açısından çok daha avantajlı durumda. Fakat Türkiye’nin denklem dışında bırakılmak istenmesi East-Med projesine olan desteği artırıyor.

Türkiye nin Doğu Akdeniz deki Enerji Faaliyetleri
Türkiye, derin denizde Fatih gemisiyle yürüttüğü petrol ve doğal gaz arama çalışmalarını, Mersin'in 19 mil açıklarında kurulan sondaj platformuyla sığ denize de taşıdı, 30 Kasım 2018

Doğu Akdeniz’de geçtiğimiz yıllarda başlayan hidrokarbon yataklarının keşfi bir yandan bölgedeki dengeleri yeniden şekillendirirken öte yandan bölgeyi dünyanın önde gelen petrol ve gaz şirketleri için önemli merkezlerden birine dönüştürdü. Ortaya çıkan bu yeni dinamik bölgedeki aktörler arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılması başta olmak üzere kaynakların çıkarılmasından işletilmesi ve taşınmasına kadar birçok konuyu da tartışmalı hale getirdi. Bu konuların büyük çoğunluğu Türkiye’yi yakından ilgilendirirken bir kısmı ise doğrudan Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarını hedef almakta. Dolayısıyla Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerini bu tartışmalardan bağımsız ele almak mümkün değil.

 

Dengelerin Değişmesi

Doğu Akdeniz’deki enerji keşifleri 2009’da İsrail’in münhasır ekonomik bölgesindeki (MEB) Tamar sahasıyla başlamış, 2010’da Leviathan sahasıyla da bölge taşıdığı potansiyelin ilk büyük sinyallerini vermiştir. Bu gelişmeyi 2011’de Kıbrıs Adası açıklarındaki Afrodit sahası ve 2015’te Mısır MEB’indeki –aynı zamanda bölgenin en büyük doğal gaz sahası olan– Zohr sahasının keşifleri takip etmiştir. Bölgede yapılan son keşif ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından yetkilendirilen Exxon-Mobil ve Qatar Petroleum ortaklığının Şubat 2019’da onuncu parselde bulduğu hidrokarbon rezervleri olmuştur.

Bölgede rezervlerin keşfinden çok daha önce başlayan yetki alanları meselesi hala en tartışmalı konu olarak ülkelerin gündeminde. Bu konuda bölgedeki ilk adım 2003’te GKRY ve Mısır arasında imzalanan yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasıyla atıldı. Bu anlaşmayı 2007’de GKRY-Lübnan ve 2010’da da GKRY-İsrail arasında imzalanan anlaşmalar takip etti. Türkiye ise bu anlaşmaların hepsini, argümanlarını uluslararası hukuka dayandırarak reddetti. Çünkü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 59 ve 83. maddelerine göre yetki alanlarının çakışması durumunda sınırların kıyı devletleri tarafından hakkaniyet ilkesine uygun anlaşmalarla belirlenmesi gerekiyor. Fakat mevcut durumda Türkiye bu anlaşmalardan etkilenen bir aktör olmasına rağmen anlaşmalarda söz sahibi değil. Dolayısıyla bu konu Türkiye için çözülmesi gereken birincil problem olarak önceliğini koruyor.

Yetki alanlarının dışında bölgede gündem olan diğer bir konu da çıkarılacak gazın taşınması meselesi. Bugüne kadar çıkarılan gazı taşımak için –Türkiye’nin de içinde bulunduğu– birçok alternatif ortaya atıldı. Yunanistan, GKRY, İsrail, Mısır ve Lübnan gibi bölge devletleri birçok sembolik boru hattı anlaşması imzaladı. Gelinen noktada ise İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya’nın dahil olacağı East-Med Boru Hattı Projesi hayata geçirilmek için adım atılan güzergah oldu. İnşa edilecek hat İsrail’den başlayıp GKRY ve Yunanistan’dan geçerek İtalya üzerinden Avrupa’ya ulaşacak. Projenin maliyeti 7 milyar dolar olarak öngörülüyor fakat projenin detaylarının açıklanmaması bu rakamların çok iyimser ve gerçeklerden uzak olduğunu gösteriyor. Bu projeyle Avrupa’ya yıllık 10 milyar metreküp doğal gaz taşınması planlanıyor. Söz konusu miktar Avrupa’nın yıllık gaz tüketiminin yalnızca yüzde 2’sini karşılıyor. Dolayısıyla iddia edildiği gibi East-Med projesinin Avrupa’nın gaz ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rolü olmayacak. Öte yandan İsrail gazını Türkiye üzerinden taşımayı hedefleyen güzergah hem güvenilirlik hem de maliyet açısından çok daha avantajlı durumda. Fakat Türkiye’nin denklem dışında bırakılmak istenmesi East-Med projesine olan desteği artırıyor.

Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarıyla ilgili gündemi sıkça meşgul eden diğer konu da bölgede rezervlerin işletimine dair iş birliği girişimleri meselesi. Bu doğrultuda en dikkat çeken ve en büyük çaplı girişim Ocak 2019’da Kahire’de gerçekleştirilen toplantı oldu. GKRY, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır bu toplantıda imzaladıkları anlaşma neticesinde Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu kurdular. Taraflar forumun Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz rezervlerinden ortaklaşa ve en iyi şekilde yararlanma amacıyla hayata geçirildiğini iddia ediyor. Ayrıca forumla arz-talep dengesi ve güvenliği sağlanarak üyelerin çıkarlarına hizmet edecek bölgesel bir gaz piyasasının kurulmasının hedeflendiği öne sürülüyor. Fakat forumda bölgedeki önemli aktörlerden olan Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Lübnan ve Libya’nın yer almaması forumun kapsayıcı bir iş birliği girişimi olmadığını gösteriyor. Öte yandan tüm diğer gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde bu girişim Türkiye’nin bölgede aktif rol almasını engelleme çabalarının son parçası olarak göze çarpıyor.

 

Türkiye’nin Arayışı

Türkiye bölgedeki bu enerji arayışına katılmak için ilk büyük adımını 2007’de attı. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bu tarihte Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) ruhsat ve arama taleplerini olumlu karşılayarak dört sahada ruhsat verdi. Bu girişimle Türkiye’nin sahada aktif rol alan bir aktör konumuna geçmesi açısından kritik bir öneme sahip. Ayrıca bu sahaların GKRY’nin de hak iddia ettiği alanın bir kısmını içermesi Türkiye’nin kendi kıta sahanlığı ve MEB sınırlarını fiili olarak çizmeye başladığını gösterir nitelikte.

Türkiye’nin bu tarihten sonraki diğer önemli hamlesi de 2011’de meydana geldi. Türkiye KKTC ile 21 Eylül 2011’de bir kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması imzalayarak yetki alanlarının belirlenmesi yönünde ilk resmi anlaşmasını imzaladı. Ayrıca bu anlaşma ile KKTC, TPAO’ya karar ekinde belirtilen alanlarda petrol arama ve çıkarma ruhsatı verdi. Bu gelişmenin hemen ardından Piri Reis araştırma gemisi ruhsat verilen sahalarda petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına başladı.

Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arayacak olan Türkiye’nin ilk sondaj gemisi Fatih, Antalya’nın Alanya ilçesinde sondaj çalışmasına başladı. Gemi 229 metre uzunluğunda, 12 bin fit deniz ve maksimum 40 bin fit sondaj derinliği yeteneğine sahip.

Türkiye geçen zamanda Doğu Akdeniz’deki haklarını koruyarak enerji arayışını bu süreçte sürdürdü ve 2018’le birlikte bu doğrultuda önemli gelişmelerin yaşandığı bir döneme girdi. Şubat 2018’de İtalyan şirketi Eni’nin KKTC’nin TPAO’ya ruhsat verdiği parsellerden biri olan üçüncü parselde arama yapmak için yola çıkması üzerine Türkiye bu girişimleri tanımadığını bildirdi. Fakat karşı tarafın geri adım atmaması üzerine Türkiye sürdürdüğü politikanın bir devamı olarak Eni şirketine ait Saipem 2000 gemisinin bölgede araştırma yapmasının uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bölgede ilerlemesine engel oldu.

Türkiye bu süreçte bir yandan Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunduğu girişimleri engellerken diğer yandan da bölgede kendi haklarını arama yönündeki girişimlerine devam etmekte. Ekim 2018’de sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa’nın Doğu Akdeniz’de Güzelyurt araştırma sahasında arama çalışmalarına başlaması bu hak arayışının en açık göstergelerinden birisi. Fakat gemi Yunanistan’a ait bir fırkateyn tarafından taciz edilince Türkiye bir kez daha Doğu Akdeniz’de maruz kaldığı engelleme girişimleriyle karşı karşıya geldi. Türkiye ise bu hamle karşısında net bir tavır sergileyerek niyetinin bölgede bir gerginlik yaşanması olmadığını ama bu girişimlerin uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanmasına engel olmayacağını ifade etti.

Türkiye bu söylemini attığı yeni ve önemli adımlarla da desteklemiş durumda. Bu olaydan çok kısa bir süre sonra Ekim sonunda Türkiye’nin ilk sondaj gemisi Fatih, Alanya-1 kuyusunda sondaj çalışmalarına başladı. Böylece Türkiye bölgedeki enerji hidrokarbon rezervlerine bir adım daha yaklaştı. Ayrıca TPAO bu çalışmalar sırasında destek almak için dünyanın en büyük petrol sahası servis şirketlerinden biri olan ABD’li Schlumberger’le, platform desteği için de yine ABD’li bir şirket olan Rowan Companies’le anlaştı. Böylece bölgedeki faaliyetlerinde uluslararası iş birliğinin önünü açmak için ilk girişimde bulunmuş oldu.

Gelinen noktada Türkiye kararlılıkla sürdürdüğü arama faaliyetlerini bir üst aşamaya taşımak amacıyla yeni sondaj gemisi Yavuz’un en kısa zamanda çalışmaya başlayacağını açıkladı. Türkiye’nin bu adımını Exxon-Mobil’in Kıbrıs açıklarındaki onuncu parselde gaz bulduğunu duyurduğu günlerde atmış olması ise tüm karşı girişimlere rağmen bölgedeki varlığını sürdürerek haklarını aramaya devam edeceğini göstermektedir.

 

Doğu Akdeniz Denklemi

Türkiye’nin 2000’lerin başından bu yana Doğu Akdeniz’deki enerji mücadelesinde iniş çıkışların meydana geldiği birçok dönem yaşandı. Fakat Türkiye bu süreç boyunca hem hukuki hem de fiili haklarının farkında olarak hareket etti. Mevcut durum en son gelişmeler ışığında değerlendirildiğinde Türkiye bölgede haklarının işgal edilmesine izin vermeyeceğini hukuki argümanlarıyla her fırsatta dile getiriyor. Öte yandan hızla gerçekleştirdiği sondaj faaliyetleriyle kendisine karşı tüm engelleme çabalarına rağmen bölgedeki varlığını güçlendirmeye kararlı olduğunu göstermeye devam ediyor.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası