İstanbul Şehir Hatları
Kriter > Siyaset |

Zeytin Dalı Harekatı Sonrası Türkiye, Rusya ve İran İlişkileri


Türkiye son yıllarda yaşanan bölgesel türbülanslar ve uluslararası aktörlerin bölgeye yönelik hesaplarının etkisiyle varoluşuna yönelik meydan okumaları tecrübe etti.

Zeytin Dalı Harekatı Sonrası Türkiye Rusya ve İran İlişkileri

Türkiye son yıllarda yaşanan bölgesel türbülanslar ve uluslararası aktörlerin bölgeye yönelik hesaplarının etkisiyle varoluşuna yönelik meydan okumaları tecrübe etti. Sekizinci yılına giren Suriye iç savaşı bu tablonun en önemli parçası. Suriye krizi Türkiye’ye yoğun göç sebebiyle ciddi sınır güvenliği riskleri yarattı. Kaos ortamında ABD’nin de desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde alan bulan PKK/PYD Türkiye için bir beka sorunu ortaya çıkardı. Özellikle 2016’daki terör eylemlerinde PKK/ PYD’nin rolü ve Suriye sınırından terör unsurlarının geçişi faktörü yadsınamayacak açıklıkta.

Suriye krizi Türkiye’nin dış ilişkilerini de dönüştürdü. Savaş öncesi yüksek seviyelerde seyreden Türkiye’nin İran ve Rusya ile ilişkileri bundan doğrudan etkilendi. Suriye krizinin başından beri Türkiye ılımlı muhaliflerin tarafında yer aldı. İran’ın Esed rejimini desteklemesi bu durumun en temel sebeplerinden biriydi. İki ülke yönetimleri siyasi meseleler ile ekonomik ilişkileri birbirinden ayrı tutmaya çalışsalar da siyasi ilişkilerdeki bozulma ekonomik ilişkilere de yansıdı. Rusya’nın Esed’i iktidarda tutmak için 2015’te Suriye iç savaşına fiili olarak katılımı da dengeleri değiştirdi. Türk hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle bir Rus savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi Rusya ile ilişkilerde gerilim oluşturdu. Dolayısıyla Türkiye Suriye iç savaşı sebebiyle iç güvenlik, beka sorunu ve bozulan dış ilişkilerin ağır maliyetiyle karşı karşıya kaldı.

Türkiye Batılı “Müttefik”lerinden Destek Bulamadı

Türkiye 15 Temmuz sonrası sağlanan milli birlik ortamının da etkisiyle maruz kaldığı bölgesel ve küresel meydan okumalara karşı harekete geçti. Özellikle darbe girişimi sırasında ve sonrasında Türkiye’nin Batılı “müttefik”lerinden aradığı desteği bulamaması dış politika tercihlerini değiştirdi. Türkiye 15 Temmuz’da kendisinin yanında olan Rusya ve İran ile ilişkilerini yeniden tanımlayarak özellikle Suriye konusunda bir iş birliği süreci başlattı. 29 Aralık 2016’da Suriye’de sağlanan ateşkes bu iş birliğinin ilk somut adımı olarak yansıdı. Ateşkesin ardından bir ay geçmeden başlatılan Astana süreci de Türkiye, Rusya ve İran arasındaki iş birliğinin kurumsallaştığı ve süreklilik kazandığı bir dönemin kapılarını açtı. Kazakistan’ın başkenti Astana’da bir araya gelen ülkeler Suriye krizine bir son vermek ve kabul edilebilir bir siyasi çözüm için çalışmalarını sürdürmektedir.

Bu bağlamda Suriye’deki son gelişmeler Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkilerini dönüştürmeye devam ediyor. Türkiye, Rusya ve İran ile geliştirdiği ilişkiler vesilesiyle sınırları ötesinde iki kritik operasyon gerçekleştirdi. İlki Fırat Kalkanı Harekatı’ydı. Bu harekat ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Cerablus, el-Bab ve Azez bölgelerini DEAŞ’tan temizleyerek Türkiye’nin sınır güvenliği için önemli bir adım attı. Çatışma ortamını fırsat bilip TSK ve ÖSO güçlerine saldıran PKK/PYD’ye darbe vuruldu. Bu operasyonla örgütün kanton birleştirme hayalleri de suya düştü. Aynı zamanda TSK ve ÖSO güçleri bu bölgeleri güvenli hale getirip Türkiye’deki mültecilerin bir kısmının ülkelerine geri dönmesini sağladı.

Harekatın ardından Astana sürecinde de ilerlemeler kaydedildi. Mayıs ayında yapılan Astana görüşmeleri sonrası dört ayrı çatışmasızlık bölgesi belirlendi. Eylül ayındaki Astana toplantısından sonra da İdlib çatışmasızlık bölgesi ilan edildi. Türkiye muhaliflerin garantörü olarak İdlib’deki çatışmasızlık bölgesinden sorumlu olacaktı. Dolayısıyla Türkiye kurulacak gözlem noktalarıyla saha denetimini sağlayacaktı. Şimdiye kadar İdlib’in doğusunda yedi gözlem noktası oluşturuldu ve Türkiye büyük oranda denetimi sağladı. Önümüzdeki günlerde gözlem noktalarının sayısının artırılması bekleniyor.

Fırat Kalkanı ve İdlib bölgesinin yanı sıra TSK’nın en önemli saha angajmanı 20 Ocak’ta başlayıp 18 Mart gibi sembolik bir günde Afrin şehir merkezinin kontrol altına alınmasıyla büyük oranda tamamlanan Zeytin Dalı Harekatı’ydı. Afrin’de PKK/ PYD’yi söküp atan harekatın başarıya ulaşmasındaki önemli etkenlerden biri Rusya ile hava operasyonu konusunda anlaşılmasıydı. Bu noktada Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanmasında Rusya ile ilişkilerini normalleştirmesinin payının ne kadar yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır. Ankara’nın “müttefik”i Washington ise Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden terör yapılanmasının en büyük destekçisi ve silah tedarikçisi konumundadır. Harekat sırasında da bu konum devam etmiştir.

Peki bundan sonra hangi gelişmeler beklenmektedir? Türkiye 15 Temmuz öncesindeki Türkiye değildir. Başarısız darbe girişimi sonrası Türkiye Suriye’de oyun değiştirici olarak temayüz etmiştir. Şu anda Cerablus’tan İdlib’e kadar TSK’nın mevcudiyeti söz konusudur. Önümüzdeki günlerde Menbiç’in de terörden arındırılması ile Fırat’ın batısı tamamen özgürleştirilecektir. Suriye’deki aktörler bu durum karşısında yeni bir pozisyon almak ve siyaset üretmek durumunda kalmışlardır. Türkiye’nin sahada kazandığı başarı sınır güvenliğini tesisinin yanı sıra Rusya ve İran ile oturduğu müzakere masasında da elini güçlendirmektedir. Her ne kadar Türkiye, Rusya ve İran barışın tesisi için birlikte çalışsalar da masanın aynı değil karşı taraflarında oturdukları unutulmamalıdır.

Müzakerelerde taraflar alabileceklerinin en iyisini elde etmeye çalışırlar. Masaya otururken bütün taleplerinin karşılanmayacağının farkındadırlar. Aksi halde müzakereye gerek duyulmazdı. Müzakereler kimi taleplerin karşılandığı kimilerinden de vazgeçilmek zorunda kalındığı süreçlerdir. Elbette tarafların taviz veremeyeceği kırmızı çizgileri de bulunmaktadır. Bu kırmızı çizgilerin peşinen tüm taraflar tarafından kabul edilmesi müzakerelerin gerekli koşullarının başında gelir. Türkiye’nin kırmızı çizgisi de sınırlarında hiçbir terör yapılanmasına izin verilmemesidir. ABD bu hususta Türkiye’nin güvenlik kaygılarını görmezden geldiği için Rusya ve İran ile masaya oturulmuştur. Rusya ve İran da Suriye’de maruz kaldıkları ağır ekonomik ve askeri maliyeti sona erdirmeyi düşündükleri için müzakereye başlamıştır. Çünkü Türkiye meşru Suriye muhalefetinin temsilcisi olarak sahada dikkate alınması gereken yegane güçtür.

Türkiye, Rusya ve İran Arasındaki Koordinasyon

Bu veriler ışığında bakıldığında İran medyasının Türkiye’ye karşı hasmane tutumu anlaşılabilir. Press TV başta olmak üzere dini liderlik makamına yakın medya kuruluşları Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekatı’nı sert bir dille eleştirmiştir. Devrim Muhafızları Ordusu Komutanları da Türkiye’nin Afrin’deki varlığının meşru olmadığını söylemekten geri durmamışlardır. İran’ın sahadaki unsurlarının Türkiye’yi sınırlamak isteyecekleri sır değildir. Türkiye gibi güçlü bir devlet yerine PKK/PYD’yi ve onun açıkça iş birliği yaptığı rejim unsurlarını sahada görmeyi tercih edebilirler.

İran hükümeti ise daha yumuşak bir üslupla harekata karşı olduğunu belirtmiş ancak fikir ayrılıkları olsa da Türkiye ile çalışmaya devam edeceklerini de vurgulamıştır. İranlı yetkililer Fırat Kalkanı Harekatı ve 2017 Nisan’ında Irak’taki Sincar ve Suriye’deki Karaçok bölgelerine düzenlenen eş zamanlı operasyonlara da benzer tepkiler vermişlerdir. Dolayısıyla İran Türkiye’nin sahada attığı adımın bir sınırı olması gerektiğini ifade etmektedir. Askeri kaynaklar ve onlara yakın medya kuruluşları daha sert çıkışlar yaparken hükümet temsilcileri ise daha itidalli davranmaktadır.

Rusya cephesinde de durum benzer bir nitelik arz etmektedir. Rus medyası Zeytin Dalı Harekatı’na büyük ölçüde negatif yaklaşmıştır. Russia Times Türkiye’nin Afrin’de “kimyasal silah kullandığı” yalanını servis edecek raddeye kadar gelmiştir. Ancak Putin’in mesajları Türkiye ile iş birliğini vurgular nitelikte olmuştur. Nitekim Türkiye’nin Afrin’e hava harekatı düzenlemesi de bölgedeki Rus askerlerinin çekilmesi ve hava savunma sistemlerinin devreden çıkarılması sonucu gerçekleşmiştir. Bu gelişmede Astana sürecindeki iş birliğinin yanı sıra 18 Mart’taki Rusya devlet başkanlığı seçimlerinin de payı büyüktür. Seçimler öncesinde Suriye’deki durumun karmaşık bir hal alması Putin için istenmeyen bir gelişme olurdu.

Bundan sonra da üç ülke arasındaki koordinasyonun devam etmesi beklenmektedir. Türkiye’nin sahada elinin güçlenmesi kadar ilişkileri belirleyecek diğer faktörler de söz konusudur. İran’ın Türkiye ve Rusya arasındaki iş birliğinin kendi hareket imkanını kısıtlamasından kaygı duyması muhtemeldir. Gerek 2016’daki Halep tahliyeleri gerekse Afrin’de devam eden operasyonun bir kısmında Şii milislerin sorun çıkarması bunun işaretidir.

Öte yandan Astana süreci etkili bir şekilde devam etmektedir. Buna paralel olarak devlet başkanlarının bir araya geldikleri Soçi zirveleri de siyasi kararların kamuoyuna aktarıldığı önemli toplantılar olarak sürmektedir. Türkiye bütün bu süreçlerde Rusya ve İran ile birlikte kilit aktör olarak yer almaya devam edecektir.


Etiketler »