Kriter > Dış Politika |

Türkiye’nin Kuzey Irak’a Müdahale Seçenekleri


Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 2003 yılındaki Irak işgali ve müteakibindeki süreç Türkiye’nin Bağdat ve Erbil politikalarının farklılaşması anlamında büyük etki yarattı. Bu değişime Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Geçici Koalisyon Yönetimi tarafından hazırlanıp Irak Geçici Hükümet Konseyi’ne devredilen taslak anayasa neden oldu.

Türkiye nin Kuzey Irak a Müdahale Seçenekleri

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 2003 yılındaki Irak işgali ve müteakibindeki süreç Türkiye’nin Bağdat ve Erbil politikalarının farklılaşması anlamında büyük etki yarattı. Bu değişime Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Geçici Koalisyon Yönetimi tarafından hazırlanıp Irak Geçici Hükümet Konseyi’ne devredilen taslak anayasa neden oldu. 8 Mart 2004 tarihinde konsey tarafından kabul edilen taslak Irak Anayasası’nın temelini oluşturdu ve ülkedeki iki parlamentolu federal sistemin önünü açtı. Geçici Anayasa’ya göre 30 Ocak 2005 tarihinde Irak genel seçimleri ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) parlamento seçimleri eş zamanlı olarak yapıldı ve IKBY fiilen özerklik statüsü kazandı. 30 Ocak seçimleriyle Irak’ın kuzeyindeki iki başat Kürt aktörden Celal Talabani Irak devlet başkanı olarak seçilirken, muhalifi Mesud Barzani de IKBY başkanı olarak siyasi mevziini sağlamlaştırdı. 15 Ekim 2005 tarihinde halk oylamasıyla kabul edilen Irak Anayasası IKBY’nin bölgesel bir aktöre dönüşümünün vesikası oldu. Zira Mesud Barzani 24 Ekim 2005 tarihinde zamanın ABD Başkanı George Bush tarafından Beyaz Saray’da Anayasa oylamasının resmi sonuçları açıklanmadan bir gün önce “IKBY başkanı” sıfatıyla karşılandı.

2005 Irak Anayasası’nın bir “Iraklı” kimliğine vurgu yapmasına rağmen etnik ve mezhebi bir sosyoloji üzerine inşa edilmesi Anayasa’nın bütüncül bir yaklaşım sunmasına da engel olmuştur. IKBY açısından bakıldığında birleştirici olmayan bir Anayasa’nın sunduğu kırılgan birlikteliği makulleştirmenin tek açıklaması zamanı geldiğinde istismar edilebilecek bir gönüllülük bağı olabilir. 15 Ekim 2005’teki oylamada Irak Anayasası’na IKBY bölgesinden yüzde 80 civarında destek çıkması da bu sebeptendir. Irak Anayasası’nın beşinci kısmında değinilen bölge kavramı üniter Irak’ın önündeki en büyük sorun olmakla birlikte Türkiye için de milli güvenlik tehdidi içerecek niteliğe sahiptir. Türkiye açısından bakıldığında yeni Irak Anayasası’nın sorunsallaştırdığı iki temel tartışmalı konu IKBY’nin geleceği ve Kerkük şehrinin statüsüdür.

Irak Kürtlerinin Barzani aşiretine mensup olanları Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından 1918 yılından itibaren her türlü yerel, bölgesel ve küresel gelişmeye pragmatik reaksiyon gösterdiler. Grupların fırsatçı ve kimi zaman da silahlı şiddet içeren yaklaşımları muhatap otoritelere özerklik-bağımsızlık ekseninde yerel boyutta askeri ve siyasi tehdit olurken, gelişmelere gösterdiği reaksiyonla bölgesel etkinlik kapasitesini artırmayı hedeflediler. Bu gelişmeler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

1918 SONRASI BAZI BÖLGESEL GELİŞMELER

- 1922: Türkiye’nin taraf olmadığı Sevr anlaşması

- 1943: İkinci Dünya Savaşı sürecinde İngiliz manda yönetimi

- 1946: Sovyet işgali

- 1958: Irak’taki darbe girişimi

- 1963: Baas darbesi

- 1970-1974: İran-ABD ittifakıyla Irak arasındaki gerilim koşulları

- 1990: ABD’nin Irak’ı işgali

- 2003: ABD’nin Irak’ı işgali

2003 işgali ve sonrasındaki süreç ise 1945’te Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) tahakkümünde gelişen Kürtçülük siyasetinin daha bölgesel bir tehdide evrilmesine neden olmuştur. Öte yandan DEAŞ’ın 2014’te Musul’u ele geçirmesinin yarattığı koşullar özerklikten bağımsızlığa geçiş yapabilmek için IKBY’ye fırsat sundu. Oysa bağımsızlık iddiası IKBY’nin tamamında değil KDP ve lideri Mesud Barzani çevresinde gelişti. Buna mukabil Goran Hareketi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) cephesinde bağımsızlık iddiasını destekleyen bir yaklaşım KDP’deki kadar güçlü görülmemektedir. 2017 yılında DEAŞ’ın Musul ve çevresinde Irak ordusu ve İran’a müzahir Haşdi Şabi milislerince yenilgiye uğratılıp bu toprakların yeniden Irak Merkezi Hükümeti kontrolüne geçmesi KDP çevrelerinde büyük kaygı uyandırdı. IKBY sınırlarına yakın alanlarda yeniden tesis edilmeye başlanan merkezi otorite ile bölgede artan İran etkisinin yarattığı rahatsızlık ve Türkiye ile geliştirdiği iyi ilişkiler KDP’nin bağımsızlık argümanını kendi bakımından makul gerekçelere dönüştürmüştür. Bağımsızlık için yapılması planlanan referandum da tartışmalı bölgelerdeki Kürt mevcudiyetini pekiştirmesi ve Mesud Barzani’nin siyasi gücünü konsolide etmesi bakımdan önemini artırmıştır.

Türkiye’nin Diplomatik, Ekonomik ve Askeri Hamleleri Neler Olmalıdır?

Türkiye Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren genelde Ortadoğu, özelde de Irak ve Suriye’de meydana gelen çatışmaların hiçbirinden kazançlı çıkmamıştır. Aksine çatışmalara taraf olmadan sorunların diplomatik yöntemlerle çözümü için gayret sarf etmiştir. Türkiye’nin çatışma içindeki aktif rolü gelişmelerin milli güvenliğini doğrudan tehdit ettiği hallerde görülür. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığına ve Suriye’nin kuzeyindeki DEAŞ ve YPG unsurlarına karşı düzenlediği önleyici askeri harekatlar da bu strateji kapsamında gerçekleştirilmiştir. IKBY’nin bağımsızlık referandumunun Türkiye için milli güvenlik tehdidi içerdiği ortadır. Türkiye’nin IKBY ve Irak Merkezi Hükümeti ile olan ilişkileri göz önüne alındığında, Erbil’in muhtemel bağımsızlık sürecine olan reaksiyonlarının diplomatik, ekonomik ve askeri boyutlu bir seri reaksiyon içereceğini beklemek yerinde olur. 22 Eylül’de düzenlenen MGK toplantısında da bölgesel ilişkiler ile milli güvenlik tehditleri etrafında bir seri yaptırımın uygulanması için hükümete tavsiyelerde bulunuldu. Türkiye’nin diplomatik alanda 1926 Ankara anlaşmasından doğan haklarla Irak Merkezi Hükümeti ve IKBY’ye karşı baskı uygulaması beklenmektedir. Erbil’de bulunan Türk Başkonsolosluğunun faaliyetlerinin azaltılması ve IKBY ile olan diplomatik ilişkilerin asgari seviyeye indirilmesi beklenebilir. Türkiye’nin Irak Merkezi Hükümetine, IKBY’nin Kerkük dahil olmak üzere tartışmalı bölgeler üzerinde hak iddiasında bulunmasının önünü alacak yasal düzenleme yapması ve fiziki tedbir alması için baskı uygulaması beklenebilir.

Türkiye’nin ekonomik anlamda IKBY’ye uygulayacağı yaptırımları Habur sınır kapısındaki faaliyetlerin askıya alınması, Kerkük-Ceyhan petrol boru hattındaki sevkiyatın durdurulması, bölgedeki Türk yatırımlarına kısıtlamalar getirilmesi, IKBY ile Türkiye arasındaki ticaretin sınırlandırılması, enerji projelerinin askıya alınması ve verilen kredi-hibe desteklerinin durdurulması şeklinde sıralamak mümkün.

Türkiye’nin askeri anlamda alacağı tedbirler Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı öncesinde kendini göstermeye başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Silopi’de başlayan ve kapsamını giderek büyüttüğü askeri tatbikatı, IKBY bölgesinde meydana gelecek çatışma durumuna dayalı plan harekat görevine dönüştürebilir. Bu kapsamda TSK, Suriye-Irak sınırında bulunan Sincar bölgesinde Irak ordusuyla koordineli bir şekilde yapacağı askeri harekatla bölgedeki PKK unsurlarına angaje olurken Irak ordusunun da KDP birliklerine el atmasının önünü açarak KDP Peşmergelerinin Musul’un kuzey ve doğusundaki tartışmalı bölgelerden uzaklaştırılmalarına yardımcı olabilir.

TSK’nın Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarına yapacağı geniş çaplı hava akınları ve özel operasyonlar vasıtasıyla da hem PKK’ya doğrudan angajman hem de IKBY’ye dolaylı müdahalelerde bulunacağı beklenebilir.

Öte yandan Kerkük’te Türkmenlerin güvenliğini sağlanması için Irak Merkezi Hükümeti ile yapılacak bir protokol çerçevesinde Kerkük’e muharip Türk askerinin konuşlandırılması da beklenebilir. İran ile koordineli olarak IKBY’nin kontrolü altında bulunan Hakurk ve Kandil bölgesindeki PKK kamplarına dönük yaygın özel operasyon ve hava harekatları beklenirken İran’ın da Irak-İran sınır hattındaki KDP unsurlarına karşı harekat düzenlemesi seçenekler arasındadır.

Türkiye’nin askeri seçeneklerinin tamamında IKBY unsurlarına doğrudan müdahalesi beklenmemekle birlikte, IKBY Peşmergelerine angajman koşullarının ancak TSK unsurlarına yapılacak doğrudan saldırı durumunda oluşacağı beklenmelidir. Esas itibarıyla birincil askeri çatışma senaryolarının Irak Merkezi Hükümeti Ordusu-KDP Peşmergeleri, Haşdi Şabi-KDP Peşmergeleri, İran-KDP Peşmergeleri ve PKK-TSK arasında gelişeceği görülürken ikincil çatışma senaryolarının KDP-KYB Peşmergeleri, KDP-Irak Türkmen Cephesi (ITC), PKK-Haşdi Şabi ve PKK-Irak ordusu arasında meydana gelebileceği değerlendirilmektedir.

Referandum Sürecinin Kazananı Kim olur?

Türkiye, IKBY içindeki KDP ile olan iyi ilişkisini Barzani ve çevresinin pragmatik yaklaşımlarına kurban etmeyi arzu etmemektedir. Böylesi bir durumun Türkiye’nin IKBY içindeki etkinliğini de azaltacağı ortadadır. Ancak IKBY’nin bağımsızlık sürecinin taşıdığı riskler itibarıyla Türkiye’nin milli güvenliğine açık tehdit oluşturduğu da görülmektedir. Referanduma dair tartışmalar kendi başına dahi bir durum yaratmış ve Türkiye’nin IKBY’ye dönük mevcut stratejisini gözden geçirmesine neden olmuştur. IKBY’nin bağımsızlık girişiminin ortaya koyduğu süreç Türkiye’nin Irak’taki etkinliğini artırabilmesi için iki temel argüman sunmaktadır: Yönetilebilir yeni bölgesel ittifaklar ve devlet dışı aktörlere doğrudan askeri angajman.

İttifakların Türkiye-Irak ve Türkiye-İran ekseninde hatta üçlü ittifak şeklinde gelişeceği beklenebilir. Böylelikle IKBY temelli tehdit ortaklaştırılabilir. Devlet dışı aktörler kapsamında Türkiye’nin argümanları PKK merkezli gelişmekle birlikte Irak Merkezi Hükümetinin PKK’ya karşı doğrudan tedbir almasının da yolu açılırken İran’ın PKK’ya karşı doğrudan tavır almaması halinde kendi güvenliğinin de tehdit edileceğinin görülmesi sağlanmış olur.

İttifakların iyi yönetilememesi durumunda kazananın bölge ülkeleri veya IKBY değil PKK olacağı da görülmelidir. Bu sürecin doğuracağı en önemli sonuç ise Kerkük’ün statüsünün yakın zamanda daha net bir şekilde belirleneceğine dair işaretlerdir. Bu kapsamda Türkiye’nin söz konusu bölgede askeri, diplomatik, ekonomik ve kültürel varlığı bölge Türkmenlerinin Türkiye’den beklentilerini karşılama fırsatı sunabilecekken Ankara’nın etki alanının Irak’ın kriz bölgelerinde derinleşmesinin de yolunu açacaktır.


Etiketler »