Kriter > Siyaset |

Ortadoğu, CHP ve Sol Elitler


Türkiye’deki bazı siyasi partilerin Ortadoğu, Filistin ve Kudüs meselesinde tavır alışları araştırılması gereken bir konudur. Özellikle Filistin ve Kudüs konusundaki tepkileri bu tavrın yansıması olarak bilinir.

Ortadoğu CHP ve Sol Elitler

Türkiye’deki bazı siyasi partilerin Ortadoğu, Filistin ve Kudüs meselesinde tavır alışları araştırılması gereken bir konudur. Özellikle Filistin ve Kudüs konusundaki tepkileri bu tavrın yansıması olarak bilinir. Kimi meseleye sadece işgal edilmiş Filistin toprağı olarak, kimi buna ilaveten İslam’ın kutsal mekanlarından biri ama aynı zamanda dünyadaki adaletsizliklerin sembolü olması hasebiyle kimisi de etnik duyarlılıklarını da işin içine katarak yaklaşır.

Donald Trump’ın ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararından vazgeçmesi çağrılarının öne çıktığı günlerde İstanbul’da sembolik değeri büyük olan Ortadoğu içerikli bir toplantı yapıldı. Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) ve CHP’li Şişli Belediyesi 15-17 Aralık 2017’de “Bir Arada Yaşamanın ve Barışın İmkanlarını Aramak” konulu bir Ortadoğu Konferansı.

Konferansta Türkiye’nin dış politikası ve “Arap Baharı” sonrası demokratikleşme süreçleri konuşuldu. Konuşmacılar parti temsilcileri dışında Ortadoğu tarihi ve bölgedeki siyasi süreçlerle yakından ilgilenen akademisyen ve gazetecilerdi. Üzerinde yeterince durulmayan konferans gerek içeriği ve adı gerekse etkinliğe katılan partiler yönüyle oldukça önemliydi. Hem bugünü hem de yakın geleceği anlamak için konferans vesilesiyle bazı hususları hatırlamakta fayda var.

Bir Konferansın Ardından

Bir sinerji oluşturma hedefindeki konferans düzenleyicileri, açılışı ve içeriği bakımından muhalif birlikteliğin daima farklı hareketlerle beraber inşa edildiğini ispatlıyordu. Dahası 2019’a yönelik üstü örtük ittifak arayışlarını da yansıtmaktaydı. Zira açılış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP sözcüsü Ayhan Bilgen, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi Nuri Okutan’ı bir araya getirdi. Partilerin Ortadoğu bağlamında bir araya gelmesi ve konuşmalarında vurguladıkları hususlar Filistin’den çok “Hayır Bloku”nun inşası için bir ön yoklama yapıldığını ortaya koydu. Zaten Okutan’ın konuşmasının son kısmı doğrudan bununla ilgiliydi.

Uzun zamandır CHP, muhalefet partileri ve dernek statüsünü aşamayan sol partiler sıkıştıklarında Türkiye’nin Ortadoğu politikasını dillerine dolamaktadır. Arap isyanlarından bu yana çıkan kitap ve makaleler bunun göstergeleridir. İslami hareketleri itham ettikten sonra onları tümüyle DEAŞ ile eşitleyen ardından da çöküş diskurunu devreye sokan planlı bir yayın mevziinden söz edilebilir.

Ortadoğu bağlamında CHP’li yetkililerin tutarsızlıkları hakkında pek çok yazı yazılabilir. Özellikle de 2013 sonrasında Müslüman Kardeşler odağında Arap isyanlarının karşı devrimci bir siyasetle sindirilmesine ses çıkarmayışlarını düşündüğümüzde. Bu açıdan sekülerlikle biçimlenen sınıf özcülüğü ile komplo teorileri sarkacında bu hareketleri töhmet altında bırakanların Ortadoğu konusunda farkındalık oluşturma faaliyetleri soru işaretleri ile doludur. Tabii ki konferansa katılan her muhalefet partisinin Ortadoğu hakkında farklı bir duyarlılık ve tarihsel yaklaşımı var. Sözgelimi SP ile HDP’nin duyarlılık sebebi aynı olmadığı gibi ikisi arasında kayda değer bir ayrım söz konusudur.

Konferansta sol ile irtibatlı parti yetkililerinin açıklamaları büyük ölçüde Ortadoğu’ya yaklaşım biçimlerinin ne kadar sorunlu olduğunu gösterir nitelikteydi. Zira olağan şüphelilere dikkat kesilmeden yığınla beyhude cümle kurdular. Hedef tahtasına koydukları Türkiye’ye karşı bıktırıcı ve alışkanlık haline gelmiş suçlamalara başvururken ABD/İsrail gibi bugünkü tıkanıklıktan çıkma sorumluluğu bulunanlara neredeyse tek kelime sarf etmediler. Şurası açık ki Ortadoğu meselesi artık Türk siyasetinin çok önemli bir parçası haline gelmiştir ve partiler bu konuyla ilgilenmek zorunda kalacaklardır. Ne var ki partilerin ahlaki bir suçlama yapmakla sınırlı yaklaşımlarında da görüldüğü üzere Ortadoğu ilgisinin bir tür fırsatçılıkla malul olması durumu ciddi bir engel.

Trump’ın Kudüs kararı sonrasında sol çevrelerin İslamcılardan sadece 1990’lardaki gibi bir eylem beklentisi içerisine girdikleri görülüyor. Onlara göre İslamcıların ne Filistin’i savunmaya kalkışacak motivasyonu, isteği ve belirlenmiş hedefi ne de meseleye sahici bir bakışı söz konusu.

Halbuki Filistin mücadelesi sadece sol çevrelerin 1970’lerde tuttukları Filistin günlüklerinin devrimci romantizmi ile sınırlı olmayıp hayatın hemen bütün safhalarında gündemde olmalıdır. Bu yüzden sol popülistlerin böylesi bir çabayı sürekli kılamamanın hıncıyla İslamcılara dair kanaatlerini abartarak kendilerini temize çıkarmaları ucuz bir popülizmden öteye geçmiyor.

Farklı bir şeyler yapmak ve doğru bir yerden başlamak gerek. Dolayısıyla yeni nesil sol elitlere verilebilecek anlamlı tek cevap şu olabilir: “Sol, dindar çevreleri ayrım yapmadan hedef almak yerine 70’li yılların kendini kısıtlayan geleneksel vizyonunu eleştirip değiştirerek işe başlamalıdır.” Aslında Spinozacı Marksistler “bir duyguyla mücadele etmenin yolunun ondan çok daha güçlü başka bir duygu geliştirmek” olduğunu gayet iyi bilirler.

“Ortadoğu’dan Bize Ne?” ile Araçsallaştırma Arasında

Konferansı düzenleyenlerde kendi toplumlarının tepkisinden çekindikleri için Filistin meselesini hatırlamamak zorunda kalan Arap yönetimlerinin bir yansıması var gibiydi. O da Ortadoğu’yu tüm boyutlarıyla konuşmaktan çok meseleyi araçsallaştırarak iç politikada belli mevzilere mühimmat taşımak. Ortadoğu’daki musibetlere ilişkin ortalığı kasıp kavuran yorumlarda bu coğrafyadakilerin bir arada yaşama sorunları daima telaffuz edilir. Nedense bölgenin tarihi mirasını göz ardı ederek bilhassa İsrail’in Filistinlileri mülksüz kılmayı da içeren kolonyal uygulamalarının üstü örtülerek yapılır bu. Oysa karşılaştırmalı tarih perspektifiyle hareket ettiğimizde Ortadoğu’da bir arada yaşama sorunu olmadığı rahatlıkla görülebilir. Fawaz Gerges’e göre Ortadoğu uluslararası sistemde en az şiddetin yaşandığı bölgesel alt sistemlerdendir.

Ayrıca “bir arada yaşamak” gibi yargıların erken 1990’lardan bu yana kendinden menkul hale geldiğini kabul etmek gerekiyor. Konferansı tertip edenlerin önemli bir kısmının 1990’ların “bir arada yaşama” şeklinde öne çıkan siyasi kanılarına saplanıp kaldıkları görülüyor. Belki kendilerini talip oldukları konuma daha çabuk ulaştıracağını düşündükleri için “bir arada yaşama” terkibi ve “barış” kavramının ciddi bir karşılık bulacağını düşündüler. Bu bakımdan konferansın başlık ve söylemi itibarıyla Kürt siyasi hareketinin cephe siyasetinin yansıması olan 10-11 Mayıs 2014’te Diyarbakır’da düzenlediği “Demokratik İslam Kongresi”nden yahut mebzul miktardaki Ortadoğu analizlerinden pek farklı değil. Söylemek istediğim CHP’nin Ortadoğu’ya yönelik politik bir vizyon doğrultusundaki çıkışından çok şartların zorlamış olduğu bir fonksiyonu sırtlanmış oluşudur. Bu bakış açısıyla siyasi alanda bir eylem biçimini hayata geçirebilmeleri zor.

Açılışta konuşan parti temsilcilerinin bazıları performanslarıyla bunu açıkça ortaya koydular. Kimileri (CHP) Ortadoğu’nun tek sorununun İsrail olmadığını, önemli bir kısmı da Türkiye’nin “mezhepçi bir dış politika” güttüğünü söyledi. Tekrarlanan bu klişe meseleyi ele alma düzeyini göstermesi bakımından iyi bir örnektir. Bu yaklaşım biçimi sadece bölgede adalet arzusu olmayan eski ve yeni aktörlerin stratejisine katkı da sunuyor.

Filistin Bahane…

Aslında CHP 2019 öncesinde merkez solun alıştığından daha büyük bir kitleye ulaşmak istiyor. “Adalet”, “eşitlik”, “özgürlük” ve “bir arada yaşamak” gibi kavramları kullanarak “Evet Bloku”ndan bir kopuş hedefliyor. CHP Parti Meclisi üyesi Zeki Kılıçarslan bunu Express dergisindeki söyleşisinde ortaya koymuştu. CHP İstanbul’da HDP’lilerin de oy vereceği bir aday arayışında. Fakat bunun yetmeyeceğinin farkında olduğu için o adayın milliyetçiler ve muhalif İslamcı kesimlerden oy alması gerektiğini dillendiriyor. Yoksa CHP “Ortadoğu bataklıktır, buradan kaçalım” anlayışını terk etmiş gözükmüyor.

Partinin Ortadoğu algısını inşa eden kurucu prensipleri bu yaklaşımla özetlenebilir. Ama mücadele devam ediyor ve bu çok uzun ve zorlu bir mücadele olacak. Sadece bu iddialardan yola çıkılsa bile CHP’nin farklı bir Ortadoğu politikası geliştirebilmesinin güç olduğu söylenebilir. Bu açmazdan kurtulmak için ter dökmek lazım. Fakat Doğu Konferansının sembolik rantını yiyenlerle bunun başarılamayacağı açık. Dolayısıyla CHP ve sol elitlerin genelde Ortadoğu özelde ise Filistin ve Kudüs meselesinde İslami olanı sıradanlaştırma ve değersizleştirme gayretini bırakması gerekiyor. Bu yaklaşım İslamcıların varlığının işgale, var olmaya ve kendi topraklarında özgür bir devlet kurmak için verilen mücadeleye temas ettiği gerçeğini yadsımanın göstergesidir. Şayet siyaset kimlikler yaratmak ve dolayısıyla öznellikleri dönüştürmek anlamına geliyorsa öncelikle Ortadoğu’ya bakışın temelden değişmesi şart.


Etiketler »