Kriter > Ekonomi |

Sanayileşme Yolunda Türkiye


İletişim, ulaşım ve silah teknolojisinde 19. yüzyılda yaşanmaya başlanan ve 20. yüzyılda ivme kazanan gelişmeler neticesinde dünyada siyasi ve ticari/finansal organizasyonların (yani devletler ve şirketlerin) bir taraftan yapısı ciddi biçimde değişirken diğer taraftan “güç ve nüfuz potansiyeli” muazzam derecede artmıştır.

Sanayileşme Yolunda Türkiye

İletişim, ulaşım ve silah teknolojisinde 19. yüzyılda yaşanmaya başlanan ve 20. yüzyılda ivme kazanan gelişmeler neticesinde dünyada siyasi ve ticari/finansal organizasyonların (yani devletler ve şirketlerin) bir taraftan yapısı ciddi biçimde değişirken diğer taraftan “güç ve nüfuz potansiyeli” muazzam derecede artmıştır. Bu durumun doğal bir sonucu olarak devletler söz konusu potansiyeli gerçeğe dönüştürerek diğer devletler karşısında avantajlı bir konuma gelmeye çalışmışlar ve böylece küresel rekabet 20. yüzyılla birlikte dünyada daha önce görülmemiş boyutlara ulaşmıştır.

Söz konusu “sanayileşme” yarışında başarı sağlayan devletler küresel veya bölgesel ölçekte diğer devletler üzerinde nüfuz sahibi olma fırsatına erişirken bu yarışta geride kalan ülkeler ise aradaki fark ölçüsünde daha ön sıralarda olan ülkelerin etki sahasına girmişlerdir. Bu çerçevede İkinci Dünya Savaşı akabinde ortaya çıkan ve günümüzde ciddi şekilde çatırdamaya başlayan dünya sisteminde ABD küresel hegemon güç olarak karşımıza çıkarken Japonya, Almanya ve Türkiye gibi birçok ülke de Washington’ın yörüngesinde yer alan bir ülke statüsüne sahip olmuştur

Sanayileşme Nasıl Olur?

Günümüzde “sanayileşme” genel olarak devlet politikasından bağımsız bir süreç olarak algılanma eğiliminde olmakla birlikte gerçekte bu ikisi birbiri ile çok yakından irtibatlıdır. Zira günümüzün sanayileşmiş ülkelerinin neredeyse tamamı bunu ancak aktif bir “devlet politikası” neticesinde başarabilmiştir. Bu durum İngiltere, Fransa ve ABD için geçerli olduğu gibi Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler için de aynen geçerlidir. Şu halde modern dünyada sanayileşme denilen olgu zaten çok büyük oranda devletlerarası rekabetin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu açıdan bir ülkenin sanayileşebilmesi noktasında devlet tarafından uygulanan bir sanayi politikasına ihtiyaç duyulduğu gibi devletin de gücünü koruyabilmesi ve daha da güçlenebilmesi için ülkenin sanayileşmesine ihtiyaç vardır.

Bir ülkenin sanayileşebilmesi için birçok sektörde eşanlı ve uzun vadeli yatırımlar yapılması gerekir. Özel sektörün kendi içinde bu koordinasyonu yakalayabilmesi ve getirileri ancak çok uzun vadede görülebilecek yatırımları yapabilecek sabır ve ekonomik kaynaklara sahip olabilmesi çok zordur. Bunun yanı sıra özel sektörün asıl hedefi -doğal olarak- sanayileşmek yani dikey biçimde büyümek değil maksimum kar elde etmek ve yatay biçimde büyümektir. Bu açıdan özel sektör açısından ortada bir koordinasyon problemi olduğu gibi bir hedef problemi de vardır.

Bu şartlar altında bir ülkenin sanayileşebilme ve kalkınabilmesi için devletin sektörler ve şirketler arasında koordinasyon sağlayıp atılması gereken adımlar ve yapılması gereken uzun vadeli yatırımlar noktasında havuç-sopa politikası uygulayarak ekonomiyi yönlendirmesi gerekmektedir. Devlet ekonomide mihmandarlık yapmalı ve hatta bizzat stratejik sektörlerin içinde yer almalıdır.

Devletin Sanayileşmedeki Rolü

Öte yandan modern dünyada devletlerarasında görülen nitelik farklılıkları ve güç asimetrisi devletlerin ve ülkelerin nihai kaderi üzerinde çok önemli bir yere sahip olmasına rağmen günümüz dünyasında sıklıkla göz ardı edilme eğilimindedir. Teoride her devlet kendi toprakları üzerinde hükümrandır ve başka hiçbir devletin o devletin içişlerine karışma yetkisi yoktur. Yine bütün devletler devlet olarak aynı niteliklere sahiptir. Fakat pratikte, daha güçlü devletlerin ve küresel şirketlerin diğer devletlerin içişlerinde çok çeşitli kanallarla muazzam ölçüde söz sahibi olduğu görülmektedir. Bir ülkenin istenen şekilde hareket etmesi, kendisine çizilen rotada ilerlemesi ve daha güçlü ülkenin çıkarlarına uygun bir şekilde davranması için geçmişten bu yana kullanılan araçlar arasında medya, finansal piyasalar, terör örgütleri, yabancı veya yabancı bağlantılı dernekler ve vakıflar yer almaktadır.

Bu açıdan sanayileşme noktasında anlamlı adımlar atılarak daha güçlü ve müreffeh bir devlete ve ülkeye kavuşulabilmesi noktasında bir taraftan devletin göreceli olarak “bağımsız” olması ve “milletin iradesi”ni yansıtması diğer taraftan da devlet kurumlarının gerekli kalkınma vizyonuna ve eş güdümüne sahip olması gerekmektedir. Başka devletlerin ve/veya küresel şirketlerin çeşitli boyutlarda nüfuz alanı içinde kalan yarı bağımsız devletlerin bir sanayi politikası uygulama imkanları olmadığı gibi bu devletlerin bürokrasisi de söz konusu kapasiteye daha baştan hiçbir şekilde sahip olmayacaktır.

Türkiye Neden Sanayileşemedi?

Osmanlı bakiyesi olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşı’na kadar önemli oranda İngiltere-Fransa yörüngesinde kalmış akabinde ise ABD’nin yörüngesine girmiştir. 1950 sonrası dönemde neredeyse her on yılda bir gerçekleştirilmeye çalışılan çeşitli darbelerle bir taraftan devlet mekanizmasının ABD yörüngesinde kalması garanti altına alınmaya çalışılmış diğer taraftan da devletin herhangi bir şekilde sanayi politikası uygulayamayacağı bir vasatta kalması sağlanmaya çalışılmıştır. Yine “darbe arası dönemler”de de başta medya, finansal piyasalar ve terör örgütleri olmak üzere çeşitli araçlarla millet iradesinin devlet yönetimine yansıma derecesi azaltılmaya çalışılmıştır. Bu şekilde millet iradesinin devlette kök salmasının önüne geçilmiş, devlet de doğal olarak sanayileşme ve ekonomik kalkınma vizyonuna sahip olamamıştır. Türk sanayii de istisnaları bulunmakla birlikte genel anlamda bir “montaj sanayii” olarak kalmıştır.

2000’li Yıllarda Türkiye ve Sanayileşme

1990’lı yıllara damgasını vurmuş olan ve 28 Şubat darbesiyle birlikte zirve noktasına ulaşan “28 Şubat yağma ekonomisi”nin 2001 kriziyle nihayete ermesi neticesinde Türkiye’de muazzam bir siyasi dönüşüm yaşanmaya başlamıştır. Ekonomik kalkınma hedefinin gündemde giderek daha ön sıralarda yer almaya başladığı bu süreçte ekonomi giderek daha sağlam ve güçlü bir yapıya kavuşmaya başlamıştır. Ekonomik güç noktasında önemli mesafeler kateden Türkiye 2010’lu yıllarla birlikte bir taraftan ABD’nin yörüngesinden çıkıp bağımsız bir ülke olma yolunda önemli adımlar atmaya diğer taraftan da başta savunma sanayii olmak üzere sanayileşme noktasında güçlü bir irade göstermeye başlamıştır. Türkiye’yi yeniden ABD yörüngesine sokabilmek amacıyla 2013 yılından itibaren -iki darbe girişimi de dahil olmak üzere- Ankara’ya karşı Washington eksenli ve ilişikli yapılar tarafından çok çeşitli hamleler yapılmış olsa da Türkiye bu hamleleri boşa çıkarmayı bilmiştir.

Bu süreçte bir taraftan Türkiye ekonomisine önemli derecede katkı sağlayacak üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, Avrasya tüneli ve Kanal İstanbul gibi çok önemli altyapı projelerini gerçekleştirme yolunda çok ciddi bir irade ortaya konulmuştur. Diğer taraftan da savunma sanayiinde oldukça önemli adımlar atılmış ve yerli otomobil üretme noktasında kollar sıvanmıştır. Türkiye ekonomik olarak güçlendikçe daha bağımsız hareket etme şansını yakalayacak ve ülke ekonomisini daha da güçlendirecek sanayi politikasını daha etkin bir şekilde gerçekleştirebilir hale gelecektir.


Etiketler »