Kriter > Dış Politika |

24 Haziran’dan Sonra Türk-Amerikan İlişkileri


Türkiye’de 2002’den beri yaşanan gelişmeler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde ortaya konulan irade, Türk-Amerikan ilişkilerinin tek yönlülüğünü tamamen değiştirdi.

24 Haziran dan Sonra Türk-Amerikan İlişkileri

Türk-Amerikan ilişkileri uzun bir süredir inişli çıkışlı seyir izliyor. Özellikle, “stratejik ortak” nitelemesiyle yola çıkan iki aktör arasındaki bu zorlu ilişki, uluslararası sistemden Ortadoğu’daki gelişmelere kadar birçok alanda kendini gösteriyor. Nitekim, Türkiye artık sadece bölgesel güç değil, küresel güç olma yolunda… Dolayısıyla, Ankara-Washington ilişkisi de artık tek boyutlu değil. Peki, bu durumun yansımaları neler olabilir? ABD’nin içe kapanması ve Trump’ın agresif tavrı ikili ilişkileri nasıl etkiler? Stratejik ortaklığa geri dönülür mü? Yoksa kontrollü gerilim sürer mi? Tüm bu soruların cevabı 24 Haziran sonrası Türkiye’nin güçlü bir siyasal irade ile ortaya koyacağı dış politikada saklı.

Güçlenen Türkiye Tek Yönlü İlişkileri Değiştirdi

Tarihsel olarak Ankara-Washington ilişkileri ele alındığında temel hareket noktası genellikle Beyaz Saray’ın pozisyonu olur. Bu hegemonik ve “Amerikancı” bakış açısı, Türkiye’nin potansiyelini ve rolünü görmezden gelir. Ancak Türkiye’de 2002’den beri yaşanan gelişmeler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde ortaya konulan irade, Türk-Amerikan ilişkilerinin tek yönlülüğünü tamamen değiştirdi. Öyle ki Türkiye’de yaşanan siyasal dönüşüm ve yıkılan bürokratik elitler gibi faktörler neticesinde dış politika bağımsız bir form kazandı. Türkiye’nin Batı mahkumiyetine bırakılan dış politikası çok yönlülüğe kavuştu, hareket kabiliyeti yükseldi ve refleksleri kuvvetlendi. Buna mukabil, Türkiye’nin içinde olmadığı bir denklem kurmak imkansız hale geldi.

Türkiye’nin artan gücü, Washington’ı ciddi şekilde rahatsız etti. Zira ABD, uluslararası sistemde güç erozyonu yaşarken Türkiye’nin bu kadar ciddi bir yükselişe geçmesini istemedi. Bunun etkisiyle birlikte Obama ve Trump dönemlerinde Ankara’ya baskı yapılmaya çalışıldı. Hatta, Obama’nın yarattığı kaosu devralan Trump, sorunları düzeltmek yerine körükledi.

Türkiye ise pozisyonundan taviz vermedi ve artan gücünü sadece söylem düzeyinde değil gerçek boyutlarıyla da gösterdi. Ankara dış politikasını yeri geldiğinde sert güç kullanarak, yeri geldiğinde zorlayıcı diplomasi uygulayarak yeri geldiğinde de uluslararası toplumu harekete geçirerek ortaya koydu. Yine de Türk-Amerikan ilişkileri bazı açmazları barındırmaya devam etti. Bu açmazlar terörle mücadele, stratejik müttefiklik, savunma iş birliği ve ekonomik ilişkiler gibi alanlarda kendisini gösterdi.

İlk olarak terörle mücadele konusu ele alındığında Türk-Amerikan ilişkilerinin FETÖ ve PKK/PYD terör örgütleri üzerinden sorun yaşamaya devam ettiği görülüyor. Ankara ulusal güvenliğini tehdit eden bu örgütlere karşı uzun soluklu bir mücadele verirken ABD’den destek göremedi. Üstelik Beyaz Saray bu örgütlere kucak açtı, destekledi. Türkiye’nin cevabı ise sert bir biçimde geldi. Özellikle FETÖ militanlarına göz açtırmayan Ankara ayrıca PKK/ PYD terörüyle sınır ötesinde mücadele etmeye devam etti. Ankara-Washington ilişkilerinde yaşanan terörle mücadele açmazı Trump yönetimi tarafından görmezden gelinmeye devam ederse ikili ilişkilerin zarar göreceğini öne sürmek mümkün. Keza Türkiye artık eski Türkiye değil, ABD bağımlılığıyla hareket etmiyor ve çıkarlarına ters düşen aktörlere karşı gerekli adımları atabilecek kapasitede.

İkili ilişkilerde yaşanan terör açmazı özellikle Suriye konusunda kritik bir seviyeye ulaştı. Ankara’nın Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla PKK/PYD terörünü Kuzey Suriye’den temizlemesi ve Menbiç’e yönelmesi ABD için büyük bir sorun teşkil etti. Bu süreçte Beyaz Saray PKK/PYD’ye yaptığı yatırımları kaybetmek istemedi ancak Trump’ın bu ısrarı saha gerçeklerinde karşılık bulmadı. Bu anlamda Türkiye’nin bölgedeki terörü temizlemesi Suriye halkı tarafından dualarla karşılandı ve aynı zamanda yapılan yeniden inşa çalışmalarıyla bu bölgede Cerablus, El-Bab, Afrin gibi yerleşim yerleri ayağa kaldırıldı. Türkiye’nin bu başarılarına karşılık ABD, Fransa üzerinden girişimde bulunarak maliyeti paylaşmaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Bu gelişmeler Türkiye’nin Menbiç konusundaki kararlığına da işaret etti. Böylece Ankara, Kuzey Suriye’den Irak’a kadar uzanan terör koridorunu tamamen temizleyeceğini gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Obama ve Trump döneminde devam eden terör desteğinin bu kolu kesilince Beyaz Saray Menbiç konusunda geri adım attı. Nitekim Menbiç anlaşması PKK/PYD’nin bölgeden temizleneceğini net bir şekilde gösterdi.

FETÖ Lobicilik Faaliyetlerini Sürdürüyor

Washington-Ankara ilişkilerindeki FETÖ sorunu Trump döneminde de devam ediyor. ABD Başkanı FETÖ elebaşı ve militanlarına dair Türkiye’nin sunduğu kanıtları görmezden geliyor. Bu sorun Hakan Atilla davasında, vize krizinde, Brunson’un yargılanma sürecinde etkisini göstermeye devam etti. Bu süreçte FETÖ militanları Washington’daki lobicilik faaliyetleriyle Türkiye aleyhine propaganda yapmayı sürdürüyor. Türkiye, ABD’nin FETÖ’yü kart olarak göstermesine karşılık ciddi adımlar atabilir. Bunun en başında Türkiye gibi uluslararası sistemde yükselen Rusya ve Çin ile birlikte hareket etmek gelebilir. Bunun neticesi olarak Trump bir yandan Avrupa’dan uzaklaşırken diğer yandan Türkiye’yi de kaybedebilir. ABD’nin çıkmaza gireceği bu tercih uzun soluklu gözükmüyor. Keza Trump, seçimlere gitmeden dış politikada yaşadığı sıkışmışlığı da aşmak isteyecek. Kuzey Kore görüşmesi bunun ilk adımıydı. ABD Başkanı sürekli olarak içe kapanmasının mümkün olmayacağını fark edecek ve Türkiye’nin terörle mücadelesine destek vermek durumunda kalacak. Aksi takdirde başkanlığı da Obama’nın bıraktığı kaostan farklı olmayacak.

İkinci olarak stratejik müttefiklik ve savunma iş birliği konularına bakıldığında Türk-Amerikan ilişkilerinin Trump döneminde büyük bir yara aldığı görülüyor. Özellikle Trump’ın İsrail’e verdiği destek ve müttefiki Türkiye’yi görmezden gelmesi bu yaranın temel sebebi. ABD Başkanı Kudüs’ün statüsünü İsrail lehine değiştirmeye çalışarak Ankara-Washington ilişkilerini hiç olmadığı kadar gerilimli bir düzeye getirdi. Ayrıca Trump, Ortadoğu’da Suudi Arabistan ile kurduğu yakın ilişkiyle Türkiye’yi devreden çıkarmaya dahi çalıştı. Fakat Türkiye, dış politikasında ciddi bir dönüşüm geçirerek Rusya ve İran üzerinden Ortadoğu’da dengeyi sağladı. Şimdi akıllara gelen soru Türkiye’nin yola hangi aktörlerle devam edeceği. Trump’ın NATO’da yük paylaşımı ifadesi ve Atlantik düzeninde yaşadığı kırılma hesaba katıldığında Washington-Ankara ilişkilerinin stratejik müttefiklik ve savunma iş birliği üzerinden zorlu bir sürece gireceği aşikar. Bu süreçte Washington NATO’dan ayrılmaya doğru bir yol bile alabilir… Buna karşılık Türkiye Rusya ve İran ile geliştirdiği ilişkiyle bölgedeki etkisini artırmaya devam edebilir. Kısacası eğer ABD içe kapanmasını sürdürürse Türkiye küresel ligde Avrasya merkezli bir stratejiye geçebilir.

Türk-Amerikan ilişkilerinde savunma iş birliği de ciddi yer tutuyor. Bu yerin temelinde ortak silah projeleri ve F-35 uçak projesi bulunuyor. Ancak F-35 konusu bir muamma haline geldi ve ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi uçakların Türkiye’ye teslim edilmemesi için harekete geçti. Washington’ın attığı bu adımın görünürdeki nedeni Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması ve S-400 füze savunma sistemleri alması. Ancak tek sebep bu değil. Zira FETÖ ABD’deki senatör ve vekillere lobicilik yaparak Türkiye’nin güçlenmesini engellemeye çalışıyor.

Söz konusu açmazın anahtarı ise Trump’ta saklı. Trump, Türkiye ile ilişkilerini düzeltmediği takdirde Ortadoğu’da İsrail’e ve silahlı gücü zayıf Suudi Arabistan gibi aktörlere kalacak. Bu noktada akıllara Mısır da geliyor ancak Sisi’nin darbe yönetimiyle kontrol edilen orduya halk desteğinde ciddi soru işaretleri bulunuyor. Dolayısıyla Trump’ın Türkiye’yi dışarıda tutarak kurabileceği bir denklem gözükmüyor. Kursa da Ankara’nın Moskova ile cevap vermesi mümkün. Bu gelişmelerle birlikte Trump FETÖ’nün lobiciliğine karşılık Beyaz Saray yürütme gücünü ortaya koyarsa sorun ortadan kalkabilir. Ezcümle Senato ve Temsilciler Meclisi kararı nihai değil. Trump bu yasa teklifi geçse dahi F-35’leri Türkiye’ye teslim edecek alternatif yollar bulabilir.

Tüm bu tabloda Türk-Amerikan ilişkilerinde açmazlar olduğu gibi imkanların da bulunduğu dikkat çekiyor. 24 Haziran seçimleriyle Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde 2002’den beri devam eden kararlılığı sürdürecek olan Türkiye, ABD’nin bir tercihte bulunmasını bekleyecek. Bu tercih teröristlere karşı müttefikinin yanında olması ve savunmadan ekonomiye kadar ortak somut adımların atılmasıdır. Bu adımlar atılmaz ve Trump sadece söylem geliştirip harekete geçmezse Türkiye küresel güç olma yolunda devam ederken ABD’yi değil Avrasya’yı merkeze alacaktır.


Etiketler »