Kriter > Dış Politika |

Türkiye-Fransa İlişkilerinde Zeytin Dalı


Türkiye ile Avrupa ülkeleri ilişkilerinin anlaşmazlıklarla şekillendiği bir dönemde Ankara en üst düzeyde iki önemli girişim gerçekleştirdi: Bunlardan ilki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Aralık ayı başındaki Yunanistan ziyaretiydi.

Türkiye-Fransa İlişkilerinde Zeytin Dalı

Türkiye ile Avrupa ülkeleri ilişkilerinin anlaşmazlıklarla şekillendiği bir dönemde Ankara en üst düzeyde iki önemli girişim gerçekleştirdi: Bunlardan ilki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Aralık ayı başındaki Yunanistan ziyaretiydi. Bu ziyaret Türkiye'nin sorunları bir yanda saklı tutarak ilişkileri geliştirecek konularda iş birliği yapma iradesini göstermesi bakımından önemli bir ilk adımdı.

Bir ay sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa’ya yaptığı ziyaret ise Atina’nın ardından atılan daha büyük bir adım niteliğindeydi. Bu arada belirtmek gerekir ki son dönemlerde Türkiye’nin Fransa ve Birleşik Krallık ile ekonomik ve hatta stratejik ilişkilerinde gelişmeler yaşanmaktaydı. Dolayısıyla Erdoğan’ın Fransa ziyareti için uygun bir zemin zaten mevcuttu.

Uygun zeminin bir dizi nedeni bulunuyor: Bunlardan ilki Almanya ile Türkiye ilişkilerinin yakın tarihte hiç olmadığı kadar bozulmuş olması ve Paris ile Ankara’nın bunu kendileri için bir fırsat olarak değerlendirmeleri olarak ifade edilebilir.

Rusya’ya uygulanan ambargo esas olarak Almanya’nın Rusya ve Rusya-İran açılım hattına konan bir engel oldu. Ayrıca Almanya’nın en fazla desteklediği Doğu Avrupa ülkelerinin de zaman içinde artan Rusya korkusuyla AB yerine NATO’ya, daha doğrusu ABD’ye olan bağlılıkları arttı. Bu gelişmelere bir de Brexit süreci eklenince Almanya’nın AB kaptanlığı rolünde sarsılma ihtimali ortaya çıktı. Berlin sıkıştığı durumdan kurtulmak için Ankara ile iş birliğini geliştirmeyi değil Türkiye’yi bypass etmeyi tercih etti. Fransa ise bu boşluğu değerlendirdi. Türkiye de Fransa’yı yeniden “Doğu”ya ulaştırabileceğini ima etti.

Söz konusu sürecin yaşanabilmesindeki en önemli değişkenlerden biri kuşkusuz Fransa’da cumhurbaşkanının değişmesi oldu. Cumhurbaşkanı Macron öncekilerden farklı olarak meselelere bir iş adamı gibi bakan, pratik ve hızlı sonuçlara yatkın olan ama uygulamalarda devlet adamı gibi davranmayı bilen biri. Dolayısıyla hız, getiri, kazanç gibi konuları önceliyor ve ilişkilerin sürekliliği açısından güvenilir bir kimlik sergiliyor. Bu durum da diyalog kapılarının açık tutulmasını mümkün kılıyor. Böylece sadece ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve AB süreci gibi doğrudan Avrupa merkezli konuların değil Suriye krizi ve Zeytin Dalı gibi operasyonların da hem tarihsel olarak Fransa’yı hem de Türkiye’yi ilgilendiren düzleminden ele alınması sağlanabiliyor.

Ekonomi ve Enerjide Stratejik Derinleşme

İkili ilişkilerin geliştirilmesinde üç düzlem söz konusu: Bunlardan ilki yüksek teknoloji alanında iş birliğinin geliştirilmesi ki bu konunun kapsamına enerji ve savunma sanayii de girmekte. Bu noktada belirtmek gerekir ki bazı Fransız otomobil markalarının Türkiye’de üretilmesi ve yatırım-ticaret ilişkilerinin artırılması gayet tabii önemli ancak savunma sanayiindeki ortaklık stratejik açıdan çok daha değerli.

Almanya’nın savunma sistemlerini Türkiye’den söküp götürmesi sonrasında Fransa ile bu türden bir bağın kurulması, Ankara’nın Paris’e sağladığı öncelik anlamına geliyor. Öte yandan Türkiye’nin savunma sistemleri konusunda tüm yumurtaları aynı sepete koymama iradesini de yansıtıyor. Rusya ile yapılan savunma sistemi anlaşmasını dengeleyen bu girişim bir yandan Avrupa ülkeleri zeytin dalı uzattığında Türkiye’nin bunu almaya hazır olduğunu gösteriyor diğer yandan da en iyi birinci tercihinin Rusya ile ittifak olmadığını ifade ediyor. Bununla birlikte Fransa’nın da Rusya ile son derece yakın ilişkileri olduğu ve Almanya-Rusya gerilimi türünden kategorik gerilimleri bulunmadığı hatırlanmalı. Dolayısıyla Türkiye’nin Rusya’yı endişelendirmeyecek bir ülke ile ilişkilerini geliştirmeyi tercih ettiğini belirtmek gerekiyor.

Kültürel İş Birliği

Ziyaret kapsamındaki ikinci zemin ise kültürel anlamda ilişkilerin geliştirilmesi. Bu konu esasen ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi konusunun olmazsa olmaz koşulu gibi düşünülebilir. İlişkilerin sürdürülebilirliği kültürel yakınlaşmaların sağlanmasıyla mümkün olabiliyor. Dolayısıyla iki ülkenin karşılıklı olarak bu konuda atılacak adımları saptamış olmaları sosyal politikaların da yakınlaştırılması iradesini göstermekte. Bu bağlamda Türkiye’deki devlet üniversitelerinin başka ülkelerde birim açmasına imkan veren mevzuatın yürürlüğe girmesinden sonra seçilen yerin Strasbourg olması ilk somut çıktılardan biri olarak değerlendirilebilir.

Kültürel konulardaki iş birliğinin esas hizmet edeceği alan toplumların birbirlerini anlama ve anlamlandırma süreçlerindeki ön yargıların kırılması. Macron ve Erdoğan’ın kültürel iş birliği adımları atma konusunda yan yana duruşlarının sadece iki ülke kamuoylarının algılarında yumuşama yaratmayacağı, başka bölgelerde de bu tutumun olumlu yansımaları olacağı öngörülebilir. Türkiye ile kültürel ilişkiler geliştirilmesi Ortadoğu ve İslam coğrafyasında “Doğu-Batı” yakınlaşması açısından olumlu bir örnek sunarak Fransa’ya yeni zeminler kazandırabilecek. Türkiye açısından ise “Batı”lı ülkelere bir örnek söz konusu olacak.

Bu noktada belirtmek gerekir ki Fransa da Türkiye’deki demokrasi düzeyine mesafeli yaklaşan ve AB standartlarında olmadığını düşünen bir ülke. Bununla birlikte yaklaşım biçimi Türkiye’de yaşananları anlamaya diğer Avrupa ülkelerinden daha yakın. Dolayısıyla demokrasi ile hak ve özgürlükler konusundaki eleştirilerin yapıcı eleştiriler olarak değerlendirilmesi mümkün ve kültürel ilişkilerin derinleştirilmesi halinde her iki tarafın kamuoylarının da yapıcılık konusuna daha fazla değer vereceği öngörülebilir.

Üçüncü düzlem ise Suriye konusu. Fransa çok uzun yıllardır Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi, burada organik tarım yapılması, Suriye’nin istikrarı ve kalkınması için birlikte çalışılmasını öneren bir ülkeydi; bugün de bu konuda ısrarcı. Ancak Esed rejiminin Suriye’de istikrar sağlayamayacağı, ABD müdahalelerinin durumu daha da karmaşıklaştıracağı ve Rusya’nın alan genişletmesinin risk oluşturduğu konularında Türkiye ile benzer bir çizgide olan Fransa, siyasi Kürt hareketi konusunda ise Türkiye’den ayrılmakta. Fransa, ABD’nin bölgedeki “Kürt kartı”na tıpkı Türkiye gibi karşı ancak karşı çıkma nedenleri iki ülke açısından farklı. Fransa konuyu kendisinin sahiplenme şansının ortadan kalkma ihtimali nedeniyle karşı çıkarken Türkiye ise doğrudan bir güvenlik ve beka meselesi olduğundan itirazlara sahip.

Görüş ayrılıklarına rağmen söz konusu ziyaretin Suriye konusunun görüşülmesini sağlaması ve Türkiye’nin kendi stratejisini paylaşması bakımından da önemi olduğu yadsınamaz.

AB Sürecinin İkili İlişkilerden Ayrıştırılması, İlişkilerin Başka Bölgelere Taşınması

Fransa ziyaretinin ikinci çerçevesi ise Türkiye-AB ilişkileriyle ilgilidir. Bugün gelinen sorunlu aşamada Almanya’daki iktidar kadar Fransa’daki Sarkozy döneminin de sorumluluğu bulunuyor. Ancak günümüz Fransası’nın Türkiye’nin AB üyeliğine Almanya kadar kategorik bir itirazı olmayabilir. Eğer Fransa hazır İngiltere ayrılırken AB’nin güney eksenini güçlendirecek ve Almanya ağırlığını dengeleyebilecek bir ülke olacağı inancını korursa Türkiye’yi AB’ye taşıyan oyuncu olmayı tercih edebilir.

AB üyesi olması halinde önemli bir ağırlığa sahip olacak Türkiye’nin alınacak kararlarda Fransa ile birlikte davranması muhtemelen Paris’in Birlik içindeki yerini son derece önemli hale getirecektir. Dolayısıyla Paris politikalarına stratejik hedefler doğrultusunda devam ederse Türkiye’nin AB'den uzaklaşmasına en fazla itiraz eden ülke olacaktır.

Bununla birlikte yakın bir gelecekte AB süreci kapsamında büyük değişiklikler beklemek anlamlı değil. Zira ne Türkiye siyasi konularda reformlar yapabilecek bir konjonktürde bulunuyor ne de AB’de Türkiye’yi kabul etmeye istekli bir ortam mevcut. Ancak Fransa ile Türkiye’yi siyaseten yan yana getiren koşulların geliştirilmesiyle değişimlerin de yapılabilmesini mümkün kılacak bir atmosfer sağlanabilir. Hatırlatalım hem Fransa hem de Türkiye de Suriye’de Esed ile istikrar sağlanamayacağı kanısında, her iki ülke de Rusya konusunda temkinli iş birliğinden yana, her ikisi de İran’ın sistem dışına itilmesini istemiyor. Her iki ülkenin de dini/etnik yapıların siyaset dışına itilmesi halinde radikalleşme eğilimine girebileceklerini gösteren deneyimleri mevcut. Ayrıca nasıl Türkiye’de ABD karşıtlığı çok yüksekse, Fransa da ABD karşıtlığı konusunda Avrupa’nın en yüksek oranına sahip.

Fransa’nın Afrin Gündemi

Fransa ve Türkiye’nin küresel vizyonlarındaki benzerliklerin TürkiyeAB ilişkilerini geliştirmeye yetmesi beklenemez ancak uzun vadede gösterilecek çabalara zemin hazırladığı ileri sürülebilir. Bu kapsamdaki en önemli örnek Afrin operasyonuna verilen tepkilerden anlaşılabilir. Fransa’daki iktidar ülkede bulunan Kürt diasporası, Türkiye karşıtları ve insan hakları konularını öne çıkaran çevrelerin etkisiyle önce “sivil kayıplar”, ardından “sivillere yardım” başlığını gündeme getirdi. Benzer biçimde önce BM Güvenlik Konseyi’nin acil toplantıya çağırılacağı, ardından bu toplantı gündeminin Afrin olmadığı duyuruldu. Bir yandan iç kamuoyunu teskin edip öte taraftan Türkiye’yi karşısına almama gayreti gösterilmesinde Erdoğan’ın ziyareti sırasında varılan ekonomik anlaşmaların ve Ortadoğu’da özellikle de Suriye’de iş birliği yapılabileceği imasının etkisi büyük olmalı.

Sonuç olarak daha önceleri Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkileri geliştirmek için adım attığında her başlık AB üyelik süreci içinden ele alınır dolayısıyla da sorunlardan hareket edilmiş olurdu. Bugün ise yöntem değişmiş durumda. Yeni usul önce ikili ilişkileri ve burada da sorunları değil fırsatları geliştirmek, sonra gelişen ilişkileri AB üyelik sürecine işlemek şeklinde. Bu yöntemin tarafları sorunların baskısından kurtaracağı ve yeni fırsatlar için yaratıcılığa zorlayacağı öngörülebilir. Bu çerçevedeki ilk ipucu Fransa’nın Suriye konusundaki Cenevre Görüşmeleri’nde bir tür arabulucu rolü üstlenerek Türkiye ile anlaşmazlık halindeki kesimlerin bir zeminde uzlaşmalarına çalışması gösterilebilir. Umalım ki bu türden olumlu ilişkiler çeşitlensin ve Türkiye-AB ilişkilerinde ilerleme sağlayabilecek koşullara hizmet etsin.


Etiketler »