Asıl Mesele “Almanya Sorunu”

The following two tabs change content below.
Kazım Keskin

Kazım Keskin

kkeskin@setav.org

Türkiye-Almanya ilişkilerinin son dönemlerde çok kötü bir seviyeye geldiği hemen herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir konudur. İki ülke ilişkileri Alman Prenslerinin Türklere karşı savaştıkları İkinci Viyana Kuşatması’ndan bu yana en kötü seviyeye gelmiş durumdadır. İkili ilişkilerin bu seviyeye gelmesinin temelinde iki taraf arasında yaşanan sorunların dışında Alman dış politikasında yaşanan temel bir paradigma değişikliği yatmaktadır.

Türkiye açısından Almanya’nın terör örgütleri PKK, FETÖ ve DHKP-C’nin ülkesindeki faaliyetlerini görmezden gelerek dolaylı yoldan desteklemesi, Alman Parlamentosunun 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayan bir yasa tasarısını onaylaması, Türkiye’nin diasporası ile bağını kesmeye çalışması, Türk toplumunun entegre edilmekten ziyade hakim kültür (leitkultur) içinde asimile edilmeye çalışılması, Almanya’nın insan hakları ve demokrasi taraftarı söylemine rağmen 15 Temmuz darbe girişimine gerekli tepkiyi vermekten kaçınarak Türkiye ile dayanışma sergilememesi, Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nden itibaren özellikle Alman medyasında organize bir şekilde Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan nefretinin körüklenmesi ve Berlin yönetiminin en son NSU cinayetleri ile açığa çıkan ve Alman iç istihbarat kuruluşu temsilcilerinin de karıştıkları aşırı sağcı terörü dizginleyememesi Türk-Alman ilişkilerinin bozulmasının görünürdeki temel sebepleridir.

Meseleye Almanya açısından bakacak olursak; Almanya Türkiye’yi giderek Batılı değerler sisteminden uzaklaşarak demokratik ve insan haklarına saygılı yönetim ilkelerine muhalefet etmek, Alman parlamenterlerine Konya ve İncirlik’te bulunan Alman askerlerine ziyarette bulunma izni vermemek, Almanya’da bulunan diasporaya yönelik politikası nedeniyle Türkiye kökenliler arasında kutuplaşmaya neden olmak, MİT aracılığıyla Almanya’da terör örgütleri PKK, FETÖ ve DHKP-C aleyhine istihbari faaliyet göstermek, mülteci krizi nedeniyle zor durumda olan Almanya’yı sıkıştıran bir söyleme başvurmak, terör örgütüne üye olma veya yardım etme gerekçeleriyle Alman vatandaşlarını haksız yere hapsetmek gibi nedenlerle suçlamaktadır.

Her iki ülkenin öne sürdüğü argümanlarda haklı olduklarına inançları tam olduğu gibi sadece kendi ülke kamuoyunu değil başta diğer ülke kamuoyları olmak üzere tüm dünyayı da kendi haklılıklarına ikna etmeye çalıştığı görülmektedir. Yukarıda her iki ülke tarafından dile getirilen argümanların haklılıkları tartışmalı olsa da tartışılmayan tek gerçek bu argümanların ikili ilişkileri ciddi anlamda olumsuz bir seviyeye sürüklediği ve neredeyse yüzyıllar önceki seviyeye çok yaklaştırdığıdır.

İki Ülke İlişkilerinin Seyrindeki Temel Etken

Son dönemlerde iki ülke ilişkileri hakkında yorumda bulunan analistlerin birçoğu yukarıda ifade edildiği gibi ikili ilişkileri zora sokan meseleleri birbiri ardına sıralayarak analiz yaparken aslında ağaçlara konsantre olup ormanı gözden kaçırmaktadır. Sözü edilen analizlerin büyük oranda doğruluk payı olsa da iki ülke ilişkilerinin günümüzde geldiği seviyenin gerçek nedenini açıklayamadığı da ortadadır. Hepimizin bildiği gibi meseleye Almanya’nın Türkiye’ye yönelik önemli eleştirilerinden insan hakları ihlalleri ve demokratik Batılı değerlerden uzaklaşma ekseninden bakacak olursak, aynı Almanya’nın kendi topraklarında meydana gelen ve en temel insan hakkı olan insan yaşamının aşırı sağcı terör nedeniyle tehdit edilmesini görmezden gelmesini açıklaması zordur. Aynı şekilde analizlerin, Almanya’nın Çin ya da Mısır karşısında da insan hakları alanında Türkiye’ye karşı AB ülkesinin demokratik Batılı değerlerden uzaklaştığına dair Almanya’dan herhangi bir eleştiri gelmemesini de sözü edilen analizler tutarlı bir şekilde sunamazlar. Bundan dolayı söylem düzeyinde iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına gerekçe olan insan hakları ve demokrasi sadece paravan olarak kullanılan argümanlar olup gerçek sebebi kamufle etmeye yaramaktadır. Aynı yaklaşımı iki ülke arasında var olan sıkıntılı sürece neden olarak gösterilen diğer argümanlar için de kullanabiliriz. Hepsinde de görünürdeki ile gerçek nedenin aynı olmadığı yargısına varmak mümkündür.

Türk-Alman ilişkilerinde gelinen dip noktasının ikili ilişkiler açısından asıl nedeni Türkiye özelinde iki ülke arasında AK Parti iktidarına kadar var olan asimetrik ilişki biçiminin Türkiye’nin son on beş yılda yaşadığı dönüşümü bir türlü kabullenemeyen Almanya tarafından halen devam ettirilmeye çalışılmasıdır. Diğer taraftan uluslararası düzen açısından asıl mesele ise tarihte “Alman sorunu” olarak ifade edilen ve Prusya’nın öncülüğünde oluşturulmak istenen Alman hegemonyasının bugün ekonomik ve siyasal manada yeniden tesis edilmeye çalışılmasıdır. Bu noktada meselenin aslında bizatihi Türkiye olmadığını söylemek gerekmektedir. Zira Türkiye, Almanya’nın çekimser lider söylemlerinin arkasına saklanarak fincancı katırlarını ürkütmeden AB aracılığıyla oluşturmaya çalıştığı hegemonik gücün önündeki engellerin başat aktörlerinden biri olarak değerlendirildiği için ötekileştirilmektedir.

Batı için “Alman Sorunu”

Bu minvalde İngiltere’nin özellikle yaşlı nüfusunun oylarıyla kabul edilen Brexit’in tesadüfi bir politik manevra olmadığını fark etmemiz gerekmektedir. Brexit referandumunda çoğunlukla AB’de kalınması yönünde oy kullanan ve Almanya’nın AB içindeki öncü duyduğuna benzer bir “hassasiyet”e sahip olduğunu söylemesi mümkün değildir. Ya da mülteci haklarını düzenleyen Cenevre Sözleşmesi’ni hiçe sayan çok sayıda rolünü İngiltere açısından bir tehdit olarak görmeyen genç nüfusa karşın, yaşlı nüfusun genelinin Brexit için oy vermesini bu kesimin Birinci ve İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Alman sorununu tarihsel olarak hatırlayan ya da yakinen müşahede etmiş olmalarına bağlamak gerekmektedir.

Benzer şekilde İsveç, Avusturya ve Hollanda gibi ülkelerde sadece aşırı sağcı çevrelerce değil bizatihi merkez partileri tarafından da Türkiye’ye yönelik ağır eleştirel ve dışlayıcı tavırlara rağmen Fransa, İspanya, İtalya, Polonya, Macaristan gibi ülkelerin Türkiye’ye karşı tutumunun mutedil olması da yeni bir Alman sorunu ile karşı karşıya olunduğunun bazı Avrupa devletlerince anlaşıldığını göstermektedir. Türkiye-Fransa ikili ilişkilerine baktığımızda aklımıza Almanya’nın Türkiye’de görmüş olduğu “eksiklikler”in neden Fransa tarafından da görülemediği sorusu gelmektedir. Burada İngiltere’nin aksine Alman sorununu AB içinde kalarak çözme stratejisini benimseyen Fransa yönetiminin Alman yönetici elitlerinin AB’deki liderlik pozisyonlarını kullanarak Türkiye’yi baskılaması karşısında Almanya’yı dengeleme amaçlı olarak Türkiye safında yer aldığını düşünebiliriz.

Bir başka dikkat çekici nokta halihazırda İngiltere ile 27 AB ülkesi arasında Haziran ayında başlayan Brexit görüşmelerinde Almanya’nın sert bir tutum takınmasıdır. Görüşmelerde Almanya kendi liderliği altındaki AB’nin menfaatlerini İngiltere’ye dikte ettirmeye çalışacağının işaretlerini vermektedir. Bu durum Alman yöneticiler tarafından Alman sorununun rakiplerince fark edildiğini hala anlayamadıklarını göstermektedir.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump tarafından Almanya’ya yönelik hamlelerin artık Alman sorununun halihazırdaki uluslararası sistemin tartışmasız lideri açısından da sürdürülemez boyutlara eriştiği değerlendirmesinin yapıldığını ve bu duruma bir son verilmek istendiğini göstermektedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD-Almanya ilişkilerinin ilk kez bu derece kötüleşmesinin de rastlantısal olmadığını düşünmemizi mümkün kılan söz konusu ataklarda, NATO bünyesinde yapılması öngörülen harcamalarda Almanya’nın gerekli olan katkıyı yapmaması dillendirilmektedir. Bununla birlikte ABD’nin içinde yaşadığımız uluslararası sistemde mümkün olan en az maliyetle en büyük kazancı sağlayarak dünyanın en büyük ticaret devletlerinden birine dönüşen Almanya’ya artık yolun sonuna gelindiği ve serbest ticareti önemli ölçüde kısıtlayacak önlemler alacağını ihtar etmesinin asıl belirleyici etken olduğu ortadadır. Sözü edilen önlemleri yürürlüğe koyduğu ölçüde ABD’nin Almanya’nın can damarını keseceği ve bir kez daha Alman sorununu “çözeceği”ni öngörebiliriz.


DİĞER YAZILARI