Batı Medyası FETÖ’cüleri Görmedi

The following two tabs change content below.
Tarık Dağlı

Tarık Dağlı

tarikdagli@yahoo.com
Tarık Dağlı

Latest posts by Tarık Dağlı (see all)

FETÖ yargılamaları konusunda Batı medyası Türkiye aleyhtarı propagandasına sadece yazdıkları değil yazmadıkları ile de devam etti. Darbe, casusluk, terör örgütü üyeliği sebebiyle tutuklanan FETÖ ve DHKP-C gibi örgüt üyeleri Avrupa ve ABD yayın organlarında masum birer yargı mağduru olarak gösterildi. Ses kayıtları, kamera görüntüleri ve itiraflarla kanıtlanan darbecilerin yaptığı katliama kulaklarını tıkayan Batı medyası cuntacıların FETÖ davalarında oynadığı tiyatroyu da görmezden geldi.

Avrupa ve ABD medyası başta olmak üzere Türkiye’ye karşı karalama kampanyası yürüten Batı medyası darbe ve terör başta olmak üzere ülkemizde yaşanan her gözaltıyı “hukuksuzluk” olarak gösterdi. Türk yargısı Batı’nın çıkarını değil de Türkiye’nin geleceğini düşündükçe bu saldırılar daha da arttı. CNN, Fox; Independent, The Times, Bild, Welt, Zeit, The Wall Street Journal, The New York Times başta olmak üzere dünyanın önde gelen yayın kuruluşlarının Türkiye’deki davalarla ilgili yaptığı ve yapamadığı haberleri art arda koyunca Türk yargısının mı yoksa Batı medyasının mı taraflı olduğu açıkça gözler önüne seriliyordu.

Batı medyası Türkiye’de darbe davalarının başlangıcının askerler eşliğinde elleri kelepçelenmiş şekilde mahkemeye götürülen sanıkları boy boy göstererek ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hukuksuzca yargıyı kendisine bağladığı yalanını söyleyerek duyurdu. Ancak Batı medyasının mağdur ve masum saydığı bu insanların bağımsızca yargılandığı mahkemelerde söylediği yalanlar ve oynadığı tiyatroya kesinlikle yer verilmedi.

Görmezlikten Gelinen Yalanlar

Eski orgeneral Akın Öztürk Akıncı davasında askeri kanadın bir numarası olarak mahkemeye çıktı. Görev yeri olmamasına rağmen Akıncı Üssü’nde bulunmasını ise burada görevli damadı Hakan Karakuş’un (Ankara’yı vuran F-16’ları yönlendiren kişi) yaşadığı lojmana giderek torununu sevmek istediği şeklinde açıkladı.

Akıncı Üssü’nün sivil ayağının üç numarası Kemal Batmaz ise darbenin tüm şiddetiyle yaşandığı bölgeye 16 Temmuz sabahı gittiğini söyledi. Eski BTK çalışanı ve darbedeki FETÖ imamlarının iletişim ağından sorumlu Harun Biniş ile bölgede arsa baktıklarını belirtti. Akıncı Üssü içinde çekilen 70 bin kare görüntüde bilimsel olarak içeride olduğu kanıtlandığı halde üsse girmediğini iddia etti.

Akıncı’da çıkan bir diğer sivil FETÖ’cü Nurettin Oruç ise darbe girişimin devam ettiği 16 Temmuz sabahında hiçbir şey olmamış gibi otobüse binerek ve otostop yaparak üsse yakın bir bölgeye geldiğini ve çekmeyi planladığı hayvancılık belgeseli için araştırma yaptığını anlattı.

Başka yerlerde görevli paşalardan Kubilay Selçuk üsse maillerine bakmak ve arkadaşlarına sürpriz yapmak için gittiğini, Ömer Faruk Harmancık ise Ankara’dan İstanbul’a gitmek için Akıncı’da bulunan filodan uçak istemek için orada bulunduğunu anlattı. Savunmalara göre darbenin merkez üssündeki herkes tesadüfen orada bulunuyordu.

Ancak bu isimlerin her birinin yarı mağdur olduğunu iddia eden Batı medyası mahkeme tutanaklarına geçen ve 12 dilde dünya ajanslarına servis edilen bu sözlerin tek satırını bile yayınlama gereğini görmedi. Darbecilerin oynadığı tiyatroyu görmezden gelen dış basın onun yerine duruşmaya gelenlerin sanıkların üzerine idam ipi atıp darağacı maketleri kurması ile ilgilendi. Bu yayın organlarına sadece Avrupa ve ABD değil İsrail ve İran gibi ülkelerin medyası da katılmakta sakınca görmedi.

Favori Can Dündar

Onların ilgisini kimin ne suç işlediği değil kaç kişinin tutuklandığı çekiyordu. Sanki 15 Temmuz’da Türkiye’de darbe girişimi olmamış gibi tüm tutuklamaları eleştiren Batı medyası terör ve darbe bağlantısı ile suçlanan herkesi aklamaya çalışıyordu.

Almanya’ya kaçan ve bu ülke tarafından koruma altına alınıp kendisine maaş bağlanan Can Dündar’ın ne ile suçlandığı Batı medyasının umurunda olmadı. Ancak Dündar’ın 16 Nisan referandumu öncesi Almanya’da yaptığı bir konuşmada söylediği, “Türkiye’de muhalifler sokaklarda öldürülüyor” sözleri manşet oluyordu.

Şık’ın Savunması Manşet

Darbecilerin kimsenin savunamayacağı yalanlarla dolu olan savunmalarını pas geçen medya sadece hükümete ağır hakaretlerde bulunduğu için Ahmet Şık’ın yaptığı savunmayı manşetlerinde alkışladı. Başta İngiliz The Times gazetesi Cumhuriyet davasında tutuklu yargılanan sanıklardan Ahmet Şık’ın Çarşamba savunmasının büyük bölümünü sadece internet sitesinde değil yazılı nüshasında da vererek Batı medyasının Türkiye’deki davalara bakış açısını net bir şekilde gösterdi.

Darbe sonrası FETÖ’cü polisler, diğer kamu görevlileri ve sivillerin gözaltına alınmalarını tek tek haber yapan The Guardian, Bild, Welt gibi gazeteler mağdur algısı oluştururken Büyükada’da ajanlık suçuyla tutuklanan sözde aktivistler, Af Örgütü Türkiye sorumlusu Taner Çınar, ABD’li pastör Andrew Brunson, Alman gazeteci Deniz Yücel’in tutuklanma nedenlerini hiçe saydı. Sadece onların mağdur, Türkiye’nin ise hukuksuz olduğu yalanını hiçbir somut örnek göstermeden söylemeyi tercih etti.

PKK’lı Gazeteci, FETÖ’cü Pastör

Oysa Taner Çınar bağlantıları ve itiraflarla kayıt altına alınmış bir FETÖ üyesiydi. Büyükada sanıklarının ise FETÖ ve PKK bağlantıları saklanamaz noktadaydı. Alman muhabir Deniz Yücel ise tüm dünyaya kalleş terör örgütü PKK’nın propagandasını yapıyordu. Televizyonlara çıkıp PKK sözcülüğü yapan Yücel, Fırat Kalkanı Harekatı’na rağmen Türkiye’nin DEAŞ’la mücadele etmediği ve Kürtleri öldürdüğü yalanını söylüyordu. Yine Batı medyasının yazmaya tenezzül etmediği bir gerçek de Yücel’in evinde Gülen’in kitaplarından çıkması oldu.

İzmir’deki Diriliş Kilisesi pastörü Brunson ise FETÖ’nün yabancı din adamları ilgili sorumlusu Çetin Çalışkan ile yakın bir şekilde görüşüyor kimi zaman ise Çalışkan’ın örgüt evi olarak kullandığı dairede kalıyordu. Ancak Batı medyası bunların hiçbirini yazamazdı.

Berlin Kilisesi Devrede

Batı medyası bu sanıkların hepsinin suçsuz olduğunu ilan ederken bunu tüm dünyaya süslü yollardan duyurdu. Mesela Berlin Protestan Kilisesi piskoposu Markus Dröge’nin kilisesini akşam 18.00’da kapatmayıp yarım saat daha açık tutarak Türkiye’deki sözde yargı mağdurları için dua seansları düzenlediği ballandıra ballandıra yazıldı. Batı medyasında yazılmayan ise Dröge’nin yıllardır FETÖ vakıflarında dinler arası diyalog konferanslarına katılıp FETÖ’den bağış aldığıydı. Dröge’nin en yakın arkadaşlarından biri de FETÖ’nün Almanya sorumlularından Kadir Sancı’ydı.

Alman Medyasının Görmediği Alman Yargısı

Alman medyası Deniz Yücel’in PKK ve Piskopos Markus Dröge’nin FETÖ bağlantılarından tabii ki hiç bahsetmedi. Ancak konu Türk yargısına dil uzatmaya gelince yalanda sınır tanımadı. Alman medyasının en büyüğü Axel Springer’in yayın organları Welt, Bild ve onlarla sıkı bağlantı içinde olan FAZ tam bir dava adamı (!) olarak Türkiye’nin sözde hukuksuzluğunu farklı noktalara da taşıdı. Bild gazetesi “Erdoğan, Turistleri de mi Tutuklatacak” manşetiyle alçaklıkta çığır açtı. Tüm Almanlara Türkiye’ye gitmeme çağrısı yaptı. Oysa o gazetenin yıllarca yayın yönetmenliğini yapan ve halen yöneticisi olan Kai Diekmann bu manşetten günler sonra tatil için soluğu Bodrum’da aldı. Diekmann’ın bu ziyaretinde Batı medyasının yine kaçırdığı bir ayrıntı da vardı. Yıllardır bir taciz davasından yargılanan Diekmann müthiş derece bağımsız üstün Alman yargısının taciz şikayeti dosyasını kaybetmesi sonucu beraat etmiş ve kutlama için Türkiye’ye gelmişti.


DİĞER YAZILARI