CHP’nin Genlerindeki Darbecilik

The following two tabs change content below.
Ramazan Akkır

Ramazan Akkır

ra@ramazanakkir.com.tr
Ramazan Akkır

Latest posts by Ramazan Akkır (see all)

CHP tarihinin hiçbir döneminde darbelere ve muhtıralara karşı milletin yanında yer almadı. Sırtını askere yaslayarak iktidar olmayı hedefledi. Bu tavır basitçe CHP artı ordu eşittir iktidar şeklinde formüle edilir oldu. Yakın tarihimiz bu formülün neden olduğu trajik göstergelerle doludur. Tam da bu nedenle siyasi tarihimizi CHP-Darbe ilişkisi bağlamında hatırlamakta fayda vardır.

Türkiye 1959 yılına siyasi gerginlik ve gerilimler içerisinde girdi. Demokrat Parti’nin (DP) oyunu sürekli artırması ve bu duruma karşı CHP’nin halk ile irtibatının kopma noktasına doğru gerilemesi DP ile arasındaki gerilimi iyiden iyiye yükseltti. Eski bir komitacı olan İnönü ise oldukça öfkeliydi. Ne var ki demokratik prosedürler ve milletin kendisi, İnönü’ye karşıydı ve CHP’nin iktidarına da engeldi.

27 Mayıs’ın tanıklarından DP Kayseri Milletvekili Hakkı Kurmel, “Tahrik, İsmet Paşa’dan geldi. Alparslan Türkeş de genç subayları organize etti, toparladı ve bir ihtilal çukuru organize etti” ifadelerini kullandıktan sonra İsmet İnönü’nün darbedeki rolünü şu şekilde anlatır: “Demokrat Parti’nin 1957 seçimlerini kazanması, İnönü’yü hayal kırıklığına uğrattı ve yeni bir yola sevk etti. Ordu içindeki cuntalardan haberdar olan İnönü, askerlere haberler yollamaya başladı; ‘İhtilal yapsınlar’ dedi. Hatta daha da ileriye giderek; ‘Ne duruyorsunuz darbe yapsanıza’ diyerek kendine yakın subaylara emir vermekten de geri durmadı.”

İnönü’nün Gezisi Darbeye Zemin Hazırladı

Böylesi bir süreçte “çarık”larını giyen İnönü “Büyük Taarruz” adını verdiği bir Ege gezisine çıkar. Büyük Taarruz’un gerçekleştiği güzergah takip edilir. Gidilen her yerde ortak nokta tahrik edici konuşmalardır. Uşak’ta yapmış olduğu konuşmada İnönü DP’lileri kastederek, “37 sene evvel burada düşman başkumandanının kılıcını alarak Türk Başkumandanına teslim ettim” hatırlatmasını yapar. Amaç DP’nin sonu ile düşmanın Ege’den denize dökülmesi arasında bir analoji kurmak, DP’li seçmeni de Kurtuluş Savaşı’ndaki düşman ordusuna benzetmektir.

Kışkırtıcı konuşmalar Uşak, Kayseri ve Topkapı’da istenmeyen olaylara neden olur. Atılan bir taşın İnönü’nün kafasına isabet etmesiyle gerginlik had safhaya ulaşır. Kışlaların da kaynadığının farkında olan İnönü’nün stratejisi hem ordu hem de toplumu DP ile karşı karşıya getirmek, darbeye zemin hazırlamak, muhalif seçmeni kendi etrafında konsolide etmek ve bunalım görüntüsü meydana getirmek üzerine kuruludur.

DP iktidarının olayların önüne geçememesi işlerin çığırından çıkmasına yol açar. Gidişatın farkında olan İnönü askere açık mesaj verir: “Arkadaşlar, şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam.” Mesaj vermekle kalmaz İnönü, darbeyi ordu için bir şeref meselesi sayar, “Türk ordusu Kore ordusundan daha az şerefli değildir” der. Asker bu mesajları karşılıksız bırakmaz, yaklaşık bir buçuk ay sonra darbe gerçekleşir ve İnönü hedefine ulaşır.

Nitekim 27 Mayıs 1960 sabahı Türkiye tank sesleri ile uyandığında, İnönü’nün Ayten Sokak’taki evinin önü bayram yeri gibidir. Yanında bulunan ihtilal subayları ile beraber İnönü, evinin balkonundan sokakta toplanan CHP’lileri selamlar. İnönü iktidarın kokusunu almıştır. Darbenin ikinci günü Cemal Gürsel kendisini arayıp “Bir emriniz var mı?” diye sorduğunda İnönü, “Büyük bir iş yaptınız. Başarınıza yardımcı olmak için asıl ben sizin emrinizde olacağım” karşılığını verir. Gürsel de İnönü’nün sözlerini peygamber buyruğu gibi yerine getireceğini belirtir. Kısacası 27 Mayıs Darbesi’nin siyasi ayağını CHP ve ona yakın aktörler oluşturmuş ve ağır aksak yürümeye çalışan Türk demokrasisine cuntacıların üniforması giydirilmiştir.

 

CHP 12 Mart Muhtırası’na da Destek Verdi

CHP’nin antidemokratik tutumu, 12 Mart Muhtırası’nda da değişmez. CHP milli iradeyi ipotek altına almayı hedefleyen, toplum ve siyasete karşı darbe ve muhtıraların yanında saf tutar. Darbe bildirisi TBMM’de okunduğunda CHP’li milletvekilleri alkışlar. Öyle ki İnönü 12 Mart Muhtırası’nın hemen ardından “iki gözüm” diye hitap ettiği Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile görüşür, desteğini belirtir. Muhtıradan sadece beş gün sonra Bülent Ecevit’in tercümanlığında yabancı basına vermiş olduğu demeçte, “Teşebbüse geçmiş olan ordu, uzun zamandan beri devam eden ızdırabın ve bunalımın çaresiz bir hareketi olarak teşebbüs ettiği anlaşılıyor. Ordunun hedefinin, bir an evvel memlekette tabii hayatın, demokratik hayatın kurulup işlemesi olduğu anlaşılıyor” diyerek hem kayıt dışı siyaset ve askeri vesayete destek verir hem de muhtıra sonrası kurulan hükümete meşruiyet kazandırır.

Peki 27 Mayıs’ta İnönü’nün tercümanlığını yapan ve CHP geleneği içinde yetişen Bülent Ecevit’in durumuna ne demeli? 12 Mart Muhtırası’ndan sonra İnönü ile yollarını ayıran Ecevit hem 28 Şubat postmodern darbesini gerçekleştiren aktörlerin kararlarını uygulayarak milli iradenin aksine asker ve silahların gölgesinde siyaset yapmış hem de Fazilet Partisi milletvekili Merve Kavakçı’nın Parlamentodan atılması için vekilleri kışkırtmıştır. Hatırlayalım, Ecevit Meclis kürsüsüne çıkarak, “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu kadına haddini bildiriniz” diyerek rolünü oynamıştır.

Baykal, Laiklik Sosuyla Darbeyi Destekledi

Deniz Baykal ise 28 Şubat postmodern darbesini militan laiklik adına desteklemekten çekinmemiştir. Bu dönemde rejim muhafızlığına soyunan CHP laikliğin demir kafesine kendini hapsetmekten kurtulamaz. Hatta Baykal 28 Şubat aktörlerinin siyasal mühendislik faaliyetleriyle organizeli bir biçimde CHP’yi askeri vesayetin gölgesine konuşlandırmıştır. Öyle ki CHP ne 28 Şubat süreci ne 27 Nisan e-muhtırası ne de 367 garabetinde sahici, toplum ve siyaset merkezli demokratik bir politika ortaya koyabilmiştir. Dahası siyaseten apolitize olmuştur. Ordunun “adeta bir sivil toplum örgütü gibi çalıştığı” benzetmesini yapan Baykal dönemin başbakanı Necmettin Erbakan’a, “Ya laik devleti içinize sindirin ya da çekilin” diyerek tehditler savurmuş, siyasetin değil darbecilerin yanında yer almıştır.

CHP genel başkanı Baykal 2007 yılında de jure Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmaması de facto darbeye zemin hazırlamak için yapılan Cumhuriyet mitinglerine destek vermiştir. CHP tüm örgütleriyle asker şapkalı bu mitinglere katılmış ve bir “bunalım görüntüsü” oluşturmaya çalışmıştır. Dahası bir süre sonra CHP’den milletvekili olacak olan Birgül Ayman Güler, “Kemalist ordu konuşacak, üniversite konuşacak, yargı konuşacak” diyerek orduyu açıkça darbeye davet etmiştir. Güler’in “Kemalist ordu konuşacak” sözlerinden tam on üç gün sonra “tesadüfi” bir şekilde Genelkurmay Başkanlığı tarihe 27 Nisan e-muhtırası olarak geçen bildiriyi yayımlamıştır. Ardından yine tamamen “tesadüfi” olarak yargı mensubu Sabih Kanadoğlu’nun marifetiyle “367 krizi” ortaya çıkıvermiştir. Bu dönemde CHP’nin de desteği ile ordu, yargı ve üniversite siyaseti ipotek altına almaya çalışmıştır. “Sakın ha! Cumhurbaşkanı adayı olma” diyerek antidemokratik tavrını ortaya koyan Baykal’a göre Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olması da “Türkiye’de çatışma ve gerilimin çıkması” veya “kurumlar arasında huzursuzluk” anlamına gelecektir. Kısacası Baykal döneminde ordunun organik bir aparatı olan CHP, halkın talep ve beklentilerini Parlamentoya taşıyan siyasal bir parti olma özelliğini tamamen yitirmiştir.

Kılıçdaroğlu’ndan Darbe Çağrısı

CHP tarihinin en ilginç liderlerinden birisi “yeni CHP” iddiasıyla genel başkanlık koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Kılıçdaroğlu koltuğa oturur oturmaz bir taraftan CHP’nin genlerindeki darbeci geleneğe uygun olarak farklı vesayet odalarıyla açık veya örtük biçimde ilişki kurmuş diğer taraftan da selefi İnönü ve Baykal gibi darbe şartlarını olgunlaştırmaya çalışan hareketlere destek vermiştir. “Yeni CHP” iddiasıyla şövalyeliğe soyunan Kılıçdaroğlu ikircikli, tutarsız ve Türkiye karşıtı bir politika izlemeye başlamıştır. Neredeyse CHP Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün karşıtı odakların merkez üssüne dönüşmüştür.

Kılıçdaroğlu’nun siyasal zihniyetindeki darbeciliğin görünümleri şöyle açıklanabilir: Öncelikle Kılıçdaroğlu asker-siyaset ilişkisinin demokratik zemin üzerinde yeniden inşa edilmesine karşı çıkmıştır. Bundan dolayı Türk siyaseti, toplumu ve ekonomisinin kimyasını bozmuş olan 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına karşı çıkmıştır. AK Parti’ye muhalefet etmek adına hem siyasal bir akıl tutulmasına yakalanmış hem de askeri vesayetin devamını savunmuştur. 12 Eylül darbecilerinden hesap sorulması ve onların yargılanmasına direnmekle beraber toplumun beklentisi ve demokratik siyasetin değerlerine sırtını dönmüştür.

İkinci olarak Kılıçdaroğlu uzun süreden beri darbe şartlarını oluşturmaya ve kriz/kaos görüntüsünden güç devşirmeye çalışmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun Gezi Parkı Şiddet Eylemleri sürecindeki tavrını hatırlayınız. Türkiye’nin maruz kaldığı dış destekli asimetrik savaşın bir parçası olmasına rağmen maalesef Kılıçdaroğlu, terör örgütü FETÖ’nün darbeye zemin hazırlamak için tezgahladığı gün yüzüne çıkan şiddet eylemlerine destek vermiştir.

“Eylemcilerin tertemiz alınlarından öpüyorum. Onlara şunu söylüyorum; haklı talepleriniz var” diyerek hem vandallığı meşrulaştırmaya hem de FETÖ’nün kaos çıkarma ve darbeye zemin hazırlama projesine hizmet etmiştir. Her ne kadar Kılıçdaroğlu itiraf etmese de CHP’nin eski milletvekili Birgül Ayman Güler, “Parti yönetimimiz inkar etse de çok açık olarak 30 Mart mahalli idareler seçimlerinde cemaatle ittifak yaptık” diyerek Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ile iş birliğini ifşa etmiştir. FETÖ gibi antidemokratik vesayet odaklarının gölgesine sığınan Kılıçdaroğlu, tüm muhalifleri kendi hinterlandında toparlayarak gücünü konsolide etmeye çalışmaktadır. Ancak tercih edilen siyaset antidemokratik, gayri milli ve kayıt dışıdır.

Bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a başlattığı yürüyüşün hemen başında İsmet İnönü’nün 1959 yılında yapmış olduğu ve 27 Mayıs Darbesi’ne kapı aralayan Ege gezisini hatırlatması tesadüfi değildir. CHP genlerindeki darbecilik geleneği ile yeniden sahnededir. Fakat Türkiye artık o eski Türkiye değildir.


ra@ramazanakkir.com.tr

DİĞER YAZILARI