FETÖ Diasporası ile Mücadele

The following two tabs change content below.

Kadir Üstün Ozan Ceyhun Ramazan Yıldırım

Latest posts by Kadir Üstün Ozan Ceyhun Ramazan Yıldırım (see all)

Türkiye 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ ile hem içerde hem de dışarda yoğun bir şekilde mücadele ediyor. Devlete yuvalanmış FETÖ üyeleri adım adım temizleniyor. Büyük bir mesafe kat edildi. Aynı şekilde Gülen’in yönettiği terör örgütü ile Türkiye dışında da büyük bir mücadele var. Avrupa’dan Amerika’ya, Afrika’dan Arap coğrafyasına uzanan geniş bir alanda Türkiye örgütün ensesinde. Hem maddi hem de manevi bağlamda örgütün çökertilmesi için mücadele ediliyor. Bugüne dek yapılanlara ek olarak bundan sonra farklı neler yapılabilir sorusunu alanında uzman isimlere yönelttik. 15 Temmuz’un birinci yıldönümünde Kadir Üstün ABD’yi, Ozan Ceyhun Avrupa’yı ve Ramazan Yıldırım Arap coğrafyasını değerlendirdi.

Hazırlayan: Ebrar Üzümcü Takış

Türkiye, ABD Medyası ile Doğrudan Temas Kurmalı

Kadir Üstün (SETA Washington D.C. Genel Koordinatörü)

FETÖ elebaşı Gülen ve takipçilerinin uzun yıllardır dünyanın her yerinde eğitim, medya ve siyaset başta olmak üzere birçok alanda Türkiye’nin devlet kaynaklarını da kullanarak yoğun faaliyetler içerisinde bulunduğu bilinmektedir. Bu zaman zarfında hem insan kapasitesini hem de maddi kaynaklarını artıran örgütün dünyanın birçok ülkesinde ve bilhassa ABD’de hatırı sayılır bir güce ulaştığı herkesin malumudur. 17-25 Aralık operasyonları ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin devlet imkanlarından mahrum kalma sürecine giren örgütün hem meşruiyeti hem de etkisi azalma trendindedir. Daha önce kendini Türkiye devletinin adeta yurt dışındaki temsilcisi haline getirmeyi başaran örgütlenmenin artık bu kaynaklardan yoksun kalması şimdilerde kendi kaynaklarına yönelme mecburiyetini ortaya çıkarmıştır. Bu sürece rağmen FETÖ önümüzdeki dönemde özellikle Avrupa ve ABD’de Türkiye aleyhine siyasi çaba gösterecek örgütlü ve organik bir diaspora grubu olarak öne çıkacaktır.

ABD özelinde siyaset ve hukuk sistemini iyi okuyarak bu sistemin esaslarına göre örgütlenen FETÖ’nün özellikle Kongre üzerinde etkin olabileceğini söylemek mümkün. Bilhassa yerel siyasette Temsilciler Meclisi üyeleri, yargı ve iş dünyasıyla uzun vadeli ilişkiler geliştiren bu yapılanmanın Türkiye’yle ilişkilerin stratejik boyutunu daha fazla önemseyen ve bu tür örgütlü baskı gruplarının etkisine daha az açık olan Beyaz Saray, Dışişleri ve Pentagon gibi bürokratik kurumlar üzerindeki etkisi nispeten az olacaktır. Türkiye’nin Kongre üyesi senatör ve temsilcilerle ilişkilerini hem lobi faaliyetleri hem de ABD’de yaşayan Türk toplumu üyeleri aracılığıyla sağlam tutması gerekmektedir. Yine de Kongrenin FETÖ gibi ABD’de yerleşik, yerelde temsil kabiliyeti olan, örgütlü lobi ve baskı gruplarına daha açık olduğu unutulmamalıdır. Türkiye öteden beri Beyaz Saray ve federal bürokrasiyle daha iyi ilişkiler geliştirmeyi başarmış ancak ABD’de yerleşik Türk vatandaşlarının Kongre ile ilişkiler konusunda katkısını artırmakta gecikmiştir.

Önümüzdeki dönemde FETÖ’nün işini kolaylaştıracak önemli noktalardan biri de Amerikan liberal ana akım medyasının son zamanlarda Türkiye’de yaşananlara karşı takındığı negatif tavır olacaktır. 15 Temmuz darbe girişiminin ülke genelinde yarattığı travmayı anlamakta zorlanan veya görmezden gelen medyanın ürettiği sürmanşetler genel olarak Amerikan halkının ve daha özelde devlet ve siyasetçilerin kafasındaki Türkiye algısını negatif bir yere taşımaya devam etmektedir. FETÖ mensuplarının lobi faaliyetlerinde salt bu tür haberleri toplayıp kullanması dahi etkili olmaktadır. Zira ana akım medyanın yayın organları ortalama bir Amerikan siyasetçisi için temel haber kaynaklarından biridir. Bu bağlamda oldukça sınırlı etkisi olan PR kampanyalarına bel bağlamadan Amerikan basınıyla Türkiye’de yaşananlar konusunda gerçeklere dayalı bilgi alışverişini önceleyen, daha uzun vadeli ve organik ilişkiler kurulması gerekmektedir.

 

Avrupa’da Medya Organlarına ve STK’lara İhtiyacımız Var

Ozan Ceyhun (Daily Sabah Gazetesi Yazarı)

FETÖ özellikle Avrupa’da medya, lobicilik ve siyasal mücadele alanlarında Türkiye’ye karşı yoğun bir faaliyet içinde. “Buna karşı ne yapmalı?” sorusuna cevap vermeden önce “FETÖ şu anda ne yapıyor?” sorusunu cevaplandırmak isterim. FETÖ geçmişte ülkemizin tüm olanak ve zaaflarını kullanarak “ağlar”ını ördü. “Türkiye adına ve Türkiye için” kalkanının arkasına saklanarak bağlantılarını oluşturdu.

Avrupa başkentlerinde politikaya da sızmış durumdalar. Örneğin liberal milletvekilleri arasında “lobi bedeli ödenerek” FETÖ’ye hizmet etmekte olanlar var. Almanya, İngiltere ve Belçika’da bu şekilde kazanılmış isimler mevcut. Yine aynı şekilde Parlamentoda uzun yıllar Yeşiller Meclis Grubunun “Türkiye politikaları danışmanlığı”nı yapmış bir isim şu anda FETÖ firari sanıkları arasında. Aynı Parlamentonun Sosyal Demokrat Meclis Grubunun “Türkiye politikaları danışmanı” FETÖ’cülerle yakın olmakla nam salmış bir şahıs. Bir AB ülkesinde önemli bir siyasi partinin üst düzey bir yöneticisi geçmişte bizzat Fetullah Gülen ile görüştüğü tarihten beri bulunduğu ülkede FETÖ’ye “toz kondurmuyor.” 15 Temmuz’da FETÖ bu konumunu değerlendirdi. FETÖ üyesi gazeteciler Almanya ve Belçika gibi ülkelerde çalışmaya başladı.

Avrupa’da artan bir Türkiye kar- şıtlığı var. İş adamlarımız bin bir zorlukla boğuşmak zorunda bırakılıyor. Cezalandırılıyor. Çalışanlar iş yerlerinde çirkin lafları işitiyor ve gerektiğinde cevap verdikleri için de dışlanmaya maruz kalıyor. “Mobbing” uygulanıyor. Fakat yılmıyorlar. FETÖ ile mücadele için Avrupa ülkelerindeki insanlarımızı motive etmemiz gerekiyor. Onların nasıl bir politik baskı ve medya bombardımanı altında olduğunu unutmamalıyız. Medya organları ve STK’lara ihtiyacımız var. Aslında FETÖ’nün bu alanda yaptıklarını daha iyi yapar konumda olmalıyız. Avrupa’da

FETÖ ile mücadele aslında örgütle hiç muhatap olmadan Avrupalı muhataplarımızı doğru bilgilendirme mücadelesi olmak zorunda.

FETÖ’nün bir “mafya” olarak aslında Avrupa için nasıl büyük bir tehlike olduğunu anlatabilmeliyiz. Bunun için de bizim insanlarımızın siyasi partilerde, meclislerde yani yaşamın her alanında bulunduğumuz ülkenin politikacı ve gazetecileri ile yakın olması şart. Türkiye bu çabaları bizzat Avrupa ülkelerinde var olan ve mali sıkıntıya düştüklerinde satın alınabilecek TV kanalları ve gazeteleri alarak destekleyebilir. Türkiye derken özel sektörü kastediyorum.

Türkiye’deki Arap Medyası ile Daha Güçlü İlişki Kurulabilir

Ramazan Yıldırım (Ru’ye Türkiye Dergisi Genel Yayın Yönetmeni)

FETÖ 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yurt dışını mesken tutmuş bir örgüt değil. Son yirmi senedir dünyanın pek çok yerinde okullar aracılığıyla örgütlenmiş bir yapısı var. Dolayısıyla 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’de artık barınamayacağını anladığı andan itibaren çok rahat bir şekilde gideceği, sığınacağı birçok evi mevcut. Burada da tabii Türkiye’ye yönelik birtakım hesabı kitabı olan uluslararası güçler ve maşalar da FETÖ’yü kendi politikaları için kullandı. İslam dünyasında birçok ülkede özellikle de Afrika ülkelerinde eğitim kanalıyla örgütlenmiş bir yapısı vardı. Bunu Türkiye’nin gücünü kullanarak yapmıştı.

Cezayir’de ticari faaliyetler itibarıyla bir hareketlenme içinde oldukları görülüyor. Fas’ta birkaç tane liseleri vardı, üniversite kurma aşamasına gelmişlerdi fakat 17-25 Aralık’tan sonra Fas o süreci durdurdu. Çünkü hiçbir siyasi otorite geldiği ülkenin iktidarı, devleti ve milletiyle problemli olan bir yapıya kendi ülkesinde kucak açmak istemez. Sudan’da okulları ellerinden alındı, Maarif Vakfı’na devredildi. Nijer, Somali ve Afrika ülkelerinin büyük bir kesiminde okulları bıraktılar ve bu okulları o ülkelerin yönetimleri Türkiye’den giden Maarif Vakfı’na teslim etti.

Medya ayağına gelince, medyayı Arapça olarak çok aktif bir şekilde kullanıyorlar. Türkiye aleyhinde oluşabilecek her türlü bilgiyi çarpıtmaktan geri durmuyorlar. Mesela son Körfez krizinde resmen Suudi Arabistan’ın yanında yer alarak, Katar’a yönelik ablukayı destekler haberler yaptılar. Bunun üzerinden Türkiye’nin de aynı şekilde suçlu olduğunun altını çizdiler.

Özellikle Mısır’da Sisi darbesini ilk günden beri destekliyorlardı. Daha o zamanlar Mursi aleyhine haber yapıyorlardı. Gezi Parkı Şiddet Eylemleri sırasında Mursi ile Erdoğan’ın otoriterliği üzerine vurgu yapan haberler yayınlıyorlardı. Şimdi bunlarla mücadele etmek yine medyayla olur. Özellikle kamu diplomasisi alanında Türkiye’nin tezlerini anlatacak, doğru bilgiyi verecek mekanizmaların harekete geçirilmesi lazım.

TRT Arapça olsun, Anadolu Ajansı’nın Arapça kısmı olsun, buna benzer yapılar sivil alanda da olmalı. Bugün Türkiye’de yayın yapan ve Arap dünyasına hitap eden onlarca internet sitesi var. Belki bu aşamada tek çatıda bunları bilgilendirecek bir yapı kurulabilir. En azından Türkiye’de yaşayan Arap medya mensupları ile birebir temasa geçip onları birinci elden bilgilendirme yoluna gidilebilir.


DİĞER YAZILARI