OKUNAN

Hedef Türkiye-Katar İşbirliğinin Dönüştürücü Potan...

Hedef Türkiye-Katar İşbirliğinin Dönüştürücü Potansiyeli

The following two tabs change content below.
Erdal Tanas Karagöl

Erdal Tanas Karagöl

ekaragol@setav.org

Katar’ın son yıllardaki ekonomik görünürlüğü ve beraberinde elde ettiği siyasi konumu Körfez ülkelerinin birçoğunun bundan rahatsızlık duymasına ve en sonunda da ablukaya neden oldu. Bunun çok kısa sürede bölgedeki diğer ülkeler tarafından destek görmesi ise bölgede yeni bir denklemin kurulmaya çalışıldığına işaret etmektedir. Suudi Arabistan öncülüğünde Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Libya, Mısır ve Yemen kısa süre içinde Katar’a karşı ortak bir tutum alarak bir anda sınırları Körfez bölgesinin dışına taşan bir krize neden oldu. Bu durum diğer Körfez ülkelerini kontrol eden küresel güçler içinse bölgeyi domine etmek adına adeta bir fırsat oldu.

Bu noktada ilk düşünülmesi gereken ise hedefte neden Katar’ın olduğudur. Katar karşısında ortak tutum sergileyen bu ülkeler nasıl oldu da bu kadar hızlı bir araya gelebildi? Uygulanan yaptırımların gerekçeleri neler ve bu gerekçeler ne kadar gerçekçi? Katar üzerinden Körfez bölgesi yeniden şekillendirilmeye mi çalışılıyor? Katar’ın neden hedefte olduğunu bulduğumuzda tüm bu soruların yanıtlarına da ulaşmış olacağız.

Esas Sebep Enerji mi?

Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin bu noktaya getirilmesine sebep olarak Katar’ın terör örgütlerine destek sağladığı yönünde açıklamalar yapılsa da olayın iç yüzüne bakıldığında farklı sebepler olduğunu görmek mümkündür. Bu sebeplerin başında da Katar ile Suudi Arabistan arasındaki ekonomik ve dolayısıyla siyasi rekabet gelmektedir. İki ülke son yıllarda düşüş seyrinde olan petrol fiyatları yüzünden çoktan karşı karşıya gelmiş durumda.

Katar özellikle son yirmi yıl içinde sahip olduğu hidrokarbon rezervleri ve gerçekleştirdiği büyük çaplı enerji yatırımları sayesinde ekonomik gelişmişlik açısından oldukça fazla yol kat etti ve küresel enerji piyasalarında kendine sağlam bir yer edindi. Ülke bugün Rusya ve İran’dan sonra dünyanın üçüncü en büyük doğalgaz rezervi (yaklaşık 24,5 trilyon metreküp) ve aynı zamanda on üçüncü büyük petrol rezervine (yaklaşık 25,2 milyar varil) ev sahipliği yapıyor. Bu rezervlere yalnızca sahip olmakla kalmayan Katar yaptığı yatırımlar sayesinde dünyanın dördüncü en büyük doğalgaz üreticisi ve sekizinci en büyük petrol ihracatçısı konumuna geldi. Ülke nüfusunun az olması Katar’da iç talebin arz edilen enerji miktarından daha az olmasını sağlıyor. Dolayısıyla bu durum ülkenin enerji ihracatçısı konumuna yükselmesine yardımcı oluyor.

Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alanında geldiği nokta ve son yirmi yıldır yaptığı LNG yatırımları üretiminde büyük miktardaki artışı beraberinde getirerek ülkeyi 2006 yılından bu yana dünyanın en büyük LNG ihracatçısı ve küresel LNG piyasasının kurucusu konumuna yükseltmiş durumda. Üstelik LNG’nin sağladığı ticaret esnekliğini sonuna kadar kullanarak coğrafi olarak kendisine yakın olmayan ülkelerle dahi yakın ilişkiler kurabiliyor. Bugün Katar’ın LNG ihraç etmediği bölge neredeyse yok. İhracatının en büyük kısmını yaptığı Japonya, Güney Kore ve Çin sayesinde Asya pazarını domine ettiğini söyleyebiliriz. Hindistan, Tayland, İspanya, İngiltere, Belçika ve tabii ki Türkiye Katar’dan LNG ithal eden ülkeler arasında en göze çarpanlar.

Katar’da hidrokarbon ürünlerinin ihracatı gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde 55’ine karşılık gelmekte. Bu sayede 2000 yılında 17,76 milyar dolar olan GSYH’si 2015 yılı itibarıyla 165 milyar dolar seviyelerine yükselmiştir. Satın alma gücüne göre kişi başına düşen GSYH miktarı ise yaklaşık 130 bin dolara çıkmıştır. Diğer yandan ülkenin dünyanın diğer ülkelerinde yaklaşık 324 milyar dolarlık yatırımı bulunmakta. Katar’ın en çok yatırım yaptığı ülkeler arasında sırasıyla Fransa, İngiltere ve Almanya’dan sonra Türkiye yaklaşık 19 milyar dolar ile dördüncü sırada.

 

Katar’ın Yumuşak Güçleri

Ekonomik bir güç olmanın yanı sıra bölgesinde politik anlamda da güçlü denilebilecek bir aktör olan Katar’ın bu pozisyonunda sahip olduğu el-Cezire medya grubunun payı büyük. Bölgedeki diğer medya kuruluşlarından daha farklı bir yayıncılık anlayışına sahip olması dünyanın birçok ülkesinden insanın el-Cezire’yi takip etmesini ve Katar’ın bölgesinin ötesine geçmesini sağlıyor. Özellikle Arap Baharı sırasında da el-Cezire’nin farklı tutumuyla öne çıktığı bilinmekte.

Bir de Katar Havayolları var tabii. Barcelona gibi dünya devi bir futbol kulübüne sponsor olmasından sonra Katar Havayolları bugün dünyanın hemen her ülkesinde biliniyor. Diplomatik yaptırımlara söz konusu karşıt ülkelerin hava sahalarının kapatılmasının da dahil olduğunu göz önünde bulundurmak gerek. Ulusal havayolu şirketi üzerinden ülkenin uluslararası platformdaki imajı zedelenmeye çalışılırken ekonomik olarak zarara uğratılmaya çalışıldığı da açık.

2022 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanan ve bu sebeple birçok inşaat ve altyapı yatırımının altına imza atan Katar, gerçekleştirilecek bu organizasyon ile birlikte ciddi bir ekonomik gelir beklentisi içine de girmiş durumda. Ancak son yapılan açıklamalarda kupanın Katar’da düzenlenmesi kararının gözden geçirileceği belirtildi. Bu gelişmeler göstermektedir ki Katar dört koldan abluka altına alınmış durumda. Ülke hem ekonomik hem kültürel hem de siyasi olarak zayıflatılmaya çalışılıyor.

Katar’ın enerji sektöründeki yükselişi ve ekonomideki görünürlüğü şimşekleri üzerine çekmesine neden oldu. Ekonomisi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanan ve dünyanın en büyük petrol üreticisi ve ihracatçısı konumunda olan Suudi Arabistan’ın da düşen petrol fiyatları nedeniyle içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları aşması gerekiyor. Bu sebeple bölgesinin nüfus ve yüz ölçümü olarak en küçük ülkelerinden biri olan ve yükselişi hız kazanan Katar’ı kendisine hedef seçti. Çünkü kendi çıkarlarına hizmet etmediği gerekçesi ile bölgenin yaramaz ve söz dinlemez çocuğu olarak görülen Katar’ın kendi kontrolü altında olması Suudi Arabistan’ın menfaatlerine daha uygun.

Türkiye ve Katar Birlikteliği

Bu süreçte en çok göze çarpan şüphesiz Türkiye’nin Katar konusundaki tutumudur. Başta enerji ve ticaret olmak üzere iki ülke arasındaki ilişkiler son dönemde oldukça ilerlemiştir. 2008 yılından bu yana Türkiye’nin Katar’a gerçekleştirdiği ihracat miktarı sürekli bir artış içindedir. Katar’ın Türkiye’deki yatırımları ve Türkiye’nin Katar’daki ticari faaliyetleri de iki ülke arasındaki ticaret hacminin artıyor oluşunu kanıtlar niteliktedir. Katar aynı zamanda Türkiye’nin spot piyasadaki en büyük LNG tedarikçisi. Türkiye spot piyasa üzerinden ithal ettiği LNG’nin yaklaşık yüzde 70’ini Katar’dan almaktadır. Bu durum Türkiye’nin diğer doğalgaz ihracatçısı ülkelere olan bağımlılığının azalmasına katkı sağlamaktadır.

Kara sınırı bulunan tek ülke olan Suudi Arabistan’ın sınırlarını kapatması ile gıda ve insani ihtiyaçlarının neredeyse yarısını temin edemez hale gelen Katar’a Türkiye destek olmaktadır. Yaptırımların başladığı günden bu yana Türkiye daha önce hiç ihraç etmediği ürünleri bile Katar’a göndermeye başladı. Bu süreçte Türkiye için Katar’da yeni bir pazar oluşmuş durumda ve iki ülke eskisine göre daha fazla yakınlaşmaktadır.

Bütün bunların hepsini göz önünde bulundurduğumuzda Katar’a yapılmaya çalışılanların nedeni anlaşılmaktadır. Bölgesindeki güç odaklarından biri olan Katar’ın yine bölgenin önde gelen ülkelerinden Türkiye ile yakınlaşması bölgeyi yeniden şekillendirme potansiyeli taşımaktadır. Bu sebeple söylenebilir ki bölgede yaşanan yeni bir durum değil. Küresel güçler bölgedeki diğer ülkeleri yanlarına alarak Katar’ın Körfez’de yeni bir denklem oluşturmasını ve Türkiye ile birlikte dengeleri değiştirmesini engellemek istiyor. Yeni bir düzenin önüne geçip alışılagelmiş düzenin devam etmesini sağlamak ve bugün Katar yarın bir başkası üzerinden denklem değiştirme potansiyeline sahip olan tüm ülkeleri kontrol altına almak söz konusu yaptırımların temel hedefidir.


ekaragol@setav.org

DİĞER YAZILARI