Katar Tecridinin Anlamı ve Hedefi

The following two tabs change content below.
Muhittin Ataman

Muhittin Ataman

mataman@setav.org

Körfez ülkeleri benzer dinsel, toplumsal, siyasal ve ekonomik kalkınma düzeyine sahip Arap Yarımadası’ndaki altı ülke (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri-BAE, Katar, Umman, Bahreyn ve Kuveyt) için kullanılan bir ifadedir. Bu ülkeler uzun süre İngiliz mandası ve dolaylı hakimiyeti altında kalan ve Suudi Arabistan hariç bağımsızlıklarını son dönemde kazanan ülkelerdir. 1979 yılındaki devrimden sonra İran’ın devrim ihracı stratejisini tehdit olarak algılayan bu ülkeler 1981 yılında İran’a karşı Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) kurdu.

Aralarındaki bazı siyasi farklılıklara rağmen KİK kısa süre içinde hem Ortadoğu hem de Arap ve Müslüman dünyasının en etkili bölgesel bütünleşme örgütüne dönüştü. Kendine has özellikleri dolayısıyla 2010 yılı sonlarında patlak veren Arap isyanları sürecinde bölgenin neredeyse tek istikrar adası olarak kaldı. Ancak Arap isyanlarının üçüncü yılında (2013’te) KİK üyeleri arasında önemli siyasi farklılıklar baş göstermeye başladı.

İlk Kırılma: Mısır Darbesi

2013 yılında Mısır’da ülkenin ilk seçilmiş cumhurbaşkanına karşı bir askeri darbe gerçekleştirildi. Bu darbe sırasında Katar seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve temsil ettiği Müslüman Kardeşler Hareketi’nin yanında yer alırken diğer Körfez ülkeleri ise -özellikle Suudi Arabistan ile BAE- diplomatik ve finansal imkanlarını darbeci Sisi için seferber etti. Bu siyasi farklılaşma KİK içindeki en ciddi siyasi krize neden oldu. Katar bölgedeki değişim güçleri ve halk nezdinde makbul aktörlerin yanında yer alırken Suudi Arabistan ile BAE otoriter ve monarşik elitist aktörlerin statükocu politikalarına destek verdi.

Öte yandan Körfez ülkelerinin İran’a bakışlarında da ciddi farklılıklar görülmeye başlandı. Katar ve Umman İran ile daha yakın ilişkiler içinde iken Kuveyt ortada bir konumda yer aldı. Geri kalan üç ülke ise tam İran karşıtı bir pozisyonu benimsedi.

Arap isyanları sürecinde çatışan tarafların desteklenmesi Körfez ülkelerini karşı karşıya getirdi. Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn terör örgütü olarak ilan ettikleri Müslüman Kardeşler ve benzeri halk hareketlerine destek vermesini gerekçe göstererek 5 Mart 2014 tarihinde Katar’ın başkenti Doha’daki büyükelçilerini geri çekti. Aynı yılın sonlarında ülkeler anlaşarak ilişkiler normalleşti. 24 Mayıs 2017’de Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Sani’nin yaptığı bir konuşma gerekçe gösterilerek Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn Katar’ı tecrit eden kararlar aldıklarını açıkladı. ABD başkanı Trump da yaptığı açıklamada tecrit kararını desteklediğini hatta ilk olarak kendisinin istediğini belirtti.

Arap Baharı ve Farklılaşan Politikalar

Öncelikle bu tedbirler Arap isyanları sürecinde Katar ve Türkiye’nin temsil ettiği siyasal söyleme karşı alınmıştır. Arap dünyasındaki halka dayalı değişim güçlerine destek veren Katar’ın bölgedeki etkinliğine bir darbe indirilmek istenmektedir. Arap isyanlarında toplumsal ve devrimci muhalefetin başını çeken Müslüman Kardeşler ve onun çizgisinde siyaset yapan HAMAS, Nahda ve Islah gibi İslami hareketler Körfez ülkeleri tarafından tehdit olarak görülmeye başlandı. Bu devrimci halk hareketi dalgasının kendi ülkelerine ulaşmadan diğer ülkelerde bastırılmasını amaçlayan Körfez ülkeleri karşı harekete geçerek Arap isyanlarının başarılı olduğu bütün ülkelere müdahale ettiler. Özellikle Suudi Arabistan ile BAE’nin müdahaleleri sonucunda Mısır’da askeri darbe yapıldı, Yemen ve Libya’da devlet otoritesi çöktü, Filistin siyasetinde bölünme sürdü ve Suriye’deki kriz derinleşerek devam etti. Bölgedeki bütün geleneksel İslami yapılar ve aktörler ötekileştirilerek kuşatıldı. Körfez ülkeleri Katar’ın bölgesel muhalefeti temsil eden bu aktörlere desteğini kesmesini sağlamaya çalışmaktadır.

Uygulanan tecridin Katar’ın teröre destek veren bir ülke olmasına tepki olduğu iddia edildi. Ancak hemen belirtmek gerekir ki Katar’ın İslami hareketlere yakınlığını teröre destek şeklinde okuyan devletlerin iddiası temelden yoksundur.

Çünkü bölgesel ve küresel devletlerin teröre destek veren ülkeler sıralamalarında Katar hep en sonlarda gelmiştir. Geçmişte İran, Irak ve Suriye teröre destek veren ülkeler ilan edildi. Hatta Suudi Arabistan 11 Eylül saldırıları sonrasında Batı’da en çok tartışılan ülkelerden biri oldu. Hatta ABD Kongresi 2016 yılı sonlarında Riyad’ı suçlayan ve cezalandırılmasını öngören JASTA Yasası’nı çıkardı. Bölge siyasetini takip edenler Riyad’a verilecek cezayı tartışmaktaydı. Katar ise daha önce bu terör tartışmalarının içinde hiç yer almadı.

Katar’ın 1990’lı yıllarda başlattığı açılımların sonucunda elde ettiği bölgesel aktivizm ve artırdığı yumuşak gücü sayesinde bölgesel bir aktör olarak temayüz etmiş olması Suudi Arabistan ile BAE’nin tepkisini çekmeye başladı. Görece çok daha küçük olan Katar’ın bağımsız bir siyaset izlemesi kabul görmedi. Ayrıca özellikle Suudi Arabistan ikinci veliahtı Muhammed bin Selman ile BAE veliahtı Muhammed bin Zayid’in Katar’ın oynadığı bu etkili rolden rahatsız olduklarına dikkat çekildi.

Katar sahip olduğu kurumlarla Arap dünyasının gündemini belirleyecek bir ülke haline gelmiştir. Ülkenin etkili hayır kurumlarının Körfez ülkeleri tarafından terörist kurumlar olarak ilan edilmesi ise manidardır. Tek başına el-Cezire televizyon kanalları Arap dünyasında en fazla seyirciye ulaşan yayınları gerçekleştirmektedir. Monarklara değil halka yakın yayın yapan bu kanallar Arap halklarında ciddi bir siyasal farkındalık oluşmasına katkı sağlamıştır. Arap dünyasının muhalif aydınlarını barındırması da etkinlik alanını genişletmiştir. Katar sadece Yusuf Kardavi ve Halid Meşal gibi İslam alimleri ve siyasetçilerini değil aynı zamanda Azmi Bişara gibi seküler aydınları da Doha’da misafir etmektedir.

Katar’ın Bağımsız Politikaları

Katar’ın izlediği bağımsız dış politikanın en önemli kaynağı olan ekonomik kalkınma hamlesi ve uluslararası piyasalardaki etkinliği bölgesel rakiplerini endişelendirmiştir. Doğalgaz rezervleri bakımından dünyada üçüncü sırada yer alan Katar sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatında ise birinci sırada bulunmaktadır. Katar doğalgaz piyasasındaki etkinliği konusunda önemli aktörler olan İran ve Rusya ile birlikte hareket etmektedir. Ekonomik alandaki tercihleri de diğer Körfez ülkelerinden farklılık arz etmektedir. Öte yandan Suudi Arabistan her geçen yıl daha ciddi ekonomik sorunlarla karşılaşmakta ve bu alanda kısıntılara gitmek zorunda kalmaktadır.

Katar’a tecrit uygulayan Körfez ülkeleri Doha’nın Tahran ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmasını da buna gerekçe göstermektedir. Katar’ın İran ile ilişkilerini birkaç başlık altında değerlendirmek mümkündür. Bir kere Katar’ın İran ile ekonomik ilişkilerini geliştirmesi bir sorun olmamalı çünkü BAE de benzer şekilde İran ile yakın ekonomik ilişkiler içinde bulunmaktadır. Dolayısıyla bu bir suç unsuru teşkil etmemektedir. Ayrıca Katar, Suriye ve Yemen krizlerinde İran karşıtı bir siyaset izlemektedir. Yemen’de Suudilerin öncülüğündeki koalisyon güçlerine doğrudan destek vermiştir. Suriye iç savaşında ise İran’ın müttefiki Esed rejimine karşı mücadele eden muhalif gruplara dayanak olmaktadır.

Son olarak Katar’ın Türkiye ile ilişkilerinin Körfez ülkelerini rahatsız etmesi dolayısıyla cezalandırıldığı tartışılmaktadır. Arap isyanlarının başından itibaren benzer politikalar izleyen Katar ile Türkiye bölgesel değişimden yana ülkeler olarak ön plana çıktılar. Bu iki ülkenin bölgedeki muhalefet hareketleriyle ilişkileri, Suriye’deki muhalif grupları ve Libya’daki meşru hükümeti desteklemeleri, Batılı ülkeleri ve onlara bağımlı siyaset yapan Körfez ülkelerini rahatsız etmiştir. Batılı ülkelerin Türkiye’yi ötekileştirdiği bir dönemde Doha’nın hem diplomatik hem de ekonomik olarak Ankara’ya destek vermesi rahatsızlık oluşturmuştur. Katar’ın Türkiye’ye büyük yatırımlar yapması ve 2014 yılında iki ülkenin imzaladığı antlaşma ile Türkiye’nin Katar’da bir askeri üs kurmaya karar vermesi bölgesel dengeleri değiştirecek “olumsuz” hamleler olarak nitelendirilmiştir.

Netice itibarıyla Suudi Arabistan ve BAE’nin bölgesel dinamikleri yanlış okuyarak aldıkları bu tecrit kararı hiçbir tarafa fayda sağlamayacaktır. Katar’ın haksız bir şekilde cezalandırılmaya çalışılması Körfez ülkelerinin de aleyhine olacak ve kendi meşruiyet, istikrar ve geleceklerini sorgulanır hale getirecektir. Diğer yandan ABD başkanı Trump’ın hem Katar’ı teröre destek veren bir ülke olarak ilan etmesi hem de 12 milyar dolarlık savaş uçağı alım antlaşması imzalaması ve Amerikan savaş gemilerinin Katar’da ortak tatbikat yapması Körfez krizinin ciddiyetsizliğini ortaya koymaktadır.


DİĞER YAZILARI