Neo-Gladyo: FETÖ

The following two tabs change content below.

Ferhat Ünlü

Latest posts by Ferhat Ünlü (see all)

FETÖ-Gladyo ilişkisinin aydınlatılması örgütün kodlarını çözmek açısından önemlidir. Bu konuda 15 Temmuz’dan sonra ciddi mesafe kat edildi. Devletin arşivindeki istihbari bilgi notları, komisyon raporları ve iddianamelerden oluşan FETÖ külliyatı bize gösteriyor ki FETÖ, Gladyo’nun yeni sürümü. Bir başka deyişle Neo-Gladyo.

“1971 yılında Vehbi Koç’un evinde bir toplantı düzenlendiği ve bu toplantıya Fetullah Gülen, Vehbi Koç, dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür ve aralarında TSK mensubu olan önemli isimlerin katıldığı iddia edilmiştir. MİT ile ilişkili olduğu düşünülen Yaşar Tunagür Edirne’deki vaizliği sırasında Gülen’le tanışıp derin bir dostluk kurmuş ve Gülen’i himayesine almıştır. 1970’li yıllarda Fetullah Gülen’in Komünizmle Mücadele Derneği üzerinden ABD istihbaratı ile birlikte hareket eden MİT’e angaje edildiği ve Gülen örgütlenmesinin ABD-MİT iş birliği ile kurdurulduğu iddia edilmekte ve söz konusu toplantı bu iddianın en kuvvetli delillerinden biri olarak değerlendirilmektedir.”

Yukarıdaki alıntı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonunun hazırladığı rapordan. 17-25 Aralık 2013’ten bu tarafa bu tür FETÖ raporlarının sayısı birdenbire arttı. Öyle ki ciddi bir FETÖ külliyatı oluştu. Alıntıda bahsi geçen Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) bu külliyata dahil bir yazısından alıntıyla devam edelim. MİT’in bahsi geçen komisyona gönderdiği 22 Mayıs 2017 tarihli yazısından:

“FETÖ/PDY’nin lider kadrosunda yer alan Mustafa Özcan’ın 10/10/2013’te F. Gülen’i; MİT Müsteşarlığı’nın ABD’de örgüte karşı yürüttüğü faaliyetlerden ‘irtibat kanalları’ aracılığıyla haberdar olduğundan bahisle uyarması örgütün yabancı istihbarat servisleriyle ilişkisi bağlamındaki somut/ spesifik vakalardan biridir.”

Bu iki alıntı arasındaki nüans yani Türkiye’nin istihbari manada tamamen NATO/ABD güdümünde olduğu dönemlerden bu alanda kısmen bağımsızlık kazanabildiği bugünlere kırk yıllık evrim sürecinin ipucunu veriyor.

1970’li yılların MİT’i tarihsel koşullar gereği NATO/ABD ve dolayısıyla Gladyo ile iyi geçinen bir teşkilattı. Çünkü tıpkı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) gibi onun etkisindeki MİT de esas olarak NATO’yu “üst akıl” kabul eden bir kurumdu. Günümüzde durum Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasal liderliğinde süren dönüşümün bir sonucu olarak hatırı sayılır ölçüde değişmiştir. Ancak şu bir gerçek ki hala kat edilecek yol var.

CIA Şube Müdürlüğü!

1950’li yıllar MİT’in ödeneklerinin, 1970’li yıllar da Özel Harp Dairesinin ödeneklerinin ABD’den geldiği yıllardı. İlkini MEH (Milli Emniyet Hizmeti RiyasetiMİT’in atası olan teşkilat) Reisi Behçet Türkmen’in açıklamalarından, ikincisini eski Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın 1974’te dönemin başbakanı Bülent Ecevit’e söylediklerinden biliyoruz.

Gülen’le 1971’de görüştüğü ileri sürülen Fuat Doğu’nun TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Başkanvekili Selçuk Özdağ’a söylediği belirtilen şu sözü de yeri gelmişken aktarmak elzem:

“Ben MİT Müsteşarlığı yapmadım, CIA’in şube müdürlüğünü yaptım. Bir CIA yetkilisi gelse, beni Sinop’a götür dese onu oraya götürmekle memurum.”

SETA İstanbul Genel Koordinatörü Fahrettin Altun, Sabah gazetesindeki 29 Aralık 2016 tarihli yazısında Fuat Doğu’nun bu söylemini Özdağ’ın tanıklığına dayanarak aktarmıştı.

1950’li, 60’lı ve 70’li yılların Türkiyesi’nde NATO/ Gladyo çizgisinin dışına çıkmak suikasttan darbeye ABD menşeli bir dizi komplo faaliyetine mesnet teşkil ederdi. Adnan Menderes 1960 Darbesi’nden önce Gladyo’nun gözetimindeki Özel Harp Dairesini Kıbrıs’ta kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) üzerinden milli amaçlarla kullanmaya çalışmasının bedelini canıyla ödedi. Bir başka deyişle TMT Türkiye’nin NATO ve Gladyo’ya rağmen milli imkanlarıyla kurup desteklediği bir örgüttü. 1960 Darbesi bu örgütü bitirdi, Gladyo’yu güçlendirdi. 1950’lerin sonunda TMT üzerinden Menderes’e kurulmak istenen kumpasın bir benzeri 2014’te MİT tırları üzerinden Erdoğan’a da kurulmak istendi. Ancak başarılı olunamadı.

Gladyo Türkiye’de El Değiştirdi

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)-Gladyo ilişkisinin izini sürmek için 1950, 60, 70, 80 ve hatta 90’lı yıllardaki ABD-Türkiye bağlantılarının şifrelerini çözmek şart. NATO’nun Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye başta olmak üzere kendi üyesi olan ülkeleri denetlemek üzere 1950’li yıllarda kurduğu Gladyo örgütlenmesi 1990’lı yıllarda İtalya başta olmak üzere kimi Avrupa ülkelerinde tasfiye oldu. Daha doğrusu bir suikast ve sabotaj örgütü olmaktan çok istihbari faaliyet yürüten daha yumuşak bir forma dönüştü. Almanya’nın istihbaratta ABD güdümünde olması bunun göstergelerinden biridir.

Aynı yıllarda Türkiye’de ise Gladyo el değiştirdi. ABD/CIA bir “False Flag” (Sahte Bayrak) operasyonu örneği olarak kurup büyüttüğü FETÖ’yü eski Gladyo yapısının yerine yerleştirdi. Sahte Bayrak düşman bir unsurun içine ondan bir parçaymış gibi sızma operasyonlarına verilen ad. FETÖ’nün de özellikle 1980 Darbesi’nden sonra ABD’nin Yeşil Kuşak projesinin bir parçası olarak büyütüldüğünü görüyoruz. Boşuna değildir 12 Eylül ve 28 Şubat’ta FETÖ’nün korunup kollanması.

TBMM Komisyonunun raporunda yer alan 28 Şubat sürecine ilişkin şu cümleler dikkat çekicidir:

“Her ne kadar Fetullah Gülen 1999 yılında ABD’ye kaçmış olmasından dolayı 28 Şubat sürecinin mağduru gibi görünmeye çalışsa ve örgütünce bu şekilde bir algı yaratılmaya çalışılsa da, geriye dönüp bakıldığında 28 Şubat sürecinin Türkiye’deki en büyük kazananının Fetullah Gülen ve örgütü olduğu söylenebilir.”

28 Şubat’ın da NATO’cu bir müdahale olduğu müdahalenin mimarlarından Çevik Bir’in mesleki kariyeri ve özgeçmişinden bellidir.

FETÖ, Küresel Gladyo Olarak Çalışıyor

FETÖ şimdilerde 7 Şubat 2012’de ayak sesleri duyulan ve 15 Temmuz 2016’dan sonra topyekun mücadeleye dönüşen devlet-paralel devlet çatışmasıyla Türkiye’de tasfiye olmaya başladıktan sonra küresel Gladyo olarak faaliyetlerini yoğunlaştırmaya yöneldi. Özellikle tipik Gladyo örgütlerinden farklı olarak faaliyetlerini NATO dışı ülkelerde sürdürüyor. Afrika ve Orta Asya ülkeleri başta olmak üzere…

FETÖ’nün 90’lı ve 2000’li yıllardaki faaliyetleri tamamıyla aydınlatılabilmiş değil. 2000’li yıllardaki Hablemitoğlu, Dink, Zirve, Santoro ve Danıştay suikastlarında FETÖ parmağının olduğu biliniyor. Örgütün ETÖ (yıllarca Ergenekon Terör Örgütü) diye diye FETÖ’ye dönüştüğü sürecin kodları bu suikastlarda saklı. Bütün bu suikastlar CIA’in Türkiye’ye yönelik 2000’li yıllardaki operasyon planlarının bir parçasıydı.

Örgütün CIA ile ilişkisinin şifrelerini ise MİT’in TBMM Komisyonuna gönderdiği yazıda bulabiliriz:

“Örgütün kod isim ve operasyonel hat/telefon kullanma gibi gizliliğe ilişkin yöntemler uygulaması, stratejik kurumlarda ortam dinlemesi yapma, telefon kayıtlarını ele geçirerek yasa dışı dinlemeler gerçekleştirme ve delil üretme gibi illegal faaliyetlerde bulunması, örgütün faaliyetlerini bir ya da birkaç istihbarat servisinin şemsiyesi altında geliştirdiği düşüncesini güçlendirmektedir.

FETÖ’nün yabancı istihbarat servisleri ile irtibatına yönelik iddialar açısından;

– FETÖ/PDY lideri F. Gülen’in ABD’den ikamet izni alabilmesi için referans olan şahıslar arasında, eski CIA yetkilileri Graham Fuller ve George Fidas’ın da bulunduğunun ileri sürülmesi,

– FETÖ/PDY’nin sözcüsü konumundaki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın eski başkan yardımcısı olan ve 15 Temmuz sonrası ölen Cemal Uşşak’ın 15/01/2014’te, Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli Alman İstihbarat Servisi (BND) Temsilcileri ile gerçekleştirdiği görüşmede, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik durumuna ilişkin muhataplarına açıklamalarda bulunması, BND Temsilcisi’nin ise Cemal Uşşak’a; “17 Aralık Operasyonu, Türkiye’den Suriye’ye giden yardımı MİT’in mi Emniyet’in mi organize ettiği, seçimler sonrasında Türkiye’de nelerin yaşanacağı” hususlarında sorular yöneltmesi ve tarafların karşılıklı olarak ‘dershanelerin kapatılması, demokratikleşme süreci, paralel devlet, derin devlet, F. Gülen Hareketi’ gibi konulardan bahsetmesi,

– FETÖ mensubiyeti nedeniyle görevden alınan üst düzey Emniyet personelinin görevde bulundukları dönemde çok sayıda yabancı istihbarat servisi ile örgüt lehine temasta bulunması,

– Stratejik devlet kuruluşlarında kritik görevlerde bulunan FETÖ mensubu şahısların, sahip oldukları bilgi ve belgelerle yabancı ülkelere kaçması, örgütün yabancı istihbarat servisleriyle ilişkisi bağlamındaki somut vakalardandır.

FETÖ, NATO’dan Yardım İstiyor

CIA ilişkisine dair bir başka tezi de 15 Temmuz Genelkurmay çatı iddianamesinden aktaralım: “Fetullah Gülen ile CIA ilişkisi, 1983 yılında Moon Tarikatı’nın Türkiye’deki uzantısı Kasım Gülek üzerinden sağlanan irtibatla başlamıştır. Resmi adı Birleştirme Kilisesi olan Moon Tarikatı’nı kullanarak komünizme karşı blok oluşturmak isteyen ABD, Türkiye’de komünizmle mücadele kuruluşlarına destek vermiştir.”

FETÖ 15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra üst aklı olan ABD ve NATO’ya sığındı. Hatta sığınma süreci 17-25 Aralık sürecinden sonra alenileşti. Gülen dış güçleri açıkça yardıma çağırır hale geldi. Misal 17 Kasım 2015’te AB, NATO ve bazı süper güçlerin birliği olmasa örgütünün faili meçhullerle zift kuyularına atılarak öldürüleceğini söyleyebildi.

FETÖ-Gladyo ilişkisinin kapsamlı araştırmalarla aydınlatılması, örgütün kodlarını anlamak açısından son derece önemli. Bu konuda 15 Temmuz’dan sonra geçmişe oranla ciddi mesafe kat edildi.

15 Temmuz her ne kadar FETÖ’nün koçbaşı olduğu bir darbe girişimi olsa da şayet başarıya ulaşsaydı muhtemelen NATO tarafından da benimsenecekti.

TSK’nın NATO’nun güdümünden tamamen çıktığı tarih olarak 15 Temmuz 2016 milat alınabilir. Gerçek ordu (millet) darbe girişiminde duruma el koymuş ve TSK’ya “Sen FETÖ’nün, NATO’nun değil benim ordumsun” demiştir.

FETÖ 1980’li yıllardan bu tarafa TSK’nın NATO güdümünde olduğu dönemlerde orduda örgütlenebilmiştir. Elbette NATO’nun bilgi ve onayı ile…

15 Temmuz bu süreci tamamen tersine çevirmiştir. Bu açıdan çok önemli bir milattır, tarihin kırılma anıdır. 15 Temmuz FETÖ’nün Türkiye’den topyekun tasfiyesi sürecinin de miladıdır. FETÖ ile mücadele sürecinden önce yurt dışında bulunan ve bu süreçten sonra yurt dışına kaçan kişilerin artık bir diaspora oluşturduğu muhakkak. O diasporanın neferlerini NeoGladyo olarak kodlanıp dünya coğrafyasına sürülmüş FETÖ’nün kurşun askerleri olarak nitelendirmek yanlış olmaz.


DİĞER YAZILARI