OKUNAN

YERLİ OTOMOBİL: Hayali Gerçeğe Dönüştürmek Mümkün...

YERLİ OTOMOBİL: Hayali Gerçeğe Dönüştürmek Mümkün

The following two tabs change content below.
Nurullah Gür

Nurullah Gür

nurullahgur@yahoo.com

Yerli otomobil üretiminde yeni bir sürece girdik. Hem yerli otomobil üretimine dair güçlü bir siyasi irade var hem de Türkiye’nin önemli şirketleri tecrübe ve kaynaklarıyla birlikte elini taşın altına soktu. Bu girişimle ilgili halkta da belli bir heyecanın oluştuğunu görüyoruz. Bunlar sanayi üretimi, istihdam ve ekonomik büyüme açısından sevindirici ve umut verici gelişmeler.

Ne yazık ki Türkiye’de herkesin aynı istek ve heyecana sahip olduğunu söylemek güç. Bu girişime umutsuz ve alaycı bakanlar da var. “Dünyanın hızla değiştiği bir ortamda otomobil üretmenin önemi kalmadı, bizim bilişim teknolojileri gibi alanlara yönlenmemiz gerekiyor; devletin paraları bu işlerle çarçur ediliyor; Alman, Amerikan ve Japon devlerinin olduğu piyasada biz araba satamayız” gibi çeşitli gerekçelerle projeyi küçümseyen veya kendi ülkesinin tecrübe ve insan kaynağına güvenmeyen bir kesim var. Bu kesimin atladığı önemli noktaların olduğu kanısındayım.

Otomotiv Sektörü Değişim Döneminde

Öncelikle imalat sanayii ve otomotiv sektörünün öneminin azalmadığının altını çizmek gerekiyor. Tam tersine küresel finans krizinden sonra ekonomide üretkenliği artıran ve istihdam yaratan temel alanın imalat sanayii olduğu yeniden anlaşıldı. ABD ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerin başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülkelere kaptırdıkları sanayi üretimini tekrardan kendilerine çekmeye yönelik çabaları ortada.

Dünya genelinde sanayi ile teknolojinin daha önce hiç olmadığı kadar iç içe geçtiği radikal bir yapısal dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümün en çok hissedildiği alanların başında otomotiv sektörü geliyor. Otomotiv sektöründeki üretim yapısı çok ciddi bir değişim içerisinde. Hantal hareket eden ve yeniliklere direnen firmalardan ziyade esnek bir yapıya sahip ve yeniliklerden korkmayan firmalar bu sektörü yakın gelecekte domine edecekler. Otomotiv üretiminin artık dev tesislerden orta ölçekli ve daha esnek yapıya sahip tesislere doğru kaymaya başladığını not etmeliyiz. Ayrıca sektörde elektrikli ve hidrojen yakıtlı motorların dönemi başlıyor. Geleneksel üretim yapısının ve motorların değiştiği, sektörde kartların yeniden karıldığı bir dönemde Türkiye’nin kendini yeni bir yerde konumlandırmaya çalışması gayet makul bir stratejidir. Türkiye’nin başlattığı yeni girişim ilerleyen dönemde karşımıza çıkacak fırsatları yakalamak açısından çok önemlidir.

Bunu bir örnekle netleştirmeye çalışayım: Bugün bir otomotiv devi olan Toyota yirminci yüzyılın ortasında sektörde kendini konumlandırmaya çalışan orta ölçekli bir üreticiydi. Toyota 1950’lerin sonunda Amerikan piyasasına girmeye çalıştı. Ancak satışa çıkarttığı model Toyopet ABD’de hiç tutmadı. Çünkü bu model ne Amerikan kültürüne ne de ABD’nin ekonomik çizgisine uygundu. Toyopet diğer araçlarla kıyaslandığında oldukça küçük ve yakıt tasarrufuna sahip bir modeldi. Ancak Amerikalılar büyük araçları tercih etmekteydi. Bunun yanı sıra Amerikan ekonomisi o dönemde hızlı büyüdüğü ve ABD’de benzin oldukça ucuz olduğu için yakıt tasarrufu yapmaya çok da gerek yoktu. Toyota’nın bu ilk girişimi tam bir fiyasko ile sonuçlandı.

Fakat Toyota yine de yılmadan çalışmaya devam ederek ilerleyen yıllarda karşısına çıkacak fırsatlar için kendini hazır tuttu. 1970’lerdeki petrol krizlerinin benzini kıt ve pahalı hale getirmesi ve ekonomiyi yavaşlatması Toyota için bir fırsat penceresi açtı. Amerikalılar bütçelerini düşünerek daha küçük ve yakıt tasarrufu yapan araçları tercih etmeye başladı. Toyota katlandığı zahmet ve gösterdiği çabalar neticesinde bu fırsatı iyi değerlendirerek bütün ABD’de ve dünyanın genelinde en çok araç satan üreticilerden biri haline geldi. Fırsatların nasıl ve nereden geleceği hiç belli olmaz. Bu fırsatları değerlendirebilmek için denemek, çabalamak ve üretmek gerekir.

Devletin bu girişime kaynak ayırmasını israf veya piyasayı bozucu bir etmen olarak görmek çok yanlış. Tam tersine devletin bu girişimde öncü rol oynaması gerekiyordu. Öyle de oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde uzun süredir gündemde tutulan konuyla ilgili nihayet devletin desteği ile adım atıldı. Çünkü Almanya, Fransa, Japonya ve Güney Kore kendi otomotiv şirketlerinin iç pazarda belli bir büyüklüğe ulaşması ve daha sonra küresel piyasaya açılması için çok ciddi destekler vermişlerdir. Türkiye’de de devlet bu deneyimleri inceleyerek ve bunlardan dersler çıkararak yerli otomobil projesini sabırla desteklemelidir. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı yerli otomobil deneyimlerinde devlet yine önemli bir aktör olduysa da bu girişimlere yeteri kadar sabır gösterilmemiş (Devrim arabası örneği) veya verilen destekler ve korumacı önlemler etkisiz olmuştur (Anadol örneği). Devletin bu yeni girişimde daha akıllı teşvik politikaları uygulaması ve sabırlı olması gerekmektedir.

Türkiye Yerli Otomobil Yapacak Potansiyelde

Devlet ile özel sektör arasındaki güven ilişkisinin tesis edilmesi de dikkat edilmesi gereken bir başka husustur. Devletin teşvik verirken özel sektöre güvenerek işleri yavaşlatacak binlerce sayfalık katı şartnameler ortaya koymaması, özel sektörün de verilen bu teşvikleri suistimal etmeden hareket etmesi projenin selameti açısından kritik öneme sahiptir. Başarılı ülke örneklerinde bu güven ilişkisi ile yola çıkıldığını görüyoruz.

Vatandaşların yerli otomobile ilgisi de bu projenin başarısı açısından önem arz etmektedir. 80’li ve 90’lı yıllarda piyasaya sunulan düşük kaliteli yerli arabalar vatandaşlara kötü deneyimler yaşatmıştır. Bu yüzden vatandaşların ilk etapta bu yeni girişime karşı ön yargılı olabileceklerini hesaba katmak lazım. Yeni girişimde atılacak adımlarla Türkiye’nin kaliteli otomobiller üretebileceği gösterilerek, bu sefer tüketicilerin kötü bir deneyim yaşamayacaklarına dair güvenin sağlanması gerekir. Dünyaya açılmak için ilk etapta iç piyasada belli ölçeğin tutturulması çok önemlidir. Güney Kore’nin ürettiği ilk araçların kalitesi düşük olsa da şirketlerin her geçen yıl kendilerini geliştirmeye yönelik çaba göstermeleri ve küresel bir vizyona sahip olmaları Güney Korelilerin bu şirketlere güvenerek onları desteklemelerini sağlamıştır. Bu güven ve desteği boşa çıkarmayan iki Güney Koreli otomotiv şirketi performanslarını hızla artırarak otomotiv sektöründe önemli küresel oyuncu haline gelmiştir.

Türkiye’de de devlet ve özel sektörün ortaya koyduğu bu sağlam vizyonu ve çıtayı devam ettirerek vatandaşın güvenini kazanması gerekiyor. Devlet, özel sektör ve vatandaşlar arasında bu girişime dair güven duygusu geliştirilir, sabırlı olunur ve küresel boyutu olan bir strateji uygulanabilirse Türkiye’nin yerli araç girişiminin başarıya ulaşması çok daha yakın bir hedef haline gelir.

Yerli otomobilin gerekliliğini tartışırken sadece otomotiv sektörünün kendisini değil diğer sektörleri de hesaba katmak gerekiyor. Otomotiv sektörü ileriye ve geriye bağlantılar sayesinde birçok sektörü beslemekte ve geliştirmektedir. Yerli otomobili tasarlar ve üretirken ortaya çıkacak her bir yenilik ve tecrübe başka sektörlerde de önümüze fırsatlar çıkarabilir. Türkiye tıpkı günümüz gelişmiş ülkelerinin yaptığı gibi otomotiv ve savunma sanayii gibi kritik sektörleri ekonomik büyümeyi hızlandırmak adına kaldıraç olarak kullanabilir.

Otomotiv sektöründe belli bir altyapı ve beşeri sermaye birikimine sahip olduğumuzu unutmamak gerekir. Türkiye yerli otomobil üretimini başarabilecek potansiyele sahiptir. Yeter ki kendi insanı ve kaynaklarına güvensin ve bir yerden başlasın.


DİĞER YAZILARI