Son dönemde haberlerde ağır bombardıman uçaklarının İran’a karşı olduğu söylenen konuşlanmasıyla yer bulan Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia üssü, şimdi de ABD ile İngiltere’nin birbirlerini karşılıklı olarak suçladığı ada üzerindeki devir ve yetki tartışmasıyla gündemimizde. Üssün bulunduğu adayı, eski sömürgesi Morityus'a devretme kararı nedeniyle Trump'tan sert tepki gören İngiltere, kendini ulusal güvenliklerinden asla taviz vermeyecekleri iddiasıyla savunuyor. Gerçi, Chagos takımadaları ve Diego Garcia tartışması, çoğu yerde İngiltere adaları devrediyor diye anlatılıyor. Ama bu bakış açısı meseleyi doğru noktadan görmeyi engelliyor. Nitekim egemenlik Morityus’a geçerken, Diego Garcia’daki ABD-İngiltere üssü, 99 yıllık bir düzenle güvenceye alınmak isteniyor. Yani bayrak değişiyor ama askeri erişim, konuşlanma ve operasyonel süreklilik devam ediyor.
Bu nedenle Chagos dosyası, kolonyal bir kapanıştan çok daha fazlasını temsil ediyor. Üssün bulunduğu Diego Garcia adası ise 2026’nın dünyasında güç siyaseti, hukuki meşruiyet ve ittifak yönetiminin aynı metinde nasıl birleştiğini gösteren bir test alanı.
Sömürgeden Stratejiye: Chagos’un Statüsünün Dönüşümü
Chagos takımadaları, sömürge döneminde İngiltere tarafından Morityus’a bağlı bir idari uzantı gibi yönetilmişti. 1960’ların ortasında dekolonizasyon sürecinde tablo değişti. İngiltere, Morityus bağımsızlığa giderken Chagos’u, Morityus’tan ayırdı ve 1965’te British Indian Ocean Territory (BIOT) adlı ayrı bir koloni statüsü oluşturdu. Bu adım, o dönemde de “dekolonizasyonu bölmek” olarak eleştirilmişti. Nitekim bu ayrıştırmanın arkasındaki tek hedefin, Diego Garcia’yı ABD ile birlikte kalıcı bir askeri üs için hazırlamak olarak görülmekteydi. Bu amaçla 1968-1973 arasında adalarda yaşayan yerel halk olan Chagossianlar, kademeli biçimde adalardan çıkarılarak Morityus ve Seyşeller’e gönderildi.
Sonraki yıllar, ayrıştırma ve zorunlu yerinden etme miraslarının oluşturduğu hukuki ve siyasi kavgalar sürdü. 2019’da ise Uluslararası Adalet Divanı, Morityus’un dekolonizasyon sürecinin Chagos’un ayrılması nedeniyle hukuken tamamlanmadığı yönünde görüş bildirmişti. Bu görüş, BIOT statüsünü sürekli itiraz üreten bir yapıya dönüştürdü. Günümüzde devir olarak konuşulan anlaşma, tam da bu tarihsel yükün üzerine oturuyor. 2025’te ortaya çıkan çerçeve, egemenliği Morityus’a verirken Diego Garcia’daki üssü, 99 yıllık bir kira/yetkilendirme düzeniyle sürdürmeyi hedefliyor. Yani geçmişteki kolonyal ayrıştırma kapanıyor gibi görünürken, askeri erişim sözleşmeyle uzun vadeye sabitleniyor. Bu nedenle Chagos, tarihsel bir sömürge dosyası olmakla birlikte 2026 jeopolitiğinde egemenlik ile erişimin birbirinden ayrıldığı yeni güç siyasetinin somut örneğidir.
Bu dosyaya yalnız dekolonizasyon ya da yalnız güvenlik penceresinden bakmak eksik kalır. Zira Chagos’un gerçek anlamı, iki sürecin aynı anda işlemesidir. Bir yandan İngiltere, uluslararası hukuk baskısı altında meşruiyet maliyetini düşürmeye çalışmaktadır. Öte yandan ABD ve İngiltere, Hint Okyanusu’ndaki en kritik düğüm noktalarından birini belirsizlikten arındırıp uzun vadeli bir çerçeveye kilitlemek istemektedir. Tartışmanın sertleşmesi de bu kapsamda bir ada tartışmasından ziyade gücün coğrafya üzerinden nasıl sözleşmeye bağlandığı ile ilgili görülmektedir.
Dekolonizasyon Kapanışı mı, Neokolonyal Bir Paket mi?
Bu tabloyu anlamak için önce devir kelimesinin yanıltıcılığını ayıklamak gerekir. Tartışmanın merkezinde üssün kaybedilmesi korkusu yerine anlaşmanın siyasal-hukuki zemininin kırılganlaşması ve bunun Washington’da iç politika malzemesi haline gelmesi bulunmaktadır. Trump’ın anlaşmayı “tam bir zayıflık” diye nitelemesi, dosyayı sekiz ay sonra yeniden manşete taşımıştı. Yani mesele Hint Okyanusu coğrafyası olsa da bu süreç, ayrıca müttefikler arası güven, iç siyasi baskılar ve stratejik semboller üzerinden yürüyen bir güç gösterisi olarak okunabilmektedir.
2019’da Uluslararası Adalet Divanı’nın danışma görüşü ve BM Genel Kurulu’nun 73/295 sayılı kararı, Chagos’un Morityus’tan koparılmasının hukuken tartışmalı olduğunu güçlü biçimde işaret etmişti. Bu çizgi, British Indian Ocean Territory (BIOT) statüsünü İngiltere açısından sürekli itiraz üreten bir siyasi yük haline getirmişti. İngiltere’nin anlaşmaya yönelmesinin temel motivasyonları; dosyayı kapatmak, uluslararası hukukla çatışan bir mirası taşımamak ve meşruiyet aşınmasını sınırlamak olarak öne çıkmaktadır.
Ancak aynı anlaşma, neokolonyal zemini de büyütüyor. Zira burada devredilen şey yalnız egemenlik değildir. Aynı zamanda egemenlik devredilirken, üs için kuşaklar boyu sürecek bir erişim rejimi kuruluyor. Bu kapsamda 99 yıl, teknik bir ayrıntı değildir; stratejik çıkarın korunması ve sözleşmeye bağlanarak kalıcılaştırılmasıdır. Üstelik bu dosyanın ahlaki ağırlığı da hâlâ ortada durmaktadır. Chagossianların geçmişte zorla yerinden edilmesi ve haklarının nasıl ele alınacağı sorusu, her dekolonizasyon iddiasını kırılgan kılan bir yapı ortaya koyar. Bu yüzden mesele, sömürge bitti diye kapatılamayacaktır. Zira insanlar, haklar ve geri dönüş tartışması bitmiş değildir.
Hint Okyanusu’nda Sabit Düğüm Noktası: Çin’le Rekabet ve Stratejik Konumlanma
Diego Garcia’nın önemi, Hint Okyanusu’nda erişimin ve sürekliliğin sembolü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ada; Güney Asya’ya, Körfez’e, Doğu Afrika’ya ve geniş Hint-Pasifik hattına aynı anda uzanabilen bir konuşlanma noktasıdır. Bu yüzden ABD için Diego Garcia bir toprak olmanın ötesinde bir garanti hattı olarak görülüyor. Kriz anında konuşlanma, ikmal, lojistik ve süreklilik sağlamaktadır. Bu noktayı zayıflatan her siyasi belirsizlik, Washington’ın gözünde doğrudan caydırıcılık riskine dönüşür.
Diego Garcia’nın stratejik değeri sadece pist ve yakıt deposu değildir. Aynı zamanda ağ altyapısı üzerinden de stratejik değer ölçülür. Günümüz güç projeksiyonu, asker göndermek kadar veriyi taşımak, komutayı sürdürmek ve uzayı izlemek anlamına geliyor. Bu yüzden Diego Garcia’nın küresel dijital omurgaya bağlanması kritik öneme sahip. Diego Garcia üssünün yüksek kapasiteli bir denizaltı kablo bağlantısıyla desteklenmesi, ABD’nin ekonomik ve askeri gücünü tahkim eden bir boyuta sahip. Aynı zamanda ABD Uzay Kuvvetleri’nin resmi belgelerinde Diego Garcia’da bir GPS yer anteni ve izleme istasyonu bulunduğu açıkça belirtilmektedir.[1] Bu da adanın lojistik durak, uydu tabanlı seyrüsefer ve ağ sürekliliği için bir düğüm noktası olduğunu göstermektedir.
Bu kapsamda Grönland’daki Pituffik örneğiyle birlikte okunduğunda tablo tamamlanmaktadır. Pituffik’in misyonu da coğrafi ileri karakol olmakla birlikte füze uyarısı, füze savunması ve uzay alan farkındalığı sağlayan radar ve izleme kapasitesiyle ittifakın erken uyarı mimarisine hizmet etmektir. Bu nedenle Chagos ve Grönland dosyaları, 2026 jeopolitiğinde rekabetin hem toprak üzerinden hem de kablo-iletişim-uydu izleme gibi görünmez altyapılar üzerinden yürüdüğünü ortaya koymaktadır.
Çin ile rekabeti de bu noktadan okumak gerekmektedir. Nitekim rekabet sadece gemi sayısıyla ölçülmüyor. Bu noktada rekabetin, erişim ve altyapı üzerinden yürüdüğü dikkat çekmektedir. Liman ekosistemleri, ticaret hatları, diplomatik nüfuz ve lojistik süreklilik, Hint Okyanusu’nda güç izdüşümünün gerçek araçlarıdır. Diego Garcia bu yüzden sabit dayanak olarak bulunmaktadır. Trump’ın “Çin kazanır” sözünü ciddiye almak gerekiyor. Ancak cümleyi doğru yorumlamak da gerekiyor. Bu bağlamda Trump’ın sözü, egemenlik devri ileride siyasi baskıya yol açarsa, üs üzerinde belirsizlik doğar ve belirsizlik doğarsa ABD’nin operasyonel esnekliği azalır şeklinde yorumlanabilir. İngiltere ise bu durumun tersini savunuyor gibi görünmektedir. Bu kapsamda belirsizliği azaltmak için egemenliği hukuken kapatıyor, üssü sözleşmeyle kilitliyoruz mesajı veriliyor durumu söz konusu. Yani tartışma, üssün var olup olmayacağı kavgasından ziyade belirsizlik riskinin nasıl yönetileceğine yönelik ortaya çıkmaktadır.
NATO ve İttifak Yönetimi: Coğrafyadan Önce Güven Erozyonu
Chagos dosyası, NATO haritasının dışında olsa da NATO’nun en hassas alanına dokunuyor. Burada müttefikler arası güvenin zedelenmesi durumu kendisini göstermektedir. İngiltere, hukuki meşruiyet sağlıyoruz ve üssü koruyoruz derken; ABD’de Trump çizgisi, İngiltere zayıflıyor, güvenlik riski doğuyor görüşünde. Bu tür söylemler, teknik anlaşmaları siyasi sadakat testine dönüştürür. İttifakların en büyük kırılganlığı da bu noktada kendisini gösteriyor. Bir kez güven tartışması açıldığında, her karar, zayıflık ya da taviz etiketiyle okunmaya başlar.
Bu kapsamda Grönland tartışmasının aynı pakete girmesi de tesadüf değil. Trump, Grönland’ı uluslararası güvenlik meselesi diye anlatırken, Danimarka ve Avrupa’yla açık gerilim üretiyor. Grönland’ın stratejik değeri tartışmalı olmamakla birlikte Pituffik’teki erken uyarı ve uzay gözetleme kapasitesi, ABD’nin füze uyarısı, füze savunması ve uzay alan farkındalığı görevlerinde kritik rol oynuyor. Bu, resmi görev tanımlarında açıkça yer alıyor. Böylece Trump’ın zihnindeki çerçevenin netleştiği de görülüyor. Bu kapsamda stratejik düğüm noktaları, ulusal güvenliğin parçasıdır. Ancak bu durumda, bu konu müttefik egemenliğiyle çatıştığında ittifak yönetimi krize giriyor görünümü, ayrı bir sorunu ortaya koyuyor.
Chagos-Diego Garcia dosyası, bu nedenle Hint Okyanusu’nun öncelikli bir sorunu gibi dursa da yeni dönem jeopolitiğinin aynası niteliğinde bir dosya olacaktır. Bu aynada görünen ise egemenliğin artık sadece bayrakla ölçülmediği; erişim hakkı, sözleşme dili ve ittifak içi güven üzerinden ölçüldüğüdür. Günümüzdeki güç siyaseti, toprağın kendisinden ziyade toprağın üstünde kurulan erişim rejimini yönetme siyasetidir. Günümüzde bazen dekolonizasyon bile, tam da bu erişimi daha sofistike biçimde kurumsallaştırmanın adı olabiliyor.
[1] United States Space Force, “21st Space Operations Squadron”, https://www.spaceforce.mil/About-Us/Fact-Sheets/Fact-Sheet-Display/Article/3742281/21st-space-operations-squadron/ (Erişim Tarihi: 26 Ocak 2026).
