Kriter > Dosya > Dosya / Bölgesel Siyaset |

Kandil’in Körlüğü YPG’yi Uçuruma Sürüklüyor


Ocak 2026’nın son günleri itibariyle örgüt; içindeki tüm Arap güçleri kaybettiği, topraklarının büyük kısmından sökülerek atıldığı ve Ayn el-Arap, Haseke-Kamışlı-Malikiyet hattına sıkıştığı bir pozisyona düşmüştür. Halihazırda ABD’nin de arabuluculuk talepleri sonucu uzatılan ateşkes süreci, YPG tarafından gerçekleştirilen ihlallere rağmen sürdürülmeye çalışılsa da Kandil’in uzlaşmadan uzak tavrı Şubat’ta cephe hattının yeniden alevlenmesine yol açabilir.

Kandil in Körlüğü YPG yi Uçuruma Sürüklüyor
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (sağda), ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack (solda) ile Şam'daki Halk Sarayı'nda bir araya geldi. (Handout - Suriye Cumhurbaşkanlığı / AA, 18 Ocak 2026)

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin açıklamalarıyla başlayan ve PKK'nın silah bırakması ve nihai olarak varlığını sona erdirmesini amaçlayan “Terörsüz Türkiye” süreci bağlamında; Türkiye devleti, Öcalan ve örgüt lider kadroları arasındaki temaslar aylardır devam etmektedir. Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK'nın kendini feshetme kararını duyurmasıyla süreç yeni bir safhaya geçmiş ve TBMM çatısı altındaki siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan bir komisyon, gerekli siyasi ve hukuki reformlar üzerinde çalışmaya başlamıştır. Süreç henüz sonuçlanmamış olsa da, Öcalan'ın örgütün kendini feshetmesi çağrısına Kandil’in söylem bazında kulak vermesi ve sürecin devamına yönelik yasal zemin çalışmaları olumlu sinyaller vermektedir. Lakin sürecin en başından bu yana potansiyel düğüm noktası olarak görülen Suriye’de, süreç, örgüt için hiç arzu etmedikleri şekilde cereyan etmektedir.

 

YPG’nin Yalnızlaşması

PKK'nın Suriye kolu YPG, ilk etapta Öcalan'ın çağrısını bölge için olumlu bulduklarını belirtse de, bu çağrının muhatabı olmayı hiçbir zaman kabul etmedi. Yaşananlar da gösteriyor ki YPG’nin bu tavrında belirleyici aktör Kandil kadroları olmuştur. Yine de Ankara ve Washington'ın baskısı sonucunda YPG lideri Mazlum Abdi, Suriye'nin yeni lideri Ahmed Şara ile pek çok kez bir araya gelmiş ve bir müzakere masası kurulmuştu. Müzakereler ise egemenliğini liderliği Kandil’de bulunan bir örgütle paylaşmak istemeyen Şam hükümeti ile Şam’a gerçek manada entegre olmaya direnen YPG’nin karşılıklı kırmızı çizgileri sebebiyle bir çıkmaza girdi. Bu bağlamda Şam’ın YPG’nin orduya birkaç tümen halinde entegresi, Haseke Valiliği başta olmak üzere örgüt siyasi kadrolarının Şam ile entegrasyon sürecinin bir çıktısı olarak muhtelif makamları elde etmesi ve Kürt nüfusun yoğun olduğu şehirlerin içine ordunun girmemesi gibi pek çok yapıcı jest Şam tarafından muhataplarına sunulmuştu. Lakin YPG’nin talepleri egemen bir hükümetin kabul etmeyeceği derecede esneklikten ve yapıcılıktan uzaktı. Bu durum son tahlilde ABD’nin de daha çok Şam tarafına yakınlaşmasına ve YPG’nin sahada büyük oranda yalnızlaşmasına yol açmıştır.

Şam, son düzlükte YPG'nin bağımsız veya özerk bir askeri yapı olarak devam etmesini kabul etmeyi reddederek örgütün silahlı unsurlarının ordunun şemsiyesi altına girmesini talep ederken ABD de bu talebi Tom Barrack’ın açıklamalarıyla onayladığını göstermiştir. YPG ise ordunun şemsiyesi altında özerkliğini koruduğu takdirde bu senaryoyu kabul edeceği hususunda ısrar ederek zamana oynamayı tercih etmiştir. YPG’nin bu uzlaşmaya mesafeli irrasyonel tavrının nedeni, örgütün bölgedeki askeri ve mali kazanımlarını kaybetme korkusu ve İsrail'in Suriye'ye yönelik müdahaleleridir. Rejim değişikliği sürecinden bu yana giderek artan İsrail hava saldırıları, Tel Aviv yönetiminin Suriye'deki Dürzilere “koruyuculuk” kartını oynamasıyla son aylarda farklı bir boyut kazanmıştır. Sonuçta, Suriye'deki yeni rejime direnen ve çoğu Esad rejimiyle organik bağları olan Dürzi siyasi ve askeri unsurların İsrail desteği ile Şam güçlerine karşı savaşması ve şimdilik Suveyde hattında otonom bir konumda olmaları, YPG’yi de iştahlandırmıştır. İsrail'in yeni Şam yönetiminden duyduğu memnuniyetsizlik ve müdahaleci politikası, YPG’yi, İsrail desteğinin onlara da ulaşabileceği şeklinde beklentilere sokmuştur. Örgütün siyasi kanadının popüler isimlerinden İlham Ahmed bu beklentinin bir çıktısı olarak Ocak başında İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirirken ilerleyen günlerde de “her türlü yardıma açık olduklarını” duyurmuştur.

Lakin Şara hükümetinin diplomasi sahasındaki yoğun çabaları, ABD nezdinde de sonuç vermiştir. Şam’ın DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyona katılımı ve Riyad ile Ankara’nın da Washington-Şam ilişkilerinde üstlendikleri yapıcı rol, ABD-Suriye ilişkilerini son 60 yılın en iyi konumuna getirmiştir. Bu durum, yaptırımların kaldırılması ve ABD sermayesi de dâhil olmak üzere Şam’a sermaye akışının hızlanmasına da zemin hazırlamıştır. ABD’nin Şam yönetimini “istikrar ve iş birliği” vaat eden bir aktör olarak görmeye başlaması, İsrail’in Suriye’deki hava saldırıları ve kara tacizlerinin de son haftalarda kesilmesine yol açmıştır. Haliyle YPG’nin Şam’a karşı İsrail hava kuvvetlerinden beklediği destek de objektif gözler için irrasyonel bir temenniden öteye geçememiştir.

Suriye Rakka
Suriye yönetiminin Rakka kentini terör örgütü YPG’den kurtarmasının ardından üç yıldızlı Suriye bayrağı bölgede yaygın biçimde kullanılmaya başlandı.Terör örgütü YPG’nin işgali sırasında bölgede Suriye’nin yeni bayrağını asanlara, örgüt tarafından yaptırım uygulanıyor, bazıları örgüt tarafından alıkonularak hapse atılıyordu. Üç yıldızlı bayrak kent meydanındaki binalara asıldı. (Bakr Al Kasem / AA, 28 Ocak 2026)

 

Yenilgi Zemini

2025’in nihayete ermesinin ardından Şam’ın YPG’ye verdiği zaman da sona ermiş ve cephe hattı ısınmaya başlamıştır. Halep şehir merkezinde YPG’nin kalesi konumunda olan ve şehrin sivil hayatını düzenli olarak tehdit eden Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin YPG’den arındırılması süreci, Fırat nehrinin iki yakası ve Rakka-Deyrezzor-Haseke üçgeninde de hızlı şekilde alan hâkimiyetinin el değiştirdiği gelişmelerle devam etmiştir. YPG/SDG unsurları, çok kısa bir süre içerisinde saha gerçeklerine ya da bir başka ifadeyle değişen uluslararası dengeler ve demografiye yenilmiştir. Suveyde’deki Dürzi-Bedevi çatışmaları sürecinde Şam hükümeti ile temasları zirveye çıkan Arap aşiret unsurları, günden güne SDG çatısından koparak bulundukları bölgelerde ayaklanmışlardır. Bu durum YPG/SDG’nin masada bir kart olarak kullandığı geniş alan hakimiyeti ve petrol sahalarının büyük kısmının birkaç hafta içinde Şam’ın eline geçtiği yeni bir gerçekliğe yol açmıştır. Deyrezzor ve Haseke güney kırsalının tamamı ve buna ek olarak Rakka şehir merkezi Şam’ın eline geçerken Ocak 2026’nın son günleri itibariyle örgüt; içindeki tüm Arap güçleri kaybettiği, topraklarının büyük kısmından sökülerek atıldığı ve Ayn el-Arap, Haseke-Kamışlı-Malikiyet hattına sıkıştığı bir pozisyona düşmüştür. Halihazırda ABD’nin de arabuluculuk talepleri sonucu uzatılan ateşkes süreci, YPG tarafından gerçekleştirilen ihlallere rağmen sürdürülmeye çalışsa da Kandil’in uzlaşmadan uzak tavrı, Şubat’ta cephe hattının yeniden alevlenmesine veyahut örgüt lider kadrosundan kimi figürleri hedef alacak bir suikast dalgasına yol açabilir. Zira tüm arabuluculuk çabalarına ve sahada kendileri için oluşan negatif ivmeye gözlerini kapatmayı tercih eden Kandil, her hamlesi ile çatışmayı sürdürmekte ve yaşanılacak yenilginin daha ağır hale gelmesine zemin hazırlamaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye'nin sınırları boyunca güçlü askeri varlığı, YPG'nin Şam'a entegrasyonu konusunda ABD ile yakın iş birliği ve ABD'nin onayı ve ortaklığıyla Şam'a milyarlarca dolarlık sıcak para akışı, YPG'nin kaosa yol açacak büyük çaplı bir çatışma başlatmasının önündeki engellerdir. Bunun nedeni, Türkiye ve ABD'nin koordineli hareket ettiği bir senaryoda, YPG'nin uzun süreli bir çatışmaya girmeye cesaret edemeyeceğidir; çünkü böyle bir çatışma örgütün sonunu getirecek sonuçlara yol açabilir. Öte yandan, Şam hükümeti, ABD ile iyi ilişkilerini sürdürmek için ABD'den yeşil ışık almadan YPG'ye karşı topyekun bir savaş başlatmayacaktır. Ancak, sınır boyunca birkaç gün süren periyodik karşılıklı provokasyonlar ve çatışmalar yaşanabilir. Bu çatışmaların uzaması, Suriye'nin doğu ve kuzeyindeki petrol kuyularının işletilmesi ve su kaynaklarının dağıtımı gibi sorunlara yol açabilir ve bu da Suriye ekonomisinin günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir. Ancak, bu çatışma Türkiye-İsrail çatışmasına dönüşmediği sürece –ki mevcut durum bunu göstermiyor– bölgesel ve küresel sermaye yatırımlarını doğrudan etkileyecek ve sermaye kaçışına neden olacak bir boyuta ulaşması beklenmiyor. Ulaşılan büyük ölçekli anlaşmalar ve ABD'nin tüm bu anlaşmalarda oynadığı rol, ABD'yi Şam ile YPG arasında olası bir çatışmanın tırmanmasını önlemek için fiilen garantör konumuna getirmiştir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası