Kriter > Dosya > Dosya / Ortadoğu |

Beynelmilel Arenada İsrail’i Boykot Günlükleri


İlerleyen yıllarda utançla anılacak Gazze dosyasında hâlâ olumlu bir aşamaya geçilemedi. Küresel sistemdeki tıkanıklık devam ediyor. Trump yönetimi soykırımın engellemesinde kayda değer bir dokunuşta bulunamadı. Ancak somut bir karşılığı olup - olmadığı tartışmaya açık bir konu olan boykot - protesto zincirinin bir şekilde dalga dalga büyüyerek Avrupa siyasetine ve en keskin pro-İsrail hat olan ABD politik iklimine dahi tesir etmeye başladığını gözlemliyoruz.

Beynelmilel Arenada İsrail i Boykot Günlükleri
Gazze’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda gerçekleştirilen dağıtım sırasında yoğunluk yaşandı. (Hassan Jedi / AA, 27 Eylül 2025)

“Ancak savunma sanayimizin engellendiği bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Yerli savunma sanayisini geliştirmek zorunda kalacağız. Atina ve Süper Sparta olmak zorunda kalacağız. Başka seçeneğimiz yok. En azından önümüzdeki yıllarda, bu izolasyon girişimleriyle başa çıkmak zorunda kalacağız. Şimdiye kadar işe yarayan şeyler, bundan sonra işe yaramayacak.”

Bu sözler, 15 Eylül tarihinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından kullanıldı. Netanyahu dünya çapında kendilerini hedef alan tepkilerin somut bir içerik kazanarak boykot, ambargo biçimlerine dönüşmesinin ardından savunma hattını daha üst bir çıtaya çıkarmış durumda. Konuşmasında ilk kez ekonomik olarak izolasyon tehlikesine bu denli çarpıcı biçimde dikkat çekti. 7 Ekim sonrasında Kitab-ı Mukaddes’ten yaptığı sayısız alıntıyla uyguladıkları soykırımın meşru zemini için menkıbevi referanslara başvuran Netanyahu, rotayı bu kez ulvi bir noktadan daha reel bir zemine çevirmiş gözüküyor. Kendisinin “Süper Sparta” benzetmesi çok yankı buldu, ancak benzetmenin uygunluğu bir yana İsrail’in büründüğü psikolojik haletiruhiyesine ilişkin de önemli bir kanıt teşkil ediyor.

 

Küresel Boykotta Dönüm Noktası: Gazze’deki Açlık Kareleri

Boykot - ambargo girişimlerinin tesir kapasitesini analiz etmeden önce son dönemdeki kayda değer eylemlerin sebebinin de altını çizmek gerekiyor. Aslında 7 Ekim sonrası İsrail’in verdiği orantısız yanıtın oluşturduğu insani dram, yeni haber değil. Ancak özellikle Birleşmiş Milletler nezdinde (IPC) Gazze'de “kıtlık” yaşandığının resmi olarak ilan edilmesi (22 Ağustos) hem boykotun hem ambargoların dozunu artırdı. Bunda en büyük pay Gazze içerisinden gelen açlıkla kıvranan çocuk - bebek fotoğrafları oldu, utanç vesikası olarak hafızalara kazındılar.

Ortalama bir dünya vatandaşı için İsrail’e yönelik tepkilerin dışa vurumu olacak en pratik yöntem olan boykotun farklı biçimleri, dozları ve hedefleri bulunuyor. Akademik, kültürel, ticari gibi alanlarda birçok farklı biçimde tezahürleri gözlemlenebiliyor. ABD menşeli BDS Hareketi (Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar; kısaltmasına sahip) bu anlamda kayda değer bir örgütlenme ve veri tabanı sunuyor. Bu küresel kampanya, İsrail savaş mekanizmasına bir şekilde katkı sunan markalara dönük tespitte bulunuyor. Güncel verilerle ayakkabı markaları, gıda zincirleri gibi markaların İsrail savaş mekanizmasıyla bağı kanıtlanarak listede yer alıyor.

Aşamalı olarak İsrail ve üst düzey yetkililer üzerindeki kıskaç daralıyor. Netanyahu için Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanma kararı alındı, kendisi BM Genel Kurulu için ABD’ye giderken ilk kez Fransa ve İspanya hava sahalarını kullanamadı. Ocak 2024’te Uluslararası Adalet Divanı’nda başlayan ve birkaç yıla yayılması beklenen dava da fiili tesiri çok sınırlı olsa da baskı unsuru olarak devam eden bir süreç konumunda.

Kültürel boykot konusunda on yıllardır devam eden uygulamalar, 7 Ekim sonrasında ivme kazandı. Sinema sektöründeki geçmiş yılların cılız sesleri, son aylarda daha organize hareket edebiliyor. Eylül başında yayınlanan açık mektupta sektör temsilcileri; İsrail'in Gazze'deki eylemlerine suç ortağı olduğunu düşündükleri İsrailli film kurumları (festivaller, sinemalar, yayıncılar ve yapım şirketleri) ile film gösterimi yapmamayı, bu kurumlarda görünmemeyi veya başka şekillerde iş birliği yapmamayı taahhüt etti. Hollywood oyuncuları ve film yapımcıları da dahil olmak üzere binlerce imza toplandı. Önceki yıllarda daha marjinal bir durum olarak addedilen İsrail’e yönelik olumsuz söylemler, son Emmy ödül töreninde gözlemleneceği üzerine daha ana akım bir boyuta taşınmış görünüyor. Sinema dünyasında menajer, ekosistem baskısı nedeniyle aylar süren katliama dönük sessizlik daha somut açıklama ve tutumlarla daha hakkaniyetli bir evreye geçmiş gözüküyor. Son günlerde olağan şüpheli haline gelen kurumlardan biri de Spotify. Bu bağlamda “Soykırıma Müzik Yok” (No Music for Genocide) hareketi başlatıldı. Örn: Dünyaca ünlü indie-rock grubu Massive Attack Spotify listelerinde şarkılarının çalınmasını engelleme kararı aldı.

Tam bu noktada yapılan boykotların dolaylı etkisinin çok daha tesir edici olduğu gerçeğine vurgu yapmak gerekiyor. Boykotların oluşturduğu kamuoyu baskısı büyük şirketleri de daha önce düşünülmeyecek aksiyonlar almaya itebiliyor. Eylül’ün son günlerinden somut örnek verecek olursak Microsoft gibi ismi üzerinde birçok soru işareti bulunan bir firma, radikal bir hamle yaptı. Yürüttükleri soruşturma neticesinde teknolojisinin Gazze'deki insanları toplu olarak gözetlemek için kullanıldığını tespit ettikten sonra, İsrail Savunma Bakanlığı'na bağlı bir birime bazı hizmetleri kesti. Bunu duyurmaları bile önemli bir kazanım olarak görülebiliyor.

San Sebastian Uluslararası Film Festivali’nin merkezi önünde protesto
İspanya’nın en önemli sinema etkinliği San Sebastian Uluslararası Film Festivali’nin merkezi önünde toplanan binlerce kişi, "Hind Rajab’ın Sesi" filminin gösteriminin ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulması ve boykot edilmesi çağrısıyla protesto düzenledi. (Javi Julio / AA, 24 Eylül 2025)

 

Avrupa’nın Cesur Yüreği: İspanya Duruşu

Aktarmaya çalıştığımız tüm bu boykot bilançosunda, Müslüman olmayan bir ülkenin duruşu kayda değer bir not olarak yıllar sonra da anılacak. Sosyalist Parti’nin de lideri olan İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in söylem ve eylemleri büyük bir boşluğu da doldurdu. Avrupa kıtasındaki siyasi yelpazeye bakarak büyük bir hayal kırıklığıyla yüzleştiğimizin altını çizebiliriz. Özellikle Soğuk Savaş sonrasındaki dönemde Sovyet bloku ülkelerinin demokratikleşmesi sürecinde aktif rol alan, dünya genelindeki çatışmalarda arabulucu rolü oynayabilen İskandinav ülkeleri, bu süreçte tesir edici bir inisiyatif gösteremedi, herhangi bir siyasetçi ön plana çıkamadı. Geçmiş dönemlerde bazı figürler ön plana çıkmıştı. 80’lerde başbakanlık da yapan İsveçli politikacı Olof Palme’nin (1927-1986) suikasta uğramasının sebepleri arasında Güney Afrika’daki Apartheid rejimine yönelik sergilediği muhalif duruş gösteriliyor. 21. yüzyılın en büyük Apartheid rejimi, çok daha kanlı bir uygulamalar silsilesi güderken ise buna benzer bir güçlü ses İskandinav ülkelerinden çıkmadı, tam tersine İslamofobik - ultra milliyetçi damarlar revaçta ve oy oranları artıyor.

İspanya örneğine dönecek olursak 7 Ekim sonrası devam eden soykırım sürecine en sert tepki gösteren, bu süreçte Filistin’i devlet olarak tanıyan İspanya’nın kurumsal ya da kamuoyu zemininde boykot - ambargo girişimleri katlanarak devam ediyor. İspanya, İsrail ile yaptığı 240 milyon dolar değerindeki 3. silah anlaşmasını da iptal etti. Avrupa genelinde popüler Eurovision müzik yarışmasından da çekilme tehditleri, yarışmanın 5 organizatör ülkesi olmalarıyla da ilintili olarak organizasyonun iptaline giden bir sürece de yol açabilir.

Belki de dünyanın en iyi futbol milli takımına sahip İspanya, İsrail’in katılımı durumunda 2026 Dünya Kupasına katılmama kararı aldı. Bu dünya spor tarihinin en radikal eylemlerinden biri olarak kabul edilebilir. (Bu bağlamda 1980 Moskova olimpiyatlarını boykot eden Batı bloku ülkeleri ile 1984 Los Angeles’ı boykot eden Sovyetler Birliği’nin kararlarını eş değer önemi haiz olarak hatırlatmak faydalı olacaktır.) Tam sportif bir pencere açmışken özellikle futbol ve basketbolun domine ettiği Kıta Avrupası’ndaki organizasyonlarda - hâlâ - İsrail takımlarının boy göstermesi aşikar bir şekilde iki yüzlü bir durumu da su yüzüne çıkardı. Rusya-Ukrayna Savaşının başlamasıyla birlikte Rus basketbol takımlarını sezon ortasında ihraç eden kıtanın en büyük basketbol organizasyonu Euroleague, yetmezmiş gibi 2025-2026 sezonunda ek olarak İsrail takımı alma kararı verdi ve 2 İsrail takımının Avrupa’nın en prestijli turnuvasında yer almasına yol açtı.

 

Boykotlar ABD Sağının İsrail Desteğine Etki Ediyor mu?

“Dünya genelinde devam eden ve sayısız örnek verebileceğimiz boykot girişimlerinden sonuç elde ediliyor mu?” sorusunu katmanlı olarak cevaplamak faydalı olacaktır. Mevcut dünya düzeninde, uluslararası kurumların hizalandığı çerçeve göz önünde tutulursa Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi en kilit çekirdek konumunda yer alıyor. An itibariyle 5 üyenin 4’ü Filistin’i tanıyor. Ancak son dönemde de gördüğümüz üzere İsrail’e yönelik yaptırım kararlarında ABD’nin keskin duruşu tüm olumlu önlem setlerine gem vuruyor. Bu bağlamda Avrupa geneli ve ABD solu merkezli olarak yapılan protestoların, boykot girişimlerinin sembolik anlamı yüksek olsa da ABD’deki siyasi karar alıcılar (Trump yönetimi, Kongre, komisyonlar) üzerindeki etkisinin olup olmadığı önem kazanıyor.

İsrail’in yıllar içerisinde ABD müesses nizamıyla oluşturduğu ve özellikle 1967 sonrasında ivme kazanan ilişki, neredeyse tüm başkan dönemlerinde katlanarak nüfuzunu artırdı. Zaman zaman istisnai dönemeçler yaşansa da (Carter dönemi - 70’lerin sonu) ilişkilerin zirve yaptığı yıllar (Reegan Dönemi - 80’ler) çok daha yoğun yaşandı. Bu yazının merkezinde işlemenin imkansız olduğu bu ilişki ağı, İsrail’e dönük her türlü tepkinin ABD siyasi sahnesinde kırılıma yol açmasına neden oldu. Sansür politikası aktif olarak devredeydi, İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan mağduriyetler lobiler vasıtasıyla zırh haline getirildi ve kültür sanat - akademi dünyasında tabular inşa edildi. Kırılamayan statükonun egemenliği görünmeyen eller tarafından tahkim edildi. “Siyonizmi Pazarlamak - Ilan Pappe”, “Holokost Endüstrisi- Norman Finkelstein”, “İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası- Mearsheimer, Walt” gibi Türkçeye de çevrilen eserlerde, siyasi - kültürel - akademik dünyadaki İsrail ablukasının ayrıntıları en ince noktasına dek aktarılıyor. Özellikle ABD akademik dünyası, doğası gereği liberal ve sol damara mündemiç olsa da son 2 yıldaki uygulamalarla Filistin yanlısı eylemlere direkt müdahale edildi. Öğrenci ve öğretmenler spesifik olarak tespit edilerek, hedef alındı. Öğrenciler vizeleri üzerinden tehdit edildi, fiili olarak da sonuç alındı. İsrail yanlısı lobilerin çıkarttığı fiili durum üniversite ve öğrencilerin geri adım atmasına sebep oldu. Tüm bu sürece ABD Başkanı Trump’ın oluşturduğu politik iklim de katkı sağladı.

Boykotlar ABD sağına etki ediyor mu sorusuna “evet” demek, devam eden insani trajedi göz önüne alındığında iddialı bir ifade olarak yorumlanabilir. Ancak ABD sağının bir blok olarak on yıllardır bayraktarlığını yaptığı İsrail yanlısı pozisyonunu terk etme eğilimi gösterdiği tartışmaları artık ana akımda yer buluyor. Son dönemde MAGA (ABD’yi Yeniden Mükemmel Yap) sloganını başat unsur yapan Cumhuriyetçi ekibin İsrail’in Gazze politikasına yönelik gösterdiği reaksiyon tahmin edilemez derecede eleştirel unsurlar barındırıyor. Bu ekosistem içinde Steve Bannon gibi Trump’ın ilk seçim kampanyasında yer alan isimler de yer alıyor. Marjorie Taylor Greene gibi dünya genelinde çok tanınmayan ancak ABD kamuoyu içinde tesir kapasitesi yüksek isimlerin sesleri daha yüksek bir seviyede çıkıyor. “30 yaşın altındaki kimse İsrail’i sevmiyor” yorumunda bulunan Megyn Kelly, İsrail’in Filistin’de kiliseleri vurmasının ABD toplumunda tepkiyle karşılanması gerektiğini dile getiren Tucker Carlson gibi ABD içinde etki alanı güçlü Cumhuriyetçi Parti destekli yorumcuların mesajları, İsrail üzerindeki karşılıksız desteğin orta ve uzun vadede daha yara alacağına işaret ediyor. Economics dergisinin (20-27 Eylül) kapağına taşınan makalenin başlığı: “İsrail ABD’yi nasıl kaybediyor?” olarak çıktı ve içindeki veriler, ABD kamuoyundaki İsrail’e yönelik olumsuz eğilimin oranının yükseldiğine işaret ediyor. Siyasi arenada da yansımalar gözlemlenebiliyor. İsrail'in füze savunma sistemine sağlanan fonları kesmek için bir yasa değişikliği önerisi, Kongreye sunuldu ve kayda değer oy aldı.

Tüm bu İsrail aleyhindeki yaklaşım farklılıkların temayüz etmesindeki kilit faktörler arasında siyasi paradigmanın da önemli yer tuttuğunu kabul etmek gerekiyor. Zaten saydığımız isimlerin ana şiarları ABD’nin daha içe dönük, izole bir doktrini benimsemesi gerektiğini düşünmeleriydi. Yani bir anda bu kişilerin vicdani kanaatleri kabararak İsrail ekseninde değişimi yaşamadılar. Ancak farklı boyutlarda yıllardır katlanarak devam eden boykot - protesto dalgasının, Gazze’den gelen vahşi soykırım görüntüleriyle birleşerek ABD kamuoyunda daha çok yer alması, ABD müesses nizamında da İsrail aleyhindeki rahatsızlık dozajını artırdı.

 

Boykot Zinciri 21. Yüzyılın Dramına Ket Vurabilir mi?

İlerleyen yıllarda utançla anılacak Gazze dosyasında hâlâ olumlu bir aşamaya geçilemedi. Küresel sistemdeki tıkanıklık devam ediyor. Trump yönetimi soykırımın engellemesinde kayda değer bir dokunuşta bulunamadı. Ancak somut bir karşılığı olup - olmadığı tartışmaya açık bir konu olan boykot - protesto zincirinin bir şekilde dalga dalga büyüyerek Avrupa siyasetine ve en keskin pro-İsrail hat olan ABD politik iklimine dahi tesir etmeye başladığını gözlemliyoruz. Soykırım girişimi sona erdiğinde, Netanyahu sonrası dönemde İsrailli liderlerin dünya genelinde yeniden güven tesisi için yapacakları imaj çalışmasını ve ABD’deki lobilerin çabalarını öngörmek de bugünden bakınca zor değil.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası