Afrika Boynuzu bölgesi, son yıllarda giderek daha fazla küresel siyasi ve ekonomik güç mücadelesinin bir sahnesi olmaya başladı. Bu durum, küresel güçlerin olduğu kadar bölgesel aktörlerin nüfuz mücadelelerinde de kendisini belli etmektedir. Nitekim bölge, artık sadece ABD, Çin ve Rusya gibi küresel güçlerin nüfuz alanı olmaktan çıkarken, Ortadoğu’nun ve Afrika’nın önde gelen aktörleri de Afrika Boynuzu bölgesine yoğun ilgi göstermektedir. Bu ilgi, kimi zaman bölgenin siyasi istikrarı ve kalkınma hedefleri amacı doğrultusunda gerçekleşirken, kimi zaman da söz konusu dış aktörlerin nüfuz mücadelesinden dolayı yıkıcı etkileri de beraberinde getirebilmektedir. Bu noktada, küresel bağlamda ABD, Çin, Rusya ve Fransa’nın Afrika Boynuzu’nda angajmanları görülürken, bölgesel aktörlerden de Türkiye, Mısır, BAE, İran, Suudi Arabistan ve Katar’ın bölgede yoğun etkileşimleri olduğu söylenebilir.
Bölgenin Potansiyeli
Afrika Boynuzu’nu küresel siyaset ve ticaret açısından önemli kılan unsurlar arasında, bölgenin jeostratejik rekabet merkezlerinden birisi kabul edilmesi, uluslararası ticaretin önemli bir kısmının geçiş güzergahında olması ve doğal kaynaklar açısından ciddi bir potansiyel barındırması bulunmaktadır. Sudan, dünyanın en büyük altın rezervlerine sahip ülkelerinden birisiyken, Etiyopya, barındırdığı su kaynakları ile bölgenin önemli güç merkezlerindendir. Bunun yanında Afrika Boynuzu’nun bölgesel ve küresel güvenlik açısından da kritik öneme sahip bir bölge olması, birçok dış aktörün bölgeye ilişkin daha aktif politikalar yürütmesine yol açmaktadır.
Ekonomik açıdan bakıldığında Afrika Boynuzu bölgesindeki ülkelerin son yıllarda artan bir büyüme trendine girdikleri görülmektedir. Yıllık ortalama yüzde 7 büyüme gerçekleştiren bu ülkeler esasında çok daha büyük bir büyüme potansiyeli barındırmaktadırlar. Nitekim bölgedeki demografik yapı, bu duruma açık bir zemin oluşturmaktadır. Ortalama yaşın 30 olduğu Afrika Boynuzu’nda Cibuti hariç tüm ülkelerde nüfus artış hızı yüzde 2’nin üzerindedir. Yapılan projeksiyonlara göre bölgedeki Etiyopya dahil büyük ülkelerin yaklaşık 25 sene içerisinde nüfuslarını ikiye katlayacağı tahmin edilmektedir. Küresel ticaret boyutu ise bölgeyi önemli kılan bir diğer unsurdur. Gerek hidrokarbon kaynakları gerekse de diğer ticari metaların küresel pazarlara ulaşmasında kritik önemi haiz geçiş güzergahı, Afrika Boynuzu ülkeleri kıyılarıdır. Dolayısıyla bölge, uluslararası ticaretin güvenliği ve geleceği açısından kritik öneme sahiptir. Son yıllarda özellikle Yemen’deki Husilerin saldırıları nedeniyle söz konusu ticaret rotasında büyük gerileme yaşanması, Afrika Boynuzu ülkeleri açısından endişeyle takip edilmektedir.
Güvenlik İçin İş Birlikleri
Dış aktörlerin Afrika Boynuzu’ndaki varlıkları ve müdahaleleri, genel hatlarıyla siyasi, ekonomik ve güvenlik endişeleri bağlamlarında gerçekleşmektedir. Bu noktada temel hedeflerden birisi Afrika Boynuzu ülkelerinin güvenliğini sağlamaktır ve olası istikrarsızlaştırıcı etmenlerle mücadele etmektir. Her ne kadar bölge ülkeleri, istikrarsızlık problemleri yaşasa da bunların derinleşmesinin oluşturacağı riskler, bölgesel-küresel aktörleri endişelendirmekte ve doğrudan ya da dolaylı müdahaleye itmektedir. Bu müdahaleler, kimi zaman siyasi angajmanlarla kimi zaman da askeri iş birlikleri kapsamında gerçekleşmektedir. Örnek vermek gerekirse Somali’nin terör örgütü eş-Şebab ile mücadelesi, ABD ve Türkiye’nin yoğun desteği ile gerçekleşmektedir. Cibuti ise birçok ülkenin askeri üs kurma talebini olumlu karşılayarak ülkedeki olası istikrarsızlık ihtimalinin önüne geçmek istemiş ve bunda başarılı olmuştur. Bölgedeki bir diğer askeri üs ise Türkiye tarafından Somali’de kurulan üstür. Türkiye ve Somali arasındaki askeri iş birlikleri, bu bağlamda bölgedeki en güçlü etkileşim olarak değerlendirilebilir.
Bu angajmanlarda dış aktörlerin temel motivasyonları arasında siyasi nüfuz elde etme, ekonomik kazanımlar sağlama, deniz taşımacılığı güvenliğinde rol sahibi olma, bölgesel rekabette öne çıkma ve bölgesel istikrarı temin etme gibi motivasyonlar bulunmaktadır. Bu motivasyonlar çerçevesinde şekillenen dış politikalar doğrultusunda birçok dış aktör, Afrika Boynuzu siyasetinde etkin olmaya çalışmaktadır. Ancak bu yoğun angajmanların, bölge siyasetine sadece olumlu etki yaptığını söylemek doğru olmayacaktır. Bu politikaların kimi zaman dış aktörler arasında ya da müdahil olan aktörler ve Afrika Boynuzu ülkeleri arasında ayrışmalara neden olması, bölgedeki istikrarı tehdit eden bir unsur haline gelebilmektedir. Son dönemde Mısır ve Etiyopya, Etiyopya ve Somali ya da Sudan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında yaşanan siyasi krizler, bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Kimi zaman büyüme potansiyeli de taşıyan bu krizler, bölge içi rekabetin ya da bölgeye dair dış aktörler arasındaki nüfuz rekabetinin bir sonucu olarak kaçınılmaz bir biçimde artmaktadır. Bu da söz konusu aktörlerin bölgeye dair politikalarında kullandıkları enstrümanların da dönemsel olarak değişmesine yol açmaktadır.
Enstrümanlar açısından değerlendirildiğinde, dış aktörlerin sıklıkla başvurduğu enstrümanlar arasında siyasi ortaklıklar, askeri iş birlikleri, ekonomik yardımlar, kültürel etkileşimler ve insani destekler bulunmaktadır. Bu noktada ABD, Çin ve Fransa gibi ülkeler, Cibuti’de askeri üs bulundururken, Türkiye de benzer bir girişimi Somali’de gerçekleştirmiştir. Rusya da özellikle Eritre ve Cibuti ile askeri iş birlikleri yapmaktadır. Bu anlamda öne çıkan bir diğer ülke ise Birleşik Arap Emirlikleri’dir. BAE’nin Afrika Boynuzu bölgesinde özellikle askeri üs kurma faaliyetleri yürüttüğü gözlemlenmektedir. Öte yandan son dönemde Mısır’ın da giderek daha fazla bölge ülkeleriyle askeri iş birlikleri geliştirme çabası içerisinde olduğu görülmektedir. 2024’te Etiyopya ve Somali arasında yaşanan kriz sonrasında, Mısır’ın Somali ile askeri iş birliğini artırma girişimleri de bu bağlamda dikkat çeken bir gelişme olmuştur.
Finansal açıdan güçlü ülkelerin ekonomik yardım ve teşvikleri, bir dış politika aracı olarak Afrika Boynuzu ülkeleri ile ilişkilerinde işlevselleştirdikleri görülmektedir. Bu noktada, yine BAE’nin yoğun bir angajman içerisinde olduğu gözlemlenirken, Abu Dabi’nin bu politikayı bölgedeki nüfuzunu artırmak için kullandığı söylenebilir. İnsani yardımlar ve kültürel etkileşimler bağlamında ise İran, Türkiye ve Katar’ın daha aktif bir çizgisi bulunmaktadır. Türkiye, Afrika Boynuzu’ndan binlerce öğrenciye burs vererek yükseköğretim alanında etkileşimleri teşvik etmektedir. Bunun yanında Türkiye, bölge ile olan tarihsel ve kültürel bağlarını da sürekli canlı tutmakta ve bunu bir etkileşim enstrümanına dönüştürmektedir. İran ise özellikle Şiiliğin yayılması amacıyla bölgede bazı faaliyetler yürütmüştür.
Tüm bu faktörler ışığında değerlendirildiğinde Afrika Boynuzu’nun küresel aktörler arasındaki rekabet alanlarından birisi olduğu görülmektedir. Bu bağlamda bir dönüşüm trendi ise geleneksel aktörlerin etkilerini kaybetmeye başlaması ve buna mukabil olarak yeni aktörlerin bölge siyasetinde daha etkin hale gelmeleriyle yaşanmaktadır. Bu nedenle Afrika Boynuzu; ABD, Fransa ve İngiltere’nin varlığının zayıfladığı, buna karşın Çin, Türkiye ve BAE’nin giderek daha fazla varlık gösterdiği bir coğrafya haline dönüşmektedir. Bu durum, söz konusu geleneksel aktörlerin bölgeye ilişkin politikalarında yaşanan dönüşümle birlikte, adı geçen yeni dış aktörlerin yeni nüfuz alanları arayışlarıyla da ilgilidir.
