Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

Yaşlanma Ama Nasıl?


Doğurganlık hızlarının her geçen yıl düşmesi halinde yaşlanmaya daha fazla odaklanmak gerektiği gerçeği ile karşı karşıya olduğumuzu unutmamak gerekiyor. Ancak yaşlanma nasıl anlaşılmalı, bu doğrultuda sadece kronolojik yaş temelli bir yaklaşım mı benimsenmeli, tek başına ömrün uzaması mı yoksa sağlıklı, dinç ve kabul edilebilir bir ömrü mü sürdürmek daha önemli gibi sorulara cevap bulmak, nasıl yaş alınabileceğine dair temel dayanak noktalarını meydana getirecektir.

Yaşlanma Ama Nasıl

Birçok ülkede doğurganlık hızlarının azaldığı ve toplam nüfus içerisinde yaşlı nüfusun oran ve sayı bakımından arttığı görülmektedir. Bu durum doğurganlığın teşvik edilmesi yönünde politikaların geliştirilmesini mecbur hale getirmektedir. Bu bağlamda bağımlı olmayan ve katma değer üreten nüfus yapısını korumak için genç nüfusun diri kalabilmesi, birçok alan için önemli olmaktadır. İş gücü, güvenlik, ekonomi, siyaset, toplumsal hayat, aile içi ve kuşaklararası ilişkiler vb. birçok alanda nüfusun dengeli bir yapıya sahip olması; ülkeler, aileler ve bireyler açısından sürdürülebilirliğin temel şartlarından biri haline gelmiştir. Diğer yandan gelişen teknolojik imkânlar, sağlık alanındaki gelişmeler, bireylerin daha sağlıklı ve uzun ömürlü yaşama arzusu ve çabası da beklenen yaşam sürelerinin artmasını mümkün hale getirmektedir. Kat edilen aşama, sağlık imkânlarının gelişmesi açısından fevkalade olumlu neticeler meydana getirirken, doğurganlık eğilimlerinin toplam nüfus içerisindeki yaşlı nüfus oranını dengeleyemiyor oluşu, nüfus yapısındaki sürdürülebilirliği sıkıntıya düşürecek bir vaziyete kapı aralanmasına sebebiyet vermektedir. Bu bağlamda doğurganlık hızlarının her geçen yıl düşmesi halinde yaşlanmaya daha fazla odaklanmak gerektiği gerçeği ile karşı karşıya olduğumuzu unutmamak gerekmektedir. Ancak yaşlanma nasıl anlaşılmalı, bu doğrultuda sadece kronolojik yaş temelli bir yaklaşım mı benimsenmeli, tek başına ömrün uzaması (lifespan) mı yoksa sağlıklı, dinç ve kabul edilebilir bir ömrü (healthspan) mü sürdürmek daha önemli gibi sorulara cevap bulmak, nasıl yaş alınabileceğine dair temel dayanak noktalarını meydana getirecektir.

 

Uzun Ömürlülük (Longevity)

Çocuk, genç, yetişkin gibi yaş gruplarını kategorik olarak değerlendirebilmek için yaş aralıklarına göre ayrım söz konusu olmaktadır. Yaşlılık denilince de genel olarak 65 ve üzeri yaşa sahip olanlar akla gelmektedir. Bu durum kronolojik ya da takvim yaşı olarak ifade edilen bir tasniflemeyi içermektedir. Son günlerde sıklıkla daha da dikkat çeken uzun ömürlülük (longevity) kavramı da bütüncül bir yaklaşımla yaş alma sürecinin nitelikli sürdürülmesi, biyolojik sistemlerin yıpranma hızının yavaşlatılması ve organizmanın fonksiyonel kapasitesinin korunması şeklinde tanımlanmaktadır. Böylece sağlıklı bir ömür sürdürebilmenin tek koşulu teknik olarak sağlık imkanlarının yeterliliği olmamakta, sağlık ile iç içe geçecek şekilde ekonomi, sosyal çevre, nerede doğulup yaşanıldığı vb. bileşenler çerçevesinde hayat kalitesinin sebep ve sonuçları dikkate alınmaktadır.

Uzun ömürlülük kavramının içeriğine daha dikkatli bakıldığında hayat süresi (lifespan) ve sağlık süresi (healthspan) kavramları ön plana çıkmaktadır. Toplam ya da beklenen yaşam süresi ile bu sürenin hangi ölçüde sağlıklı, nitelikli ve kabul edilebilir ölçülerde yaşanılıyor oluşu, önemli ayrımlardandır. Sağlık alanındaki gelişmeler hayat süresini uzatırken, bu süre dahilinde hangi ilaçların, teknolojik gelişmelerin, beslenme biçimlerinin, uyku düzeninin, hareket örüntüsünün sağlıklı ve iyi olma halini ne ölçülerde belirlediği ve kendisine muhtaç kıldığı, üzerinde düşünülmesi gereken önemli konular olarak ön plana çıkmaktadır. Bu anlamda sadece beklenen yaşam süresinin tespitinin ötesinde Dünya Sağlık Örgütü’nün Sağlığa Uyarlanmış Yaşam Beklentisi (Health Adjusted Life Expectancy-HALE) ölçeği dikkat çekici içeriğe sahiptir. Bu anlamda beklenen yaşam süresi, kaç yıl yaşandığına odaklanmayı sağlarken, sağlığa uyarlanmış yaşam beklentisi ise ömrün ne kadarının sağlıklı sürdürüldüğüne dikkat çekebilmeyi mümkün hale getirebilmektedir.

Sağlığa Uyarlanmış Yaşam Beklentisi ile bir bireyin genellikle doğumda veya 60 yaşında tam olarak sağlıklı yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı ölçülmektedir. Bu ölçeklendirmede; içinde yaşanılan toplumda, aile geçmişinde ve genetik arka planında hastalık, kronik rahatsızlık, fonksiyon kaybı, sakatlık gibi durumlar dikkate alınarak hayat kalitesine etki eden haller, o insan yaşasa bile kayıp sağlıklı yıllardan düşülerek sağlığa uyarlanmış yaşam beklentisi ortaya çıkarılır. Bu doğrultuda tespit edilebilen ölçeklendirmelere göre Covid-19 pandemisi öncesinde dünya ölçeğinde ortalama 63,5 yıl olan sağlığa uyarlanmış yaşam beklentisi, salgın sonrasında 62,8’e kadar gerilemiştir. Ülkeler bazında beklenen yaşam süresi ile sağlığa uyarlanmış yaşam beklentisi arasındaki fark, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere göre daha azdır. Bu hususta Singapur, Japonya, Güney Kore gibi ülkelerde doğumda beklenen yaşam süresi sırasıyla 84,1, 85,1 ve 84,6 yıl olurken; beklenen sağlıklı yaşam süresi ise sırasıyla 74,2, 74,1 ve 73,5 yıl olmaktadır. Ancak 9,9 ile 11,1 yılları arasında değişen farklardan daha az fark Afrika kıtasının ortalamasında görülebilmektedir. 64,5 yıl olan beklenen yaşam süresine karşılık beklenen sağlıklı yaşam süresi 56 yıl olmaktadır. Bu iki ölçek arasında 8,5 yıllık bir fark olmasına rağmen genel olarak her iki ölçekte de beklenen yaşam sürelerinin kısalığı dikkat çekmektedir. Bir başka çarpıcı örnek ise ABD’dir. 79,7 yıl olan beklenen yaşam süresine karşılık beklenen sağlıklı yaşam süresi 66,1 yıl olmaktadır. Arada meydana gelen 13,6 yıllık farkın temel sebepleri arasında kronik hastalıklar, sağlık sistemindeki aksaklıklar, sağlıksız beslenme, zararlı ve bağımlılık yapan maddelerin tüketilmesi, obezite vb. yapısal sorunlar beklenen sağlıklı yaşam sürelerinin düşük seviyelerde kalmasına sebebiyet vermektedir.[1]

yaşlılıkta hastalık

Uzun Ömrü Belirleyen Faktörler

TÜİK’in 30 Temmuz 2025 tarihli Hayat Tabloları, 2022-2024 başlıklı haber bültenindeki verilere göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,1 yıldır. Erkekler için doğuşta beklenen yaşam süresi 75,5 yıl iken kadınlarda ise bu süre 80,7 yıl olmuştur. Böylelikle kadınların erkeklere göre 5,2 yıl daha fazla yaşadıkları görülmektedir. Ancak beklenen sağlıklı yaşam süresi Türkiye ortalaması 57,6 yıla kadar gerilemektedir. Bu süre erkeklerde 58,9 yıl, kadınlarda ise 56,3 yıl olarak hesaplanmıştır. Doğuşta beklenen yaşam süresi olarak daha ileride olan kadınların, sağlıklı yaşam süreleri erkeklerin gerisinde kalmaktadır.[2] Kadınların toplam yaşam süreleri erkeklere göre daha fazla olduğundan yaşamlarının ilerleyen ve bilhassa yalnız dönemlerinde hastalık ve sakatlıkla geçirilen süre de erkeklerden daha fazla olmaktadır.

Beklenen sağlıklı yaşam sürelerinin uzamasını yahut kısa olmasını belirleyen en önemli faktörler arasında sağlık hizmetlerine erişimin ötesinde sahip olunan ekonomik durum, sosyal çevre, yaşanılan mekanlar ve benzerleri gelmektedir. Bilhassa sağlık imkanlarının kırsal alanlara göre çok daha yaygın ve erişilebilir olduğu kent alanlarında hareketsizlik, her türlü kirlilik, hazır gıda tüketimi, radyoaktif maddelere maruziyet, trafik, stres vb. olumsuz durumlar daha fazla yaşanmakta, böylelikle bilhassa yaşlı nüfusta sakatlık ve hastalıkla yaşanılan süre de artmaktadır. Dolayısıyla kentte hayatını sürdüren yaşlılar beklenen yaşam müddeti olarak daha uzun süre yaşamakta ancak diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklarla bu süreci daha yoğun bir şekilde sürdürerek beklenen ile sağlıklı yaşam süreleri arasındaki fark açılmaktadır. Tıpkı kentte olduğu üzere kırsal alanda ikamet edenler için de olumlu ve olumsuz durumlar iç içe geçebilmektedir. Tarım ve hayvancılık gibi hareket gerektiren işlerde çalışıyor olmak, doğal beslenme biçimi, yaşlı nüfusun kas, iskelet ve metabolik sağlığını belirli yaşlara kadar koruyabilir. Ancak kent alanlarında görülen yaygın sağlık imkanlarının kırsal alanlarda bulunamaması ihtimali beklenen sağlıklı yaşam sürelerini azaltıcı etkide bulunmaktadır. Türkiye özelinde kır ve kent alanları arasında beklenen sağlıklı yaşam süreleri değerlendirildiğinde son 20 yıldır tüm Anadolu’ya yayılan sağlık tesislerinin ve hizmetlerinin varlığı kırsal alanlarda da sağlığa erişimi çok daha kolay hale getirmiştir. Öyle ki, büyük ve kalabalık şehirlerdeki hastanelerde randevu bulmakta zorlananlar Anadolu’daki birçok şehrin hastanesinde talep ettikleri sağlık hizmetlerine çok daha rahat bir şekilde erişebilmektedirler.

 

Aktif Yaşlanma Mümkün mü?

Türkiye’de her 4 haneden birinde en az bir yaşlı ferdin yaşadığı ve doğurganlık eğilimlerinin her geçen yıl azalan seyri düşünüldüğünde, yaşlanma sürecinin sadece 65 ve üzeri yaş temelinde ele alınmaması gerektiği bariz bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Birey, aile ve ülke geneli için ekonomik ve toplumsal maliyetler açısından muhtemel riskleri ve zararları en aza indirebilmek için hastalandıktan sonra tedavi etmeye dayanan reaktif tıp ve toplumsal modeller yerine proaktif ve önleyici yöntemleri merkeze almak gerekmektedir. Beden ve ruh sağlığının ötesinde sosyalleşme süreçlerinin sağlıklı yürümesi, sosyal izolasyona maruz kalınmaması ve yalnızlaşmamak için akran ve kuşaklar arası sosyal bağlara, sağlıklı ve dengeli beslenmeye, hareketliliğe, düşük kaygı ve stres gibi hayat modellerine ihtiyaç vardır. Tüm bunları gerçekleştirebilmek için yaşlı fertlerin yeterli gelire ve sosyal-fiziki çevreye sahip olmaları gerekmektedir. Uzun ömrün (longevity) mümkün olabilmesi için genetik özelliklerden daha çok epigenetik yani sosyal çevre ve yaşam tarzına bağlı olarak güçlü sosyal ilişkileri, aidiyet ve bağlılığı içeren bir hayat formunun mümkün olması önem arz etmektedir.

Türkiye özelinde kırdan kente göçün vuku bulduğu bir arka planda, toprakta bedenen çalışma biçiminin masa başında çalışma düzenine evrildiği ancak yeme alışkanlıklarının büyük ölçüde eskisi gibi devam etmesiyle birlikte daha sağlıksız bir hal aldığı düşünüldüğünde artan diyabet ve obezite temelli hastalıkların çokluğu hiç de sebepsiz gözükmemelidir. Bu gibi olumsuz durumlara sigara, alkol gibi zararlı maddelerin tüketiminin artması da eklenince beklenen sağlıklı yaşam sürelerinin artması riske girmektedir. Ancak bu gibi unsurların yokluğu durumunda dijitalleşme belirli düzeylerde yaşlı fertlerin topluma entegrasyonu için önemli bir işlev görebilir. Bu türden araçların dijital okuryazarlık bilinciyle kullanılması ile yalnızlaşmanın belirli ölçülerde önüne geçilebilir. Bu bağlamda yaş almanın güzelliği, erdemi ve saygınlığı ihmal edilmeyerek ömre sadece yıllar eklenmemeli, yıllara hayat verilerek sağlıklı, üretken, güncel hayat süreçlerine uyum sağlayabilen ve toplumda karşılığını bulan bir aktif yaşlanma modeli inşa edilebilmelidir. Bunun için de en temel formülasyon zenginleşmeden yaşlanma riskinin mümkün mertebe ortadan kaldırılabilmesidir.

 

[1] World Health Organization, Healthy Life Expectancy (HALE) at Age 60 (Years): https://www.who.int/data/gho/data/indicators/indicator-details/GHO/gho-ghe-hale-healthy-life-expectancy-at-age-60

[2] TÜİK Hayat Tabloları, 2022-2024: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/54081
Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre 2021 yılı itibarıyla beklenen sağlıklı yaşam süresi ortalama 65,2 yıl olmaktadır. https://data.who.int/countries/792

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası