Kriter > Dış Politika |

Yunanistan’ın Stratejisi


2000’lerin ikinci yarısından itibaren yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerin ve büyük güçler arasında artan rekabetin ortaya çıkardığı güvenlik risklerine karşı, Türkiye çok yönlü ve karmaşık bir diplomasi takip ederek, savunma sanayisini güçlendirerek, kendi toprakları dışında askeri üs kurarak ve askeri operasyonlar düzenleyerek tedbir almaya çalışıyor. Türkiye’yi öteden beri kendisi için başlıca tehdit olarak gören Yunanistan ise Türkiye’nin attığı her adımı potansiyel bir risk olarak değerlendiriyor ve dış politika ve güvenlik stratejisini Türkiye’ye karşı kurguluyor.

Yunanistan ın Stratejisi
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, Yunanistan'ın başkenti Atina'da üçlü zirvede bir araya geldi. (Yunanistan Başbakanlık Basın Ofisi/AA, 19 Ekim 2021)

Ege ve Kıbrıs sorunları yüzünden daha önce savaşın eşiğine gelen Türkiye ve Yunanistan, 1999’dan itibaren bu sorunları rafa kaldırarak birçok konuda iş birliğini ilerletmeye başlamıştı. Siyasi aktörlerin gösterdiği iyi niyet ve Türkiye’nin AB üyelik hedefi gibi faktörler sayesinde iki ülke ilişkileri bir süre oldukça olumlu seyretti. Fakat ilerleyen yıllarda Türkiye’nin AB üyeliği ve NATO’nun geleceğiyle ilgili belirsizlikler arttıkça, bölgesel fay hatları yeniden ortaya çıktı. Böylece Ege ve Kıbrıs sorunları, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde tekrar belirleyici bir konuma geldi.

 

Türkiye Karşıtı Hamleler

2000’lerin ikinci yarısından itibaren yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerin ve büyük güçler arasında artan rekabetin ortaya çıkardığı güvenlik risklerine karşı, Türkiye çok yönlü ve karmaşık bir diplomasi takip ederek, savunma sanayisini güçlendirerek, kendi toprakları dışında askeri üs kurarak ve askeri operasyonlar düzenleyerek tedbir almaya çalışıyor. Türkiye’yi öteden beri kendisi için başlıca tehdit olarak gören Yunanistan ise Türkiye’nin attığı her adımı potansiyel bir risk olarak değerlendiriyor ve dış politika ve güvenlik stratejisini Türkiye’ye karşı kurguluyor.

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon tartışmalarının ortaya çıkmasından itibaren Yunanistan, Türkiye’nin bölgede sorun yaşadığı ülkelerden İsrail ve Mısır’la ilişkilerini giderek ilerleterek bölgede ekonomik ve askeri ortaklıklar ağı kurulması yönünde adımlar attı. İlerleyen yıllarda yalnızca bu ülkelerle sınırlı kalmayarak Türkiye ile çeşitli konularda görüş ayrılıkları bulunan Suudi Arabistan, BAE, Ermenistan, Hindistan gibi ülkelerle de iş birliği girişimlerini hızlandırdı. AB’ye üye olmanın verdiği avantajı kullanarak Türkiye ile deniz yetki alanlarında yaşadığı sorunlar karşısında AB’nin ve üye ülkelerin desteğini elde etti. Ayrıca ABD’deki Türkiye aleyhtarı lobilerin de yardımıyla bu ülkeden sağladığı diplomatik ve askeri desteği artırmayı başardı.

2019’da Yeni Demokrasi Partisi’nin iktidara gelmesinden bu yana Yunanistan askeri kapasitesini yenileme konusunda daha hızlı adımlar atıyor. Geçtiğimiz yıl Fransa’dan 18 adet Rafale savaş uçağı sipariş eden Yunanistan hükümeti, bu yıl altı uçağın daha alınacağını açıkladı. 28 Eylül’de Fransa ile Stratejik Savunma Anlaşması imzalayan Yunanistan, bu ülkeden ilk etapta beş milyar dolar karşılığında altı savaş gemisi satın alacağını ilan etti. 14 Ekim’de ABD ve Yunanistan dışişleri bakanları arasında Ortak Savunma İşbirliği Anlaşması'nda değişiklikler öngören bir protokol imzalandı. Protokolde, anlaşmanın süresiz bir şekilde yürürlükte kalması ve ABD güçlerinin Yunanistan'daki eğitim ve operasyon üslerinin sayısının artırılması öngörüldü.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias
ABD-Yunanistan Savunma İşbirliği Anlaşması yenilendi ve kapsamı genişletildi. Washington’da bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias yeni anlaşma metnini imzaladı. (Jonathan Ernst-AFP/Getty Images, 14 Ekim 2021)

 

“Savaş Tehdidi” Gerekçesi

Günümüzde gayri safi yurt içi hasılasının iki katından fazla dış borcu bulunan Yunanistan, bu bakımdan dünyada ilk beş ülke arasında olmasına rağmen, büyük meblağlara varan askeri anlaşmalar yapmaktan çekinmiyor. Başbakan Kiryakos Miçotakis, bütün bu adımların Türkiye’nin “savaş tehdidi” karşısında atıldığını iddia ediyor. ABD ile imzalanan protokolün imza töreninde konuşan Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da Yunanistan'ın Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarını kullanmasını engelleyen bir “savaş tehdidi” ile karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu ifadeler, Yunanistan hükümetinin silahlanma ve askeri iş birliği adımlarını Türkiye tehdidi üzerinden meşrulaştırdığını açıkça ortaya koyuyor.

Peki bu tehdit argümanı ne kadar gerçekçi? Ege Denizi’ni iki ülke arasında yer alan bir “ortak deniz” olarak gören Türkiye, deniz yetki alanlarının ancak karşılıklı anlayış ve hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde genişletilebileceği görüşünü savunuyor. İki ülke arasında 1976’da İsviçre’nin Bern kentinde imzalanan anlaşmayla iki ülke, kıta sahanlıklarını sınırlandırma konusunda aralarında anlaşmayı taahhüt etmişlerdi. Fakat 1982’de Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) imzalayan Yunanistan, bu anlaşmanın ilgili hükümlerini gerekçe göstererek elinde bulundurduğu her ada için geçerli olmak üzere karasularını 12 mile çıkarma girişimlerinde bulundu. Yunanistan’da UNCLOS’un resmen yürürlüğe girdiği 1995’te karasularının 12 mile çıkarılmasının vazgeçilmez bir hak olduğu yönünde bir kanun maddesinin kabul edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi aldığı kararla Yunanistan’ın bunu yapmasının savaş sebebi olduğunu ilan etti.

Görüldüğü gibi TBMM’nin “savaş sebebi” kararı ancak Yunanistan’ın Ege’deki karasularını Türkiye ile anlaşmaya varmaksızın fiilen 12 mile çıkarması durumunda geçerli. Türkiye’nin Yunanistan aleyhine genişlemeci bir politikası söz konusu olmadığından Yunanistan’ın “savaş tehdidi” algısının herhangi bir somut gerekçesi de bulunmuyor. Yunanistan, Türkiye’de son yıllarda sıklıkla dile getirilen “Mavi Vatan” söylemini tehditkar olarak nitelendirse de bu söylem Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de öteden beri ortaya koyduğu tezlerinden içerik bakımından bir farklılık göstermiyor. “Mavi Vatan”, daha ziyade bu tezlerin sahada kararlı bir biçimde savunulmasını öngören bir söylem. Dolayısıyla gerek bu söylem, gerekse Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’deki hamleleri Yunanistan’ın egemenlik veya bütünlüğüne yönelik herhangi bir maksat taşımıyor.

 

Asıl Amaç Ne?

Yunanistan’ın son zamanlarda askeri ve diplomatik alanlarda attığı iş birliği adımlarını Türkiye’den gelen “savaş tehdidi”ne dayandırması, ilk bakışta bunların savunmacı bir refleksle gerçekleştirildiği şeklinde anlaşılabilir. Ne var ki Yunanistan’ın aynı zamanda bölgesel ve uluslararası düzeyde uzun vadeli diplomatik ağların ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin kurulmasına yönelik bir çabasının olduğu gözden kaçmıyor. Bu sebeple Yunanistan’ın yürüttüğü dış politika ve savunma stratejisinin yalnızca Türkiye “tehdidini” dengelemeyi değil ittifak ve ortaklıklar yoluyla bölgedeki dengeleri kalıcı olarak değiştirmeyi amaçladığı söylenebilir.

Yunanistan hükümetinin sürekli kullandığı “savaş tehdidi” argümanını hem içeriye hem de dışarıya yönelik bir söylem olarak okumak mümkün. Hükümet bu söylemle kamuoyu nazarında partinin milliyetçi-vatanperver görünümünü korumaya ve attığı adımları kaçınılmaz bir milli görev olarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Buna karşılık ana muhalefet lideri Aleksis Çipras, hükümeti silahlanma faaliyetiyle ekonomiye muazzam bir yük getirmekle kalmayıp ülkeyi tehlikeli maceralara sürüklemekle suçluyor. Fransa ile yapılan anlaşmaya meclisteki üç sol partinin (SYRIZA, KKE ve MeRA25) ret oyu kullanması bu bakımdan şaşırtıcı değil. Öte yandan, SYRIZA’nın iktidarda bulunduğu 2018’de de Yunanistan, F-16 filosunun modernizasyonu için ABD’li Lockheed Martin şirketiyle 1,3 milyar dolarlık anlaşma yapmıştı. Yine SYRIZA’nın iktidarı döneminde Yunanistan’ın Kıbrıs’ta “sıfır garanti-sıfır asker” konusunda diretmesi ve Makedonya isim sorununun çözümünü Balkanlarda Türkiye’nin etkisini kırmak şeklinde sunması, Yunanistan’ın Türkiye ile sorunları merkeze alan dış politika anlayışının tamamen siyasi ideolojiye bağlı olmadığını düşündürüyor.

Yunanistan, “savaş tehdidi” argümanını kullanarak aynı zamanda uluslararası kamuoyuna Türkiye’yi saldırgan bir ülke olarak gösterirken kendisi için makul ve güvenilir bir partner imajı çiziyor. Doğu Akdeniz’in istikrarı ve Avrupa’nın güvenliği için kilit ülke rolünü üstlenerek çeşitli ülkelerden ekonomik, siyasi ve askeri destek bulmaya çalışıyor. Dahası, Türkiye ile sorunları araçsallaştırarak, bölge dışı ülkelerle de iş birliği fırsatları yakalamaya çalışıyor. Belki de bu suretle elde edeceği uluslararası destek sayesinde uzun vadede Ege’deki deniz yetki alanlarında tek taraflı artırım yoluna giderek bir oldu-bittiyi gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Yunanistan Atina'da protesto
Yunanistan'ın başkenti Atina'da çeşitli sol gruplar, Yunanistan ile Fransa arasında imzalanan ve iki ülke arasında savunma, dış politika ve silahlanma alanlarında iş birliği öngören anlaşmayı protesto etti. (Ayhan Mehmet/AA, 19 Ekim 2021)

 

 

Güvenlik Çıkmazı ve İş Birliğinin Önemi

Yunanistan’ın söz konusu politikalarının kendi güvenliği için ne kadar olumlu katkı sağladığı tartışılır. Zira Ankara, Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz’deki tek taraflı hamlelerine karşılık yetki alanlarını koruma hususunda daha titiz ve kararlı hareket ederken, Türkiye’yi dışlayıcı diplomatik girişimler karşısında da kendi tedbirlerini almayı sürdürüyor. Örneğin Ankara’nın artık Kıbrıs’ta iki devletli çözümü savunmasında, Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhinde değişen dengelerin rol oynadığı gözardı edilemez. Sonuç olarak Türkiye ile gerginliklerin devam etmesi, Yunanistan’da daha büyük bir tehdit algısı meydana getiriyor. Çipras’ın da dile getirdiği üzere Türkiye ile yaşanabilecek bir krizde Batılı devletlerin Yunanistan’ın ne kadar yanında olacağı da belli değil. Ayrıca devam eden gerilimler, Yunanistan’ı Türkiye ile kritik konularda iş birliği fırsatlarından da mahrum bırakıyor.

Eylül sonlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada iklim değişikliği, göç ve salgın gibi küresel tehditlere karşı mücadeleyi öne çıkarmıştı. Birkaç gün sonra aynı kurulda konuşan Yunanistan Başbakanı Miçotakis de “Doğu Akdeniz’de hidrokarbonlar gibi geçerliliğini yitirmekte olan bir meta üzerine kavga etmek yerine iklim krizi ve düzensiz göç gibi ortak tehditlere karşı güçlerimizi birleştirebiliriz” ifadelerini kullandı. Yıllardır düzensiz göçün getirdiği sosyo-ekonomik risklerin yanı sıra orman yangını ve çevre kirliliği gibi ortak sorunlarla yüzleşen Türkiye ve Yunanistan’ın bu konularda çözüm yolları geliştirmek ve uluslararası aktörlerin dikkatini çekmek için iş birliği yapmaları oldukça önemli. İki ülke arasında Ege ve Doğu Akdeniz’deki görüş ayrılıklarından kaynaklanan gerilimler diğer konularda iş birliği yapmalarını engelliyor. Yunanistan’ın Türkiye “tehdidi”ni merkeze alarak yürüttüğü politikalar uzun vadede iki ülke arasındaki mesafenin daha da açılmasına ve iş birliği imkanının daha da zayıflamasına sebep olabilir.

Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde son birkaç yıldır yaşanan gerginlik, halen birçok küresel ve bölgesel sorunun olumsuz etkilerine maruz kalan bu iki ülke için ekstra bir risk unsuru meydana getiriyor. Bu şartlarda her iki ülke için en makul strateji, öncelikle aralarındaki pozitif gündeme odaklanmak ve deniz yetki alanları gibi netameli konulardaki anlaşma zeminini canlı tutmak olabilir. Fakat Yunanistan’ın devamlı olarak Türkiye’nin “savaş tehdidi”ni gündeme getirmesi ve bu gerekçeyle birçok askeri ve diplomatik hamlede bulunması, bu ülkenin Türkiye’ye karşı sıfır toplamlı bir oyun oynamakta olduğu şüphesini uyandırıyor. Mevcut şartlarda güven tazelemenin iki ülke için de en uygun strateji olması gerekirken bu tür adımlar karşılıklı anlayış ve iş birliğini daha da zorlaştırıyor.

İki ülke arasında kriz ve çatışmaların önlenmesi için dışişleri bakanlıkları ve askeri yetkililer arasında yürütülen periyodik toplantıların bundan sonra da devam etmesi oldukça önemli. Bununla beraber karşılıklı güvenin tazelenmesi ve ikili iş birliğinin yeniden ivme kazanabilmesi için öncelikli olarak siyasi aktörler arasındaki diyaloğun güçlendirilmesine ihtiyaç bulunuyor. Siyasi karar alıcıların iradesine bağlı olarak Türkiye-Yunanistan ilişkileri 2000’lerin başlarındaki normalleşme iklimine geri döndürülebilir. Hatta Yunanistan’daki siyasi aktörlerin “Türkiye tehdidi”ni uluslararası platformlarda araçsallaştırmak yerine Türkiye ile doğrudan ve samimi bir diyaloğa girmeyi tercih etmeleri durumunda en çetrefil konularda bile karşılıklı bir anlayış geliştirilebilir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası