İtalyan politikasında politik parçalanmışlık sadece sosyolojik farklara dayanmamaktadır. Politik hayata her an yeni bir parti dahil olabilmekte ve iktidarı devralabilmektedir. Bu bağlamda ayırt edici özelliği ise liderlik oluşturmaktadır. İtalya’nın Kardeşleri Partisini (Fratelli d’Italia, FdI) de var kılan ve iktidara taşıyan Giorgia Meloni’nin liderliğidir. Berlusconi sonrasındaki sağ koalisyonun liderliğini kuzeyin politik liderliği ile sınırlı Salvini taşıyamadığından Meloni’ye politik alan açılmıştır. Sol koalisyonları taşıyabilen bir politik liderlik ise henüz ortaya çıkmış değildir. Avrupa’daki sağ popülist partilerin çoğunda olduğu gibi İtalya’da da asıl belirleyici olan politik liderlik eksikliğidir. Meloni, kültürel savunmacı, Müslüman göçmen karşıtı ve egemenlik vurgulu söylemiyle sağdaki politik liderliği temsil gücünü yeniden yakalamıştır. Solun uzun yıllardan beri başaramadığı birleşmeyi mümkün kılmıştır.
Kalıcı Liderlik Kuralları
İtalyan siyasetinde sol, kendini ancak protestolarda gösterebilmektedir. Son zamanlarda Filistin yanlısı haklı dava solun gösterilerine can vermektedir. Ancak İtalya için söyleyecek sözleri kısıtlıdır. 19. yüzyılın Avrupa’sında son büyük milliyetçi bütünlüğü sağlayanlar aslında İtalyan soluydu. Muhafazakârlar ise Kuzey Ligi (Lega Nord, LN) ya da güneyde daha etkili olan İtalyan Sosyal Hareketi (Movimento Sociale Italiano, MSI) gibi örneklerin gösterdiği üzere bölünmüş yerel politik toplumsallığın temsilcisiydi. 90’lardan sonra ise önce Haydi İtalya (Forza Italia, FI) ile Berlusconi sonra da FdI ile Meloni, İtalyan kimliğinin sözcülüğünü üstlenmiş ve muhafazakârların bölünmüş politikliğini liderlikleri etrafında toparlamışlardır. İtalyan siyasetini kurumsal olmaktan çıkarıp liderliği etrafında toplayan Berlusconi’ydi, bu çizgiyi devam ettiren Meloni oldu.
Meloni, seçimler öncesinde söz verdiği yargı reformunu ve başbakanın direkt halk tarafından seçileceği anayasa reformunu gerçekleştirmekten uzak olsa da ekonomik göstergelerin iyileşmesi ve göçmen sayısının azaltılması gibi başarılarla karizmasını beslemektedir. Avrupa siyasetinin ABD ile ilişkilerindeki Trump sonrası sıkışmayı aşabilen tek AB lideri olarak da karizmasını uluslararası alana taşıyabilmektedir. Muhafazakâr sağın birleşmesine dayalı politik istikrarın beslediği ekonomik ve toplumsal güvenlik algısı Meloni’ye, sadece üç hükümetin üç yılını tamamladığı İtalyan siyasetinde beş yılını kolayca tamamlama gücü vermektedir. Hatta halen politikalarını birleştirmekte zorlanan sol siyasete karşı gelecek seçimlerin de açık favorisi durumundadır.
Küresel demokratlardan destek alamasa da İsrail yanlısı politik çizgisi dolayısıyla özellikle sosyal medyada bir ötekileştirmeye de uğramamaktadır. Her ne kadar İtalyan medyasıyla direkt ilişki kurmakta zorlansa da sosyal medya üzerinden zorlayıcı sorulara da muhatap olmadan toplumla ilişkisini doğrudan kurabilmektedir. Sosyal medya platformları Meloni’yi Trump kadar ötekileştirmediğinden kendi sosyal medyasını kurma gereği de duymamaktadır. Özellikle Macaristan Başbakanı Viktor Orban’dan farklı olarak AB politikalarındaki belirleyici olma arzusu, Avrupa siyasetindeki popülerliğini de artırmaktadır. Bilhassa göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engelleme anlamında AB’nin inisiyatif alamadığı alanları doldurması popülerliğini beslemektedir.
Meloni iktidarını koruyacak her türlü uzlaşıya açık durmaktadır. Öncelikle sağ partileri birleştiren bu politik pragmatizm, hükümeti kurmakta zorlandığında orta sola da çok rahat alan açabilecek potansiyele sahiptir. Politik gücüne dayalı bir karizma sahibi olan Berlusconi’den ayrıldığı en önemli nokta uzlaşıya açık olmasında yatmaktadır. Meloni, Berlusconi’nin popüler politik güce dayalı daha erkeksi politikasına karşı uzlaşıya dayalı daha kadınsı bir karizma üretmiştir. Bir kadın olarak politikada küçümsenmesi, aynı zamanda politik gücünün de kaynağıdır. Herkesin kendisini yönetebileceğini düşündüğü uzlaşıcı liderlikle aslında kendi politik karizmasını güçlendirmektedir. Parçalı İtalyan politikasında birleştirici ve uzlaşıyı sağlayan bir lider olarak öne çıkmaktadır.
Tanrı, Vatan ve Aile
Tanrı, vatan ve aileden oluşan değerler sistemi ise geniş bir toplumsallığın üzerinde uzlaştığı ayırıcı olmayan bir söylemdir. Bu nedenle bir taraftan geniş bir toplumsallığı çoğunluğun uzlaşacağı değerlerle birleştirirken partisinin ayırt edici özelliklerini de Batı kültürünün savunusu, Müslüman göçmen karşıtlığı ve LGBT lobileri ya da cinsiyet ideolojileri karşıtlığıyla pekiştirmektedir. Bu bağlamda kendi politik çizgisinin ayırt edici özelliklerini kaybetmeden daha geniş değerler sistemiyle diğer politik çizgilerle de bütünleşebilmektedir.
Tanrı, vatan ve aile üst başlıkları aslında Müslüman karşıtlığı, Batı kültürü savunusu ve cinsiyet ideolojileri karşıtlığı ile eş değer niteliklere sahiptir. Ancak üst başlıklar geniş politik kümeye hitap ederken alt başlıklar aynı zamanda ama farklı düzlemde kendi partisine hitap etmektedir. Tanrıdan kasıt, Hristiyan kökleri vurgulamaktır. Müslüman göçmen karşıtlığı, Hristiyan köklerin vurgusu gereğidir. Zira İtalyan toplumunun Avrupa’nın en yaşlı toplumu olduğu ve ekonomik büyüklüğünü korumak için göçmenlere ihtiyacı olduğunu Meloni de kabul etmektedir. Ancak göçmenlerin kendileri gibi Hristiyan ve aynı zamanda fakir olan Latin Amerika’dan gelmesini arzulamaktadır. Oysa Doğu’dan ya da Afrika’dan gelecek olan göçmenlerin önemli kısmının Müslüman olma ihtimali yüksektir. Bu nedenle göçmenlere karşı karasularının korunmasını güçlendiren ve geçebilenleri de Arnavutluk gibi AB dışı ülkelerde kurulan mülteci merkezlerine yerleştiren İtalya, göçmen sayısını korku ile azaltmayı başarmıştır.
Vatan kavramı ise artık topraktan ziyade kültüreldir. Kavramın kökenindeki patria da zaten ataya/babaya atıf yapmaktadır. Modern devletler çağında coğrafya ve toprakla özdeşleşen milliyetçilik artık toplum ve kültürle daha çok ilintilidir. Avrupa için bu Batı kültürüdür. Popülist hareketler için Batı kültürü ve değerler sistemi evrensel değildir, ya da evreni Yahudi/Hristiyan Batı kültürü ile sınırlıdır. Meloni de Batıyı kültürel olarak savunduğunda Avrupa değerler sistemine atıf yapmakta aynı zamanda “(Hristiyan) halkların Avrupa”sından bahsederek de İtalya’nın egemenliğini vurgulamaktadır. Bir nevi atalarının kültürünü ve köklerini savunmak hem Avrupa’yı hem de İtalya’yı aynı zamanda savunmak anlamını taşımaktadır. Bu nedenle Macaristan Başbakanı Orban gibi AB-İtalya karşıtlığına da düşmemektedir.
Doğal aileyi savunma, LGBT-Q yaşam biçimlerini dışlamayı kendiliğinden getirmektedir. Ancak Batı toplumları açısından bu gibi durumlar, hem suç teşkil ettiğinden hem de toplumsal parçalanmayı körüklediğinden Meloni daha ziyade “lobi” ve “ideoloji” sıfatlarını LGBT-Q ve cinsiyet kavramlarının yanına iliştirmektedir. Batı toplumlarındaki hukuksal bağlamdaki ayrımcılık suçunun çevresinden politik olarak dolaşmaya yarayan bu tür söylemler, medya tarafından sıkıştırılmadığında ve toplum tarafından sorgulanmadığında siyasal hayatta karşılığını bulmaktadır.
LGBT-Q lobisi ve cinsiyet ideolojisi karşıtlığıyla aynı zamanda solun kültürel hegemonyasına da karşı durulmuş olmakta ve sol siyaset de LGBT-Q savunusuna sıkıştırılmaktadır. İtalyan ve İspanyol solunun son zamanlarda Filistin yanlısı politikası, küresel haklı bir dava ile bu sıkışmışlığı da aşma çabasından kaynaklanmaktadır. Onur yürüyüşleri değil Gazze’deki katledilen çocuklar sol siyasetin vicdanında daha güçlü yer edinmekte ve genel grevi bile tetikleyebilmektedir. Meloni’nin Filistin gösterilerini güvenlik politikasına havale etmesi ve söz verdiği yargı reformu yerine güvenlik bürokrasisinin yetkilerini artırması, toplumsal politik coşkunun desteğini kaybetmesi riskini barındırmaktadır. Ancak ABD’li politik danışman Steve Bannon destekli Finkelstein formülü gereği “cinsiyet ideolojisine gömülmüş sol hegemonyayı” düşmanlaştırıp itibarsızlaştırma üzerine kurulu politika, sağ popülizmi halen güçlü ve hareketli kılmaktadır.
Birleştirici Meloni
Diğer taraftan Meloni, uzlaşımcı politikalarıyla İtalyan sağ siyasetini birleştirdiği gibi AB açısından da popülist yerel iktidarlarla Brüksel bürokrasisi arasında arabulucu olabilmektedir. Bir taraftan halkların Avrupası iddiasıyla egemenlik yanlısı ve Brüksel bürokrasisi karşıtlığı yaparken diğer taraftan da Hristiyan Avrupa kültürünün savunucusu ve Müslüman karşıtı olarak diğer ayrılıkçı çizgilerle özellikle Macaristan ve Polonya popülist hareketleriyle AB’yi uzlaştırabilmektedir. Alman ve Fransız popülist hareketleri ise “Melonileşme” kavramını aşırı pragmatik ve tavizci bulmaktadır.
Meloni, Berlusconi’nin iyimser popülizmi ile Salvini’nin kötümser popülizmini birleştirmeyi başarabilmiştir. Bu nedenle kendi politik konseptini revize etmeden de pragmatik esneklikler gösterebilmektedir. Nihai hedef olarak ne göçe karşı politikalarından ne de anayasayı değiştirme arzusundan vazgeçmiş değildir. Ancak ne Arnavutluk’ta kurduğu toplama kampı benzeri sistemi işlemekte ne de başbakanın direkt halkoyuyla seçileceği bir anayasa reformuna yakınlaşmıştır. Diğer taraftan Salvini gibi sadece tepkisel seçmen öfkesine dayanmadığı için de AB politikalarında bile kurucu roller üstlenebilmektedir. İtalyan politik hayatına getirdiği istikrar da Meloni’yi güçlendirmekte ve güvenilir kılmaktadır.
İtalyan siyasetinde Mussolini, Alman siyasetindeki Hitler gibi üzeri toprakla örtülmüş bir tabu olmadığından Meloni de faşist İtalyan tarihi ile bağlarını inkâr etmese de altını çizme gereği de duymamaktadır. Gerçekleşmesi kolay olmasa da tarihin yeniden yazımı parti politikasında halen durmaktadır.
Siyaseti güçlü kılan hususlardan biri de doğurduğu umuttur. Hatta politik umut, bir kişi üzerinde yoğunlaşırsa o kişinin siyasi karizmasını da beslemektedir. Meloni’yi umudun öznesi kılan ve karizmasını besleyen damar “henüz istediklerini başaramamış olmasıdır”. Bir taraftan performatif anlamda İtalyan siyasetine kazandırdığı istikrar, diğer taraftan henüz işin başında oluşunun getirdiği umut Meloni’nin karizmasını yükseltmektedir. Dahası sol siyasetin politik lider zafiyeti de Meloni’yi giderek vazgeçilmez kılmaktadır. Bir taraftan ABD ile AB arasındaki arabulucu rolü diğer taraftan AB mülteci siyasetindeki performansı, uluslararası itibarını da güçlendirmektedir. Ekonomik alandaki iyileşmeler mutlaka kendi eseri olmasa da iktidara yaramaktadır. Özellikle Fransız ekonomisi borç krizine doğru sürüklenirken ve Alman ekonomisi savaş tehdidiyle altyapı yatırımlarını ertelerken prestij projesi olarak ana kıta ile Sicilya adası arasında köprüden bahseden Meloni’nin popülerliği artmaktadır.
Seçimden önce Brüksel bürokratlarının ve finansçıların elinde olan AB politikaları ve avroya güvensizliğini açıkça ortaya koyan Meloni, AB komisyon başkanı Von der Leyen ile omuz omuza siyaset yapabilmektedir. Özellikle AB’nin geldiği yerden öteye gitme ihtimalinin oldukça zayıfladığı bugünlerde, hele de İtalyan ekonomisi güçlenirken açıktan AB karşıtlığı yapmamaktadır. Bir taraftan AB içindeki bağlaşıklarıyla “halkların Avrupası” politikasını savunurken diğer taraftan da AB politikalarının gücünün yetmediği mülteciler gibi alanlarda inisiyatif almaktadır. İtalya’nın çıkarına olan AB politikalarının sıkı takipçisi iken aynı zamanda ülkesinin zor durumda kaldığı alanlarda AB politikalarını revizyona ve değişime zorlayabilmektedir. Pragmatik Meloni siyasetinde “İtalya Avrupa’yı dönüştürüyor” sloganı AB karşıtlığının yerini almıştır.
Meloni, bir taraftan uluslararası sorunlarda uzlaştırıcı bir rol oynarken diğer taraftan da pragmatizmi ile sağ blokta kimsenin yerini dolduramayacağı bir bağlaç rolü üstlenmektedir. İtalyan siyasetindeki sağ-sol aksını zorlayan Beş Yıldız Hareketinin uzlaşmaya yanaşmayan sert politikaları istikrar sağlayıcı olmadığından kaybetmişti. Sol koalisyon ise hem lider çıkaramamakta hem de politikalarda uzlaşamamaktadır. İtalyan siyasetinde dengeler olduğu gibi kalacaksa Meloni, vadettiklerini henüz başaramamış olsa da büyük bir hata yapmadıkça iktidarını koruyacaktır. Yaptıkları ve istikrar sağlayıcı politik performansı Meloni’yi güçlendirirken, yapamadıkları üzerinden ortaya çıkardığı umut da karizmasını beslemektedir. Partisi FdI da İtalyan siyasetinde alışıldık olunduğu gibi Meloni kadar güçlü kalacaktır.
