Geçen ay başında Çin'de gerçekleşen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) liderler zirvesi dolayısıyla Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin 7 yıl aradan sonra Çin'de bulunması ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yakın etkileşimleri büyük sükse yaptı. Kriter okuyucuları bilir, geçen sayıda Hindistan'ın Amerika Birleşik Devletleri (metinde Amerika olarak geçecek) ile ilişkisinin Ağustos hatta Mayıs’tan bu yana bir türbülans dönemi geçirdiğini yazmıştım. Hindistan'ın son 20 yıldır destek gördüğü Amerika ile ilişkisi son 2 aydır dibi gördü. Çin ile yapay yakınlaşma gösterisi, zamanlama açısından manidar gelebilir.
Sonda söyleyeceğimi başta da söylemek istiyorum, Hindistan-Çin yakınlaşması yalnızca bir illüzyon. ŞİÖ zirvesinde Modi-Şi buluşması, gerçekte yalnızca bir şovdu, içerikten çok görsel üretti. Bolca iyimser kamuoyu mesajları duyuldu ancak temel yapısal anlaşmazlıklarda bir ilerleme yok. Somut sonuçların eksikliği, iki ülkenin birbirleri için rakip veya tehdit değil kalkınma ortağı olduğu gibi parlak retorikler üzerinden maskelendi. Yalnızca bir soru: Çin'in Sindoor Operasyonu sırasında Pakistan'a verdiği kapsamlı destek, sınır bölgelerine yoğun asker konuşlandırması, Hindistan'a kritik ürünlerin ulaştırılmaması, Hindistan üzerinde ciddi olumsuz etkileri olan dünyanın en büyük hidroelektrik ve altyapı projesinin başlatılması ve diğer çözülmemiş sorunlar dikkate alındığında, bu tür sonuçlar makul mü?
Bu ihtiyatlı normalleşme arayışı, Amerika ile kötüleşen ilişkiye karşı bir tepki olarak da başlamadı. Amerika ile türbülansa giren ilişki, daha öncesinden başlamış olan arayışın motivasyonunu artırdı. Dikkatinizi çekmek istediğim önemli bir nüans var: Çin'de bulunan Modi için gösterişli törenlere konuk olmak daha cazip gelebilecekken, neden yalnızca ŞİÖ zirvesine katıldı, Çin'in geçit törenine katılmadı? Ayrıca Trump'ın ticareti silahlandırma politikasının başlıca kurbanlarından biri olmasına karşın hemen sonrasında gerçekleşen Cinping ve Putin'in katıldığı BRICS sanal ticaret zirvesine de katılmadı, böylece Trump'ın gümrük vergilerine karşı birleşik bir BRICS cephesine iştirakten kaçındı. Burada hem Çin hem de Amerika için mesaj var: Çin ile ilişkisinin sınırını çiziyor, Amerika'ya göz kırpıyor; Çin'e temkinli bir normalleşme istiyorum fazlasını bekleme diyor, Amerika'ya dibe batmış olabiliriz ancak stratejik sabır gösterebilirim ama fazla da stratejik kırılganlık bekleme diyor.
Peki yakınlaşma bir illüzyon ise neden bir arayış var? Bir arayış var ise bu gerçekten bir illüzyon olmak zorunda mı? Bir ikilem var gibi gözüküyor ama bu bir ikilem değil, Hindistan-Çin ilişkisinin naturası. Yazıda, bu ilişkilerin dünü, bugünü ve yarınına dair büyük çerçeveye oturtulmuş özet bir değerlendirme yer alıyor.
Nasıl Başladı?
Hintler, stratejik akla sahip bir ulus ancak aynı zamanda duygusal insanlar. Bir ilişkinin nasıl bir temelde kurulduğu, nasıl bir geçmişi olduğu ve ne tür deneyimler yaşadığı, Hint hafızasında önemli yer tutar.
Hindistan-Çin ilişkileri tarihsel olarak güvensizlik temeli üzerine kurulu. Amerika'nın Soğuk Savaş'ta, 1950-60'larda, komünist Çin'in demokratik alternatifi olarak Hindistan'a yardım etmesi ve Sovyetler Birliği'nin Çin ile kendi soğuk savaşında, 1960-70'lerde, Hindistan ile iş birliği ilişkilerini derinleştirmesi, güvensizliği besledi. Sınır anlaşmazlıklarının gölgesinde gelişen istikrarsız ikili ilişkilerdeki güvensizliğin belirleyiciliği, iş birliğinden çok çatışmayı semirtti.
İki ülke ilişkilerinin tanımı şu: Sınır sorunları ile başlayan ve denizlere uzanan çatışmacı rekabet. Taraflar zaman zaman rekabetin çatışmacı doğasından uzaklaşma arayışına girse de ikili ilişkide güvenlik ikilemini tetikleyen rekabet dinamiği kalıcı bir faktör.
Hindistan'ın kurucu başbakanı Nehru, Çin'i Asya'da potansiyel bir ortak olarak gördü. Çin ile beraber diğer Güney Asya ülkelerini dahil eden bir Doğu Federasyonu oluşturma hayali vardı. Hindistan, komünist olmayan ülkeler arasında Çin'i ilk tanıyan ülkelerdendi. Soğuk Savaş'ta Bağlantısızlar çizgisinde hareket etmişlerdi. 1950'lerde ikili ilişkide öyle ılımlı bir hava vardı ki "Hindi-Chini Bhai Bhai, Hindistan ve Çin kardeştir" deniyordu. Ama bu uzun sürmedi. Daha 50'lerin ortalarından itibaren çatırdayan ılımlı kardeşlik veya Nehru'nun kardeşlik yanılgısı, 60'ların başında yerini keskin düşmanlığa bıraktı.
Küresel konjonktürde, Küba Füze Krizi ile Soğuk Savaş'ın en sıcak olduğu bir süreçte, dönemin Hint liderleri bir savaş olasılığı öngörmedi, Çin'in saldırı yapabileceğini hesaplamadı ve şu ana kadar hayatlarının en büyük yanlış hesaplamasını yaptı.
Hintler, toplumsal olarak kindarlığı uzun sürdürmezler ancak unutan bir ulus da değiller. Tarih yerinde duruyor.
Savaş tarihi, 20 Ekim-20 Kasım 1962'de resmi olarak ilan edilmemiş bir savaş kaydetti. Çin'in, ani saldırı ve tek taraflı ateşkes, geri çekilme ilan etmesi ile yürüyen bir savaş. Hindistan gafil avlanmıştı. Büyük şok yaşamıştı. Yenilmişti. Toprak kaybetmişti. Saygınlığı sarsılmıştı. İhanete uğramış hissediyordu. Aşağılanma duygusu yaşamıştı. 31 gün süren ve çok şiddetli olan 1962 Savaşı, ne zaman sonlanacağı belirsiz kalıcı bir Hindistan-Çin rekabeti başlattı.
1950'lerde ılımlı gibi gözüken ilişki, 60-70'lerde düşmancaydı. Soğuk Savaş sonrası değişen jeopolitik dengeler ile 80'lerde yakınlaşma eğilimi görülse de 90'lardan itibaren jeopolitik rekabet düzleminde konjonktürel yeniden yapılanma baş gösterdi.
İş birliği havası, konu sınır toprakları ve arka bahçe olduğunda çıkmaza giriyor, iş birlikçi ruhun etkisi sığ ve geçici oluyor. İki ülke arasında sınır sürtüşmeleri dinamik kalıyor ancak ikili ilişkinin iletişim kanallarını açık tutmak gibi hoş bir özelliği var. Sınır sorunu, kronik bir sorun ve müzakereler günü kurtarmak adına icra ediliyor. İlişkilerdeki yapısal sorunlar, ikili bağların düzgün gelişmesini önlüyor, güvensizlik atmosferinde şekillenen ilişkilerin genel doğası kırılgan oluyor.
Ne yazık ki zemin gerçekliği şu: Tarihsel olarak Himalayalar'ın ayırdığı iki farklı düzlemde kendi alanlarının efendileri olan ve güç paylaşımı konusunda deneyimi bulunmayan iki ülkenin yükselişleri, kaygıları, beklentileri ve çıkarları ekseninde stratejik derinliklerinin artması, ikili arasındaki stratejik alanı azalttı, böylece anlaşmazlık olasılığını artırdı. Çin hâlâ Hindistan'ın 1962 yenilgisini aldığı dönemdeki algıya sahip ve bu Çin'e her zaman Hindistan üzerinde psikolojik ve taktiksel üstünlük sağlıyor.
Çin'in üstünlüğü sınırlar için de geçerli. Tartışmalı sınırların Çin tarafındaki arazi ile Hindistan tarafındaki arazi bir değil; Hint tarafına erişim daha zor, matematiksel denklik yok. İki ülkenin sınırlarını ifade eden Fiili Kontrol Hattı kavramının, açıklıktan yoksun ve açık uçlu olması Çin için esnek bir statüko kullanımı sunuyor. Çin'in Pakistan ile her koşulda ortaklığı, Tibet hakkındaki kuşkuları, Hint Okyanusu'na bağımlılığı ve Hindistan-Amerika ikilisine yönelik kaygıları gibi öncelikli çıkarları, sınır sorununu Hindistan ile ilişkisinde bir kaldıraç olarak canlı tutmasını mümkün kılıyor.
Nasıl Gider?
Belki de Hindistan-Çin-Rusya ortaklığı ideal olabilir, ancak dünyada geçer akçe idealizm değil realizm. Üç ülkeyi aynı hizada hayal eden görüşler, buna pek çok isim verdi: RIC üçlüsü, Primakov üçgeni, troika veya Hindistan'ı temsilen fil, Çin'i temsilen ejderha ve Rusya'yı temsilen medyaya göre ayı Putin'e göre Amur kaplanı, yani fil-ejderha tangosu veya fil-ejderha-ayı/kaplan dansı.
Rusya, uzun zamandır Hindistan ve Çin'i çok kutuplu dünya vizyonunun kilit oyuncuları olarak görüyor. Hindistan ve Çin ise üçlü uyum konusunda hiçbir zaman Rusya kadar istekli olmadılar. Gerçekçi olalım: Hindistan ve Çin için rekabet uyumun önüne geçer. Hindistan Rusya'ya güvenebilir ancak bir yere kadar. Hindistan, Çin liderliğinde Rusya destekli ABD-Batı dışı/karşıtı bir dünya düzeni istemiyor.
Gerçekçi olalım: ABD-Çin rekabeti nasıl yapısal olarak uzlaşmaz ise, Hindistan-Çin rekabeti de benzer biçimde yapısal olarak uzlaşmaz bir nitelik taşıyor. Her iki denklemde Rusya joker oyuncu gibi gözüküyor olsa da Çin'in küçük ortağı konumuna indirgenmiş durumda. Hindistan için Rusya, dış politika özerkliğinin bir hatırlatıcısı olarak ilişkileri sıcak tutmanın hâlâ çok değerli olduğu bir oyuncu ve bu normal koşullarda geçerli.
1962'den 2000'lere dek Hindistan-Çin ilişkileri iki faktör ile şekillendi: Hindistan, kendinde derin izler bırakan 1962 yenilgisi ile Çin'den korkarak ve güven kaybı yaşayarak Çin'e karşı ne politik ne de diplomatik manevra alanı geliştirebildi; Çinli liderler, Hindistan'ın Asya politikalarında bir faktör olmaktan çıktığı algısını taşıdı. Artık Hindistan-Amerika yakınlığı ve Hindistan'ın gelişimi Çin'in öncelikli kaygıları arasında. Kuşak ve Yol Girişimi gibi hegemonik bir proje sahibi Çin, hegemon güç olmak istiyor ve bunun için bölgede Hindistan'ı bypass etmesi ya da dizginlemesi gerekiyor.
Hindistan aleyhinde asimetrik eş zamanlı yükselişin belirsizliği ile birbirlerinin eylemlerini kendi çıkarlarına tehdit olarak algılayan iki ülke, klasik güvenlik ikilemine kilitleniyor. Hindistan-Amerika ortaklığı Çin için, Çin-Pakistan ortaklığı Hindistan için bir çevrelenme korkusu. Hindistan'ın Çin'i tecrit veya kontrol etme gücü yok, kendi ekonomik-askeri gücünü geliştirerek ve başka ülkeler ile güçlü ilişkiler kurarak Çin'in gücünü dengelemekten başka çaresi yok.
Çin, Hindistan'ın radarında ancak Hindistan aynı ölçüde Çin'in radarında değil. Hindistan dış politika dikkatinin ve askeri kaynaklarının çoğunu Çin'e odaklarken Çin'in başlıca stratejik kaygısı, Amerika'nın Hint-Pasifik'teki askeri varlığı ile ilgili. Hindistan'ın Amerika ile geliştirdiği yakınlığın boyutu, Amerika'nın Çin'e karşı Hindistan kartını kullanması için manevra alanının kapsamını tanımlıyor, Amerika'nın Hindistan ile birlikte Hint-Pasifik'teki artan varlığının ölçüsü Çin'in tehdit algısının derecesini belirliyor. Çin, Hindistan'ı Amerika'ya ne kadar iterse Hindistan o kadar Amerika yörüngesine girer.
Amerika-Hindistan arasındaki son çekişme, stratejik sabrı ile bilinen Çin'in beklediği bir fırsat. Bu fırsat Çin'in Hindistan ile bazı konularda birlikte çalışarak bağlarını yeniden kurması için yeni olanaklar sunarken Hindistan-Amerika ortaklığının keskin kenarlarını yumuşatıyor. Hindistan-Çin ilişkisinin nasıl gideceği Çin'e bağlı; Hindistan'ın çıkarlarını, kaygılarını ve beklentilerini kabul etme isteğine. Mevcut veriler pek cesaret verici değil. Hindistan'ın Çin ile yumuşaması ancak bir yere kadar gidebilir. Fiili Kontrol Hattı başlı başına güvensizlik kaynağı, Hindistan-Pakistan arasında ciddi gerginliklerin yaşandığı bir dönemde, Çin'in Pakistan ile ittifakı kaya gibi sağlam.
Modi 2014'te iktidara geldiğinden bu yana ikili ilişkiye kişisel olarak yatırım yaptı, 2018'e kadar Çin'i 5 kez ziyaret etti. 2020'deki sınır çatışması bu ivmeyi durdurdu, Modi'nin Çin'i tekrar ziyaret etmesi 7 yıl sürdü. Her iki ülkeden on binlerce asker, tartışmalı sınırlarda hâlâ konuşlandırılmış durumda. Daha birkaç ay önce Hindistan ve Pakistan kısa ama ölümcül bir çatışmanın ortasındaydı. Çatışmaya dolaylı olarak üçüncü bir ülke, Çin dahil oldu. Pakistan, savaş uçakları ve radar sistemleri dahil Çin yapımı ekipmanları yoğun bir şekilde kullandı. Çin'in Pakistan'a Hindistan'ın pozisyonları hakkında canlı girdiler sağladığı söylendi. Hindistan'ın Çin ile 99 milyar doları aşan büyüyen bir ticaret açığı sorunu var. Her iki ülke arasında birçok sektörde birbirlerine karşı hâlâ yüksek tarifeler ve vergiler bulunuyor. Çin, 1,4 milyar nüfuslu Hint pazarını Çin ürünlerine açmasını istiyor, Hindistan açığı kapatmadan bunu yapmaktan çekiniyor.
Çin, diğer çıkarları tehdit altındayken 1988-2008 arasında Hindistan ve çevresine karşı uzlaşmacı bir tavır benimsedi. 1988-91 yıllarında iç siyasi istikrar krizleri (Tiananmen) yaşadı ve Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile tek süper güç olan Amerika'nın tehdidi ile baş başa kaldı. Bu stratejik bağlam ve tek kutupluluk durumu karşısında Hindistan ile ilişkilerini ve çevresini istikrara kavuşturmaya çalıştı. Bu dönemde -1993, 1996, 2005, 2012 ve 2013’te imzalanan anlaşmalarla- tartışmalı sınırın yönetimi ve sınır sorununun çözümü konusunda somut ilerleme kaydedildi. Büyük güç rekabeti ve jeoekonomik çalkantıların onu bir kez daha çevresine ulaşmaya zorladığı günümüze gelirsek: Nisan’da 12 yıl aradan sonra ilk kez mahalle diplomasisi üzerine merkezi bir konferans düzenlendi ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin Ağustos ortasında Hindistan'a yaptığı ziyaret, sınır yönetimi, sınır sorunu ve üst düzey diyalog konularında geçici ilerleme sağladı. Hindistan, mevcut jeopolitik anın kendisine Çin ile taktiksel de olsa yeni bir modus vivendi (geçici çözüm) fırsatı sunup sunmadığı üzerinde düşünüyor.
Hindistan-Çin ilişkisinde dönem dönem görülen yakınlığın yapay bir niteliği var. Dış politikasında belirgin bir Batı yanlısı eğilim sergileyen Modi için Amerika ile ikili ilişkiler en önemli öncelik olmaya devam ediyor. Hindistan-Çin yakınlaşması illüzyon mu? Evet.
