Kriter > Dosya > Dosya / Ortadoğu |

Güvenlik İkileminin Gölgesinde Kırılgan Ateşkes: Nükleer Pakistan, Asimetrik Afganistan ve Büyük Güç Rekabeti


Afganistan, Pakistan Talibanı TTP’ye resmi destek sağladığını şiddetle inkar etse de TTP'nin Afganistan topraklarını güvenli liman olarak kullanması ve ideolojik yakınlık, Pakistan için kabul edilemez bir tehdit oluşturmaktadır. Bir tarafın kendini daha güvende hissetmek için attığı her askeri adım (Pakistan'ın hava saldırıları), diğer tarafı (Afganistan) kendini tehdit altında hissederek karşıt adımlar atmaya (Afgan Talibanı'nın sınır saldırıları ve TTP'yi tolere etmesi) itmektedir.

Güvenlik İkileminin Gölgesinde Kırılgan Ateşkes Nükleer Pakistan Asimetrik Afganistan ve
Pakistan tarafından Afganistan’da düzenlenen hava saldırısı Kabil şehrinde sivil yerleşimlerin ve evlerin yıkılmasına yol açtı. (Haroon Sabawoon / AA, 16 Ekim 2025)

Türkiye ve Katar’ın diplomatik gayretleriyle sağlanan son ateşkes, Pakistan ve Afganistan arasındaki tırmanışın kontrol altına alınmasında hayati bir rol oynamış olsa da kalıcı barışın önündeki yapısal engeller ve bölgesel güvenlik ikilemi varlığını sürdürmektedir. ABD'nin 2021’deki feci çekilmesinden bu yana yaşanan en ciddi sınır çatışmalarının ardından imzalanan barış anlaşması; jeopolitik rekabet, terör tehdidi ve dış faktörlerin karmaşık etkileşimi nedeniyle yeniden tırmanma riski altında kalmaya devam ediyor. Bu analiz, sağlanan diplomatik başarıya rağmen ateşkesin sürdürülebilirliğini tehdit eden güvenlik ikilemini ve büyük güç politikalarının belirleyici rolünü incelemektedir.

 

Temel Sorunsal: TTP Gölgesinde Sınırda Güvenlik İkilemi

Çatışmanın dinamikleri, iki farklı Taliban grubunun varlığıyla karakterize edilen derin bir güvenlik ikilemine dayanmaktadır. Afganistan’ın resmi idarecisi olan Afgan Talibanı ile Pakistan’a karşı asimetrik isyan yürüten ve engebeli Peştun bölgelerinde barınan militan bir hareket olan Pakistan Talibanı arası ayrım, İslamabad’ın güven sorununu anlamlandırmada kritik bir ilk adım olarak öne çıkmaktadır. Pakistan, kendi iç güvenliğini tehdit eden Pakistan Talibanı’nın (TTP) sınır ötesi hareketliliğini ve saldırılarını, Afganistan’ın devlet dışı aktörlere verdiği destek olarak algılamaktadır.

Afganistan, TTP'ye resmi destek sağladığını şiddetle inkar etse de TTP'nin Afganistan topraklarını güvenli liman olarak kullanması ve ideolojik yakınlık, Pakistan için kabul edilemez bir tehdit oluşturmaktadır. Pakistan’ın Kabil’e yönelik hava saldırılarıyla verdiği sert karşılıklar, Afganistan tarafından egemenlik ihlali olarak görülmekte ve bu da misilleme döngüsünü tetiklemektedir. Bir tarafın kendini daha güvende hissetmek için attığı her askeri adım (Pakistan'ın hava saldırıları), diğer tarafı (Afganistan) kendini tehdit altında hissederek karşıt adımlar atmaya (Afgan Talibanı'nın sınır saldırıları ve TTP'yi tolere etmesi) itmektedir. Bu klasik güvenlik ikilemi, diplomatik anlaşmalarla çözülemeyen yapısal bir güvensizlik döngüsü doğurmaktadır.

8 Ekim’den 15 Ekim’e kadar karşılıklı misillemelerle yoğunlaşan çatışmalara karşı Türkiye ve Katar arabuluculuğuyla Doha'da imzalanan barış anlaşmasının en kritik zorluğu, çatışmanın ana kaynağı olan TTP'nin masada olmamasıdır. TTP veya ona bağlı diğer grupların herhangi bir anlaşmaya tabi olmaması, Afganistan üzerindeki TTP faaliyetlerini kısıtlama sorumluluğunu artırmaktadır. Sınırın gözenekli yapısı ve Peştun kabilelerinin sınırlar ötesi hareketliliği düşünüldüğünde, Kabil yönetiminin TTP saldırılarını tamamen önlemesi neredeyse imkansızdır. TTP'nin bundan sonraki her eylemi, doğrudan Afganistan'ın ateşkese uymadığı şeklinde yorumlanacak ve güvenlik ikilemini yeniden alevlendirebilecektir.

Trump'ın Bagram planı, Afganistan üzerine büyük güç rekabetini yeniden gündeme getirdi, AA İNFO
Trump'ın Bagram planı, Afganistan üzerine büyük güç rekabetini yeniden gündeme getirdi. (Murat Usubali / AA, 19 Eylül 2025)

 

Büyük Güç Rekabeti: CENTCOM Girişimi ve Çin’in Tepkisi

Sağlanan ateşkesin kalıcılığını tehdit eden asıl dış baskının, Güney ve Orta Asya’da yeniden şekillenen büyük güç rekabetinden kaynaklandığı tartışmalara yansımaktadır. ABD’nin 2021’de Afganistan’dan çekilmesi sonrası oluşan güç boşluğunu değerlendiren Rusya-Hindistan-İran üçlüsünün bu süre içerisinde kendilerini dünyanın yeni kutbu ilan etmeleri, güçlü bir ABD reaksiyonuyla karşılaşmış ve bu reaksiyon, ABD’nin Pakistan kolaylaştırıcılığıyla Bagram Hava Üssü’ne geri dönüş arzusunu açıklamasıyla neticelenmiştir. Bugünlerde ABD’nin Afganistan’a geri dönüşüne karşı ortaya çıkan net bir Afgan Talibanı reddi ve son dönemlerde artan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) faaliyetleri, ABD’nin bölgedeki varlığını Pakistan üzerinden sağlayacağı görüşlerine güç kazandırmıştır.

CENTCOM, bölgedeki enerji boru hatlarına erişim ve Taliban'ı zayıflatma stratejisi kapsamında Pakistan ile yakınlaşma çabalarını hızlandırmış ve özellikle Pakistan-Hindistan gerilimi sonrasında Pakistan içerisinde Ortak İstihbarat, Gözetleme ve Keşif (ISR) denemeleri ve terörle mücadele tatbikatları düzenlemiştir. Dahası, bölge ülkelerinin istihbarat raporlarına göre, ABD’ye ait Hermes 900, MQ-1B ve MQ-9 Reaper gibi gelişmiş insansız hava araçlarının (İHA), Pakistan'ın Belucistan bölgesindeki Dalbandin ve Turbat hava alanlarından kalkış yaparak Afganistan'ın Fara ve Nimruz bölgelerine saldırılar düzenlediği iddia edilmektedir. ABD-Pakistan stratejik ilişkilerindeki bu yeni yakınlaşmanın, Pakistan'ın geleneksel Çin ekseninden ABD’ye doğru hassas bir stratejik kayma yaşadığını gösterdiği yönünde tartışmaları alevlendirmiştir. Bu durum, diğer yandan Afgan Talibanı'nın en büyük endişesi olan ABD ile Pakistan'ın yeniden yakınlaşma ihtimalini gerçeğe dönüştürerek Kabil'i ABD karşıtı bloka itmektedir.

Pakistan'ın ABD'ye stratejik koridor sağlamasına yönelik Çin'in tepkisi ise bölgesel dengeler için kritik öneme sahiptir. Çin, bu yakınlaşmayı kendi ulusal güvenliğine (özellikle nükleer tesislerine yakın Bagram Üssü'ne olası ABD dönüşü) ve küresel rekabetine yönelik bir tehdit olarak algılamıştır. Bu kapsamda Çin'in askeri teçhizat sevkiyatını durdurması ve hatta Pakistan'a yaptırımlar uygulamaya başlaması, İslamabad üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Pakistan'ın Batı'dan gelen ekonomik yardımlara bağımlılığı nedeniyle attığı adımlar, en yakın müttefiki olan Pekin'i karşısına alma riskini beraberinde getirmektedir. Çin'in hem Pakistan'da hem de Afganistan'da (maden ve altyapı projeleri) önemli maddi varlıklarının bulunması, Pekin'i yükselen krizden en fazla rahatsız olacak aktör haline getirmektedir. Çin, Pakistan'ı cezalandırırken bile, bölgedeki istikrarın tamamen bozulmasını istememesi de Pekin’in ikilemini oluşturmaktadır.

 

Diplomasinin Sınırları ve İleriye Dönük Senaryolar

Türkiye ve Katar’ın başarılı arabuluculuğu, yalnızca askeri kapasite ve caydırıcılığın çözüm olamadığı bir ortamda diplomatik çabaların önemini vurgulamıştır. Çatışmanın 8-15 Ekim arasında topyekün bir savaşa dönüşmemesi, nükleer güç Pakistan’ın konvansiyonel üstünlüğüne karşı Afganistan’ın ağır zırh, modern uçak ve sofistike istihbarat yeteneklerinden yoksun olmasının bir sonucu olarak iki ülke arasında zuhur edebilecek konvansiyonel bir savaşın ne kadar düşük bir ihtimal olduğunu kanıtlamıştır. Ancak krizin derinleşme ihtimalinde asimetrik savaş riski hâlâ yüksektir. Afganistan, Pakistan’ı uzun süreli bir yıpratma savaşına çekme potansiyeline sahiptir. Pakistan’ın etnik Beluç ayrılıkçılar, Keşmir'deki militan gruplar ve DEAŞ gibi çok sayıda iç tehditle mücadele etmesi, uzun süreli bir asimetrik cepheden büyük zararlar görebileceği anlamına gelmektedir.

İç güvenlik krizleriyle boğuşan iki ülkenin doğal ticaret ortakları olması ve ekonomik krizlerini atlatmak için birbirlerine ihtiyaç duymaları ise gerilimi yatıştırabilecek en kritik iç dinamiktir. Pakistan’ın dış politikasını jeopolitikten jeoekonomiye kaydırma hedefi, Orta Asya’ya bağlantı kurabilmek için Afganistan ile istikrarlı ilişkilere duyduğu zorunluluğu artırmaktadır. Ancak son çatışma deneyimi, ikili çözüm çabalarının, hatta Pakistan, Çin ve Afganistan'ın yer aldığı üçlü formatın bile gerginliği kalıcı olarak engelleyemediğini göstermiştir. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde uluslararası müdahale veya Türkiye gibi tarafsız üçüncü ülkelerin üstlendiği arabuluculuk rolünün, ateşkesin kalıcılığını sağlamada ve mevcut güvenlik ikilemini aşmada kritik öneme sahip olması muhtemeldir. Aksi takdirde, TTP eylemleri ile büyük güçler rekabetinin bileşimi, bu kırılgan ateşkesi bozmaya mahkum bir gerilim sarmalını yeniden tetikleyebilecektir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası