Kriter > Çerçeve |

Başaramayacaksınız, Bizi Bölemeyeceksiniz!


24 Haziran’da bu millet bir kez daha destan yazacak. Bu millet bu ülkeyi böldürmeyecek. 24 Haziran cumhurun bayramı olacak.

Başaramayacaksınız Bizi Bölemeyeceksiniz

Evet, başaramayacaksınız... Evet, bizi bölemeyeceksiniz! 

Çağrımız Türkiye düşmanlarına! Bu çağrıyı yaparken iki dayanağımız var. Türkiye sevdalılarına güveniyoruz. Allah’ın yardımına inanıyoruz. Hepsi bu.

Dış desteğimiz yok. Sırtımızı Batılı efendilere yaslamış değiliz. Onların medya gücüne inanarak iş yapmıyoruz. Onların finansman desteğiyle ayakta durmuyoruz.

Bana soruyorlar. Yazılarında çok fazla “biz” diyorsun, “Siz kimsiniz?” diye. Biz kim miyiz?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Mayıs’ta açıkladığı İstanbul manifestosunda belirttiği gibi; “Biz, 15 Temmuz gecesi çıplak elleriyle tankları durduranlarız, o gece ölümü öldürenleriz. Biz, 15 asırdır Okçular Tepesi’ni bekleyenleriz. Biz, gölgesini üzerimizde hiç eksik etmeyecek o al sancağın bekçileriyiz. Biz, bu toprakları kanlarıyla yoğurarak vatan kılanlarız, şehitler tepesini boş bırakmayanlarız. Biz, Çanakkale ruhunu yeniden canlandırıp vatanı işgalden kurtaranlarız.”

Evet, biz buyuz. Ve evet Recep Tayyip Erdoğan bizim sesimiz.

Bize hep aynı yalanı söylediler. Savaşlar bitti dediler. Oysa savaşlar bitmedi, bitmeyecek.

Hep dedim, yine diyorum. İçinde bulunduğumuz bu dünya, önümüzdeki dünya, çatışmaların giderek artacağı bir dünya. Türkiye’de yaşayan, bu ülkenin mukadderatını dert eden insanlar olarak bu dünyaya hazırlanmaktan başka bir çaremiz yok.

Türkiye, bugün itibarıyla kimsenin tartışmaya açamayacağı şekliyle önemli bir “bölgesel güç”tür. Türkiye’nin bölgesel güç olma özelliği 2002’den sonra attığı doğru adımlarla mümkün oldu. Elbette Türkiye’nin bunu temin eden bir tarihsel derinliği var. Gelgelelim bu derinlik ancak 2002 sonrasında keşfedilebildi.

2002-2010 arasında sağladığı kapasite gelişimi Türkiye’nin bölgesel ve küresel bir güç olma iddiasını bütün dünyaya gösterdi. Bu dönem Türkiye’nin kendisine güzergah belirlediği bir dönemdir. Türkiye artık geçmişte olduğu gibi Batı’ya yahut herhangi bir küresel aktöre bağımlı olarak kendisine bir gelecek tayin etmeyeceğini, kendi ad ve hesabına hareket edeceğini bu dönemde dosta düşmana ilan etti. Türkiye bu dönemde küresel bir güç olma iddiasıyla sahneye çıktı.

Tam da bu nedenle Türkiye uluslararası statükonun ciddi tepkisiyle karşılaştı. Bu tepkiler zamanla saldırılara ve kuşatma girişimlerine dönüştü. Evet, 2013 sonrasında Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı yıpratma savaşının nedeni bölgesel bir güç olan Türkiye’nin küresel güç olmasını engellemekti.

Ne zaman ki artık Türkiye’nin ve onun lideri Erdoğan’ın birtakım yumuşak müdahalelerle yolundan döndürülmeyeceği anlaşıldı işte ondan sonra sert müdahaleler ardı ardına gelmeye başladı. Ülke etap etap gerçekleşecek olan bir yıpratma savaşına muhatap oldu. Bu yıpratma savaşı bugün de finansal ataklarla, ekonomik müdahalelerle devam ediyor. Türkiye geçmişteki saldırıları nasıl savuşturduysa bunu da savuşturacak.

Başaramayacaksınız, Bizi Bölemeyeceksiniz!

Beka Mücadelesinden Dönüş Yok

2013’te Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nin fikir babaları arasında yer alan bir zat şöyle yazıyordu: “Başbakan Erdoğan bir çıkmaz yola girdi, çünkü dünyadaki değişimi doğru okuyamadı. İdeolojik saplantıları, kısa sürede dünya lideri olma hevesi ve merceğinin yetersiz olması, küresel resmi doğru okumasını engelledi ve onu bir çıkmaza sürükledi.”

Halbuki Erdoğan dünyadaki değişimi doğru okumuş ve bir süredir Türkiye’yi bu değişime hazırlamaya çalışıyordu. Erdoğan “kısa sürede dünya lideri olma hevesi”ne kapılmadı Türkiye’yi küresel bir aktör yapma çabası içine girdi.

Kimileri keşke girmeseydi diyor. Keşke bu kadar bedel ödemeseydik diyor. Başka türlü bu istiklal, istikrar ve istikbal mücadelesini verebilir miydik? Hayır, veremezdik. Peki, bu saatten sonra geri adım atabilir miyiz? Hayır, atamayız.

Bir kere böyle bir iddiayla sahneye çıktıktan sonra geri adım atamazsınız. Ya teslim olursunuz ya yolunuza devam edersiniz. Artık bu mücadele sizin için varlık yokluk mücadelesine dönüşmüştür. Bu anlamda evet Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı mesele bölgesel bir gücün küresel bir güce dönüşme mücadelesidir. Bu mücadelenin lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan’a dönük müdahaleler Türkiye’nin bu mücadelesine son vermek, Türkiye’yi bu yoldan geri çevirmek içindir.

Her kim ki uluslararası alanda böylesi bir mücadele vermişse Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı türden meydan okumalarla karşı karşıya kalmıştır. Fakat burada Türkiye’nin bir istisnai durumu var.

Türkiye tarihsel derinliğine referans vererek önce bölgesel bir güç halini alıp küresel bir güç olma iddiasıyla sahne aldıktan sonra kendisine yönelen saldırılar sadece muhatabını durdurmak üzere değil onu yok etmek üzere gerçekleşen saldırılara dönüştü. Amaç nedir? Türkiye’yi basit bir şekilde 2002 öncesine döndürmek mi? Hayır, onu bölmek, parçalamak...

Bu saatten sonra verilen mücadelenin adı beka mücadelesidir, istiklal mücadelesidir. Bu mücadelede geri adım attığınız an itibarıyla muhataplarınız Türkiye’nin bir daha böyle bir iddiayla ortaya çıkamaması için çalışacaklardır. Bir başka deyişle Türkiye’yi çevrelemek ve parçalamak üzere adım atacaklardır. Şu anda yapmaya çalıştıkları da bu.

Başaramayacaksınız, Bizi Bölemeyeceksiniz!

Terörü Kaynağında Kurutma Stratejisi

Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihi ile birlikte ilk defa savunmadan saldırıya geçti. Bu dönüşümün merkezinde halk vardı.

Türkiye 15 Temmuz’dan sonra bir küresel güce dönüşmek için başına sarılan belaları def etmesi gerektiğini biliyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz’dan sonra bu arınma ve tasfiye siyasetini çok daha sonuç alıcı şekilde yürüttü. Bunun nedeni toplumun bu yöndeki talebiydi ve Erdoğan bu talebi net bir biçimde gördü.

15 Temmuz’dan sonra terörle mücadelede yeni bir anlayış geliştirildi. Terörü kaynağında kurutma stratejisi hayata geçirildi. Artık meselesinin tek başına terör örgütlerinin ülke içindeki operasyonlarının engellenmesi olmadığı ortaya çıktı. Esas olan meselenin terör örgütlerinin lojistiğini, ideolojik beslenme kaynaklarını, uluslararası desteklerini bulmak ve onları kaynağında kurutmak olduğu ortaya çıktı.

Bu yönüyle Türkiye’nin terörle mücadelesi son derece girift bir mücadeledir. Birbiriyle mücadele eden terör örgütleri Türkiye söz konusu olduğunda ittifak kurdular. Türkiye devleti 15 Temmuz’dan sonra bu örgütlerle entegre bir mücadele stratejisi yürüttü. Bir yandan FETÖ’yü devletten temizleme adına önemli adımlar attı. Öte yandan önce Fırat Kalkanı Harekatı’yla DEAŞ’a, sonra Zeytin Dalı Harekatı’yla PKK’ya büyük bir darbe vurdu.

Türkiye şunu gösterdi: Ben terörle sadece kendi sınırlarım içinde mücadele etmeyeceğim. Terörü kendi beslendikleri alanda imha edeceğim. Böylelikle sınırlarımı güvenli hale getireceğim ve terörün sızmasını engelleyeceğim.

Bu, Türkiye’nin dış müdahale kanallarının kapanması anlamına da geliyor. Türkiye’de uzun yıllar dış müdahale kanalları açık kaldı. Bu da ülkede kaos, karmaşa ve istikrarsızlığa neden oldu. Yeni dönemde farklılaşan şey bu dış müdahale kanallarını ortadan kaldırmak oldu.

Bu noktada atılan bir diğer önemli adım ise Türkiye’nin hükümet sistemi krizini çözmesidir. Türkiye’nin 16 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmiş olması dış müdahaleleri zorlaştıran bir unsur oldu. Neden? Çünkü Cumhurbaşkanlığı sistemi ülkede siyasal istikrarı kurumsallaştırma, güçlü siyasal liderliği bir istisna olmaktan çıkarıp bir norm haline getirme, bürokratik oligarşiyi ortadan kaldırıp yerine hızlı karar alma mekanizmalarını yerleştirme, çift başlılığı ortadan kaldırma ve yasama, yürütme ve yargı organlarının sadece kendi faaliyet alanlarına odaklanmasını temin etme anlamında önemli bir imkan sundu.

Siyasal sistem krizini çözememek tarihimiz boyunca bize ağır travmalar yaşattı. Sadece 2015’in Haziran’ıyla Kasım’ı arasında yaşadıklarımız bile hükümet sistemi meselemizi çözmemizin ne denli önemli olduğunu bize gösterdi. Halk 16 Nisan’da bu sistem krizini yapısal olarak çözüme kavuşturdu. O gün açılan süreç 24 Haziran 2018’de tamamlanmış olacak. 24 Haziran’dan sonra yeni sistem yürürlüğe girecek.

Dış Müdahale Kanallarının Anahtarı: 24 Haziran

Türkiye bu istiklal mücadelesini, küresel bir güç olma çabasını her şeyden önce ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel alanlardaki bağımlılıklarından kurtularak başarabileceğini düşündü. 15 Temmuz’dan sonra ise Türkiye söz konusu mücadelede başarı elde edebilmek için bağımlılıklardan kurtulma çabasının tek başına yeterli olamayacağını, aynı zamanda dış müdahale kanallarının da kapatılması gerektiğini anladı. Bu noktada bir yandan terörle mücadelede yeni bir anlayışla hareket etmeye başladı. Diğer yandan hükümet sistemi sorununu kalıcı olarak çözüme kavuşturdu. Askeri anlamda müdahalelerin önünü kesmek için savunma sanayiinde önemli atılımlar gerçekleştirdi. Ve son olarak Türkiye finansal müdahaleleri engellemeye dönük bir çaba içine girdi. Ne var ki bu alanda istenilen mesafe henüz alınamadı. 24 Haziran’dan sonra Türkiye’nin önündeki en önemli mesele ülkeyi dış finansal ataklara ve manipülatif adımlara karşı korunaklı hale getirebilmektir. 24 Haziran’dan sonra sistemsel dönüşüm tamamlanacak ve bu da ekonomi yönetimini daha güçlü hale getirecektir.

Seçime giderken bir yandan ülkenin beka meselesini konuşacağız bir yandan da yeni sistemin getirdiklerini. Ve diğer taraftan 24 Haziran sonrası vatandaşa sağlanacak imkanlardan, taahhütlerden bahsedeceğiz.

Elbette seçmen rasyonel hareket edecek. Ancak bu rasyonalite kuru bir rasyonalite olmayacak. Nihayetinde seçmen istiklalimize kastedildiğinde bu ülkenin geleceğinin olmayacağını hep aklında tutacak. Bu yüzden Cumhur İttifakı bileşenlerinin cumhur karşıtı ittifakın ve onların Batı’daki dostlarının aksi yöndeki bütün propagandalarına rağmen Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı beka meselesini topluma döne döne anlatması gerekiyor.

24 Haziran’da bu millet bir kez daha destan yazacak. Bu millet bu ülkeyi böldürmeyecek. 24 Haziran cumhurun bayramı olacak.


Etiketler »