Kriter > Çerçeve |

İstanbul Mutabakatı


Başkan Erdoğan’ın “zafer anıtı” olarak nitelediği yeni havalimanı Türkiye’nin hava taşımacılığındaki iddiasını ispatlayan büyük bir adım olmuştur. İstanbul’un yükselişiyle Türkiye’nin şahlanışı birbirini tamamlayan parçalardır.

İstanbul Mutabakatı
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (arka solda), Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (arka sağda), Almanya Başbakanı Angela Merkel (solda), Dörtlü İstanbul Zirvesi, Vahdettin Köşkü, 27 Ekim 2018

İstanbul üç önemli olay sebebiyle Ekim’de dünya gündeminin ilk sırasındaydı. Her birisi sembolik anlamlar taşıyan olaylar sonuçları açısından Türkiye’nin bu coğrafyanın “kilit ülke”si ve İstanbul’un da “yükselen şehir” olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Önce 2 Ekim’de Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan konsolosluğuna girdikten sonra kaybolmasıyla uluslararası kamuoyunun dikkatleri İstanbul’a çekildi. Türkiye’nin bu kaybolmayı etkin şekilde soruşturması ve iletişimini başarılı bir şekilde yönetmesiyle Riyad, Kaşıkçı’nın “planlı bir cinayet”e kurban gittiğini kabul etmek zorunda kaldı. Türkiye’nin olayı şeffaf, hızlı ve etkin bir şekilde araştırması küresel ölçekte pozitif yansımaları beraberinde getirdi. Faili meçhul bırakılmak suretiyle sorumluluğu Türkiye’nin üzerine yıkılması planlanan bu cinayet Suudi Arabistan’ın bölgesel rolünü ve emellerini sorgulatan ciddi bir meşruiyet krizini beraberinde getirdi.

İkinci olay 27 Ekim’de Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa liderlerinin İdlib ateşkesi ve Suriye’nin geleceğini konuşmak üzere Vahdettin Köşkü’nde toplanmasıydı.

Ankara’nın yürüttüğü aktif diplomasinin sonucu olan dörtlü zirve katılan ülkelerin hepsine önemli katkılarda bulunan, sembolik yönü güçlü bir toplantıydı.

ABD’nin yer almadığı zirvede Astana sürecinin iki önemli aktörü olarak Rusya ve Türkiye, Avrupa’nın iki lider ülkesini Suriye denklemine ekleme başarısını gösterdi.

Üçüncü sembolik hadise de 29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti’nin 95. yıl dönümünün İstanbul’da yeni havalimanının açılışıyla kutlanmasıydı.

İlk etabının açılmasıyla yılda 90 milyon, dört etabın tamamlanmasıyla da 200 milyon yolcu kapasitesine ulaşacak olan havalimanının adı “İstanbul” olarak ilan edildi.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde aktif politikalarının başarısını billurlaştıran bu üç olayın da kesişim noktası kadim şehrimiz İstanbul oldu.

Ekim’deki bu üç olay insanlığın vicdanı, adalet duygusu ve diplomasi bağlamında İstanbul’u öne çıkarmıştır. Dünyanın nabzı adeta İstanbul’da atmıştır. Yaşananlar hem gelmekte olan bölgesel fırtınayı hem de düzen ve barışın kurucu ülkelerinden Türkiye’nin önemini işaret ettiği için söz konusu durumu “İstanbul mutabakatı” şeklinde tanımlamak mümkündür.

İstanbul Mutabakatı-Burhanettin Duran29 Ekim 2018'de Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın açılışını gerçekleştirdiği İstanbul Havalimanı

Fırtına Öncesi Kaşıkçı Cinayeti

Suud hanedanı içindeki bölünme sebebiyle muhalefete geçen ve Veliaht Selman’ın hedefi haline gelen Kaşıkçı’nın vahim bir şekilde öldürülmesi sıradan bir siyasi cinayetten öte anlamlar taşımaktadır. En genel anlamda Arap İsyanları’nı bastıran karşı devrimci yönetimlerin ne ölçüde kanlı bir iktidar oyunu oynadıkları tüm dünya halklarına gösterilmiştir. Bu durumu “Ortadoğu’da otoriterliğin çöküşü” olarak niteleyenler olmuştur. Kuşkusuz şimdilik bu otoriter rejimlerin ayakta olduğu açıktır. Ancak Kaşıkçı’nın katledilmesi bölge halkının yüreklerine ileride fırtına haline dönecek yeni adalet, özgürlük ve onur taleplerini ektiği gerçeğini de görmezden gelemeyiz. On yıl sonra mevcut otoriter rejimlerden hangisinin tek parça kalacağının kestirilemeyeceği bir istikrarsızlık dönemine girildiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Dahası yeni bir bölgesel dizayn peşinde koşan ABD-Suudi Arabistan-BAE-İsrail-Mısır hattının Ortadoğu’ya istikrar, barış ve huzur getirmekten uzak olduğu ve bu cinayet sebebiyle öncelikle Suudi Arabistan sonra da ona destek veren ülkelerin derin bir meşruiyet krizinin içine savrulduğu aşikardır.

Veliaht Selman için Washington’da hazırlanarak pazarlanan “ılımlı, reformcu” lider algısının yerini yine Washington ve diğer dünya başkentlerindeki “cinayetten şüpheli” veliaht imajı almıştır. Sorgulanan durum hem ABD’nin Ortadoğu politikalarını yürütürken kimlerle ortak ilişkisi kurduğu hem de bu şüpheli ortakların bölge için hangi emelleri beslediğidir.

İslam dünyasına, liderliği tartışılan ve rol model olarak sunulan Veliaht Selman’ın içine yuvarlandığı meşruiyet krizi bölgesel aktörlerin politikalarını da yeniden muhasebe etme zorunluluğunu doğurmuştur.

İran’ın yayılmacı hırsının gündem yapılarak sınırlandırılması için Trump yönetimiyle gizli pazarlıklara giren ve “Arap NATO”su peşinde koşan Suudi Arabistan’ın bölgesel yaklaşımının da benzer yıkıcı etkilerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Yemen iç savaşına Suud müdahalesi milyonları açlıkla yüz yüze getirmiştir. Kaşıkçı cinayeti ise BAE ile yakın iş birliği içindeki Suud’un bölgesel operasyonlarının karanlık yönünü sobelemiştir. İran ve Suud’un bölgemizde üstlendiği benzer yıkıcı roller ister istemez Türkiye’yi bir istikrar adası olarak öne çıkarmaktadır.

Türkiye, ülkelerinin geleceği için demokratik yarınların hayallerini kuran Ortadoğulu aydınlar için örnek ülke durumundadır. Otonom dış politika ve dünya ile entegre olmayı sentezleyen bir tecrübeyi yansıtmaktadır. Söz konusu olan romantik bir “model” tartışmasından ziyade somut bir tecrübenin başarılarıdır.

Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtülmesini engelleyen Türkiye halkların adalet duygusuna tercüman olmakla kalmamakta aynı zamanda bölgesinde dengeleyici ve istikrarı arayan bir politika yürütmektedir. Kutuplaşma, yayılmacılık ve yaptırımları reddeden bu siyasetin adı da –tekrarlamakta fayda görüyorum– “İstanbul mutabakatı”dır.

Suriye’nin Geleceği ve İstanbul Zirvesi

Türkiye’nin ev sahipliğinde toplanan dörtlü zirve Türk diplomasisinin imrenilecek anlarından birisi olarak görülmelidir. Suriye sorunundan en fazla etkilenen ülke olarak Türkiye mültecilere sahip çıkmakla kalmamış aynı zamanda Astana sürecindeki rolü çerçevesinde Rusya, Fransa ve Almanya’yı Suriye’de siyasi çözümün aktif unsurları olarak bir araya getirmiştir. Esed rejimini siyasi çözüme zorlayan bu zirve Suriye’nin bütünlüğüne ve terör gruplarıyla mücadeleye yaptığı vurguyla Türk dış politikasının ana çizgisine katkı sağlayan bir doğrultuda sonuçlanmıştır. Ortak bildiride “ayrılıkçı gruplar”ın hedefe koyulması Ankara’nın YGP politikasını güçlendirecek bir mahiyet taşımaktadır.

Ayrıca “Fırat’ın doğusu” meselesini dünyanın daha fazla gündemine taşıyan bir zirve olmuştur. Nitekim Başkan Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna yönelik hazırlıkların tamamlandığını açıklaması yakın vadede Suriye’nin kuzeyinin hareketleneceğini göstermektedir. Aslında bu zirve “gelen dünyanın belirsizliğini karşılamada model ülke” diye tanımladığım Türkiye’nin yeni bir diplomasi başarısıdır. Avrupa ile Rusya’yı bir araya getiren zirvede Türkiye’nin dengeleyici ve birleştirici bir rol üstlenmesinin uzun vadeli gidişat açısından kritik bir önemi bulunmaktadır.

ABD’nin olmadığı zirve Washington’ın Suriye’de ana belirleyici aktör konumunu kaybettiğini de işaret etmektedir. Suriye’de ikincil aktör konumuna düşülmesi İran’ı Suriye’de sınırlandırma hedefini de sonuçsuz bırakacak bir konum olacaktır. Daha fazla angajman ise Trump yönetiminin ABD’nin küresel rolüne ilişkin görüşlerinin tersi bir gelişmedir. O halde ABD için Suriye krizinde az maliyetle yeni ortak (eski stratejik müttefik de diyebiliriz tabii) ihtiyacı ortadadır. Cenevre sürecinde aktif olmak isteyecek Washington’ın Ankara ile yakınlaşmaktan başka çaresi bulunmamaktadır. Bunun için de Obama döneminden kalan YPG politikasının revizyonu kaçınılmazdır. Hem Kaşıkçı suikastı hem de Suriye’deki gidişat Türkiye’nin bölgedeki en önemli muhatap olduğunu göstermektedir. Rusya’nın bile farkında olduğu ve iki yıldır Türkiye ile çalışarak önemli kazanımlar elde ettiğini ABD’nin görmemesi ve yeni bir başlangıç yapmaması hayretlik veren bir stratejik körlüğü işaret etmektedir.

“Zafer Anıtı” Havalimanı

“İstanbul mutabakatı”nın üçüncü parçası da İstanbul Havalimanı’nın açılması olmuştur. Başkan Erdoğan’ın “zafer anıtı” olarak nitelediği yeni havalimanı Türkiye’nin hava taşımacılığındaki iddiasını ispatlayan büyük bir adım olmuştur. Üç kıtanın birleştiği yerde olmanın stratejik imkanlarından birini kazanıma çeviren Türkiye, İstanbul Havalimanı’nı “Evinize Hoş Geldiniz” sloganıyla tüm insanlığın hizmetine açmıştır. Küresel bir marka olan İstanbul ile özdeşleşen bu yeni havalimanı Türkiye’nin ekonomik kalkınma hamlesinin önemli bir mega projesi olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır. Cumhuriyet resepsiyonuyla birleştirilen açılış töreni çok boyutlu mesajlar vermiştir. Türk toplumu için Cumhuriyet’i mega bir projeyle kutlamanın ayrıcalığı ve farkını yaşatmıştır. Bölgemiz için İstanbul’un ne denli önemli bir ekonomik, kültürel ve siyasi merkez olduğunu hatırlatmıştır. Uluslararası kamuoyuna da Türkiye’nin etrafındaki bölgede İstanbul’un tartışılmaz muhatap olduğunu yinelemiştir. İstanbul’un yükselişiyle Türkiye’nin şahlanışı birbirini tamamlayan parçalardır vesselam.


Etiketler »