Kriter > Çerçeve |

Türkiye Küresel Krizden Güçlenerek Çıkacak


Türkiye hem etrafındaki bölgenin hem de küresel türbülansın meydan okumalarını karşılamak için güçlü, iddialı ve hazır olmak mecburiyetinde.

Türkiye Küresel Krizden Güçlenerek Çıkacak
SETA'nın "Kuruluşundan Bugüne AK Parti Sempozyumu"nda Başkan Erdoğan Kürsüde,14 Ağustos 2018, Ankara.

Ağustos’un başından itibaren Türkiye kendisine yönelik ekonomik saldırıyla mücadele ediyor. Bu, son beş yılını dış kaynaklı türbülanslarla geçiren ülkemiz için yeni bir safha. Milletimiz 2013’ten bu yana karşılaştığı saldırılar sonucunda yeni bir milli siyasi bilinç üretti. Bu ortak bilinç sayesinde ekonomik saldırıya karşı da dayanışma ve direniş gösteriyor. Kur manipülasyonlarına direniyor.

ABD’nin yaptırımları, meselenin Pastör Brunson’ın tutukluluğu olmadığını gösterdi. Mesele, Türkiye’nin bağımsız aktör olmasını engellemek. Türkiye’yi tedip etmek. Eski kalıplara ve rollere sıkıştırmak. Etki alanını daraltmak. Başkan Erdoğan’ın “Oyunu gördük, meydan okuyoruz” demesi bundan...

Milletimiz de geleceğine sahip çıkarak başkaları tarafından kendisine biçilmiş rolleri kabul etmiyor. Aksine onuruna yaraşır şekilde Türkiye’nin uluslararası konumunu güçlendirme kavgası veriyor. Yükselen güçler arasındaki yerini koruma ve sağlamlaştırma hamlelerinde bulunuyor.

Bu kavgada Başkan Erdoğan’ın liderliğinin istisnai bir konuma sahip olduğu da herkesin malumu. Zira bugünün dünyasındaki kritik soru şu: Belirsizliklerin ve güç kaymalarının giderek arttığı bir dönemde kim daha etkili şekilde mücadele edebilecek? Yani kimler ayakta kalabilecek?

İttifakların yeniden tanımlandığı ve her ülkenin kendi başının çaresine baktığı bir dönemde güçlü liderlik olmazsa olmaz bir önemde.

Milletçe dayanışması güçlü, hızlı ve etkili kararlar alabilen sisteme sahip ülkeler krizleri daha iyi yönetebilir. Riskleri fırsatlara çevirebilir. Zira dünya siyaseti ayakta kalanların düzen kurabileceği yeni bir türbülans dönemine girdi.

Türkiye’nin İki Avantajı

Bu dönemde Türkiye’nin iki temel avantajı bulunuyor:

İlki Türkiye, psikolojik olarak bu yeni türbülansa diğer ülkelerden daha hazırlıklı. Elbette bunun ana sebebi Gezi Parkı Şiddet Eylemleri, 17-25 yargı kumpası ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi krizlerden Türkiye’nin güçlenerek çıkmasıdır. ABD ve AB tarafından bu krizlerde yalnız bırakılan Türkiye, FETÖ ve PKK gibi terör örgütleri ile mücadele ederek dik durmayı başardı.

İkincisi ülkemiz küresel türbülansı siyasi istikrar ve etkin bir liderlik ile karşılıyor.

Bu iki avantaj sayesinde Türkiye, aktörlüğünü güçlendirecek adımlar atabilecek konumda.

Ankara hem Irak ve Suriye’de devam eden iç savaşlarda hem de İran gibi yeni kriz alanlarında milli önceliklerini gözeten bir politika yürütebilecek durumda.

Bir diğer kritik husus ise dünyanın içine girdiği dönüşüm fırtınasının ne kadar süreceğini ve nereye varacağını bilmiyoruz.

Henüz bildiğimiz dünyayı kökten değiştirecek bu sürecin başındayız. Görüyoruz ki ittifaklar ve bunların mahiyetleri yeniden tanımlanacak. BM, NATO, AB, BRICS, G20 ve Şanghay Beşlisi gibi ittifaklar ve uluslararası kurumlar değişen güç dengelerine göre yeniden şekillenecek. Yeni stratejik ortaklıklar kurulacak. Belki de birçok deneme yanılma tecrübesinin ardından ülkeler yeni ortaklarını bulabilecek.

Bu yüzden türbülansın sonunun nereye çıkacağını henüz bilemiyoruz.

“Önce Amerika” hedefinin ABD’yi nasıl bir yere götüreceğini kestiremiyoruz. ABD “hegemonyası bitti” sonucuna varmaktan uzaktayız. Öte yandan uluslararası toplum için evrensel norm koyma anlamında ABD’nin ve Batı’nın meşruiyetinin tükendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Trump’ın güç düşkünlüğü ve ekonomiyi silah haline çevirmesi ABD bencilliğini tüm dünyanın gözüne soktu. Aynı zamanda bu, Batı’nın medeniyet iddiasındaki tükenişinin örtülemez tezahürüdür.

Bu kriz dönemini Maurice Godelier “dört yüz yıllık Batı tahakkümünün sonu” olarak niteliyor. Dünyamız bu anlamda “ABD ve Batı sonrası” bir yer olacak. Elbette ABD ve Avrupa önde gelen güçler olmaya devam edecek. Bu noktada ABD’nin düşüşü yorumunu abartılı buluyorum. ABD kendi imparatorluğunu farklı bir formda yenilemenin peşinde. Daha az maliyet ve daha az sorumlulukla...

Avrupa ise ortak bir dış politika ve uzun vadeli strateji kurma derdinde. Aksi takdirde güvenlik sorunları artabilir. “Avrupa fikri” tarihin tozlu sayfalarına geri dönebilir.

Yükselen güçlerin katkısıyla yeni normların üretilmeye çalışıldığı bir döneme geçeceğiz. Türkiye de Batı ittifakı içinde yer alan ve Batı dışı dünya ile nitelikli ilişki kurabilen bir ülke olarak yeni düzenin kurulmasında etkili olacak.

Türkiye Küresel Krizden Güçlenerek Çıkacak-Burhanettin DuranZeytin Dalı Harekatı, Afrin İlçe Merkezi, 18 Mart 2018

Kimler Hazırsa Onlar Güçlü Çıkacak

İçine girdiğimiz küresel türbülansa hazırlıklı olan ülkeler güçlenecek. Stratejik planlama, insan sermayesini seferber etme ve iç konsolidasyonunu pekiştirme hususlarında zayıf kalanlar yeni sorunlarla karşılaşacak.

Türkiye de bir süredir hem bölgesel hem de küresel türbülansın meydan okumalarına karşı hazırlık yapıyor. 24 Haziran 2018 seçimlerinin getirdiği istikrardan hareketle yeni bir kurumsallaşma ve kimlik tahkimi arayışında. Nitekim Başkan Erdoğan “güçlü Türkiye” hissiyatını pekiştirmek için sürekli tarihi dönüm noktalarına atıf yapıyor. Bir gün Cumhuriyet ile Osmanlı’yı, bir gün Selçuklu ile modern Türkiye’yi birbirine bağlayan sembolleri milletimizin gündemine getiriyor. Zira süreklilik ve değişimi sentezlemenin ayakta kalmanın, güçlü durmanın sırrı olduğunu biliyor.

Kut’ül Amare’den sonra Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümü kutlaması bunun son örneğidir. Erdoğan 1071, 1923 ve 15 Temmuz 2016’yı birbirine bağlayarak milli bilinci tahkim ediyor. Yüz yıllık Cumhuriyet’in modernleşme birikimi ile bin yıldır Anadolu’da birlikte yaşamanın tarihi köklerini birlikte harmanlıyor.

Türkiye’yi Yeniden Tanımlamak

Bu arayış, aslında Türkiye’nin yakın tarihini, dünya siyasetindeki yerini, ittifaklarını ve gelecek algısını yeniden tanımlamak demek.

Erdoğan, Türkiye’deki etnik grupların ortak kaderini Malazgirt Zaferi’ne bağlayarak “tek bir millet olma” duygusunu pekiştiriyor. Bu ülkede yaşayan tüm etnisitelerin; Kürdüyle, Çerkesiyle, Arnavutuyla Anadolu’ya sahip çıkmaktan ve dayanışma içinde olmaktan başka çaresi yok.

Hiçbir savaş ya da çatışmaya komşu olmayan Avrupa’da bile etnik kimliği kışkırtacak siyasi formüllerin çalışmadığı anlaşıldı. Özerklik tecrübeleri ayrılıkçı etnik milliyetçiliği azdırdı. Büyük ve orta ölçekli güçlerin mücadele sahnesine dönen bölgemizde ise birlik ve bütünlük en önemli güç ve refah kaynağı.

Bu itibarla hem Malazgirt ruhu hem de Rabia vurgusu Anadolu’daki birlikte yaşamanın garantisi. “Malazgirt ve Anadolu” Erdoğan’ın dilinde Müslüman olmanın, Türkiye’de yaşamanın, milli aidiyetin ve insanlığa karşı sorumluluğun sembolleri. Bu yükleri taşıyabilmek için Türkiye güçlü bir aktör olmak zorunda.

Nitekim Erdoğan’ın şu cümleleri bunu çok açık bir şekilde anlatıyor:

“Güçlü olmazsak bize, şu cihanda bir tek nefes alma imkanı, bir yudum su içme, bir lokma yemek yeme fırsatı vermezler. En küçük bir zafiyet gösterdiğimizde veya böyle algılanan bir durum ortaya koyduğumuzda üzerimize nasıl böyle hani kargalar var ya leş kargaları, akbabalar gibi çullandıklarını sizler de görürsünüz. İçimizdeki bazı gafiller sanıyorlar ki mesele Tayyip Erdoğan meselesidir. Sanıyorlar ki mesele, AK Parti meselesi. Hayır, mesele, Türkiye meselesidir. Mesele, milletimizin şahsında sembolleştirdikleri İslam meselesidir.”

Bu mesajları AK Parti’nin yayılmacı ideolojisi şeklinde anlayanlar Türkiye’nin tarihi ve coğrafi gerçekliğini inkar edenlerdir. Türkiye hem etrafındaki bölgenin hem de küresel türbülansın meydan okumalarını karşılamak için güçlü, iddialı ve hazır olmak mecburiyetinde. Ayakta kalmanın yolu etkili ve proaktif bir aktör olmaktan geçiyor. Yarının Türkiye’si dünün kalıplarına sığdırılmış bir Türkiye olamaz. Batı’nın ülkemiz için diktiği elbise çoktan parçalandı. Şimdi millet iradesine dayanarak Türkiye’yi türbülans döneminde güçlü tutma zamanı. Risklerden fırsatların ufuklarına taşınma dönemi.


Etiketler »