“Ayrışan Dünyada Diplomasiyi Sahiplenmek” temasıyla bu yıl dördüncüsü düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2025) en dikkat çekici başlıklarından birinin iklim değişikliği olması, bu meselenin ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Tam da Trump’ın ikinci döneminde, iklim değişikliği ile ilgili bir kırılmanın yaşandığı bir süreçte, bu meselenin tartışılması, iklim siyasetinin geleceğine dair yeni yaklaşımların gündeme getirilmesi, yeni döneme dair ipuçlarını da barındırmaktadır. Özellikle ABD Başkanı Trump’ın yeniden başkanlık seçimlerini kazanmasının ardından ABD’nin nasıl bir politika geliştireceğine dair çeşitli tartışmalar, ilgili çevreler tarafından yapılmaktaydı. Çevre ile ekonomi arasında derin bir karşıtlık olduğu fikrini benimseyen daha doğrusu çevreye ilişkin düzenlemeleri ekonomik gelişmenin önünde bir engel olarak gören ABD Başkanı, aslında 2017’de Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmişti. İklim değişikliği meselesini yeşil dolandırıcılık, aldatmaca (hoax) olarak da niteleyen Trump, kömür başta olmak üzere madencilik sektörünün geliştirilmesine yönelik bir takım yeni hamlelerde bulunarak bu konudaki tavrını açıkça ortaya koymuştur. Ancak dünyanın karşı karşıya kaldığı ve sorumlularının gelişmiş ülkeler olduğu iklim krizi, çözülmeye muhtaç bir durumdadır.
ADF Geleneğinin Oluşumu
Adil geçiş, hakkaniyet ve küresel çevre adaletinin sağlanması, afetlerle mücadele gibi konularda gelişmekte olan ve az gelişmiş olan ülkelerin desteklenmesi, büyük bir aciliyet arz etmektedir. Bu tartışmaların yaşandığı bir dünyada, ADF2025’te verilen mesajlar, bu aciliyetin ehemmiyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir. İlk olarak Haziran 2021’de “Yenilikçi Diplomasi: Yeni Dönem, Yeni Yaklaşımlar” temasıyla düzenlenen ADF2021’den sonra Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılan ve Eylül 2021’de yayımlanan “Daha Adil Bir Dünya Mümkündür” adlı eserin ortaya koyduğu vizyonun örtüşmesi, ADF’nin bir geleneğe dönüşeceğinin de habercisi sayılabilir. Nitekim 2022’de BM 77. Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Dünya Beşten Büyüktür, Daha Adil Bir Dünya Mümkündür” diyerek uluslararası topluma oldukça güçlü bir mesaj vermiştir. Aynı yıl düzenlenen ADF2022’de “Diplomasiyi Yeniden Kurgulamak” teması ile alternatif bir arayışa kapı aralanmış, ADF2024’te ise “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” temasıyla dünyanın karşı karşıya kaldığı krizlerin çözümünde diplomasinin gücü ön plana çıkarılmıştır. Çoklu krizlerin yaşandığı böylesi bir dönemde, krizlerin ve risklerin üstesinden gelmenin yolları aranırken aynı zamanda iklim krizi ve afetlere de ayrıca yer verilmiş ve bu eğilim, ADF2025’te de sürdürülmüştür.
Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel güç dengelerinde elde ettiği yeni stratejik ve jeopolitik konumun inşasında, diplomasinin gücü inkâr edilemez. Türkiye sadece bir alanda değil birden çok alanda kadim devlet geleneğinin mirasını da taşıyan diplomasinin bütün araçlarını kullanmaktadır. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan ADF2025’te yaptığı konuşmada bu yaklaşımı şöyle ifade etmiştir:
“İnsanlık, arka arkaya yeni teknolojik hamleler gerçekleştirirken uluslararası sistem çağa ayak uydurabilmesi noktasında aynı başarıyı sergileyemiyor. Terör, açlık, yoksulluk, ırkçılık, İslam düşmanlığı, göçmen karşıtlığı ve iklim krizi gibi tüm insanlığı ilgilendiren sorunlarla uğraştığımız bir dönemde uluslararası toplumun daha adil, daha vicdanlı politikalar geliştirmede maalesef yetersiz kaldığına şahit oluyoruz. … Türkiye, sahip olduğu tecrübe, tarihi, beşeri, kültürel zenginlik ve derinlik dolayısıyla dünyaya bu mesajı en rahat verebilecek ülkelerdendir.”
Türkiye Markası Proje
Yeni Dönemde İklim Diplomasisi ve Liderlik Panelinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; Paris İklim Anlaşması, 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi ve Sıfır Atık Hareketini Türkiye’nin iklim diplomasisinde öne çıkan stratejik konuları arasında saymıştır. Türkiye’nin kendi özgün konumunu koruyarak, kendi önceliklerini gözeterek sergilediği diplomatik girişimlerin etkisinin kalıcı ve sürdürülebilir olması açısından elde edilen kazanımlara sahip çıkılması gerekmektedir. Bu noktada Emine Erdoğan Hanımefendi tarafından himaye edilen Sıfır Atık Projesi’nin küresel bir harekete dönüşmesi sürecinde gerçekleştirilen diplomatik çalışmaların her birinin adım adım ince bir şekilde dokunarak ilerletildiğini vurgulamak gerekiyor. Bugün BM tarafından 30 Mart gününün Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak belirlenmiş olması, Sıfır Atık Danışma Kurulu’nun kurulmuş olması, bütün platformlarda Anadolu kadınını en güçlü şekilde temsil eden bir çevre hareketi olması ve en önemlisi bir Türkiye Markası olması projeyi çok daha anlamlı hale getirmektedir.
Diplomasinin Nabzı
Diplomasinin ve iklim siyasetinin en dikkat çekici unsurlarından biri de ekonomik ilişkilere olan etkisidir. Türkiye’nin döngüsel yeşil ekonomiye geçiş sürecini hızlandıran bir hedef olarak belirlenmiş olan 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, bu dönüşümü sağlamanın bütün araçlarını barındırmaktadır. Özellikle sanayide yeşil dönüşümün gerçekleştirilmesi bu hedefe ulaşmanın en kritik aşamasıdır. Türkiye hem Paris İklim Anlaşması hem de AB Yeşil Mutabakatına uyum için bir takım yasal düzenlemeler gerçekleştirmektedir. Özellikle ticaret sistemini de etkileyecek olan Türkiye Yeşil Mutabakat Eylem Planında hangi sektörlerde ne tür değişiklikler gerçekleştirileceği belirtilmektedir. AB ülkeleri ile olan ticaret hacmimiz bu değişimi beraberinde getirmektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un ifadesiyle “…döngüsel ekonomiye geçişi sağlayacağız ve bu sayede de Türk firmalarının, Türk sanayisinin, Türk üretiminin yeşil finansmana ulaşımını sağlayacağız. Yeni, yenilikçi ve temiz enerji arzını sağlayacağız. Yine sürdürülebilir ve akıllı ulaşımı tüm şehirlerimizde yaygınlaştıracağız.”
Yine iklim diplomasisinde öne çıkan bir başka konu da Türkiye’nin gerek iklim gerekse de çölleşme ile ilgili Taraflar Konferansı’na (COP) verdiği önem ve gündemi belirleme gücüdür. En son Bakü’de düzenlenen COP29 ve Riyad’da düzenlenen COP16’da Türkiye her iki alanla ilgili olarak hazırlamış olduğu eylem planlarını sunarak orta ve uzun vadeli yol haritalarını belirlemiştir. İklim diplomasisi konusunda COP31 ev sahipliği ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yürütmüş olduğu diplomatik girişimlerin olumlu sonuçlanması da Türkiye için oldukça önemli bir kazanım olacaktır. Sonuç olarak iklim krizinden en çok etkilenen ülkelerin başında gelen Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı ADF’de son 2 yıldır iklim krizinin merkeze alınması, iklim diplomasinin diğer alanları etkilemesinden kaynaklanmakta ve bu sürecin önümüzdeki yıllarda daha çok gündeme geleceği de hatırda tutulmalıdır.
