İklim ve çevre, küresel gündemde 30 yıldır önceliğini kaybetmeyen konuların başında yer alıyor. Çevre sorunları, ilk kez Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1972’de düzenlenen Stockholm Konferansı ile uluslararası düzeyde tartışılmaya başlanmıştı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) kurulması, konferansın düzenlendiği 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olarak kutlanması ve herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını ifade eden ve üçüncü kuşak haklardan biri olarak kabul edilen “çevre hakkı” kavramının kullanılması, bu konferansın en somut çıktıları arasında yer almaktadır. Çevrebilim literatüründe en çok kullanılan kavramlardan biri olan “sürdürülebilir kalkınma” kavramı ise 1987’de Gro Harlem Brundtland tarafından hazırlanan Ortak Geleceğimiz Raporunda yer almış ve yaygınlaşmıştır. 1992’de yine Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen Rio Zirvesi, bu temel kavramlar üzerinden günümüze kadar ve muhtemelen geleceği etkileyecek olan bir takım yeni politika araçlarını geliştirmiş ve çevre gündemini belirlemiştir. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi, bu zirvenin ardından imzaya açılmıştır. Bugün Taraflar Konferansı/Conference of the Parties (COP) bu sözleşmeler uyarınca düzenlenen toplantıları ifade etmektedir. Dolayısıyla 3 farklı alanda COP düzenlenmektedir.
COP Konularının Çeşitliliği
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi çerçevesinde 16 olağan toplantı ve iki olağanüstü toplantı gerçekleştirmiştir. 1994-1996 arasında Taraflar Konferansı, olağan toplantılarını her yıl düzenlemiştir. Daha sonra 2 yılda bir yapılması kararlaştırılmıştır. İlk COP, 1994’te Bahamalar’ın başkenti Nassau’da, COP16 ise 2024’te Kolombiya’nın Cali şehrinde yapılmış ancak tamamlanamamıştır. Aslında COP16’nın ev sahipliğini Türkiye’nin yapması kararlaştırılmış ancak 6 Şubat depremlerinden dolayı Türkiye, ev sahipliğinden çekilme kararı almıştır.
Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi uyarınca ilk COP, 1997’de İtalya’nın Roma şehrinde gerçekleştirilmiştir. İlk 5 COP, her yıl düzenlenirken 2001'den itibaren toplantılar iki yılda bir yapılmaktadır. Türkiye 2015’te düzenlenen COP12’ye ev sahipliği yapmıştır. Sonuncusu yani COP16 ise 2024’te Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde düzenlenmiştir.
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında ise ilk COP toplantısı, Mart 1995'te Almanya'nın Berlin şehrinde, COP30 ise geçtiğimiz günlerde Brezilya’nın Belém şehrinde düzenlenmiştir. İklim COP’ları ise 1995’ten bu yana düzenli olarak her yıl gerçekleştirilmekte iken 2020’de COVID19 pandemisinden dolayı ertelenmiştir.
Yukarıda çerçevesi ana hatlarıyla aktarılan ve üç farklı alanda düzenlenen COP’lar arasında en popüler olanı iklim ile ilgili olanlardır. Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması gibi önemli düzenlemeler bu COP’larda ortaya çıkmıştır. İklim değişikliği ile mücadelenin yol haritaları, yeni geliştirilen finansal enstrümanlar, döngüsel ekonomi gibi yeni ekonomi modelleri yine bu toplantılarda geliştirilmiştir. Türkiye’nin her üç alanda da etkin bir diplomasi izlediğini, özellikle Paris Anlaşmasının onaylanmasıyla birlikte iklim değişikliği konusunda proaktif bir rol üstlendiğini belirtmek gerekiyor.
COP31 Türkiye Hazırlıkları
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini ilan etmesiyle birlikte süreç, bir kamu politikasına dönüşmüştür. İklim değişikliğinin etkilerini çok derinden hissetmeye başlayan Türkiye, iklim değişikliği ile mücadele etmek üzere kurumsal kapasitesini geliştirecek yapısal düzenlemeleri hayata geçirmiştir. Çevre, Şehircilik Bakanlığının adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirilmiş, İklim Değişikliği Başkanlığı, İklim Değişikliği Uyum ve Koordinasyon Kurulu ile Türkiye Çevre Ajansı kurulmuş, orta ve uzun vadeli strateji ve eylem planları hazırlanmış, sanayide yeşil dönüşüm, Sıfır Atık ve döngüsel ekonomi ile ilgili çalışmalar hız kazanmıştır.
İşte Türkiye elindeki bu güçlü argümanlarla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un Brezilya’nın Belém şehrinde düzenlenen COP30’da yürüttüğü etkin diplomasi ile COP31’in başkanlığını ve ev sahipliğini üstlenmiştir. Nitekim Bakan Murat Kurum, “21 yılda hayata geçirdiğimiz devrim niteliğindeki kararlar sonrasında, iklim değişikliği ile mücadelemiz COP31 Taraflar Konferansı’na ev sahipliğiyle taçlandı. O tarihi adımlarla Türkiye, dünyadaki çevre politikalarını belirleyen en büyük platformlardan birinin direksiyonuna geçmiş; iklim değişikliğiyle mücadelede yalnızca takip eden değil, yol gösteren küresel bir aktör haline gelmiştir” diyerek elde edilen diplomatik başarıyı vurgulamıştır. 196 ülkenin liderler düzeyinde katılacağı COP31’in güçlü adayı Pasifik ülkelerin temsilcisi sıfatıyla Avusturalya’nın buradaki rolü ise “Müzakereler Başkanı-President of Negotiations” şeklinde belirlenmiştir. Avustralya, müzakereler ile ilgili iletişimi yönetecek, taslak metinleri hazırlayacak Pre-COP’un lojistik ve operasyonel sorumluluğunu yürütecektir. Yine bu süreç kapsamında, Pasifik’in iklim finansmanı ihtiyaçlarına odaklanan özel bir COP31 oturumu düzenlenecek ve Pasifik Dayanıklılık Fonu için taahhütlere zemin hazırlanacaktır.
Başkan ve ev sahibi Türkiye’nin konumu ise şöyle belirlenmiştir: Türkiye’nin temsilcisi COP31 Başkanı olarak seçilecek ve COP30 sonrası COP31 Başkanı-Designate olarak adlandırılacaktır. COP’un genel iletişimini ve Ev Sahibi Ülke Anlaşması yaparak bütün operasyonel ve lojistik süreçleri yönetmek, Yüksek Düzey İklim Şampiyonu (High-Level Champion) ve Gençlik Şampiyonunu (Youth Champion) atamak, COP31 Eylem Gündeminden sorumlu olmak. Türkiye burada COP31 oturumlarını açan/kapatan, siyasi liderlik sağlayan ve ev sahipliği yapan bir ülke olarak konumlanmaktadır. Böylece Türkiye, liderler zirvesini yönetip, gündemi belirleyerek, küresel iklim diplomasisinde büyük bir atılım gerçekleştirirken uluslararası görünürlüğü yüksek düzeyde olan büyük bir organizasyonu da yönetmiş olacaktır. Türkiye aynı zamanda; Sıfır Atık, yeşil dönüşüm, dirençli şehircilik, afetleri yönetme kapasitesindeki yüksek başarı, sosyal konut uygulamaları gibi marka değerlerini sunma fırsatı da yakalayacaktır. Öte yandan iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler arasında yer alan Türkiye, aynı konumdaki diğer ülkelerin iklim adaleti ve iklim finansmanı konusundaki çağrılarının temsilcisi olacaktır. Avustralya ile iş birliği ise Türkiye’nin Pasifik diplomasisine yeni bir ivme kazandıracaktır.
2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini adım adım gerçekleştiren, Sıfır Atık gibi küresel bir çevre hareketini dünyaya armağan eden, dirençli şehircilik ve yeşil kalkınma vizyonunu eş zamanlı olarak hayata geçiren ve bu anlamda heybesi dolu bir Türkiye, elde ettiği COP31 başkanlığı ve ev sahipliği statüsüyle birlikte yeni bir eşiği daha aşarak iklim diplomasisinde yol gösterici büyük bir hamleye daha imza attı. 2024’te Azerbaycan’da düzenlenen COP29’un ardından kısa bir süre sonra Türk dünyasından bu kez Türkiye’nin başkanlık ve ev sahipliği rolü üstenmesi ayrıca Türkiye’nin bölgesel liderliğini de pekiştirmiş oldu.
